dr. başak demiriz'in hürriyet'te yayımlanan bir yazısında oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenen bir annenin şaşkınlığı, telaşı, korkuları, kafa karışıklığı anlatılmış. oğlunun kafasının karışık olabileceğini düşünen anne asıl ve en büyük kafa karışıklığını kendisi yaşıyor. güzel bir yazı, sağlıklı bir bakış açısı. okuyun derim.
ölmek ve bayılmak adlı yazısı üzerine deli gaffar adında bir yazardan sıkı bir ayar yemiş yazar. ben beğendim ayarı. çok sıkı döşemiş. link de verelim de tam olsun.
dramdan çok kabir azabı olarak yaşadığım eziyet. katılmasam "bak, evlenemedi ya, çekemedi, o yüzden gelmedi!" olur. katılsam o gereksiz güruh ve kalabalık içinde ve eğlence anlayışıma asla uymayan bir zırıltıyı çekmek zorundayım. bir de evlenenler benim bebekliğini bildiğim insanlar artık. acıyan bakışlara maruz kalarak, sinirden kendimi yiyerek, gerim gerim gerilerek katlanıyorum işte.
geçen hafta sonu üşüttüm, hem öksürdükçe ciğerlerim ağrıyor hem sigara içme isteğimi engelleyemiyorum. bugün yeni ders programını aldım ve şerefsiz müdür yardımcısının bir kazık daha attığını öğrendim. bir de hala sevgilim yok!
şu anda kanal d'de heyecan içinde konuşan gazeteci- milletvekili. nasıl mutlu, nasıl heyecanlı... dünyaya bir daha gelmiş gibi. eyyyyy özgürlük! sen nasıl güzel bir şeysin! sen yoksan hiçbir şeyin tadı da anlamı da yok!
türk sinemasının en güzel filmlerinden biridir, ayrıca benim bir zeki demirkubuz hayranı olma nedenimdir. filmi izlerken bekir'i canlandıran (bkz: ufuk bayraktar )'ı ilk kez izlediğim için "acaba olağanüstü yetenekli bir aktör mü, yoksa yönetmen sokaktan geçen birini mi çevirip oynatmış?" diye ikileme düşmüştüm. öyle doğal ve gerçekti ki insanda "bir bekir var hayatta ve bu, o!" duygusu uyandırıyor. kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum, şimdi açsam hiç izlememiş gibi severek, keyifle yine izlerim.
led zeppelin'in orta doğu motifleriyle renklenmiş ölümsüz şarkısı ya da ayini mi demeliyim bilemedim. olağan üstü bir şarkıdır. egzotik, vurucu, hem sert hem naif senfonik, kesif rock... birçok rengi barındıran bir şarkı. müzisyenlerin özgürce müzik yaptığı, müziğin müzik olduğu günlerin başyapıtlarından. dinleyin efendim. şiddetle öneririm.
hiç değilse burada görmeyeydim, iyiydi dediğim "kız"! çok dert oldu ekşi erkeklerine. ne yapsa yaranamadı muhteşem türk erkeğine. hepsi yunan tanrı heykelleri gibi yakışıklı, akıllı, vizyon sahibi, donanımlı, zevkli, kültürlü olduğu için az geliyor bizim erkeklere "kezban"cım.
karın yağmasıyla kısa bir an da olsa romantik bir havaya bürünmüş olan şehir. sonra kar kesilir, hava cam gibi ayaza keser ve ankara'nın insanı bezdiren donu başlar. her yer buz, ne yağan ne açan gri bir hava, buzlu yollar... ankara kışına hoş geldiniz.
her türlü insan ilişkisinde cinsiyeti ve cinselliği referans almak insanda böyle bir yanılgı yaratsa da karşınızdaki insana yalnız insan olarak yaklaşmayı becerdiğinizde çürüyecek önermedir. göğüs kafesimi açıp içine soksam yüreğimin soğumayacağı gay dostum da var, yüz yıl aynı evde yaşasak bana sokulmasına izin vermeyeceğim hetero arkadaşım da var. kiminle ve nasıl seviştiğine değil, bizimle nasıl bütün olduklarına bakarak seçiyoruz dostlarımızı bence.
dün cingillerden olduğunu öğrendiğim üstat! melek değilmiş, bütün ezberin bozuldu resmen. her inanç sisteminde faklı resmedilen ve tanımlanan ama bir biçimde hepimizin içinde yaşayan yıkıcı, anarşist, eğlenceli, fettan güç.
sözlük ahalisinden pırıl pırıl üç gencin kurucusu olduğu grup. sevgili kewashe ile az önce yaptığım telefon görüşmesinde grubun büyük bir patlama yaşadığını, büyük bir ilgiyle karşılaştıklarını öğrendim. demek ki insanlar yürekli birilerinin adım atmasını bekliyormuş ve böyle bir oluşuma çok ihtiyaç varmış. sevgili oğluşum kewashe çok mutlu ve heyecanlıydı. gösterilen ilgi onlarla birlikte beni de çok mutlu etti. gargamelin sirini, smokebl ve kewashe sizinle gurur duyuyorum! hak bildiğiniz yolda yalnız da yalnız da yürüyeceksiniz ve kaldı ki yalnız değilsiniz. biz kapı gibi arkanızdayız.
iran sinemasının büyük yönetmenlerinden majid majidi'nin gerçekten şarkı gibi bir filmi. böyle kendi kendine mırıldandığın, sakin, dingin, huzurlu bir şarkı gibi bir film. filmde kerimin gündelik hayatını, geçim derdini, ailesiyle yaşantısını, yani böyle ufak tefek meselelerini anlatıyor. ama her filminde olduğu gibi bu gündelik olanın altından bambaşka bir kanal açıyor ve gündelik gerçekliğe hep bu derinden derine ilerleyen motifle anlam kazandırıyor. majid majidi her filmiyle beni fethetmiştir. ama filmde herhengi bir adamın hayatındaki, herhangi bir kesiti gerçekten şarkı gibi işlemiş. ilerleyen zamanda yönetmenin diğer filmlerini de tanıtmaya çalışacağım.
tosunum, can arkadaşım, vefalı dostum. hacı yolu bekler gibi bekliyorum memlekete dönmesini. annesinden sonra en güzel sofrayı ben kuracağım ona. en sevdiği yemekler, mezeler ve bir 70'lik rakı eşliğinde dolu dolu bir sohbet, dertleşme! seviyorum seni aigai'm benim!
lgbt bireylerinin ezildiklerini düşünmüyorum, diyen; yaşadığı toplumdan bihaber yaşam formu. duyarsızlığı ve bencilliği en homofobik insanı bile dumur edecek düzeyde.
takip etmediğim, tanımadığım bir medya fenomeni. ama ölümü nasıl koydu anlatamam. sonradan baktım videolarına. içim yandı. nasıl hayat dolu, neşeli, güzel bir insanmış. her ölüm erkendir ama bu da çok çok erken oldu, yazık oldu. ışıklar içinde uyu canercim.
kafası kesilmiş tavuk gibi ne tarafa gideceğini bilememek, bazen kendi kendine konuşuyor gibi hissetmek, bazen kenarda durup oynayanları uzaktan izleyen pısırık bir çocuk gibi oyuna girmeye cesaret edememek, bazen de "bu kadar hesapsız insanı nerede bulacaksın, güzel güzel takıl işte!" biçiminde kendi kendine gaz vermektir.
sözlüğe dahil olduğumdan beri uyku haram oldu. sabah altıda kalkıp yedi olmadan evden çıkmam lazım. gözümden uyku akıyor ama "şunu da okuyayım, bunu da okuyayım" derken uyku kaçıyor. yarın yine zombi gibi gezerim ortalıkta. bir hafta rapor alıp bütün başlıkları okuyup öyle mi devam etsem hayata?
ayı sözlük iki yaşında zirvesi için kalkıştığım kurabiye operasyonundan sonra yaşamaya başladığım süreç. daha önce konusu olmadı ya da ailemle yaşamadığım için bilmeleri gerekmedi. ama yazlıkta bir arada bulunduğumuz için telefon görüşmeleri falan derken kurabiyeleri yapan kuzenim dahil anne, baba, kardeş, komşular herkes bir lgbt sözlüğünde yazdığımı, bir sözlük dolusu eşcinsel arkadaşım olduğunu öğrendi. on gündür eşcinsellikle ilgili ne biliyorsam, yanlış kanıları düzeltmek için sayıp döküyorum. heterolar eşcinselleri yok saydıkları gibi onlarla ilgili sorunları, gerçekleri, olayları da konuşmaz, yok sayarlar. benim yakın çevremde bu konu hiç bu kadar açık seçik konuşulmamıştı. yığınla önyargının yanı sıra "aslında özel hayatları onları ilgilendirir." gibi sonuçlara da varıyorlar arada bir. ama hala eşcinselliğin ahlaki bir çöküntünün sonucu olduğunu düşünmeden de edemiyorlar. eşcinsel arkadaşlarım olmasına bir itirazları yokmuş, ama çocuklarından biri eşcinsel olsa ne tepkiler vereceklerini de az çok sezdim bu süreçte. sözlüğe katılmadan önce sizin dünyanızla, sorunlarınızla, mutsuzluklarınızla ilgili çok az fikrim vardı. sözlüğe katıldıktan sonra sizi daha iyi tanıdığımı ve anlamaya başladığımı sanıyordum, meğer hiçbir şey anlamamışım. birebir yaşamadan, o tepkileri, koşullanmaları görmeden insan kavrayamıyor hiçbir şeyi. kimsenin hayatı ve bedeni yalnız kendine ait değil bu toplumda tamam, ama hiç kimsenin hayatına ve bedenine de eşcinsellerde olduğu kadar müdahale edilmiyormuş, bir şeyleri değiştirmek ya da kabul ettirmek için buzdan ve ateşten bir duvara çarpa çarpa amansız bir mücadeleye girmek gerekiyormuş. gördüm, anladım, çok üzüldüm! işiniz ne kadar zor, şimdi daha iyi anlıyorum.
kafası kesilmiş tavuk gibi ne tarafa gideceğini bilememek, bazen kendi kendine konuşuyor gibi hissetmek, bazen kenarda durup oynayanları uzaktan izleyen pısırık bir çocuk gibi oyuna girmeye cesaret edememek, bazen de "bu kadar hesapsız insanı nerede bulacaksın, güzel güzel takıl işte!" biçiminde kendi kendine gaz vermektir.
başı zorla kapatılmış bir kadın için yadırganmayacak açıklama. özgürlükten anladığınız şey okula gitmekse doğu'da okula gönderilmeyen kızlar bu özgürlükten yararlanmıyor sayın emine hanım. ayrıca eşinizin iktidarı süresinde kadın cinayetleri % 1400 arttı. birçok genç kız hatta çocuk namus cinayetine kurban gitti. adıyaman'da çarşıda adres soran bir adamla konuştuğu için bir kız çocuğu dedesi ve babası tarafından diri diri toprağa gömüldü. çocuk gelinler babası, dedesi yaşındaki insanlarla zorla evlendiriliyor. rızasının olup olmaması sorgulanamaz bile çünkü çocuk! biliyorsunuz ülkemizde kadına tecavüz etmek neredeyse suç olmaktan çıktı. bir çocuğa defalarca tecavüz eden bazıları kamu görevlisi "adam"lar- bu sıfatı hak etmiyorlar ya neyse- en az cezayla paçayı kurtardı. yine eşinizin iktidarı sırasında bir hırsız girdiği evde bir kadına tecavüz etti ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. yasaların bizleri korumaktaki gönülsüzlüğünü bırakın bir kenara toplumun yazılı olmayan yasaları da bizi ipsiz bağlıyor ve sözünü ettiğiniz özgürlüğü nedense biz hiç hissedemiyoruz. eğitimli, kendi ayakları üzerinde duran, düşünen, üreten bir kadın olarak ben, ayrı evde yaşamak istediğim için- bakın yalnızca kendime ait bir ev istediğim için- ailem tarafından cezalandırıldım ve iki yıl boyunca yüzüme bakılmadı! alın size özgürlüğün bedeli!
şu bir gerçek ki bu ülkede türk, müslüman, sünni, erkek ve heteroseksüel değilseniz ne özgür ne mutlu ne de güvende olabilirsiniz. bizzat eşiniz bu anlayışın en güçlü bayraktarıdır. boş laflarla komik duruma düşmeyin lütfen.
lgbt blok'u, kaosgl'yi, cinsel ayrımcılıkla mücadele lobisi'ni takip eden, her türlü ayrımcılığa karşı biri olarak, lgbt bireylere destek olmak için kayıt oldum. burada eşcisellerin sözlük aracılığıyla kamuoyunun dikkatini çekerek insanlara seslerini duyuracaklarını sanıyordum ama gördüm ki çok az yazarın böyle bir amacı ve çabası var. sıcak ve içten arkadaşlarım, dostlarım var şimdi burada. evim gibi seviyor ve benimsiyorum. ancak son günlerde sıkça şikayet edilen antidemokratik uygulamalar burada bulunma nedenimi çok sert sorgulatıyor bana.
bu kadarı bardağı taşırır denecek bir haksızlığa maruz kalmıştır.fikir intihali'nin benim bilmediğim bir zararı mı dokundu sözlüğe, yoksa sırf sözlükle ilgili düşüncelerini özgürce paylaştığı için mi kapı dışarı edildi? sözlükte var olabilmek için hep sansürlü ve kontrollü mü konuşacağız? o zaman mecranın düşünce özgürlüğü nerede kaldı? çok bilinmeyenli, acil olarak cevaplanması gereken bir durum!
burada katliamdan ve tehcirden canı yanmamış insanlar olarak acısını yüreğimizde pek duyamayacağımız yıldönümüdür. siz şimdi gidin doğu ve güneydoğu'da asimile edilen, kürt ve türk ailelerce evlat edinilmiş, müslüman gibi yetiştirilmiş, ama asıl kimliğini 30'undan sonra öğrenmiş arada derede kalan insanlara sorun. ermeni olduğu için müslümanlarca dışlanan, asimile edildiği için kendi halkı tarafından sevilmeyen insanlara sorun. eğer yalnız 98 yıl önce insanların hayatları ellerinden alındı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. sadece diyarbakır'da hayatı elinden alınan onlarca insan var. o insanlar bilir soykırımın acısını. bizimki hariçten gazel okumak!