sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

paçanga böreği

"ara sıcaklar" denen, genelde içki/rakı sofrasına gelen, mezelerin soğuk oluşu nedeniyle, sıcak bir şeyler yemek bahanesi ile tüketilen yemeklerdendir paçanga böreği. daha doğrusu, günümüzde en çok bu şekilde tüketiliyor bozulmuş ve yozlaşmış meyhane/içkili lokanta kültürümüzde bu börek.

pin kodu

puk kodu

telefonun değil, sim kartına ait bir koddur tıpkı pin* kodu gibi. puk1 ve puk2 diye de ayrılır çoğu kartlarda. puk2'ye süper puk da denir. kartın türüne göre, 8 veya 10 kere yanlış girilmesi kartın tüm özelliklerinin kullanılamaz hale gelmesine neden olur. pin kodu 3 kere yanlış girilirse, blokajı açmak için puk kodu girilir. puk kodu da 3 defa yanlış girilirse ayvayı yemişsiniz demektir. afiyet olsun.

(bkz: ayvayı yemek)
(bkz: pin kodu)

timsah

genel olarak timsah dediğimiz hayvan, alt çenesini değil, üst çenesini oynatır ama aslında bu krokodil denen türdür. alligator denen tür ise hem alt hem de üst çenesini oynatabilir. alligator denen türün de iki alt türü vardır: çin ve amerikan alligatorleri. bunlar dışında gavyal denen bir tür timsah da malaya ve hint gavyalı olarak iki alt türe sahiptir. bizlerin timsah olarak en çok bildiği tür ise, krokodil türünün nil timsahı alt türüdür. yani afrika'daki timsahlar.

jeanny

ayrı bir şarkı olarak devamı da vardır bu şarkının.

falco - jeanny:


falco - coming home (jeanny - part 2):

engrish

japon telaffuzlu ingilizce. japlish sözcüklerinin üzerine, onlarla birlikte normal ingilizce sözcüklerin japon telaffuzu, aksanı ile konuşulmasına denir. japlish'i kapsar ama tam olarak aynı şey değildir.

(bkz: japlish)

japlish

japonca'ya ingilizce'den, özellikle amerikan ingilizcesi'nden giren ve japon telaffuzuna uygun hale getirilen sözcüklerle konuşmak ve bu sözcüklerin kendisine denir. japon aksanlı ingilizce ile tam olarak aynı şey değildir. bir örnek vermek gerekirse buna,l (le) harfini söylemekte zorlanan japonlar, l yerine r kullanır genelde. abd kültür emperyalizminin 2. dünya savaşı sonrasındaki yoğun bombardımanı ve 1800'lerden gelen "meiji dönemi"* batılılaşmasının yoz etkileri sonucu oluşan bir haldir.

"lemon" (limon) yerine "remon" gibi.

(bkz: engrish)

pubik kılı

ingilizce biraz peltek bir aksanla konuşulduğunda, "public" ile "pubic" karışıverir.*

euphemism

pek arzu edilmeyen, istenilmeyen, hoş olmayan, kötü bir durumu olduğu gibi değil de biraz yumuşatılmış sözcüklerle ve güya karşı tarafı daha az acıtacak, daha az incinmesi umulacak şekilde süsleyerek ve nazik bir dil kullanarak anlatmaya denir "euphemism".

örneğin "ali öldü!" yerine, "ali uzun süredir çektiği hastalıktan kurtulup ebediyete intikal etti." gibi.

ispermeçet balinası

latince olarak bilimsel adı "physeter macrocephalus" olan balina. " sperm whale" diye de bilinir ingilizce'de.

şu:

ayı sözlük yazarlarından aforizmalar

beşiktaş iskelesi'nde otobüs bekleyebilirsin ama taksim meydanı'nda vapur bekleyemezsin!*

üst kattan gelen bilye yuvarlanma sesi

"ya bu sesi duyan kişi zaten en üst katta oturuyorsa?" diye düşündürten bir başlıktır.

boyundaki morluk

bir zamanlar, nisan ayında boğazlı kazak giymeme sebep olan hede!*

gözdeki morluk

gözde değil, göz çevresinde olan morluktur.**

uykusuzlukla ilgili olan, altta olup, "torbalanır". şiddet, çarpma sonucu olanlarsa, darbenin geldiği yere göre şekillenir.

amelia earhart

yeni istanbul ahalisi

çoğunluk olduklarından, eski istanbul ahalisini sindirmişlerdir büyük oranda. daha da beteri, istisnalar hariç, gitgide eskiler de yenilere uyuyor.

pandispanya

etimolojik olarak ispanyol ekmeği demektir. ispanya ve portekiz'den sürgün edilen yahudiler'in, ki sefarad yahudileri'dir, osmanlı topraklarına getirdikleri* bir tür poğaça, ekmek.
ladino denen sefarad yahudileri dili, ortaçağ ispanyolcası ağırlıklıdır. pan español, pane d'espana...

ayı sözlük yazarlarının yaşam felsefeleri

özetinin özeti:

yaşa ve yaşat!

karma ile yazar tahmini

tanım: üst menü'den karma'ya tıklandığında solda çıkan başlıklardan*, başlığın adından, henüz başlığa tıklamadan kimin başlığı açtığını, hangi yazarın ilk giriyi yazdığını tahmin etme durumudur.

kendimi denemek için yaptım ve 10 seferinden 6'sını bildim. bir kez daha yaptım bu kez sadece 3'ünü bildim. ayı sözlük'te biraz vakit geçirince, yazarların üslubundan böyle bir tahmin yapılabilir diye düşünüyorum. eski ve sürekli katılımcı olan yazarlar sanırım daha isabetli tahminlerde bulunabilirler.

tahtakale

"taht-ül kale" veya başka bir okunuş ve yazılışla, "taht-el kale" adının zamanla bozulup aldığı isim ve bu ismin ait olduğu semt.

kale altı, kalenin altı anlamlarına gelir. tahta ile ilgisi yoktur. taht sözcüğü ve kale sözcüğü ile yapılmış bir kalıptır. tdk'nın bugün bir anda yapmaya çalıştığı saçmalıkların**, yüzlerce yılda halk dilinde oluşmuş hallerinden birine örnek bir sözcüktür.

mercan'dan beyazıt'a geçerken bizans surlarından kalma bir tahkim edilmiş kale benzeri yapı vardı zamanında, işte bu kale benzeri yapının alt kısmına doğru olan bir yer olduğundan, kale tahtı yani kale altı, kalenin altı anlamında taht-ül kale dendi bu semte ve zaman içinde tahtakale'ye dönüştü.

taht'ın dilsel bir yolculuk yapıp tahta'ya dönüşmesi üzerine de bir şehir efsanesi doğdu: güya bu semtte eskiden tahtadan yapılma bir kale varmış! bunu ciddi ciddi bir kaynak olarak kullanılan kitaplarında yazan akademisyenlerin olduğu bir ülke! araştırma, okuma, öğrenme... dogmalara inan. intihal yap. çal, çırp, çarpıt! pes ve de peh!

ağlanacak halimize ben gülemiyorum, ya siz?
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.