bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

sözlükten tanışıp dost olmak

davranışların ve fikirlerin uyumuna hatta anlayışa göre değişecek bir konudur. bir de şu gerçek var ki 2 günde dost değil tost olursunuz. dinlemeden, anlamadan olacak iş değil. sözlükten tanıdığım insanların bir kısmı ile dostane ilişkilerim var elbette. bir kaç merhaba ve geyik haricinde bir çok şeyi çekinmeden tartışabilen, anlatabilen insanlardır. ama dost kavramı için zaman ve iletişim lazım.

kıllı erkek vs kılsız erkek

kılların ya da kılsızlığın idrak yollarını kapamadığı birsisi olmasından önemli değildir. akli melikelerinin yanında önemsiz olan ayrıntıdır. her ne kadar gideri de olsa bunlarla aklı bir karış havada olan birisini hayata döndüremezsiniz. anlık zevk için bile olsa bu takıntının varlığı keyif vermez.

milletvekilleri maaşlarını soma için bağışlıyor

bir milletvekili maaşının bir kısmını soma'ya bağışlamıştır. tüm parlamento milletvekillerinin bu eyleme katılması beklenmektedir. şaşırdınız dimi? şaşırmayın çünkü türkiye'de değil. azerbaycan da...

bizim milletvekillerinin maaşı ancak kol saatlerine ve takım elbiselerine yetiyor. zaten somanın tozu kiri üzerlerinde. kadere bak yahu. şimdi yeni takım alacaklar bir de...(!)(!)(!)

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/2643698...

türkiye'de elit bir lgbt kültürünün olmaması

türkiyede elit kültürün tepeden bakan, hor gören züppe bir yaklaşım olarak alglanmasından dolayı gelişemeyen olgudur. bunun dışında lgbt bireylerin haklarından çok keyife daha fazla eğilmesinin bir neticesi olarakta görülebilir. daha önce de söylediğimiz gibi hatırı sayılır bir kısım lgbt bireylerin her keyifte "en iyiye" duyduğu doyumuszluk arrtıkça sosyal konumdaki yerini unutması da o kadar çok olmaktadır. sanırsınız ki eşcinsel hakların sonuna kadar sahip olunduğu bir ülkede yaşamaktadır ama işin aslı öyle değildir.

birde bunlara lgbt'ler arasında oluşturulmuş ayrımcılık ver hiyerarşi anlayışı eklenince daha şuursuz bir hal almaktadır.

bütünün en yüksek hayrı için silinmesi elzem olan yazarlar

şekilciliğin ve hazımsızlığın dik alasıdır. ötekileştirmenin başka bir vücut bulmuş halidir. bir tür irkçılık çeşididir. çünkü zamanında bu gibi bir söylemle hitlerde alman ulusunu ayaklandırmış ve dünyanın en büyük utancınada imza atmıştır. özellikle kışkırtılmaya müsait insanlara başkalarını hedef göstermek için kullanılır. yıllardır en boktan en pislik konularda bile devletin bekası için diye başlanan sözün eş anlamlısıdır. bu fikirdeki bir kişinin fikir uyuşmazlığı ile tahammülsüzlüğün ayrımına varması acildir. uzlaşıya kapalı saldırgan bir söylemdir. kişinin fikrini dinlemek ve aynı fikirde olamamanın onu hedef gösteremeyeceğini kavrayamamaktır. bu nedenle bu başlığı bir geyik olarak değerlendirmek, ciddiye alındığını düşünmemek gerekmektedir.

yılmaz özdil

sözün bittiği yer

türkiyedeki tarifi şöyledir: insan hayatının hiçe sayıldığı yerdir. camiye sırtınızı verin hemen sağınızda kalır.

soma'ya acıyamamak

soma faciası müstehaktır

yılmaz özdil'in halk tv de 13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlaması ile ilgili verdiği beyanatttır. beyanatları sırasında; 1862 den ı. victoria ve 1907'den theodore roosevelt'in istifa etmesi gerektiğini söylemiştir. ayrıca " burda ben başbakana katılıyorum. yani bu olan biten gayet normaldir müstahaktır bile denilebilir. türkiye tayyip erdoğan'la layığını bulmuştur. bana göre hepimizi daha büyük facialar da beklemektedir. bu kraliçe victoria'nın da istifa etmesi lazımdır" demiştir.

beyanatın linki burada: http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/19...

bu duyduklarımız soma'ya acıyamamak aforizmasının bir başka söylem şekli olarak karşımızdadır. yılmaz özdil'in çoğu zaman haklı ama sürekli tepeden bakan ve böbürlenen üslubunun örneğidir. bu tespite hak vermek ya da vermemek değilde insanların halinden anlamak olarak bakmamız gerekmektedir.

bu konuyu şu süzgeçlerden geçirerek düşünerek uzun uzun anlatayım :

soma da ve nice yerdeki insanlara baktığımızda çoğu kişi " ben çiftçiyim ama artık çiftçilikten para kazanamayınca bu işi yapmak zorunda kaldım " diye söylemektedir. bundan 12 sene öncesine gittiğimizde bu çiftçilik yapan insanlarımız orta halliydi. elindeki ürünü satıp ancak biraz arttırabiliyordu. hatta çevredeki gelişmiş ilçelerde ve illerde ev sahibi olan köylülere zengin denirdi. daha sonra akp iktidara gelince bu insanlar yine ekmeye biçmeye devam etti. ama artık ithal hybrit ya da gdo'lu ithal tohum kullanmaya başladılar. yani kendi yıllanmış organik yojumlarımızı terk edip o zamanalar ucuza bulunabilen ve böcek, möcek zaaiyat vermeyen bu tohumları kullandılar. aradan geçen zamanla bu tohumlardan tekrar ürün alınmadığı ortaya çıktı ve bu tarz tohumlara mahkum edilmeye başladılar. çünkü artık orjinal tohumda kıymete binmişti, daha pahalıydı. ilk aldıklarında da ucuz olan hybrit ve gdo'lu tohumlar artık ucuz değilidi. aynı zamanda bu süreçte ucuz tohumla zenginleştiğini sanan köylü kredilere saldırdı ve neredeyse bir çok köylü civarda gelişmiş ilçelerde ya da il merkezlerinde kendilerine evler aldılar. bu kredilerinde kaynaklarının nereden geldiğini tahmin etmek zor değil. tabiki akp kaynaklı finans kaynakları. sonra akp kredileri yine akp kredileriyle ödenir ve sistem böyle gider durur.

bu köylülerden bazıları da deminde bahsettiğimiz gibi çiftçiliği bırakıp başka işlerde hatta daha çok özel sektörde işçi olarak para kazanmayı seçtiler. çünkü çiftçi iken günün 24 saati ürün için düşünmek yerine günde 8 saat çalışarak aynı parayı kazanmak daha mantıklıydı onlar için. bağkur takip etme derdi de yoktu. sigortasını birileri yatıracaktı nede olsa. ama kazın ayağının öyle olmadığını anca anca anlamaya başladılar.

sonra seçim zamanı hala çifçilik yapana kredi borçları , artık özel sektörde işçi olmayı seçenlere de işini kaybedeği hatırlatıldı. böylece oylar ipotek altına alınmıştı. yani akp nerden ne kadar oy çıkaracağını teşkilatının bu çalışkanlığı sayesinde önceden beri bilmektedir. çünkü artık aksi halde çifçinin ve işçinin tepesine inmek için elinde kozu vardır. siz bunun imknasız olduğunu düşünseniz bile 50, 100, 200...vs haneli bir köyde bu gibi şeylerin takip edilmesi çok ama çok kolay. hatta soma gibi küçük ilçeler de bile.

uzun lafın kısası bu insanlar 12 yıldır zaten güdüle güdüle bir hal oldular. ve yılmaz özdil ve bizler de bu söylemde olduğu gibi her zaman bu insanlara tepeden baktık. o öyle yapılır mı cahil martavalları ile ahkam kestik. sonra gelipte burada o insanlara müstahaktır demek kendi ayıbımızı örtmeye çalışmaktan başka bir işe yaramamaktadır. hele hele bu kadar güdülmelerine rağmen , birde bu lafı söyleyerek felaketle boğuşan insanlara hiç bir yere ait olmadıkları duygusunu hissettirmektir bu ve bu gibi nedenlerden dolayı madenden zar zor kurtulmuş olmasına rağmen ambulansın beyaz örtüsünün bile kendinden değerli olduğunu düşünüyo bu insanlar.* artık ahkam kesmeyi bırakıpta ne zaman beraber olacağız. böyle mi? ayrıca yılmaz beye sormak lazımdır. bu lafı büyükşehirlerde alkışlata alkışlata bu fikre alışmış olabilir. fakat kendini neden toprağım dediği soma'da ifade edemediği de işte bu üslubunda saklıdır.



matem

ağıt

lg touch led notifications

sony xperia modellerinde daha gelişmiş halde bulunan özelliktir. ekranın sağ üst köşesinde istediğiniz bildirime istediğiniz rengi kişiselleştirebildiğiniz bir led uyarı hali hazırda vardır. örneğim maile kırmızı, mesaj sarı, çağrı mavi, anasının örekesi beyaz... diye kişiselleştirip ona göre telefonda neler olup bittiğini uzaktan anlayabiliyorsunuz. üstelik uygulama indirme derdi de yok.

cemal yıldız

yaşının tartışmaları sürerken facebook hesabında 2011'de soma madeninde işe başladığını duyurduğu ortaya çıkmıştır. doğru ya da yanlış , her ne olursa olsun, en kıymetli yaşlarında gün yüzü göremedi işte. bundan daha acısı var mı?... hayat mı bu...

http://www.facebook.com/karikateist/phot...

recep tayyip erdoğan

cehenneme git erdoğan

alman der spiegel gazetesinin recep tayyip erdoğan için 15 mayıs 2014'te attığı manşettir. haber içeriğinde erdoğan'ın abuk subuk 100 yıl önceki maden kazalarına sığındığı ve felaketi hafife aldığına yer verilmiştir.

hislerimize tercüman olan, hay ağzın bal yesin dediğimiz manşettir ama öncesinde gözümüzün önünde kıvranmasını beklediğimiz andır. türkiyede olmadıklarından erdoğan vergi incelemesi yapamayacağına üzülecektir.


der spiegel'in haberi: http://www.spiegel.de/politik/ausland/so...

odatv haberi: http://odatv.com/n.php?n=cehenneme-git-e...

özgür özel

chp manisa milletvekilidir. 13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlamasından 6 ay öncesinde meclise kendi bölgesi somadaki madenler konusunda araştırma önergesi vermiştir. mesliste akp haricinde tüm partilerin desteklediği önerge malesef olaydan 14 gün önce akp tarafından reddedilmiştir. göz göre göre gidilen felakete dikkat çekip iç yüzünü araştırmak istese bile akp tarafından engellenmiştir. olaylar ardından şamil tayyar'ın ve başbakanın yani aklı kıt akp'nin önerge üzerinde chp'nin yeteri kadar çalışmadığı suçlamasıyla karşı karşıya bırakılmıştır. son olarak başbakan dünkü basın toplantısında özgür özel'in önergede soma ile ilgili tek bir lafının olmadığını, asıl amacın meclisin işleyişinin engellemek olduğunu söylemiştir.

13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlaması

cemal yıldız

13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlamasında hayatını kaybeden genç. olayın gecesinde 15 yaşında madende çalıştığını amcasının bir röportajda söylediği maden şehidi. acılı amcasının ropörtajında kemal yıldız diye anladığımız ama asıl adının cemal yıldız olduğu ortaya çıkan maden katliamı kurbanı. irfan değirmencinin sabah haber kuşağında nüfustaki yaşının 19 olduğunu ortaya çıkmıştır. yayınında kimliğini ekrana taşmıştır. acaba çalışması için yaşı büyütülmüş müydü diye insan soramadan edemiyor. 5 kişilik bir ailenin 3 evladından biri. ailedeki tek erkek evlatlarıymış. her ne olursa olsun çocukluğunu madene ipotek etmesi gerken , çocukluğu zorunluluktan ertelenmiş minyon bir genç. minyon olduğunu vurgulamakta yarar var çünkü geçmişte dar alanlara ulaşılmak için hep bu tarz kişiler kullanılırmış. hani 1800'lerin ingilteresinde, fransasında, amerikasında minyon çocuklar ve kadınlar çalışırmış madenlerde.

15 yaşında olduğu haberlerine istinaden çalışma ve sosyal güvenlik bakanı istifa edeceğini açıklamıştı. neyse canım zaten asıl önemli olan bakanın istifa etmemesiydi zaten(!) vatan sağolsun(!)

(bkz: başımız sağolsun)

soma'ya acıyamamak

bir akıl tutulmasının beraberinde seçim sonuçlarını meşru görmeye delalettir. yaşadığımız üzere 2014 yerel seçimleri yine ama yine 40 ilde elektrik kesilmesi ve yine yanmış oy pusulaları ile muallakta geçti gitti.

size şu örneği vereyim: bursa'da 15 mahallede sadece akp'ye oy çıkmıştır. mümkün müdür? hemde kürt halkınında varlık gösterdiği varoş mahallelerde. tesadüf mü? kürt halki ya da varoş derken aşağılamak aklımın ucundan geçmez. sadece kürt siyaseti artık türkiyede baş aktörlerden ve bu haldeyken hdp'ye nasıl oy çıkmaz ben anlamadım.
acaba ben mi hazmedemiyordum diye aklımdan geçmedi değil ama bir düşünün. tüm mahalle aynı partye oy vermiş. hemde 1 de değil 15 mahalle. hemde bu mahalleler büyükşehirin hatırı sayılır nüfuslu mahalleleri. siz bu sonuçları ciddiye alır mısınız? bu benim özellikle bulunduğum bölgeden aldığım bilgilere ve daha sonra sandık tutanaklarından karşılaştırdığım kadarıyla bildiğim bir konudur

şimdi bir de şunu düşünelim: basın toplantısından sonra soma'da protestolar neticesinde başbakanın halktan kaçıp markete sığınması akp'li bir belediyede olabilir mi? hani oldu diyelim akp seçmeni durun kardeşim demez mi? hadi dememesi bu patlamadan dolayı idi, fazlasıyla acılıydılar diyelim. o zamanda soma'ya başbakan girebilir miydi?

şimdi yok canım daha neler demeyin. %40'ın altına inmeyi kaybetmek olarak görecek seçmeninden haberdar değil miydi akp? yani ben bu seçimi sağlıklı kabul edeyim mi? çok soru sordum biliyorum ama bu son. soma'da kazanan akp miydi? ama yinede öyle olsa bile bu kimseye reva görülemez.

(bkz: 13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlaması )

13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlaması

  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.