serkan

Durum: 907 - 0 - 0 - 0 - 20.06.2020 12:44

Puan: 16414 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 46

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

doktor

olabilmek için burnu kanayana kadar ders çalışmış, beyaz önlüklü.

bazen hastaneye gidiyorum, neşesiz tatsız tuzsuz insanlar olduklarını görüyorum.
mimik kasları çekilmiş. zorunlu somurtkanlık varmış gibi. şöyle tatlı dilli güler yüzlü olanına pek rastgeldim diyemem.

giden midir terk eden

buralar önceden dutluktu. sonra bir rüzgar esti, soğuk mu soğuk herşey kurudu. sonra rüzgar uçup göç etti. kalan sadece bir çöl yığınıydı.

fark eder mi? koca bir çöl ortadayken. bu sorular iç çelişkilere, bitmeyen gecelere sebebiyet verebilir. çölü ıslah etmek için ne yapılabilir sorusuna yerini bırakmalıdır bence.

milliyetçilik

bu kadar karışık milletlerin bulunduğu bir ortamda kışkırtıcılık ve huzursuzluk sebebi olabilir.özellikle aşırısına dikkat edilmeli. edilen her söz, bazı konularda ağızdan çıktığı gibidir. sanırım bu da o konulardan biri.

koca bir toprak parçasında eminim huzur içinde yaşamak için hepimize yetecek kadar yer var.

eşcinsel evliliklerin siyasete girmesi

eşitlik ve demokrasi partisi ile yeşiller partisi ve çok sayıda bağımsız ismin birleşmesiyle kurulan, murat belge, aydın engin ve ufuk uras’ın parti meclisinde olduğu yeşiller ve sol gelecek partisi (ysgp), siyasi partilere üye olma yaşının 16’ya düşürülmesi, eşcinsel evliliğin yasallaşması ve çok dilli kamu hizmetine geçilmesi önerileriyle siyaset hayatına girdi.

http://siyaset.milliyet.com.tr/escinsel-...

yatak

tartayım mı abi

küçük masum bir çocuğun ağzından duyulduğunda birşeylerin parçalanmasına sebebiyet veren haykırış. ufak siyaha dönmüş ama aslında bembeyaz olan, eldivensiz soğuk eller. biraz yırtılmış ısıtıp ısıtmadığı bilenmeyen ucubeden hallice bir kazak. küçük kulakları sarması gerekirken bu vazifeden oldukça uzak bir şapka.

-tartayım mı abi? ( bir insan böyle yaşam dolu bakamaz)
+ sabahın bu soğuğu senin için fazla soğuk değil mi tatlı şey seni. buz gibi olmuşsun.
- alışkınım abi, tartayım mı onu söyle sen. okul harçlığı.
+ tart bakalım.
- 64
+ aa kilomu vermişim ben, daha dün 66ydı. tartın bozulmuş senin.
(gülüşmeler)
.
.
.
.
ya ben herşeyi geçtim, bu çocuklar bu soğuklarda böyle perişan olmasın. insanın içi parçalanıyor. dünyada olan herşey olmaya devam etse bile, çocukların kılına zarar gelmesin. elleri üşümesin sabahın köründe, sıcacık evlerinde otursunlar. *


(bkz: hayallerde yaşıyor bazı ibneler )

lialousin

lilit pipoyan nın 2004 yılında çıkardığı albüm.

01 mi lar
02 tsankutiun
03 aygun-aygun
04 dzyun - dzyun
05 ashnan gisher
06 yes saren kougai
07 gulo
08 miayn du
09 lialousin
10 khosh yar
11 serer im

olmak üzere onbir muhteşem ezgi barındırır.

goulo

devamında tsankutiun ezgisi ile başka başka dünyalara göçebilirsiniz.

sözlüğün en yakışıklı ayısı

bir gün sözlüğe uğramıyorum hemen dedikodum yapılıyor, demem için almam gereken çook kilo var.

(bkz: geceleri uyumadan önce kilo almak için tencere yemek deviren insan modeli ) * * *

ev arkadaşı

anlayışın son noktasına ulaşmış nirvana birliği. birliğin kuralları dışına çıkılmadığı sürece sorun yok, artısı boldur.


yara bandı gibi adam kullanmak

yara bandı eskitirken yara bandı olarak eskimek durumu hafifleştirir, mutualizm.

ayı sözlük yazarlarının hayat fonunda çalan şarkılar

değişkenlik göstermek ile birlikte adele set fire to rain *

öbür tarafa gidip gelmek

26 kasım 2012 ayı sözlük'ün coşması

2 aydır hergün uğrarım, birgün uğramam hoooop ayılar çoşar.

bir daha istiyorum, bende olayım, şöyle entry yağdırayım, sekizer sayfalara yorumlar yazayım.

(bkz: bir chaserın isyanı )

(bkz: bin bereket versin )

mesajlardaki karakter sınırı

ankara ayazı

yüzünü göstermiştir yine. eve gelince direk aynanın karşısına geçip burnum yerinde mi diye bakmak zorunda kalıyorum. yerindeyse koca bir "ohh"...


yılan

dünya sağlık bilimlerini ( tıp, diş hekimliği, eczacılık, veterinerlik) temsil eder.

ebru sanatı

geleneksel türk el sanatlarından biridir. büyüleyici bir görünümde, su üzerinde boyalar dans ediyormuş hissine kapılıyorsunuz. mistik birşey. batıda ebru "türk kağıdı" ya da "mermer kağıt" olarak adlandırılmaktadır.

ebru teknesi klasik bir alüminyum tepsi gibidir. içine bitki özütü özel bir madde atılır.

yapımında toprak boya kullanılıyor.
değişik renklerde toprak boyalar ayrı ayrı iki cam yüzey (veya seramik, krom) arasında iyice ezilir. ezilme esnasında hafif su katılır. ezilme sonrasında meydana gelen çamur benzeri boyaya sığır ödü katılarak 15 gün veya bir ay kadar bekletilir.boyanın öd asidiyle pişmesi sağlanır. beklemeden sonra mamül sulandırılarak kullanılır. boya açılmıyorsa öd katılır. rengi açmak için su kullanılır.



çocukken evimize yakın tarihi bir medrese de bu işle meşgul salih amca vardı. kıpırdamadan saatlerce o küçük kendi bölmesinde ebrular yapardı. her defasında büyülenir, izlerdim uzun uzun. o boyanın dağılışı, sonra aniden gelincik, gül, bülbül olması beni büyülerdi.
herşeyini insan böyle masallarda ki gibi değiştiremediğindenmidir nedir *, insanı bu cezbediş.

neyse bir zaman izledim, iki zaman izledim. üçüncü zaman salih amcayla arkadaş olup, masallarını hikayelerini dinlemeye başladım. deliye bağlamış bir halde hergün okul çıkışı salih amcaya gider sohbet eder, hikayeler dinler, ona saçma sorular sorardım. saçma sorular sormamı çok severdi. arada fırçayı bana verirdi, heycandan ölecek gibi olurdum.

bir zaman sonra salih amca vefat edince, travma geçirip günlerce ağlamıştım.
şimdi gülümseyerek hatırlıyorum onu, ne iyi insandı.





gökkuşağı

güneş ışığının kırılması. yedi renk olması şart değildir. sadece kırmızı, sadece sarı gibi şekillerde enderde olsa görülür.

  • /
  • 46
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 907

sevgiliyle uyumak

güvenli hava sahasıdır, istediğiniz gibi uçabilirsiniz... kemer falan bağlamayı da gerektirmez... sevgiliniz yanınızdadır ve kafanızı göğsüne yaslamışsınızdır ya dünyalar sizin olmuştur... öyle güven hissine bular yani...

votka limon

kürt yönetmen hüner salim tarafından yönetilmiş film. venedik film festivalinde en iyi film dahil, birçok ödüle layık görülmüştür. dicemidim adlı film müziği yüreğime cuk diye oturmuştur. film ermenistandaki bir yezidi kürt köyünde geçmektedir.

fairuz



insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ), şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız icin **

insanlar seni bana sordu ... sordu
gelecek dedim, sakın bana sitem etmeyin
gözlerimi kapattım
gözlerimde olduğunu insanların farketmesinden korktuğum için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

gece bana geldi ve bana ışık tutmamı istedi
sonra ışığımı söndürdü
nasıl sana geldim sorma dedi
kalbim sana yetişmemi sağlayan kılavuzumdu
yanan da senin özleminden yandi
senle ilk kez beraber olmadığımız için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

diye bir çevirisi elime geçmiştir, ne güzel sözler bunlar demişimdir.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

liseli eşcinsellere tavsiyeler

erkeklere fazla güvenme, yarı yolda bırakmasını iyi bilirler...
arkadaşlıklara fazla güvenme, çıkar çatışmasında saman alevi gibi sönüp giderler...
melankolik müzikler dinleme konusunda iddialı olma, hayatın yeterince melankolik...
ilk amacın edindiğin meslek, kazandığın hayat olsun...
fazla hayalperest olma, ayakların hayallerden çok gerçeklere bassın...
kolay bir hayat yaşamayacağını, aşklarının çoğu kez boğaza dizilen düğümlerden ibaret olacağını bilmene henüz gerek yok çünkü bunu bilmek için çok tecrübe edineceksin....
bedenin, et pazarından daha değerli kucaklar hak ediyor unutma tatlım...
herşeye rağmen mutlu olma imkanına yeterince sahipsin...
tek önemli olan sen ve senin kendini geliştimeni bekleyen yanın... *

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

bolluk içinde, bir eli yağda bir eli baldadır. belki siz yağ karısı bal veya tam tersi, ne bolluk ne bolluk... sevdiğimi karısıyla nasıl paylaşırım bilemiyorum. hem kuzum kadına yazık ya. çocuğuda varsa bir de... yüreğim el vermez, öyle ki tecrübe etmemişim etmemeyi düşünmekteyim.
(bkz: genişlikte bir yere kadar)
tabi saygım sonsuz, alan razı veren razıysa beni ilgilendirmez.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

iki erkeğin öpüşmesi