fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

kim kardashian

kendisi d list bir celebrity bile değilken 2000lerin ortalarına kadar paris hilton'un tabiri yerindeyse ''çantacılığı'' yapmış, daha sonra ''kazara'' sex kasedi yayınlanınca kuytudan köşeden ünlü olmuştur. bi arada kendisi stylist idi. tabi bu sırada çok üzgün olan kim hanım kızımız durur mu, amerikanın acun'u tabir edilebilecek ryan seacrest bu fırsatı görüp hemen bunu $$$ çevirmeye karar verince balıklama atlamış, keeping up with kardashians realitysi yaratılmış ve devamında da gelişenler de klasik amerika'nın 'nefret ettiği ancan izlemekten kendilerini alı koyamadığı ''reality star''ı olmuştur. daha sonrasında ''istemeden'' playboy'a soyunuş, arada klibi yayınlanamayacak kadar kötü bir single çıkarmış ve sonrasında yine reality rayına dönerek bütün ailecek tüm kombinasyonların denendiği kim & kourtney take miami, kourtney & kim take new york gibi showlarla devam etmiştir. babası hollywood tarihinin ünlü davalarından olan oj simpson'ın avukatı robert kardashiandır olmasıyla kim bu dünyaya ucundan yanaşmaktaydı kanımca zaten, çantacılıkla başladığı serüveni de birkaç yıl gibi kısa bir sürede kendisini d list celebrity bile değilken neredeyse b list'e kadar çıkarmıştır.

ancak kim'in esas yükselişi, kanye'yi kafeslemesi. özellikle de, her ne kadar medyadan ve halktan aşırı ilgi görse de kim hiçbir zaman modacılar vs çevresinde a list celebrityler kadar kayda değer bir ünlü olmadı, ne zaman kanye'yle çıkmaya başladı ; kanye'in forsuyla bir anlamda kendisi için bütün kapılar açıldı. daha bir sene önceki röportajında kim hakkında fikri sorulunca ''the worst thing since socks and sandals'' diyen anna wintour, fashion weekte kim ile yan yana oturdu (ki bu gerçekten bu anlamda uç bir nokta) ve akabininde de kendisi vogue'a kapak oldu. yıllardır moda-sanat işlerini takip ettiğim kadarıyla şöyle diyeyim, x y z gibi ortalama dergilere kapak olmak çok uç bir nokta değil ancak vogue'a, hele de başında anna wintour'un bulunduğu american vogue'a kapak olmak... kim en son bu hamlesiyle a list celebrityler arasına girdi, kendisi için birçok designer önüne atılmaya başladı vs. hatta kanye'den önceki 72 saat süren bilmemkaç milyon dolarlık evliliğinin tümünü sponsorlara karşılatmış, cebinden bir kuruş harcamamıştır. kanye- aka altın yumurtlayan tavuk-üzerine bir de çocuk yapınca, kim önünündeki 50 yılı şampanyaların su gibi aktığı, hermeslerin gelip-gittiği bir yaşamı her halükarda garantilemiştir.

kısacası, paris hilton'dan bıkan amerikan halkından bu ''sweetheart'' tacını zorla da olsa kapmış, dahası gold diggerlığın kitabını yazmıştır ( bkz: britney spears - work bitch ). beni kim'in bu azmi karşısında şaşırtan tek şey, gold digger gibi efsane ve her şeyi açıklayan bir şarkıyı yapan kanye'nin bu ince düşünülmüş tuzağa düşmesi. ironi bu olsa gerek herhalde.

fatgalcga here, your one and only source into the scandalous lives of hollywood's elite.

ispanyol erkekleri

gidip gören istisnasız bütün kız arkadaşlarım ''hepsi gay'' diyor da eee o zaman hani bana hani bana yani. of aman denizleri aş da gel kurbanın olam carlos diye bağrınıcam en yakın zamanda veya ale-ale-alejandro diye.

buttons

pussycat dolls'un pcd albümünden, snoop dogglu, tarkan-yok bütün fotoğrafları tadında alevler saçan enfes bir parçası. hayli hipnotik, hayli seksi benden söylemesi!

[snoop dogg:]
what it do babyboo

yeah, little mama you lookin' good
i see you wanna play with a player from the hood
come holla at me, you got it like that
big snoop dogg, with the lead pussycat
i show you how it go down, yeah, i wanna go down
me and you, one on one, treat you like a shorty
you look at me and i look at you
i'm reachin' for your shirt what you want me to do

[chorus:]
i'm telling you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)
but i ain't seen nothing (uh)

i''m telling you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)

[verse 1:]
typical
hardly the type i fall for
i like when the physical
don't leave me asking for more
i'm a sexy mama (mama)
who knows just how to get what i wanna (wanna)
what i want to do is spring this on ya (on ya)
back up all of the things that i told ya (told ya, told ya, told ya)

you been sayin' all the right things all night long
but i can't seem to get you over here to help take this off
baby, can't you see? (see)
how these clothes are fittin' on me? (me)
and the heat coming from this beat (beat)
i'm about to blow
i don't think you know

[chorus:]
i'm tellin' you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)
but i ain't seen nothing (uh)

i'm telling you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me(uh huh)
but i ain't seen nothing (uh huh)

[verse 2:]
you say you're a big boy
but i can't agree
'cause the love you said you had
ain't been put on me
i wonder (wonder)
if i'm just too much for you
wonder (wonder)
if my kiss don't make you just
wonder (wonder)
what i got next for you
what you want to do? (do)

take a chance to recognize that this could be yours
i can see, just like most guys, that your game don't please
baby, can't you see? (see)
how these clothes are fittin' on me? (me)
and the heat coming from this beat (beat)
i'm about to blow
i don't think you know

[chorus:]
i'm tellin' you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)
but i ain't seen nothing (uh)

i'm tellin' you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)
but i ain't seen nothing (uh)

[snoop dogg:]
now you can get what you want
but i need what i need
and let me tell you what's crackalackin' before i proceed
ima show you where to put it at
pcd told me, yeah, i thought i saw a puttycat
now roll with the big dog
all six of y'all on me, now tell me how it feel babydoll
ashley, nicole, carmit, jessica, kimberly, melody
you feelin' me?

[pussycat dolls:]
ha, ha...hot!
ha, ha...loosen up!
ha, ha...yeah
ha, ha...i can't take this

[chorus (2x):]
i'm tellin' you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)
but i ain't seen nothing (uh)

i'm tellin' you to loosen up my buttons baby (uh huh)
but you keep frontin' (uh)
saying what you gon' do to me (uh huh)
but i ain't seen nothing (uh)



kylie minogue

sexercize ile yürekleri hoplatmıştır.

moby

kendisini oldum olası sevemedim ama new york new york ayrı bir güzeldir :

new york state of mind

caz sevenler için tam böyle sabah elinize kahvenizi alıp günü izlerken/akşam elinizde şarabınızla geceye dalarken dinlenebilecek bir billy joel parçası.

some folks like to get away
take a holiday from the neighbourhood
hop a flight to miami beach
or to hollywood
but i'm taking a greyhound
on the hudson river line
i'm in a new york state of mind

i've seen all the movie stars
in their fancy cars and their limousines
been high in the rockies under the evergreens
but i know what i'm needing
and i don't want to waste more time
i'm in a new york state of mind

it was so easy living day by day
out of touch with the rhythm and blues
but now i need a little give and take
sponsored links
the new york times, the daily news

it comes down to reality
and it's fine with me 'cause i've let it slide
don't care if it's chinatown or on riverside
i don't have any reasons
i've left them all behind
i'm in a new york state of mind

it was so easy living day by day
out of touch with the rhythm and blues
but now i need a little give and take
the new york times, the daily news

it comes down to reality
and it's fine with me 'cause i've let it slide
don't care if it's chinatown or on riverside
i don't have any reasons
i've left them all behind
i'm in a new york state of mind

i'm just taking a greyhound on the hudson river line
'cause i'm in a new york state of mind.



şöyle de güzel bir barbra streisand
ve daha çok beğendiğim, glee coverı:

come along

zaman zaman melodisi akıllara gelse de sözleri tam oturmayan, uzun yolculuklar/düşünme zamanları için ideal bir titiyo parçası.

play with it while you have hands
dust settles, cities turn to sand

trespassing this is their land
time flies, make a statement, take a stand

come along now
come along with me
come along now
come along and you´ll see
what it's like to be free

come along
come along with me
come along now
come along and you'll see what it's like to be free

come along now
come along with me
and i'll ease your pain
come along
come along with me
and let's seize this day
come along, come along with me
oh, come along with me

stay out stay clear but stay close
friends, foes, god only knows
lets be the thorn on the rose
time flies, make a statement, strike a pose

come along now
come along with me
come along now
come along and you'll see
what it's like to be free

come along
come along with me
come along now
come along and you'll see what it's like to be free

come along now
come along with me
and i'll ease your pain
come along
come along with me
and let's seize this day
oh, come along with me

time flies, make a statement, take a stand
time flies, make a statement, take a stand
time flies, make a statement, take a stand
time flies, take your chance



bir de şöyle vicci martinez ft cee-lo versiyonu bulunmakta, ayrı güzel :

come and get it

her ne kadar utanarak söylesem de dilinize dolanan hint esintileri içeren bir selena gomez parçası.

when you're ready come and get it (x2)
na na na (x3)

when you're re-e-e-dy (x2)

when you're ready come and get it
na na na (x3)

you ain’t gotta worry it’s an open invitation
ı’ll be sittin’ right here real patient
all day all night ı’ll be waitin’ standby
can’t stop because ı love it, hate the way ı love you
all day all night maybe ı’m addicted for life, no lie.
ı’m not too shy to show ı love you, ı got no regrets.
ı love you much to, much to hide you, this love ain’t finished yet. this love ain’t finished yet…
so baby whenever you’re ready…

when you're ready come and get it (x2)
na na na (x3)

when you're re-e-e-dy (x2)

when you're ready come and get it
na na na (x3)

you got the kind of love that ı want, let me get that.
and baby once ı get it ı’m yours no take backs.
ı’m gon’ love you for life ı ain’t leaving your side
even if you knock it ain’t no way to stop it
forever you’re mine baby ı’m addicted no lie, no lie
ı’m not too shy to show ı love you, ı got no regrets.
so baby whenever you’re ready…..

when you're ready come and get it (x2)
na na na (x3)

when you're re-e-e-dy (x2)

when you're ready come and get it
na na na (x3)

this love will be the death of me, but ı know ı’ll die happily
ı’ll know ı’ll know ı’ll know
because you love me so…yeah!

when you ready come and get it
na na na (x3)

when you're re-e-e-dy (x2)

when you're ready come and get it
na na na (x3)



do my thing

janelle monae'in eşlik ettiği eğlenceli bir estelle şarkısı.

hey hey hey hey
hey hey hey hey
hey hey hey hey
hey hey hey hey

i wear my clothes like this because i can
i wear my hair like this because i can
i walk around like this because i can
and i do my thing like 'cause this who i am (this who i am)
if you are expecting me to give you an apology
for being nothing that you used to, used to
well go on right ahead and wait
hold your breath and concentrate
keep holding till your face turns blue

my road, it ain't your road but trust i know just where i am going
my flow it ain't your flow, but trust i know, i know just how i'm flowing
i’ma do my thing
i’ma do my, i’ma do my thing
please feel free to hate and complain
said i'm a do my thing
i’ma do my, i’ma do my thing
say what you want cause this one ain't gonna change
i’ma do my thing
ha ha ha ha ha ha

i can't wear my clothes like you, because i'm not
i can't do my hair like you, because i'm not
i can't walk around like you, because i'm not
i can't do my thing like you, well that just ain't hot
and if you are expecting me to give you an apology
for being nothing like you used to used to
well go on right ahead and wait
hold your breath and concentrate
keep holding till your face turns blue

my road, it ain't your road, but trust i know, i just where i'm going
my flow it ain't your flow, but trust i know, i just how i'm flowing
i’ma do my thing
i’ma do my, i’ma do my thing
please feel free to hate and complain
cause i'm a do my thing
i’ma do my, i’ma do my thing
say what you like cause this one ain't gonna change
i’ma do my thing

you don't know where i am going, and so you think i am lost
i ain't on your page, ok so to you that means i'm off
when i dance, i dance to the beat of a drummer you don't hear and you can't see
so if i look off beat to you, well the problem must be you not me
irregular but never irrelevant, unusual but never uncool
you're not cut from my clothes
you never get me, or i don't get you
either a believer of the fact
that unique equals love
so if i'm going to fast for you
open your mind and speed off

my road, it ain't your road, but trust i know just where i'm going
my flow it ain't your flow, but trust i know, just how i'm flowing
i’ma do my thing
i’ma do my, i’ma do my thing
please feel free to hate and complain
i'ma do my thing
i’ma do my, i’ma do my thing
and say what you want cause this one ain't gonna change
i'ma do my thing


demet akalın

dinlemediğim halde ''yarına kalsa da yanına kalmaz'' gibi felsefi bir düşünceyle aklıma kazınan dobra şahıs.

we need to talk about kevin

geçen yaz indirip de izleme fırsatı bulamadığım, bu gece bir anda izleyip de beni ne şaşırtan ne rahatsız eden-ama kesinlikle etkileyen bir psikolojik gerilim.

---------spoiler-------

film hakkındaki bütün şüphelerimi sıfıra indirmek için birçok yorum vs okudum, birçoğunda da hep psikolojik tanı koyulmuş kevin'in bu davranışları için. klasik bir hazır olmayan/anne materyaline sahip olmayan kadın ve aslında sevgi görmek isteyen ama bunu zor yoldan gösteren çocuk izlenimi edindim okuduklarımdan ama açıkcası benim görüşüm, tamamen saf kötülükten başkası değil. film boyunca eva'nın olumlu veya olumsuz bütün yaklaşımlarına kevin neredeyse aynı negatif tavırla cevap veriyor, daha çok eva'nın olumsuz yaklaşımı ( onu itmesi-yaralaması, öfkelenmesi) kevin'in hoşuna giden zira bunları anneden kendisine karşı bir duygu göstergesi olarak algılıyor. belki ilk bakışta bu biraz mantığa yatsa da devamında gelişen her şey sevgi görmek isteyen-yanlış ailede sevilmemiş çocuk falan değil bana baya insanları hunger games tadında avlamak isteyen bir psycho olarak geldi kevin, öyle son sahnedeki ah canım pişman mı olmuş işte anne koşulsuz sefer masalı falan bana çok inandırıcı gelmedi.

aklıma yatmayan diğer husussa, film boyunca flashbacklerle kötü bir şey olduğu sinyalleri veriliyor, ilk başta eva'ya karşı bu tsunami etkisindeki öfkeyi görünce herhalde ya ailesini katletti ya da pedofili diye düşündüm veya üçüncü bir seçenek olarak castta ezra miller'ın da olması sebebiyle kevin bir haltlar karıştırdığı için toplum öfkeli. öyle de çıktı ama benim için hala oluru olmayan, çocuğun yaptığı bir şey yüzünden annenin bu kadar yoğun bir dışlanmaya maruz kalması. tabiki eva bu katliamı yapmamış da olsa kevin onun çocuğu-ailesi yani çocuğu ölenler öfkeli olacak fakat olaya iki taraflı bakıldı mı kevin kendi ailesini de katlediyor, sadece eva'yı bırakıyor ki acı çeksin, yalnız kalsın (ikinci bir düşüncem ise kevin annesine olan bağını ancak böyle kazanabiliyor, aradakileri çıkartarak). yönetmene böyle bir eleştri belki doğru olmayacak ama bu hususun biraz aşırı abartıldığını düşünmekteyim.

dream a little dream of me

dinlerken size uzaklardaki birilerini düşündüren, aynı zamanda da dinlendirip sizi alıp götüren gus kahn tarafından yazılmış parça.

stars shining bright above you.
night breezes seem to whisper, 'i love you,birds singing in the sycamore tree.
dream a little dream of me.

say nighty-night and kiss me.
just hold me tight and tell me you'll miss me.
while i'm alone and blue as can be,
dream a little dream of me.

stars fading, but i linger on, dear,
still craving your kiss.
i'm longing to linger 'till dawn, dear,
just saying this:

sweet dreams 'till sunbeams find you,
sweet dreams that leave all worries behind you.
but in your dreams, whatever they be.
dream a little dream of me.

zaman içerisinde birçok sanatçı tarafından yorumlanmıştır:

doris day :


the mamas & the papas :


the beautiful south :


michael buble :

leighton meester

zamanında house md, 24, entourage gibi yapımlarda rol alsa da asıl ününü gossip girl'deki blair waldorf ile kazanan, 1986 doğumlu amerikalı aktris.

biraz buruk bir hayat hikayesi vardır : tüm ailesi uyuşturucu satıcılığından hapis yatmakta ve leighton'da bu zaman diliminde hapishanede doğmuş ve 3 aylıkken diğer akrabalarında yetiştirilmiş. hayata böyle 1-0 başlayıp böyle başarılı olması da ayrı bir hollywood filmi tadında. kendisi birkaç ay önce the o.c.'nin seth'i adam brody ile evlenmiş- dizide canlandırdıkları nerd ve queen b hiyerarşisini de hayali de olsa yıkmışlar, sevimli bir çift olmuşlar (aslında olmamışlar ama iyi dileklerimizi diliyoruz...)

yeteneğine sözüm yok zira kendisi her rolde başarılı, dandik bir korku filminde oynamıştı orada bile o rezil metalci kız tiplemesine rağmen iyiydi. kendisine tanınırlığı kazandıran blair rolü şu genç yaşta kariyerinin zirve noktasıdır, bu saatten sonra dilerse shakespeare'in ophelia'sını oynasın yine bunun üzerine çıkamaz, çıkayamacaktır zira gerçekten hakkını vermiştir. ayrıca kendisinin birkaç müzik denemesi var ki, rol arkadaşı taylor momsen kadar sükse yapmasa da gayet dinlenebilir, hoş parçalardır.

somebody to love:


good girls go bad:


inside the black :

lafı götünden anlamak

genelde ya kuyruk acısı ya da buluttan nem kapma olayı olan, tribal arkadaşlarda yüksek görülmektedir.

gossip girl

the o.c.'nin bitmesinden sonra çıkmasına rağmen daha büyük bir kitleye kavuşan,dünya çağında fenomene dönüşen, yine josh schwartz'ın gençlik dizisi konusunda en iyi olduğunu kanıtlayan efsanevi yapım.

tam da lise yıllarıma denk gelmesi ve yabancı dizi bağımlılığı sebebiyle çok ayrı severim, hele ki bize blair waldorf gibi bir üstadı kazandırdığı için her zaman minnetkar kalacağımdır. kesinlikle bu kusursuz bitch tavrımı kendisinden kazandım, hala da ara sıra açıp izler pekiştiririm.

6 yıl içerisinde bence en güzel anı, yıllardır mottom :



chris pratt

kendisi normal, hatta baya göbekli böyle goofy bir şeyken guardians of the galaxy için vücut kasıp ağzımızın sularını akıtan bir şeye dönüşmüştür. ayrıca da scary movie serisinden hatırlayacağınız anna faris ile evlidir.

http://www.buzzfeed.com/rachelzarrell/ch...

the mindy project

geçen sene en zor zamanlarımı atlatmamı sağlayan,tam da komedi dizisi ihtiyacım varken imdadıma yetişmiş, the office'ın kelly'si mindy kaling'in bana kalırsa mükemmel ötesi dizisi.mindy kızımızın kendini bir sandra bullock-kate hudson görmesi ve bu bağlamda aşk-ilişki-kariyer üçgenininde yaşananları anlatmaktadır dizi.

hafiften sex and the city, biraz girls ve bolca klişe american romantik-komedi ögeleriyle dolu, 2 broke girls ayarında (hatta biraz daha iyi). popüler kültüre ilginiz varsa zaten mindy ve metaforları,atıfları sizi sizden alacak, o curvy ama fashionista hallerine bayılacaksınız!

chvrches

ispanyol bir arkadaşım sayesinde keşfettiğim, normalde pek sevmeyeceğim halde güzel parçaları bulunan iskoçyalı elektro-pop grubu. gun ve lies parçaları ayrı bir güzel. grubun vokalisti lauren mayberry ise ayrı bir tatlı.

lies:


gun:


the mother we share:


recover:


we sink :

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

arctic monkeys - arabella

katy perry

prism albümünden dark horse ile beklenenin de üstünde başarı sağlasa da devamında çıkan parçaların hiçbiri hit olacak kadar iyi değil. hepsi yavan, geçiştirmelik ufaktan katy'nin çöküşünün başlangıcı.

bkz : this is how we do -


renkli runklu 5644564 tane temalı kliple vasat şarkını kurtaramazsın gurrrll
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.