cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26948 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

ayı sözlük'ün hiç hacker saldırısına uğramaması

insanı hiç mi ilgi çekmedik diye düşündürten hede.

ayrıca ayı sözlük böyle bir saldırıyı kaldırabilir mi, site ne kadar süre içerisinde eski haline döner falan filan.

american boy

r&b şarkıcısı estelle'nin 2008 yılında çıkan stüdyo albümü shine'dan çıkan ikinci teklisidir. şarkının sözleri will.i.am, estelle ve kanye west tarafından yazılmıştır. bu şarkı uluslararası alanda farklı isimlerde tekrar kaydedilmiştir. australian boy, armenian boy ve summerset boy bunlardan bir kaçı.

şarkının klibinde john legend, kardinal offishall, taz arnold, consequence, ryan leslie, brandon hines ve terrence j de oyuncu olarak yer almıştır.

suşi

hazırlanırken vasabi sosu yeteri kadar ilave edilmezse zehir gibi tadı olur. yiyemezsiniz. çöpe atarsınız.

ayı sözlük yazarlarının hobileri

spor yapmak
kitap okumak
yazı yazmak
futbol izlemek
dizi izlemek
tarih
tıp
yemek yapmak
alış-veriş**
müzik dinlemek
tiyatro
yeni yerler görmek
yeni lezzetler tatmak

ayı kültürünün heteroseksist olması

ayı kültürü çok heterororo. ayı kültürü çok seksistmiş. ayı kültürü diğer geyleri ötekileştiriyormuş. falan filan.

ayı değilim ve genelde ayılardan cinsel anlamda hoşlanamıyorum ancak ayı kavramını çok yerinde buluyorum. sonuçta her düşünce akımı kendi içerisinde kollara bölünebilir. siyah haklarını ele alalım mesela. kendi içerisinde sadece siyahlarla siyahların evlenmesini yüceltip beyazları hor görenlerde var sadece siyahlarda beyazlarla eşit haklara sahip olsun diyenlerde var. ama olayın özünde iki akımında niyeti siyahların uğradığı ırkçılığı bitirmek. bu kadın hakları içinde böyleydi mesela. lgbt'de büyüdükçe bu tarz akımlar olması gayet normal.

siz şuna bakın, onur yürüyüşüne ayılar gidiyor mu?
adamlar lgbt sözlüğü açmışlar.
lgbt derneklerinde bir sürü ayı var.

biz de arada birilerinden hoşlanıyoruz. adam "kadınsı" tipler yazsın diyor. bunu hiç sorun etmiyoruz. çünkü zevk meselesi.

ayılarda birbirlerini tanımak için böyle bir olgu geliştirmişler. fena mı? bize batan çıkan mı var? eh yani.

sözlükte heteroseksist söylemler varmış. hiç denk gelmedim.

ayılar kıllı olur, kıllı severler falan. bunu diyenlerin ortak özelliği gördüğüm kadarıyla "feminenler yazmasın" diyen erkeklerden hoşlanmış olmaları. biraderim adam size vermiyorsa, tipi olmadığınız içindir. adam maskülenlerden hoşlanıyor. bunun için onu kınayabilir misiniz? adam feminenler ölsün tarzı bir şey derse, bu laf seni rahatsız etsin. şahsen ben de romeo'da feminen birisiyle vakit kaybetmek istemem, çünkü oradan best friends forever veya arkadaş aramıyoruz ki.

lana del rey

gerçek nedir diye insanları sorgulatan kadın.

şimdi canlı performansı beş para etmez. zira şarkı sözlerini sık sık unutur. hatta bazen avucundan okur.

saçları boyalı, o tatlı ördek dudakları estetiktir.

kıyafetleri için dünya kadar stilist çalışırken, bir ton boya belki de dünyanın en iyi makyözleri tarafından suratına boca edilmektedir. edilmektedir ki bu kadın 1950'leri iyice yansıtabilsin.

ama şu da var, tüketim çılgınlığının içerisinde yaşıyoruz. bu kadını da bu tüketim çılgınlığının parçası olarak görüyorum. bir dönemin ruhunu ama gerçek ama şov bu zamanın insanlarına yansıttı ve insanlar bunu beğendi. onun sesini dinliyorlar. hareketlerini izliyorlar ve hoşlarına gidiyor. gerisi ne kadar önemli ki? sonuçta bu kadının gerçek olup olmadığı sadece yakın çevresini ilgilendirir. ben şahsen şimdilik seviyorum. dinlemek hoşuma gidiyor, izlemek keyif veriyor. gerisi beni ilgilendirmez.

evleneceği adam düşünsün nancy sinatra ile mi evleniyorum yoksa lizzy grant ile mi?

son olarak şunu belirtmek isterim bu kadın elbette şarkılarında anlattığı gibi birisi değil. şarkılarında hep özendiği bir tipi anlatıyor. umursamaz, başına buyruk, canı ne çekerse onu yapan, tutkulu, yalnız bir kadın... ama gerçekte öyle olduğuna zerre inanmıyorum çünkü bu özelliklerde hiçbir kadın dudağına bir ton estetik yaptırıp ünlü olmak için böyle makyajlar yaptırmaz.

tüm gay accountları kapatmak

bünyede deprem etkisi yaratacak bir uygulamadır. önce facebook sonra romeo ve en sonunda hornet ile hayatımıza giren ve gerek bilgisayardan gerekse cep telefonlarımızdan takip ettiğimiz accountların bir kereden ortadan kaybolması, düşünün. hornete bakmak yok, rome'da mesaj kutusuna çökmek yok. yeni profilleri taramak için harcanan vakit yanımıza kar kalmış. zırt pırt mesaj atan, hayırdan anlamayan, yeni hesaplar açarak peşinizi bırakmayan amsalak tipler yok. güzeldir bence. dinlenmek gibi. yoğun bir kış sezonunun altında yaz tatiline çıkmak gibi.

gay sosyal tanışma ağları dururken ayı sözlük'te seks arayan yazar modeli

gene kişisel hak ve özgürlüklerle ilgili ders verici bir çalışma olmuş. zaten hepimiz milletin işine karışıyor onlara nerede ve nasıl seks arayıp aramayacaklarını söylüyoruz. zaten ekşi sözlükte kimse kimseye yavşamıyor. kimse o kadar gay account dururken spor salonundaki veya okulundaki adamı götürmeye çalışmıyor. sosyal hayvanlarız işte bebeklerim iş o noktaya gidebilir.

eşcinsel oldukları halde kadınlarla takılan ünlüler

herkesin tek başına gözlerini açtığı şu hayatta pek de kınanmayacak ünlülerdir. ünlü dediğin kimdir ki? ünü korumak için yalan söylemeyen ünlü mü var? heterosu ilgi çekmek için yalan gündem oluştururken bizim ibne de heteroseksüel taklidi yapıyor, çok mu? benim için önemli olan bu maskenin altında lgbt hareketine zarar veriyor mu? lgbt'ler aleyhine bir şey yapıyor mu? ayrıca düşünsenize adam heteroseksüel görünümü altında lgbt'ye olan desteğini açıklıyor, çok şükela olmaz mı yahu.

mart ayından önce sevişen kediler

penceremin dibinde çılgınlar gibi çığlıklar atarak serenat yapan kedilerin kavuşmuş versiyonlarıdır. bebek ağlaması gibi viyak viyak susmak bilmezler. hayır biz de sevişiyoruz ama bunu yedi düvele duyurmuyoruz.

ama doğanın dengesi işte ne yaparsın. ben çocukken altımızdaki daireye taşınan yeni evli çiftin yatak odalarında gelen sese nasıl karışamıyorsam, gerçi onlara ne diyeceğimi bilemediğim için karışamıyordum ama 12 yaşındayım lan, bu kedilere de karışmam.

lana del rey

yeni albümü honeymoon için stüdyoya girmiştir.

diş eti çekilmesi ve alınabilecek önlemler

dişlerin, diş kökleriyle bağlı oldukları yapının zaman içinde çekilmesidir. eğer düzgün fırçalama ve düzenli diş taşları temizlenmezse çekilirler. çekilirlerse diş hassaslığınız artar, dişinizi fırçalarken bu macun neden pembe ki diye korkuyla diş etlerinize bakarsınız. diş eti çekilmesi, dişleri yuvalarında deprem olması gibi bir şeydir. bir tanıdığımız 7 dişini kaybetti. neyse diş eti çekilmesi çok ileri aşamalara geçerse ağzınızda bakteri plağı oluşumuna bağlı olarak kötü koku oluşabilir.

ne mi yapmalıyız?

dişlerinizi düzenli ve bilinçli bir biçimde fırçalayın.
gargara yapmayı ihmal etmeyin. ben listerin'i tavsiye ederim. eğer diş teli kullanıyorsanız alkolsüz olanını kullanın.
düzenli olarak diş hekimine diş ile diş eti arasında biriken taşları temizletin. düzgün dişleri olanlar senede bir temizletseler kafiymiş ancak çarpık dişleriniz varsa 3 veya 6 ay arasında mutlaka temizletin.

bazı insanlarda bakteriler diş etinin altına kadar yerleşiyorlar. ne kadar temizletseniz bile kalıcı bir temizlik olmuyor. bunun tedavisinin cerrahi olduğunu duymuştum. sizi uyutarak veya uyuşturarak tam emin değilim, diş etilerinizi kaldırıp arasını temizleyip yeniden yerine bırakıyorlarmış.
ayrıca diş eti fazla çekilenler için damaktan alınan hücre ile yapay diş eti üretip, diş etlerine ekleme yapabiliyorlarmış.

peki diş eti kanamamız fazlaysa alternatif tıpı kullanarak ne yapabiliriz?

bir dönem bu sorun muzdarip birisi olarak turp suyu ile gargarayı şiddetle tavsiye ederim.

ayrıca dişlerinizi fırçaladıktan sonra tuzlu ile çalkalamakta iyi gelir.

cikolatali kek

bugün haftalar sonra hamburger yemeyi başarmış, yerken ufak bir çocuk gibi salak salak sırıtmış yazardır.

midnight in paris

baş rollerinde owen wilson , michael sheen , rachel mcadams , marion cotillard , carla bruni , adrien brody ve kathy bates ** yer aldığı bir woody allen filmi.

filmde romantik bir genç adam olan gil'in bir gece yarısı adeta zamanda yolculuk edercesine, 1920'lere dönmesini izleriz.

in a tidal wave of mystery

çok başarılı bulduğum albümdür. bir albüm düşünün parçaların yarısından fazlası kendilerini dinletsin. ayrıca kliplerde oldukça başarılı.

fifty shades of grey

soundtrack'ı etrafa saçıldıkça biz jamie dornan hayranlarını, en azından beni yani tek başıma dev fun club'ım*, film hakkında daha da heyecanlandıran film.

kadebostany* - crazy in love


beyonce - haunted*


elli goulding - love me like you do


the weeknd - earned it


avril lavigne - give you what you like


sia - salted wound

beyonce

bir insanın bu kadar güzel olması acilen yasaklanmalı.

matt bomer

glee'de söylediği şarkıyla hafızalarımızda yer edinmiştir.


cikolatali kek

hepinizi çok seviyorum, canlarım benim. oha kardeş payı'nın yeni sezonu vardı bu akşam. az daha yatıp uyuyacaktım. nerden nereye.. spontane yazılmış bu entryi silmekistemedim çünkü aklımdan ne geçerse onu yazdım. *

izlenilesi yabancı diziler

  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

cinsel yönelim

herkes potansiyel biseksüeldir.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

vücut geliştirme

öncelikle bu sporun yüzde 60'ı yemek yüzde 20'si uyku ve yüzde 20'si harekettir. yani o vücutlar sadece ağırlığın altına yatarak gelişmiyor. tam tersine, uyku ve beslenmeyi yeterli almazsanız ağırlık çalışması sırasında parçalanan kaslarınız onarılmaz ve güçten düşerseniz. evet, ağırlık çalışırken kaslarınızı parçalarsınız. yemek ve uyku ile daha güçlü şekilde onarırsınız.

bir diğer yanlış ise pek çok spor salonunda verilen çoklu antreman programları. bu programların çoğu hiçbir işe yaramaz. neden mi? siz eğer pazartesi göğüs çalışıp haftaya pazartesiye kadar göğsünüzü çalıştırmazsanız doğru düzgün yol kat edemezsiniz. bakın, başlarda vücudu hızla gelişirken zamanla gelişimi duran ve sudak çıkmış ördek gibi salonlarda arkadaşlarına "abi benim vücudum neden artık gelişmiyor yaa" diye dolaşan arkadaşların en büyük sorunlarından birisi budur. çünkü bu spora yeni başlayan birisinin vücudu çok hızlı gelişecektir. bunu programla alakası yok. zamanal kas kütlesi artışı durur. işte sizin yapacağınız çoklu program bunu engeller.
peki çoklu programı kimler yapabilir? jay cutler yapabilir, arnold yapabilir. bu işi meslek haline getirmiş, hayvan gibi beslenip hayvan gibi yaşayan hayvanlar yapabilir. stereoid kullnananlar yapabilir. ancak onlarda gelişim olur.

yeni başlayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi ise hemen ağır yüklerin altına girmeleri. okulun salonuna böyle haldır huldur gelen kaç arkadaşı ağırlıkların altından aldım bilmiyorum. vücut geliştirmeye yeni başlayan birinin kasları güçsüzdür. sinir sistemi güçsüzdür. sinir sistemi bu sporda çok önemlidir. bakın haltercilere ve hamallara... hiçbir çok kaslı değillerdir ancak oldukça kuvvetlidirler. neden? çünkü sinir sistemleri çok kuvvetli. sizinde ilk önceliğiniz sinir sisteminizi uyandırmak ve harekete geçirmek olmalıdır. zaten kaslarınız zamanla çalışmaya başlayacaktır. ama sinir sistemi önemli. sinir sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalı? aynı hareketli yavaş ve düzenli olarak yapmalısınız. aceleye gerek yok.

hah, aklıma gelmişken. bir de vücut geliştirme ekolü olarak brad pitt var. fight cluptaki gibi olsam yetercilere gelsin bu paragraf. ben hayvan gibi olmak istemiyorumculara gelsin. bu hatayı bu spora ilk başladığımda bende yapmıştım. spora başladığımda yağlarım vardı. az yiyordum. çünkü çok yersem "hayvan gibi olmaktan" korkuyordum. ama bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyordum. sonra anladım ki bu sporu yapmak için "hayvan gibi yemek" gerekiyor. sonuçta o kaslar elma, armut yiyerek oluşmuyor. neler neler yiyorum gene de hayvan gibi olmuyorum. çünkü o hayvan gibi dediğiniz adamlar gerçekten hayvan gibi yiyen hayvanlar. stereoid almaları cabası.

şimdilik aklıma gelen bunlar. daha sonra güncellerim.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

her boku yiyip domuz eti yemeyen tipler

bıkmadınız milletin yediğini içtiğini eleştirmeye.

başkaları sizin yaşam tarzınıza karışsa "kömsö bözö önlömöyör" dersiniz. adam belki her boku yemeyi seviyor ama domuz eti yemeyi sevmiyor, olamaz mı?





30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

mustafa kemal atatürk

(bkz: atam atam sen kalk ben yatam)

yok efendim o kadar şişirmeyin. özel bir adamdır. hatta bir dahidir. yaptığı pek çok şey vardır ancak kimse varlığını ona muhtaç değildir. kimse hiçbir şeyi kimseye muhtaç değildir. belki anne ve babamıza çok şey borçluyuz. ayrıca yaptığı bazı hatalar bugün pkk'nın doğmasına sebep olan bir domino halkasının ilk taşını devirmiştir.

götten gelen kanı alna sürmek

aktifin, bekaretini aldığı pasifinin, çatlayan deliğinden çıkan bir iki damla kanı pasifinin alnına sürme durumudur. bir kaç dakika göz göze gelinir. sonra yavaşça pasifin alnından öpüldükten sonra domaltılıp çatır çutur sikmeye devam edilir. ayrıca pasifin yüzüne attırmaktan daha romantik taam mı?!
Henüz takip ettiği biri yok.