actual proof
yakın zamanda bana imla klavuzu atmış yazar. benim yazım hatalarıma odaklanacağı kadar kendi hayatına odaklansa daha iyi bir hayat yaşayacak yazar. kendisine de hak veriyorum, emekli yalnız bir yazar galiba ne yapsın işi gücü gençlere sataşmak.
alttaki yazara soracaklarım var
travmalarım yok. iyi bir hayat yaşadım ve irademi ele aldığımdan beride bunu bu şekilde yönlendiriyorum. ufak bir pürüz gördüğüm an ortamı terk ederim çocukluktan beri. ayrıca insanları kendimden ittme huyum çocukluktan gelir ondan dolayı travma yaratacak konuma gelemediler sanırsam.
altta ki yazar söyle bakalım öleceğini bile bile neden yaşıyorsun?
ibb kitapçılarında lgbti nefreti
özgürlükten bahsediyoruz ya hani, destekleyen kadar ötekileştiren de olacak. herkes istediği kitabı alıp okumakta özgür. saygı duyulmalı adam okumak istediği kitabı okuyor. zorla aldırtmıyorlar ya hani. ayrıca bir eşcinselin bile bu kitapları okuması gerek bence. neden ötekileştirildiğini, insanların neden bu algıda olduğunu anlayabilmek için. sonuçta bu zihniyeti ne kadar kavrarsak o kadar daha iyi bir şekilde savunma yapılabilir. heleki onur yürüyüşlerinde açılan o velevki sloganları, bu toplumda her geçen gün daha da nefret duyuluyor olmamız ve bunun her geçen gün artması, fazla bilgi göz çıkarmaz. adamlar demez mi saygı diyorsunuz o bahsettiğiniz saygı sizde işlemiyor mu diye. ha ibb satmış bunu ha diyanet yada bir mahalle kırtasiyesi bunu haber yapma gereksinimi insanların bizi savunmak istemesi değil, iyi bir haber iyi para demek. sonuçta bu ülkede lgbt kuruluşlarının kendi ceplerini doldurmaktan başka yaptıkları ne var.
bağıra bağıra söylenebilecek şarkılar
gay ilişkilerdeki meslek ve işin önemi
mesleğin ve işin hiç bir şekilde önemi yok sanırsam. kişiye ve karaktere bağlı olan bir durum bu. son günlerde eski arkadaşlarım la bir araya geldim çoğu üniversite mezunu, yüksek lisans yapan insanlar. hepsi olmasa bile bazıları ciddi anlamda boşuna okuyor, eğitim israfı. iki kelimeyi bir araya getiremiyorlar. gelde genco erkal’dan yıldız kenter’den bahset. her şey bu iki isimden ibaret kesinlikle değil ama yani yiyeceği yemeği seçmekte zorlanan yüksek lisans öğrencisi olmak, garsona pişt diye seslenmek yani mahalle kıraathanesinde değiliz dostum. adam fransız edebiyatı mezunu fransız restoranında iki kelimeyi bir araya getiremiyor. kişinin kişisel gelişimi daha önemli.
yapma demiyorum hobi olarak yine yap
o kadar çok hobim var ki hepsine zaman ayırmayı hesaplamak bile zorlaştı artık.
her şeyi bırakıp gitme isteği
bu fikir zaman zaman beni kendine hapsetsede istanbuldan vazgeçemiyorum.
alttaki yazara soracaklarım var
1- dostoyevski suç ve ceza
2- albüme gelirsek sezene ve yıldıza ait iki üç albüm var.
3- not: seni seviyorum. aslında bir iki tane daha var ama zirve buna ait.
hey altta ki yazar, kimsenin bilmediği bir itirafta bulun.
yalnız tanrı’nın kaleminden
geçer denilen ne varsa
öylece kalakaldı yürekte
zamanın içine hapsoldu anılar
kaçış yolları kapandı
ölümü arzulayan bir ruh
bir kan lekesi yürekte
dinmeyen acılara dair
durulmuş vaziyette, kasvet sarılı dünya
rüzgarlar durgun, çiçekler solmuş
aşk tan eser kalmamış
ölüme biat eder olmuş ruh.
bunuda buraya taşıyalım.
nefret cinayetleri
herkesin bu hayatta bir kez bile olsa aklından geçirdiği eylem. vardır herhalde herkesin bir dönem kurtulmak istediği, öldürmek istediği insanlar. her şey bir yana öldürmemeli yaşatanlardan olmalıyız.
sivri burun kundura giyen erkek seksiliği
ayak fetişi kabarmış birilerinin. denilecek tek söz.
evli bir erkeğin ikinci karısı olmak istemek
bunun bizim toplumumuzda ki adı kumadır. ayrıca cinsiyetini ele alırsak önce geçirmen gereken operasyonlar var gibi.
yalnız tanrı’nın kaleminden
bir sonbahar yağmuru
vurur usul usul yüze
acıları unutturur gibi olur
bir hasret yağmuru
kara bulutlar sarar geceyi
bir kal gelir yüreğe
susar usulca beklersin
yüreğin yarım, kalbin yaralı
bulursun kendini yalnızlığın kıyısında
gökyüzü karanlık, bulutlu
yıldızlar küs, ay terki diyarda
kolinin karısıyla yattığı yatakta sevişmek
her haltı yiyor bu insanlar lakin biraz saygı yahu. bir insanın evli olup aldatması olayı artık o kadar yaygın ki normalleşti gibi ama karşındakini aldatıyor olsan bile git başka bir yerde yap yahu. biraz empati, birini seviyorsun veya aşıksın en özeliniz olan alanda aldatıldığını öğreniyorsun acınası.
torunu olan olgun erkeklerin genelde seksi olması
evli, barklı, çocuklu anladım da torun farklı bir boyut.
yalnız tanrı’nın kaleminden
sen de gidersin bir gün
ardına bakmadan, gözyaşı dökmeden
üzülmeden, yakıp geçerek
bir hüsran matemi vurur yüze
ardından dökülen gözyaşlarını
damla damla kurutarak
hesap etmeden, düşünmeden
bencilce, benci bir tavır ile,
ne isterdin, ne arzulardın bilemezdim
sen gittin, ben kalakaldım
sensizliğin kıyısında...
müslüman eşcinsel
ya cahildir, ya aciz.
islamiyet'te eşcinsellere yer verilmediği kutsal kitaplarında da çok net bir şekilde belirtilmiştir. islamiyet özünde reddediyor, lanetliyor ve yok sayıyor.
bilim ise eşcinselliğin hastalık olmadığını savunur ve kanıtlamıştır lakin kanıtlamıştır kelimesi tartışılabilir bir konu gibi geliyor bana. sonuçta kime göre neye göre. sonuçta her psikoloğun veya bilimde farklı teoriler vs. vs. var.
konumuza dönecek olursam;
oysa ki islamiyet'in temelinde bu bir sapkınlık, insanın doğasında olmadığını, yoldan çıktığını vs. vs. savunur. müslümanım diyen bir eşcinsel kendisi ile ciddi anlamda çelişir ve acizliğini kabullenmiştir. seni aşağılayan yok sayan bir dini kabul edip eşcinselliği savunmak ne kadar doğru? insanlara bir ömür boyunca bunun hastalık olmadığını savunurken bir yandan da bunu hastalık olarak kabul etmiş, seni yok saymış, lanetlemiş bir dine mensup olunca kendine ne seviyede saygısı vardır bu insanların? bu ne seviye bir kabullenme, ne kadar doğru? (deepnote: başlıkta müslüman eşcinselden islamiyet'ten bahsediliyor. bunu ayırt edemeyenler var malumunuz)
tercih edilen iç çamaşırları
bu da konuşulmamalı be, konu mu kalmadı? diyecektim ki bu gözler bu platformda neler okudu.
uzun saçlı erkek
uzun saç herkesin harcı olmadığı kesin. kısaca onu taşımak lazım.
kulakları çınlasın
şu hayatta başıma hiç denk gelmedi ne mutlu bana.