fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

annelerin homofobik ama komik yorumları

çocukluğum ve ergenliğim boyunca, elalemden çok annemin bana ''böyle davranırsan, yok kızlarla bu kadar samimi olursan xdi ydi top'' derler demesi kadar başkalarının top,ibne vs demesi beni yaralamadı, insanların ağzı torba değil büzemezsin, ne yaparsanız yapın istediğini konuşurlar. ben zaten hep olduğum gibi bi insan oldum, out olmasam da sırf okların hedefi olmayayım diye başka biri gibi davranmadım, bu yaşamak olmazdı.

bunu diyen annem, yazın ne zaman şort giysem ya da evde boxerla dolaşssam bana ''vay vay vay şu bacaklara bak, ben de olsa ne miniler giyerdim'' de diyen kadın. ironik mi trajikomik mi bilemedim.

bir de babamın böyle bir lafı vardır: kendisi çok kibar, trafikte herkese yol verip teşekkür eden bir insanken, birisi kendisini cidden kızdırınca ''bu memleketin %48i puşt %48i ibne, geri kalan %2 senle beniz'' der. her zaman bu lafına gülsem de, zaman zaman bi şeyleri de mi alttan alttan kast ediyor diye de düşündürür beni.

aşık olunacak kişide aranan özellikler

mavi gözlü olması. her ne kadar dayatılan görünüş biçimlerine karşı da olsam bunun bana da çekici geldiğini de inkar edemem ama karakteri olan, düzgün biri olduktan sonra da fazla kilosuymuş, x miş ymiş bir şekilde hallolur diye düşünüyorum.

o yüzden böyle turkuaz mavi, bakınca sizi o derinliklerine alıp götürecek, okyanus gibi, o gözlerinde bir hikayesi olan, keşfedilecek biri olsun yeter.

insana dokunan şarkı sözleri

maroon 5 - love somebody:


i really wanna love somebody
i really wanna dance the night away
i know we're only half way there, but you take me all the way
you take me all the way
i really wanna touch somebody
i think about you every single day
i know we're only half way there, but you can take me all the way
you can take me all the way


coldplay - the scientist:


nobody said it was easy
it's such a shame for us to part
nobody said it was easy
no one ever said it would be this hard
oh, take me back to the start


natasha bedingfield - soulmate :


who doesn't long for someone to hold
who knows how to love you without being told
somebody tell me why i'm on my own
if there's a soulmate for everyone

ayrılır ayrılmaz kendini eski sevgilisinin kollarına atan eski sevgili

net öküzdür, şöyle ki : bir erkek olarak da, out olmasam da iyi-kötü gördüğüm sadece kadınlara geçtim, konu ilişki oldu mu biz erkeklerin de karşımızdaki erkek de olsa öküz olduğumuz. bu daha bizim çoğunluğumuzun öküz olmasıyla alakalı bir durum. hele de bu eski sevgiliye dönme olayı, karaktersizliğin son noktası. zaten saniyesinden can yeleği gibi eskine koşan biri, ne sizi, ne sizin gözyaşlarınızı ne de sevginizi hak etmiştir. yapılacak en iyi şey, üzgün kıçınızı kaldırıp amerikalıların deyişiyle ''get your shit together''.

ha tabi içinizdeki kırılma hissine karşılık bir öfke ortaya çıkabilir ve bunu öküzün arabasını parçalamak, kafasını kırmak vb şekillerde göstermek isteyebilirsiniz ama bunun hem bir suç teşkil edeceği hem de değmeyeceği için başka bir entrynin konusu diyerekten geçiyorum.

yazarların en etkilendiği iltifatlar

amsterdam'da bir leather barda öylesine etrafa bakınıp içkimi yudumlarken, barda yanımdaki teddy bear şirinliğindeki adamın çekine çekine ama gülümseyerek ''you are really something, gingers are the best'' demesi. herhalde o yaz çok kötü olmamın ve hafiften de tüttürmemle hep aklımda hoş bir anı olarak kaldı.

tabi sonrasında ''can i order you a drink?'' cümlesiyle bi yol yapma çalışması oldu ama klasik nerdensin napıyorsun derken ben ben hukuk öğrencisi adam da avrupa birliği bilmemnesinde çalışan bi şey çıkınca daha çok muhabbetimiz globalleşen dünya üzerine oldu.

p!nk

eski kocasına intikam amaçlı yazsa ve daha sonra barışıp klibinde de oynatsa, so what gibi bağıra bağıra nefretini kusturacak bir şarkısı da bulunmaktadır:



ayrıca 200lerin ortalarına kadar o kısa saçlı, karın kaslı ama itici olmayan fiziğiyle maskülen bir imaj çizse de, artık lady marmalade'den mıdır sonradan daha bir feminenleşti, yine o asi, rocker görünümünü feminenlikle harmanladı ve çizgisinden kaymayarak, özgünlüğünü bir kez daha kanıtladı. kendisinin çocukluğumdan en sevdiğim, en akılda kalan parçası ise :

don't let me get me :

the sims 4

ea games'in maxis ile tekrardan birleşerek 2 eylül'de piyasaya süreceği, en son oyunu.

bilgisayarda pek oyun oynamayan biri olarak tek bağımlılığım sims oldu. bazen fark etmeden, 6-7 saat oynadığım yaz günleri olmadı değil. o grafiklerine yandığımın, 3 öpüşmede bebek doğan sims 1'den abuk subuk ek paketli sims 3'e kadar hepsini sonuna kadar oynadım. tam da son 1 yıldır bıkmışken ea games'te benimle aynı şekilde düşünmüş ya da bakmışlar 5 yıldır biz bu insanları türlü türlü sims 2 ek paketlerini 3'e çevirerek yiyoruz e artık yeni bi oyun yaratalım demişler, iyi de yapmışlar. 1 sene önce çok kısa bir bildiri ile yepyeni, çok daha gerçekliğe sahip bir oyun yaratılacağı ve bunun tamamen yeni bir oyun olacağı bilgisi yayınlandı. ufak tefek bilgiler, sneak peek fotoğraflarla ekran başlarında çıldırttılar bizi ancak artık bekleyiş bitti.

ea games'in the sims 4 ile yapmak istediği şey, oyunu bir kademe daha ileri götürüp olabildiğince gerçekçi, duygulara dayalı bir oyun yaratmaya çalışmak. özellikle oyunda sims 3'deki moodletler yine varken simlerin ruh halleri de, yaptığı aktiviteler vs ile artıp-azalacak, aslında sims 3'te kolaylaştırılan oyun bir anlamda biraz ortalanmaya çalışılmış. özel oyunculara oyunun create a sim demosu bir ay önce gönderildi, birkaç gün önce ise bütün sims severlerin beğenisine sunuldu.

tasarımcılar oyunda olabildiğince gerçekçi, daha doğrusu kişiselleştirilebilmeye önem vermiş. bunun en büyük göstergesi de, sims oyunlarında en çok beklenen, tanrıcılık edasıyla simlerin orasıyla burasıyla dilediğiniz gibi oynayabilmeniz. cas ekranından görülen, artık simleri hamur yoğurur gibi kocaman memeli, ince belli ama kim kardashian popolu veya dilediğiniz gibi yaratabilmeniz. bu anlamda oyun gerçekten işi ileriye götürmüş. ayrıca 4 gb ram ve havalandırmaya rağmen sims 3'ün cas ekranını atan laptobum demo için kusursuz çalıştı diyebilirim. bütün oyuncular sistem gereksinimlerinden şikayetçi idi ve ea games'de bunun farkına varmış ki olabildiğince bu konu üzerine çalışmışlar diye düşünüyorum.

ancak oyunun eksileri de hayli fazla. oyunun cas demosundan görünen en büyük eksisi, sims 3 ile oyuna katılan create a style olayının kalkmış olduğu. yani siz istediğiniz objeyi, kıyafeti istediğiniz renk/desen vs ile şekillendirebilirken sims 4 ile bu özgürlük elinizden alınmış. cas ekranındaki kıyafetler base game'e göre ortalamanın üstünde ancak ne yazık ki hepsinde 6-7 renk seçeneği ile insanın şevkini kırar nitelikte. birçok kişi bunun beta olması sebebiyle eklenebileceğini düşünürlen şurada kısa bir süre kala bunun ekleneceğini düşünmüyorum açıkcası ea games gibi ek paketlerle bizi süründen bir şirketten. oyunun ikinci bir eksisi, toddlerlar ve havuzların oyunda olmaması-tahminen bu da bir ek paket stratejisi. üçüncü olarak, oyunda gerçekçilik adı altına simlerin saçları uzaması, rüzgarda oynaması vs gibi daha realistik ögeler olacağı açıklanmışken ne yazık ki böyle bir özellik yok. her ne kadar simler sims 3ten daha iyi gözükse de, aslında biraz da comic formatında, çizgi romandan fırlamış gibiler. oyunun bir başka ve bence en büyük eksilerinden biri ise oyunun türkiye fiyatı. sims 3'ün bütün ek paketlerini pintilik yapmada orijinal alan biri olarak oyunun 153,180 ve 270 tl gibi üç farklı edition fiyatıyla sunulması bana hayli fazla geldi. evet, bu bir base game ancak 153 tl bile normalde 80tlyi geçmeyen sims oyunları için hayli fazla. bu fiyat abd fiyatı tl'ye çevrilerek de hesaplanıyor olsa, yine de fazla diye düşünüyorum.

oyunun piyasaya çıkış tarihi 2 eylül 2014 olarak duyuruldu, türkiye sürümü hakkında bir bilgim yokken d&r'in sitesinde 5 eylül'de erken sipariş yapılabileceği bilgisi yer almakta. oyunun piyasaya çıkmasıyla objeler, getirilen yenilikler ile geneli hakkında bir fikir elde edinebileceğiz ancak şahsi görüşüm her base game'in yavan olduğu ve bu kadar kısıtlama ile oyunun yine büyük bir başarı elde edeceği kesin de olsa oyunseverleri tatmin etmeyeceği.

create a sim trailer'ı:

ayı sözlük itiraf

her ne kadar we can't stop ve devamı çıkana kadar kendisini beğenmesem de neden, nereden ve nasıl bilmiyorum miley cyrus'ın party in the u.s.a'ini baştan sonra ezbere biliyorum. çok utanıyorum sözlük.

sözkonusu parça :

itchy and scratchy

the simpsons'da çocukların, özellikle de bart'ın çok sevdiği tom ve jerry'nin birbirlerine işkence yapan, sürekli birbirlerini öldürmeye çalışan versiyonu çizgi film. cnbc-'e alt yazılırda tırmık ve mırmık diye çeviriyordu yanlıi hatırlamıyorsam. programın açılış şarkısı da :

they fight, they bite,
they bite and fight and bite,
fight fight fight, bite bite bite,
the itchy & scratchy show!

sözlükten yazıyorum şişkolar ölsün

110 kilo olup ben seçilmem seçerim diyen ayı

105 olan birisi olarak düşündüğüm, iki ucu boklu değnek durumudur, şöyle ki : genelde herkes yanında iyi görünen-iyiden kastım boylu ve özellikle de kaslı- erkeklerden hoşlanır, bu zamana kadar aksi olduğunu pek düşünmüyorum. yalan değil, hetero kızlar da biz birçok gay de bu tarz, iç çamaşırı mankeni gibi heriflerden hoşlanıyoruz ilk başta, cinsel çekim olarak.zaten piyasadaki bu tarz insanlar gittikçe artarken ve durum da böyleyken size olmayan talep de iyi düşer. önünüze gelene razı olmak gibi bir durum sözkonusu olur ne yazık ki, aynı aslında yukarıda denildiği gibi. bunlar da ya delik arayan ''gay olmayan'' arkadaşlar, ya yaşlı amcalar ya da daha kötüsü kendince ölmeden önce yapılacaklar listesinde ''do it with a fat guy'' fantazisi olan çarpık tipler olur.

o yüzden kendinize değer verip biraz aşırı da olsa bu tavrı takınırsınız. sırf sizin beğendiğiniz six packli abiler sizi beğenmiyor diye de her önünüze gelen alakasız tiplere de razı olacaksınız diye bir durum yok. şahsi görüşüm, birazcık kendinize değer veriyorsanız zaten hoşunuza gitmeyecek bile olsa, durmanız, kendinizin değerini bilmeniz. birilerin çarpık bir macerası olmak kimsenin hoşuna gitmez diye düşünüyorum. dahası, sabahında yanınızdakine bakıp ''ben ne yaptım'' diyip de kendinizden iğrenmek kadar da iğrenç bir şey yoktur.

sakis rouvas

2004 eurovision şarkı yarışmasıyla hayatımıza ve rüyalarıma giren, yunanistan'ın bu zaman kadar dünyaya sunmuş olduğu en güzel şey kendisi herhalde. o gülüş, o saçlar, o boy pos, hele de bi o sesi... 2004'de shake it ile 3.olup bir de 2009'da tekrardan eurovision'a katılmıştır.

bir kez daha bazı kanıların aksıne yunan erkeklerinin ne denli yakışıklı olduğunun göstergesi, heykel adeta bir yunan tanrısı kendisi. bir insan bu kadar mı yakışıklı olur, pılımı pırtımı toplayıp yunanistan'a taşınasım geliyor görünce, bildiğin yukardaki zamanını ayırmış özene bezene yaratmış.

http://www.itusozluk.com/gorseller/sakis...

http://ayisozluk.com/lnk/a8bcfb

http://ayisozluk.com/lnk/a9263a





son olarak :

of aman denizleri aş da gel kurbanın olam!

tim tales

öyle çok sert gözükmeyen ama baya çekici olan tim kruger'ın yatakta aslana dönüştüğünü gösteren videoları da ayrı fena. ne çok bdsm ayarında, ne çok mıy mıy, tam ayarında sevişmelerin adresi.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

gecenin 2sinde bir anda ''if you love me won't you let me know?'' diye aklıma çaktı, coldplay - violet hill :


single olup da aşk acısı tribine girmek bir başka.

serkan çayoğlu

ilk görünce türkçe dublaj yapılan biscolata erkeklerinden biri sandığım, daha sonra görüp sırf kendisi için denk gelince kiraz mevsimi adlı gereksiz ötesi bir diziyi izlediğim baya yakışıklı bey kendisi. 1.87 boyu, o hınzır gülüş, hele de o saçlar... bildiğin bir kezban edasında kendisini gözümü kırpmadan izliyorum, elimde değil.



http://www.televizyondizisi.com/index.ph...

http://instagram.com/p/fQVf_1GPOi/

sabah sizi şöyle karşılasa... :

pek esmer hayranı olmayan biri olarak baya hoş kendisi, analar neler doğuruyor sevgili sözlük. tam bir kötü çocuk görünümüne müsait ama esasen mr right olan hoş beyefendi.

ayı sözlük yazarlarının profilleri

bu asl olaylarını sözlüğümüzün namuslu yapısına yakıştıramadığımdır.

unhung hero

patrick moote adlı arkadaşın trajikomik hikayesi üzerine yapmış olduğu documentary. şöyle ki, kendisi bir basket maçında sevgilisine kiss cam'de evlilik teklifi ediyor (hani romantizm tavan) ancak kız arkadaşı kendisini izleyenlerin gözü önünde reddediyor. tabi patrick arkadaşımız bu duruma inanamıyor ve sevgilisine nedenini sorunca kendisinin aldığı cevap penisinin küçük olması.

patrick önce hafiften bir depresifleşiyor ama sonra problemin köküne inmeye karar veriyor ve önce amerika'da sonra da uzakdoğu'da doktor doktor gezip penis büyütme-uzatma peşine düşünüyor. türlü türlü ilginç teknikler, bunları keşfederken yaşanan ilginç deneyimlerle bu belgeseli oluşturuyor.

afişi : http://www.imdb.com/media/rm2278088448/t... ve trailerı :

merve özbey

türkçe müzik dinlemeyen biri olarak geçen sene vefan olsun diye giden şarkısıyla ve bu sene de helal ettimle her yerde çalan, son yılların en başarılı atarlı şarkı kraliçesi.

erkekleri itici yapan detaylar

t-shirt-gömleklerin yakalarını sözde cool olma adına kaldırmaları. hayır yani zaten o yakalar kaldırılması gereken bir şey olsa zaten öyle tasarlanırdı.
adamlığı iki bacak arasında sanmaları.
kendilerine ve görünüşlerine aşırı özen gösterip, hatta dışarıdaki kendi görünümündeki insalara ''top'' deseler de sözde gay friendly/homofobik olarak kendilerini lanse etmeleri.

kısacası, nefret ettikleri tipler gibi gözüküp göze hoş gelip de hetero çıkmaları. kahrolsun bazı şeyler

175 boyunda 90 kilo dolgun kalçalı ayı

2 cm uzunluk ve 15 kilo fazlalıkla kaçırdığımdır ama açıkcası pek rağmet görmeyen, genelde herkesin şöyle gördüğü arkadaş olmaktır :
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.