hala aktif olarak kullanan var mı ki?5 - 10 yıl geriden gelen anne-babaların bile twitter'ı, instagram'ı olan bu zamanda sadece doğumgünlerini hatırlatmak ve okul bazlı paylaşımları takiben ayda yılda bir bakıyorum.
ah zamanında sabahlara kadar farmville'ler neler oynardık... allah'ın sopası yok işte mark...
britney'in o eşofmanlı, spor ayakkabılı cici hristiyan kız imajından çıkıp iyice açılıp saçıldığı, kadınlığa adım attığı hallerinin en güzel parçalarından. kendisine mr happy pharrell williams eşlik ediyor. onlarsız da olmaz onlarla da diyerek britney önemli bir konuya parmak basıyor.
for whatever reason,
i feel like i've been wanting you all my life
you don't understand
i'm so glad we're at the same place
at the same time, it's over now
i spotted you dancin'
you made all the girls stare
those lips and your brown eyes (oooh)
and the sexy hair
i should shake my thang
make the world want you (giggle)
tell your boys you'll be back
i wanna see what you can do (uh)
what would it take for you to just leave with me?
not tryin to sound conceited but
me and you were meant to be (yeah)
you're a sexy guy, i'm a nice girl
let's turn this dance floor into our own little nasty world!
boys!
sometimes a girl just needs one (you know i need you)
boys!
to love her and to hold (i just want you to touch me)
boys!
and when a girl is with one (mmm, mmm)
boys!
then she's in control!
took the boy off the dance floor
screaming in his ear
musta' said somethin bout me (what you say)
cuz he's lookin over here
you lookin at me (giggle)
with a sexy attitude
but the way your boys movin it (uh)
it puts me in the mood
ouw!
what would it take for you to just leave with me?
not tryin to sound conceited
but me and you were meant to be
you're a sexy guy, i'm a nice girl
let's turn this dance floor into our own little nasty world
boys!
sometimes a girl just needs one (i get nasty)
boys!
to love her and to hold (i get nasty)
boys!
and when a girl is with one (i get nasty)
boys!
then she's in control! (you like that? here we go..)
tonite let's fly
boy have no fear (have no fear)
there's no time to lose
and next week,
you may not see me here (uh-huh)
so boy just make your move (let me see what you can do)
boys!
sometimes a girl just needs one (i like that
boys! (i like that)
to love her and to hold
boys!
and when a girl is with one (it's gonna turn me on)
boys!
then she's in control!
come with me
let's fly into the night
oh boy, tonite is ours (it's just you and me baby)
when huggin me, make sure you hold me tight
let's head for the stars
get nasty!
moan moan moan, ouw !
boys!
sometimes a girl just needs one
boys!
to love her and to hold
boys!
and when a girl is with one
boys!
then she's in control!
beyonce'nin o dansa çağıran şarkılarının ritmi olmasa da, kendize özgü havası ve sözleriyle, özellikle ''bow down bitches'' ve ''i woke up like this'' ile sosyal medyayı kasıp kavuran şarkısı.
[intro:]
your challengers are a young group from houston
welcome beyoncé, lativia, nina, nicky, kelly, and ashley
the hip-hop rappin'
'girls tyme'
i'm out that h-town coming coming down
i'm coming down, drippin' candy on the ground
h, h-town, town, i'm coming down
coming, coming down, dripping candy on the ground
[verse 1 beyonce:]
i know when you were little girls
you dreamt of being in my world
don't forget it, don't forget it
respect that, bow down bitches (crown!)
i took some time to live my life
but don't think i'm just his little wife
don't get it twisted, get it twisted
this my shit, bow down bitches
bow down bitches, bow bow down bitches (crown)
bow down bitches, bow bow down bitches (crown)
h-town vicious
h, h-town vicious
i'm so crown crown, bow down bitches
i'm out that h, town, coming coming down
i'm coming down, drippin' candy on the ground
h, h-town town
i'm coming down
coming, coming down
drippin' candy on the ground
[verse 2: chimamanda ngozi adichie]
we teach girls to shrink themselves
to make themselves smaller
we say to girls,
"you can have ambition
but not too much
you should aim to be successful
but not too successful
otherwise you will threaten the man."
because i am female
i am expected to aspire to marriage
i am expected to make my life choices
always keeping in mind that
marriage is the most important
now marriage can be a source of
joy and love and mutual support
but why do we teach girls to aspire to marriage
and we don't teach boys the same?
we raise girls to see each other as competitors
not for jobs or for accomplishments
which i think can be a good thing
but for the attention of men
we teach girls that they cannot be sexual beings
in the way that boys are
feminist: the person who believes in the social
political, and economic equality of the sexes
[verse 3 beyonce:]
you wake up, flawless
post up, flawless
ridin' round in it, flawless
flossin' on that, flawless
this diamond, flawless
my diamond, flawless
this rock, flawless
my rock, flawless
i woke up like this
i woke up like this
we flawless, ladies tell 'em
i woke up like this
i woke up like this
we flawless, ladies tell 'em
say i look so good tonight
god damn, god damn
say i look so good tonight
god damn, god damn, god damn
momma taught me good home training
my daddy taught me how to love my haters
my sister told me i should speak my mind
my man made me feel so god damn fine, i'm flawless!
[verse 4 beyonce:]
you wake up, flawless
post up, flawless
riding round in it, flawless
flossing on that, flawless
this diamond, flawless
my diamond, flawless
this rock, flawless
my rock, flawless
i woke up like this
i woke up like this
we flawless, ladies tell 'em
i woke up like this
i woke up like this
we flawless, ladies tell 'em
say i look so good tonight
god damn, god damn
say i look so good tonight
god damn, god damn, god damn
[outro:]
the judges give champion skeleton crew 4 stars
a perfect score
and the challenger girls tyme receives, 3 stars
skeleton crew, champions once again
congratulations, we'll see you next week
jennifer garner'ın sadece enfes fiziği, ifadeleri ve yakın dövüş konusundaki yetenekleri ile değil ayrıca bir o kadar da oyunculuğuyla göz doldurduğu, kendisi ünlü yapan yapım. çocukluğumda cine 5'te verirlerdi, daha sonra digiturk birçok kez verdi ve en son birkaç yıl önce kanal d'de rastlamıştım.
3.sezondan sonra bozmaya başlamış ama yine temposunu korumuştur. dizi ilk başlarda çift taraflı ajan kız havasını ilerleyen sezonda mistik-paranormal olayları da hikayeye hayli katarak kendisine özgü bir yol çizmişti. üzerine nikita, covert affairs gibi benzeri birçok dizi geldi ama hiçbiri bir sydney bristow olamadı!
en güzel bölümlerinden biri de tarantino'nun hem yönetip hem oynadığı, sezon finali olan 2 bölümlük the box'tır.
en ideali. doktor karısı olmak nasıl kadınlar arasında bir ''wow'' etkisi yaratabiliyorsa aynı şekilde doktor partner de böyle bi hafiften insanın götünü kaldıranlardan.
yemekteyiz ile başlayan birbirimizi 70 milyonun karşısında gömelim akımının son versiyonu. bu realityler önce yemeklerle başladı, sonra kişilerin giyimiyle devam etti, daha sonra evde altın günleri, ev yenileme diye devam ederken en son bu çıktı. yarışmanın konusu ise şöyle: ''alanında uzman'' 5 kuaför, yoldan birilerini bulup onlara yeni bir imaj yapıyor, diğerleri de bunu oyluyor. klasik herkesin birbirinin yüzüne güldüğü ama puanlamada ''daha düşüğü olmadığı için 1'' verdiği gereksiz programlardan.
birkaç ay önce entel dantel bi derginin yaza merhaba partisine gittim arkadaşım vasıtasıyla. orda böyle işte yaz konsepti, hawaii teması falan yapmışlar. hepimizin boyunlarında çiçekten çelenkler. neyse, sonra aynı gece taksim'in hemen girişinde yine arkadaş hatrına/zoruyla yabanci bir dj dinlemeye gittik, tabi müzik ıptıs ıptıs hapçı müziği. girdiğimiz mekanın hemen yanı sanırsam pavyonla strip club arasında bir şeydi, seks işçisi translar vardı. biz de su almaya çok böyle hanım, cici bici bir kız arkadaşımla yandaki markete girdik, hemen arkamızda da bu ablalardan biri. ben böyle göğsümü gere gere boynumda çiçekle gezerken kendisi bana bir anda ''onu başka nerene takıyorsun?'' dedi. baya gururum okşandı diyebilirim.
zamanının en ucuz, en apaçi söylemlerinden. devamında ''only can god judge me'' geldi ve son 2-3 yılda yerini yolo ( yo only live once) ve hakuna matata aldı.
genelde vasıfsız ama çevresine özgür ruh imajı çizmek isteyen, vizyonsuz arkadaşların favori mottosuydu.
yabancıların gözümüze bu kadar çekici gelmesinin bize göre sıradan olmamaları, tip olarak farklı oldukları için çekici geldikleri konusunda çok eminim. ama şöyle de bir gerçek var, bize çekici gelen o tip onlara çok normal, sıradan geliyor evet ama gerçekten belki de o avrupai havadan, üstüne genelde o kibar-mahcup tavırlarıyla baya çekiciler gözümde. yani sırf yabancı diye de beğenmiyoruz hemencecik. sonuçta medeniyetler beşiği ülkede hepimiz farklı kökenlerdeniz aslen, herkesin bayıldığı kıvanç boşnak yanlış bilmiyorsam, misal. hani sadece uzakta olanın çekici olması değil olay. ortalama türk erkeği ortada, hatta son zamanlarda baya çekicileşmeye bile başladı denilebilir belki ama hakikaten amerikalı olsun alman olsun hele de iskandinav olsun böyle ayrı bir tatlılar ya. onlara göre sıradan hans belki ama gerçekten genelde (gözlemlediğim) hep arkadaş canlısı-mahcup duruşlarıyla çok ilgimi çekiyorlar.sevimliler.
neden açıkladım böyle? çünkü ne zaman taksim'de kaybolmuş,yolunu arayan turistler görsem hemen yanlarına gidip ''do you need help?'' diyesim geliyor. şirin gözükmelerini falanı geçtim hani bir yandan da gerçekten az çok yardımcı da olmak isterim. tabi şimdi durduk yerde siz demeden biri gelip size bunu derse-en azından yurtdışındayken bana deseydi izlediğim zilyon tane seyahat temalı korku filminden ötürü ihtiyatli yaklaşırdım, yok hayır olurdum. ama böyle şirin şirin, hatta bazen kaslı maslı seksi olanları kaybolmuş görünce içim gidiyor, onlara bir kutup yıldızı bir pusula olasım geliyor... ben de beshicktas'a gidiyorum gel elinden tutam götüreyim diyesim geliyor. ama demiyorum tabi.
abiyeyle suçluların peşinden koşan müge anlı'ya bol botoxlu, cut out elbiseli ve silikon dudaklı seda ablamıza dikkat etmesi, arkasını kollaması gerektiğini göstermiştir.
tam seksenler havasında, ritmiyle insanı yakalayan enfes madonna parçası.
and you can dance for inspiration.
come on. i'm waiting!
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
music can be such a revelation.
dancing around you feel the sweet sensation.
we might be lovers if the rythms right.
i hope this feeling never ends tonight.
only when i'm dancing can i feel
this free? at night i lock the doors,
where no one else can see.
i'm tired of dancing here all by myself.
tonight i wanna dance w/ someone else.
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
gonna get to know you in a special way.
this doesn't happen to me everyday.
don't try to hide it, love wears no disguise.
i see the fire burning in your eyes.
only when i'm dancing can i feel
this free? at night i lock the doors,
where no one else can see.
i'm tired of dancing here all by myself.
tonight i wanna dance w/ someone else.
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
bridge:
live out your fantasy here with me,
just let the music set you free.
touch my body, move in time,
now i know your mine.
you've got to...
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
only when i'm dancing can i feel
this free? at night i lock the doors,
where no one else can see.
i'm tired of dancing here all by myself.
tonight i wanna dance w/ someone else.
bridge:
live out your fantasy here with me,
just let the music set you free.
touch my body, move in time,
now i know your mine.
now i know your mine.
now i know your mine.
now i know your mine.
now i know your mine.
you've got to...
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
you've got to...
chorus:
get into the groove.
boy you've got to prove your love to me,
yeah.
get up on your feet, yeah, step to the beat,
boy, what will it be?
sevimli, hoşgörülü, alçak gönüllü kişiliği nedeniyle kendisi şeker lakabını kazanmıştır. sultan abdülazizin dikkatini çekerek parise gönderilmiş, 1864de pariste bir süre mektebi osmanide resim öğrenimini sürdürdükten sonra paris güzel sanatlar akademisine geçmiştir. dönemin en ünlü oryantalistlerinden gustave boulanger ve jean leon gerome'un öğrencisi olmuştur. sultanahmet te sanat mektebinde öğretmenliği sırasında istanbulda ilk sergiyi düzenleyerek bir ilke imza atmıştır. açılan sergide çoğu azınlık ressamlarına ait olan eserlerin yanı sıra türk ressamların tablolarıda yer alıyordu. bu düşünceyi resmi halka benimsetmek için uyguladı. ikincisinide darülfünün degerçekleştirdi. kağıthane sırtlarında, ankara kalesi, karaca, talim yapan askerler, orman tabloları en çok bilinen önemli eserleridir.
bu saatte bir anda kafamda dönmeye başlayan, ajda pekkan'ın aynen öyle albümünden en güzel şarkılarından biri. ayrılık sonrasında ideal şarkılardan. benim gibi türkçe müzik dinlemeyen birisini bile yaaaaan diye bağırtıp gaza getirendir. şarkıda hafiften arap ve flamenko havası da var gibi.
çok yoruldum yaşananlardan
yok çok sıkıldım duyduklarımdan
e, sen erişilmez ulaşılmaz sanıyorsun kendini
beni kaybettiğini hala içine sindiremedin
ama bir şey unutma
ağır gelir bende bulduklarını
bir başkasında aradığın zaman
yan, gece gündüz yan
milim milim yan
inim inim inle aşkımdan haline yan
bensizliğine yan, sensizliğime yan
beni bu hale nasıl getirdiğine yan
gözümden düşersin geri döndüğün zaman
how i met your mother saçmalığına 5 sezon ve kendisini gördükçe izleyerek katlanmama sebep olmuş, cobie smulders'ın canlandırdığı efsane karakter.
robin kızımız hayatımza ted'in ilk bölümde uğruna mavi trompet çaldığı kız olarak girmiş, devamı spoiler olur diyerekten kendisinin geçmişine bakalım. sert babası tarafından bir oğlan gibi büyütülen robin çıplak elleriyle hayvan avlamaktan, kanada'nın sert kışlarını ormanda geçirmiş, tam bir survivor. tabi dizide kendisi mükemmel kıyafetler içerisinde fiziğiyle göz dolduran kariyer delisi bir hanım olarak gözükse de o çıtı pıtı kız imajını yıkarak bir kere daha takdiri kazanıyor.
kendisinin en güzel zamanları ise, kanada'nın teen pop idol'ı olduğu robin sparkles zamanları. en çok bilinen şarkısı, let's go to the mall :
bir de slow, daha derin parçası sandcastles in the sand var:
bir de kendisinin dark hali robin daggers zamanlarından ps i love you diye bir şarkısı var:
bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.
kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil
sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!
başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.
konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.
soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.
ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...
twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.
bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:
''merhaba anne,
sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.
sevgiler -oğlun. ''
birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:
''sevgili oğlum,
ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.
güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.
gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.
sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.
ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!
ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.
birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.
öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.
siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.
sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.
çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.
yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.
ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.
üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.
eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.
arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.
eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...
yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.
bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.