Canlı Yayınlar
Canlı Yayına Git

loranahmes2

Durum: 900 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2013 01:01

Puan: 9188 - Sözlük Kezbanı

Live Seviyesi: Yayıncı

15 yıl önce kayıt oldu.
3.Nesil Yazar.

ve düşünürüm: belki hiç yaşamadım, ne öğrendin, ne sevdin, ne de inandın... belki de kuyruklu yalanlar mutlu etti bazı bazı... kahrolsun bağzı şeyler!!
  • /
  • 45

kemalist gazete

http://www.kemalistgazete.net/ 'ten yayın yapan ve sol gazetesi ile organik bağı olduğunu düşündüğüm bir internet sitesi. istanbul, sakarya ve kocaelindeki newroz kutlamalarıyla ilgili yaptığı haber kemalistlikle ilgili bir kimlik kargaşasında olduğunu da düşündürmedi değil. yoksa kategorilere girmek alışkanlığın göstergesi de aslında iyiden iyiye mezhepsizleşmeye mi gidiliyor siyasette nedir.

http://www.kemalistgazete.net/gundem/ist...

konuşmak

işteşlik eki -ş-'yi bünyesinde barındırdığı su götürmez bir gerçek. kelimenin tabanı kon- oluyor. ve sanki -n- eki de dönüşlülük gibi bir şey mi yoksa: neticede kök ko- fiiline kadar iniyor. komşu kelimesinin konuş- kökünden geldiği açık. şu halde bir yere konan insanların yani konuş-muş, konuşlanmışların ilişkisine deniyor. ama ne konuşmayı ne komşuluğu öğrenebilmiş değiliz. elimizden gelse birbirimizin ağzının üstüne koyacağız yumruğu.

(bkz: bu da mı gol değil be)

başlık

yılda 200 film çeken porno yıldızının göt deliği

kravat takan orospular

anlamı geniş ancak kelime hazinesi dar bir diyalogdan mürekkep bir video. kadın kendine eski orospu diyor ve olaylar böyle gelişiyor. cemiyette saygı gören orospular ise ilginç bir metafor. hani aklıma kaan sezyum'u getirdi. orospu'lu bir yazısına da denk gelmedim adamcağızın. neyse.

kendisine sorulmayan soruya atlayıp cevap veren insan

bir insanın ki bu yazıda ondan tam teşekküllü bir insan olarak bahsedilecektir, kendisi dışında konuşan en az iki şahsın körlerle sağırlar birbirini ağırlar atmosferinde altmış dokuza girişeyazdığını görüp de kendi erdemleri ve alışkanlıkları istikametinde giriştiği bir davranışın yarattığı durum. daima sazanlıkla suçlanan bu şahısların açısından düşünün bir de: sizi inanılmaz kasvetli dünyanızdan ki orası kötü yoldur ve izlemesi bile yorucudur, çekip kurtarmayacak olursa dış bir güç ki ben buna olricin görümcesi diyorum ama siz iç fışkırış da diyebilirsiniz, bu yaptığını affetmeyip insanlık dışı bir hareketle olanlara yalnızca aciz bir seyirci gibi şahitlik ettiği için cezalandırılacak gibi hisseder. durum bu kadar örümcek ağı hafifliğinde iplerle örülü iken o zıplıyor diye... hayır bilmiyorsan sus adam sansınlar... ya da hayır, bilmiyorsan bilene danış hesabı üzerine vazife değilse de dış bir güçten ki az önce insan dedik biz ona hani "kendisine sorulmayan soruya atlayıp cevap veren insan"dan feyz al, onu dinle. sen yorulmazsın. düşüncenle dövdüğün adam seni yorgunluktan kurtarır. sanki cevap verdi de kötülüğünü istediğini sandığın adam. belki de sen de yanıt verebilirdin. ama hayat öyle spontane ki sonra -ki sonraya ben, pencere dışındaki hayat gerçek değildir diyorum- senin sorunun tadına bir vedat milor şapırtısıyla cevap ararken acımasızca akıp gider. bırak da tasarrufa gidelim. hayat sazanlarla güzel. peki ben neden sazan addedilen insanın -ki ben, ben yaşar usta sazanları severim ve onları oldukça cesur bulurum bu dünyayı kendi ekseni ve belirlediği kurallara göre şekillendirmeye çalışan zavallıların dünyasında hepsi birer don kişotturlar- bunların avukatlığına giriştim? çünkü hayat onlara güzel, sevişmeyi de onlar bilir savaşmayı da. insan bazen kalender olmalı, o iki kişinin ne düşüneceğini bilmeden elini burnunu sokmalı konuşmaya. hayır bu kadar pankartlık bir iğrenme söz konusuysa kapalı kapılar ardında konuş kardeşim. biraz daha uzaklaş tenffüs arasında ya da ne bileyim o pek sevdiğin soru soranınla tenhada bir restoranda yemek yiyip soruşun yahut ne bileyim o servisi kullanma az ye de kendine araba al... aman da söze dalıyor yok soruya cevap veriyor aman komşular yangın var triplerine girmene ne hacet var ha bunun bir sonraki aşaması o soruyu kıvırıp münasip bir yerine sıkıştırıver olur ki biz bunu tasvip etmiyoruz. tavsiye etmiyoruz. arada tariz ediyoruz. tenha tenha... balkon çocuğu.

kim mi demiş?
taşağım böyle buyurdu. * **
(bkz: bilince doldurmak)

ucuz mal alacak kadar zengin değilim

18 mart çanakkale zaferi

kurtuluş savaşı ulusalcı tayfanınken çanakkale dini referans alan ahalinin. çanakkaleden geçirtilmeyen düşman anlaşma masasında bozguna uğratmıştır bizleri; alıverip çiğnemişlerdir istanbulun namusunu ayakları altında. peki çanakkale geçilmez miymiş? pratikte bir kereye mahsus evet. ancak teoride -şimdilik- bir kereye mahsus hayır. örneği zikredildi.

konuşulması gereken bir de çanakkale zaferinin türklüğe dair olup olmaması... reddediyorum: osmanlılığa dairdir. ne kadar şah damarın çatlayacak denli kızsan da gerçek budur. delil ise şehitliktir. bir diğer ispat ise millî marşın yazarı mehmet akif ersoydur. zahmet olacak bir lugat alıp da okuyun, ne demiş muhterem.

fikir kulüpleri federasyonu

5 şubat’ta odtü’de duyurusu yapılan ve tüm türkiye'den 180'den fazla kulübün bir araya gelmesiyle gerçekleştirilen “ üniversite kongresi”nden "fikir kulüpleri federasyonu" kurulması kararı çıktı.

üniversite kongresi, üniversitenin kurumu olduğu toplumun sorunlarından bağımsız olamayacağı, bu sorunlara ilişkin geliştirileceği duyarlılığın konum itibariyle bilimden, aydınlanmadan, bağımsızlıktan ve özgürlükten yana olması gerektiği gerçeğinden hareket ederek bu başlıkları tek tek ele almış, bu değerlerin güncellikteki izdüşümleri üzerine tartışmıştır.

burada belirtilen kararları oluşturan tartışmaların bütünü, kongreden sonra çıkartılacak olan ve tüm tebliğ ve sunumların yer alacağı kongre kitapçığında yer alacaktır.

1. kongremiz, ülkemizde yürütülen savaş çığırtkanlığına, emperyalizmin politikalarında ülkemizin rol almasına kesin olarak karşı olduğunu ilan eder.

2. kongremiz iktidarın dayattığı yeni anayasayı ve ülkeyi tek adam yönetimine geçirecek olan başkanlık sistemini koşulsuz reddetmektedir. bu çerçevede yeni anayasa ve başkanlık sisteminin iç yüzü halka anlatılacak, alternatifler yaratılıp topluma mal edilecektir.

3. üniversiteliler ülkede artan dinselleşmeye karşı aydınlanma değerlerinin taşıyıcısı ve aydınlanmanın kararlı savunucuları olmaya devam edeceklerdir.

4. yeni yök yasasına karşı çıkmak bir ülke meselesidir. ilerici üniversite gençliği, meydanı akıl dışılığa teslim etmeyecek, üniversitenin ruhuna fatiha okutacak yeni yök yasasına geçit vermeyerek işe başlayacaktır.

5. üniversiteli kimliğine şeklini veren bilimsel düşünüşün terk edilmesine izin verilmeyecek, akademiden uzaklaştırılan bilim üniversitede var edilmeye devam edecektir.

6. kültür sanat alanına yönelik ülke genelinde süren kısıtlama ve içerik boşaltma çabalarına kongremiz kesin olarak karşı duracaktır. üniversitelerdeki kültür-sanat alanının canlandırılması kongremiz katılımcısı üniversite kulüplerinin ve tüm türkiye gençliğinin sorumluluğudur.

7. kongremiz, üniversite gençliğinin uzun yıllardır savunduğu ve savunduğu için hapislerde dahi yattığı eşit – parasız eğitim talebini sahiplenmektedir. kongremiz, bu mücadelenin yükseltilmesi görevini üstlenecektir.

8. üniversite gençliğinin umutlarını ve hayatla olan bağlarını zedeleyen, bunun yanında ülkenin geleceğini olumsuz etkileyen geleceksizliğe karşı mücadele edilecek, üniversite öğrencileri arasında dayanışma bağlarının kuvvetlendirilmesi için çalışmalar yapılacaktır.

9. kongremiz yüzlerce öğrenciyi cezaevlerine gönderen siyasi iktidarı ve artık onun güdümünde işlediği herkesçe kabul edilen yargıyı lanetler. kongremiz cezaevlerindeki öğrencilere özgürlük talebini tekrar eder ve cezaevindeki öğrencilerle dayanışma duygularını ilan eder.

10. kongremiz, üniversitelerde artarak devam eden soruşturma ve özel güvenlik terörüne gençliğin boyun eğmeyeceğini ilan eder. soruşturma ve ceza alan, ögb terörüne maruz kalmış tüm öğrencilerle dayanışma duygularını belirtir.

11. kongremizde tüm türkiye yükseköğretiminden anlamlı bir toplam birleşmiştir. bu birlikteliğin ülkeye umut olabilmesi için güçlenerek sürdürülmeldir. bu nedenle üniversite kongresi, kongreye katılan ve kongre kararlarını onaylayan tüm kulüp ve toplulukların oluşturduğu fikir kulüpleri federasyonu’nun kuruluşunu ilan eder.

kocaelispor

izmitte yapılacak newroz kutlamasına saldırmak isteyen taraftarlarıyla tanıdığım takım. futbol bu kadar mı kirli, yoksa kirlilikleri saklayabilecek kadar mı büyük bir yapılanma karar veremedim.

cengiz aktar

ezgi başaranın demokrasisiz barış olur ama kürtlerin istediği bu mu? başlıklı söyleşisinin konuğu. yazıdan anladığım kadarıyla kendisi kürtler anayasada kendileri için bir şey görmedikçe silah bırakmamalı. çünkü ne olacağı belli değil. diğer yandan dikkat etmeliler, savaşın olmadığı bir 'barış' ortamında demokrasiyi hepten kaybedebilirler. hayli ilginç bir söyleşi. okunmasını tavsiye ederim. herhalde en güzel yanı "bizim halkımın barış fetişi var" kısmıydı. bundan çözümü üretmeden sarfedilen barışı anladım.

ris

türk çocukları gay çiftlere veriyorlar

en azından "lezbiyen çiftin elindeki çocuk" meselesine homofobik olmayan bir bakış açısıyla bakabilmiş bir yazı yazan bir türkiyeli yazar mutlu tönbekici. üstteki yazarın* verdiği linkte* ikamet eden yazının can alıcı iki noktası var: biri bilinçili bir propaganda yürütüldüğü meselesi, bu içine homofobiyi de alıyor, atv haberciliğine getirdiği 'sorunlu' habercilik anlayışı eleştirisini de. ikinci noktaysa, belki de bu sorunda asıl merak ettiğim soruyu sorduğu kısım: türkiyeli kaç kişi koruyucu aile olmak için başvurmuş şu meşhur " sapıklar ülkesi" hollanda hükümetine.

vatan gibi çok okunan bir gazetede bu yazının yayınlanması gayet güzel. ama içten içe merak ediyorum haber kaçıncı sayfada yer alıyor. zira bir vatan demek reklam broşürüne yazan bir gazete demek. internet kullanıcısı olmayan halk kitlelerini düşünürsek bu önemli. yoksa ben gibileri nostalji yapmak için gazete alıyordur.

nevruz

kazlıçeşme meydanının meydandan ziyade bir bataklığı andırmasına aldırış etmeden önüme çıkan her halaya girdim. ama ne hikmetse girdiğim her halay iki dakika sonra dağılıverip durdu. yine de usanmadım. hiç newroz ateşi göremedim. bunun eksikliğini köfte ve balık ekmek ocaklarından çıkan kesif dumanlarla da gideremedim. mikail aslan tam bir müzik ziyafeti verdi. serhado ile alan boşalmışken bir anda tekrar doluverdi. adamın ağzı laf yapıyor. her şarkı sonrası bir mini standup gösterisi gibiydi. giydirmediği bir birleşmiş milletler kaldı herhalde. şarkıları da çok iyiydi. tabi küçük dilimden kulak zarıma her bir yanımın zangır zangır titremesine sebep olacak o yükseklikte bir bas sesine gerçekten ihtiyaç var mıydı bilemiyorum. gözlerim lgbtt bireylerini aradı ama göremedi. 2011 newrozunda bir anda onların içinde buluvermiştim kendimi. bu defa yoktular yahut ben göremedim. on binlerce insan içinde görmemiş olmam da mümkün. bir buçuk yaşındaki yeğenimin ilk newroz kutlaması olduğu için ayrı bir öneme sahipti. annem yanında getirdiği bir avuç buğdayı alıp çocuğu vaftiz etti. *

bu arada bu newroz kutlaması aynı zamanda bir bdp mitingiydi. ana tema ise " öcalana özgürlük kürtlere statü" idi.

alandan ayrılırken dikkat ettim herkesin ayakkabıları, paçaları ve yerel kıyafetleri giyinmiş kadınların dizlerine kadar her yeri çamura batmıştı. polis tutuklamaya girişse metro, otobüs ya da tramvay gibi kalabalık mekanlarda paçalara bakıp newroz'cuları ayırabilir diye düşündüm. neyse ki bu yıl, gördüğüm kadarıyla olay çıkmadı, istanbul'da.

nevruz

türkiyede kürtler tarafından her yıl alanlara çıkılarak harlanmış ateşlerin etrafında müzik eşliğinde halay çekilerek kutlanan ve genellikle günün ortasından itibaren gaz bombası, cop ve orantılı polis şiddetiyle devam edilip akabinde türk medyasının orta yerine oturan mühim bir bayram.

bilindiği üzere en görkemli newroz kutlamaları diyarbakır'da yapılmaktadır ve onu istanbul izlemektedir. bugün kutlanacak olan 2013 newrozu yine zeytinburnu kazlıçeşme meydanında yapılacaktır. program saat onda başlamış olmalı.

(bkz: demirci kawa destanı)
(bkz: bir newroz ateşi maddesi olarak tekerlek)

not: türkçe karşılığı nevruz olup yeni gün anlamına gelmesinden ötürü bazı çevrelerce yeni gün diye de nitelendirilen bu bayramın devlet tarafından engelenememesi ile bir türkiye türkü versiyonu ortaya çıkartılıp türk bayramı ilan edilmesi ironiktir. şimdilerde resmi bayram statüsünde olması ise...

(bkz: nevruz)

nevruz

eve gidelim ben sana sorarım bakışı

eve adımın atılır atılmaz nelerin yapılması gerektiğini içerecek hayatta kalmanın ayrıntılı bir listesinin oluşturulup ani uzaklara dalmalarla bir kaç kez tatbikatının yapılmasına sebep olan bakıştır. bu bakış bana safiye sultanı hatırlatıyor. sıdıka dizindeki kaynanam safiye saka.

soyunmak

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

solaris

stanislaw lem'in bilim-kurgu romanı. aynı zamanda 1972'de aynı adlı romandan beyaz perdeye aktarılan bir andrei tarkovski filmi. haliyle sovyet yapımı.

çözünürlülüğü ve ses sistemi iyi olmayan formatlarda izlenilmesini tavsiye etmem. hayattan soğuma nedenleri arasına rahatlıkla girer. çok uzundur. sanat filmidir. kardeşim izlerken uyuya kalmıştır ki izlememiz için ısrar eden de oydu ki itiraf etmek gerekirse öylesine durağan ki arada bir esnememek içten bile değil. *oldukça şiirsel sahnelere sahip. idraki zorlayacak bir kaç diyaloğa ve açık bir "hepi topu bir kaç milyarlık bir nüfusla dünyanın neyini paylaşamıyoruz" mesajını vermekte. en azından ben bu mesajı aldım.

eşcinsel olunduğunun ilk fark edildiği an

hiç hatırlamıyorum. olsa olsa ilk hoşlandığım çocuğu hatırlıyorum. mahallenin en güzel çocuğu. " ay savaşçısını izlicem" deyip de üst kattaki oturma odasında onun hayallerimi süslediği uykulara dalardım. herhalde bir ya da ikinci sınıf. ama eşcinsel olduğumu ilk fark ettiğim an yok. hafızamda yer etmemiş. bildim bileli. o zaman eşcinsellik doğuştan. *
  • /
  • 45
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 900

bir ülkeden bir iç ülkeye

yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali adlı(?) şiirnde geçer. bir ülke: türkiye, iç ülke: kürdistan kodlamasını sıradan biri de anlayabilir.

liseli eşcinsellere tavsiyeler

bir günlük tutun. kimse okuyamasın diye başka bir alfabeyle yazmak isterseniz kendi alfabenizi oluşturup yazın. önce arap harfleriyle yazdım, sonra kril. kardeşim cin çıktı, tıkır tıkır öğrendi. sonra bir alfabe yaptım, mübarek hint alfabesi. ben okumayı unuttum. sadece ve anlaşılır bir şey olsun. sekiz yıldır kullanıyorum, misler misi bakıp bakıp ne bu diyorlar. dünyayı kurtarma planları diyorum. yutar gibi yapıyorlar, başka çareleri yok. ama o alfabeyi de bir ansiklopedi, efendime söyleyeyim yastığının iç yüzüne falan yaz ki hem uzun aralardan sonra hatırlayasın hem de kimse göremesin. niye mi bu? kardeşim, açılmaya ihtiyacın olacak ve her zaman etrafında birileri olmayacak, olsa bile anlatacak kelimeleri bulamayacaksın, bulduğunda sabaha karşı dört olacak. bu yüzden ulaşılabilir bir kuyu olacak yanında. istediğinde su çekersin. ya da kuyuyu gözyaşınla doldurursun. haa orta birde aşık olduğum çocuğun sivilcelerini uzun uzadıya yazmış olmak bu senelerde kendimden utanmama sebep vermiyor değil. ama sen boş ver, bunu gelecekteki sen düşünsün.*

bakir erkek

yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.

aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.

peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.

yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?

neyzen tevfik

günümüde daha ziyade taşlamalarıyla tanınan oldukça yaratıcı bir şair. ayı sözlükte yazılan bu şiir doğru olmayabilir. sitedeki bu şiirin içeriği küçükler için uygun olmayabilir.

yürü be ehli deve endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadını sikeyim
mecnun gibi topmuyum bir am için öleyim
mecnunuda sikeyim leylayıda sikeyim
bana yar olmayan karının izzetini itibarını sikeyim
yansın karıların alayı su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim
düşmüşüz bir orospunun belasına
koymadık diye ta amının ortasına
kader böyle yazmış hatırasına
ben böyle hatıranın hikayesini sikeyim
kerem dağları deler bir amcık uğruna
aslı gitsinde ona buna vurdura
bir karı için değermi hiç bütün bunlara
her taraf amcık dolu mala iyi vurana
fuzuli am peşine düştün gurbete
am serindir, am derindir, şifa verir millete
ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte
bu gidişle yarrağımı gidersin cennete

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

yazmak

yazmak yıkanmaktır. yazmak özgürlük ve yazmak kimi zaman kusmak. yazmak kaçış, ardına bile bakmadan bazen. yazmak gün geliyor sessizliği bozmak belki de aksine sessizliğe boyun eğmek. yazmak mukaddes bir eylem ve yazmak masumiyet, naiflik ve bütün mevzuya inat nezaket. yazmak...

brokeback mountain

esasında roman falan değildir. annie proulx'un yazdığı kısa bir öykü. aralarında teorik bir ayırım olmasa da hikaye bile diyemiyorum bu öyküye.
everest'in film çıktığında popüler kaygılarla brokeback dağı diye türkçeye iğrencü'l-vahşet bir tercümeyle kazandırdığı öykü. bu kötü çeviriden olsa gerek -diye umuyorum- öykü hayli sıkıcı. onu okuduktan sonra kitabın başka hiç bir öyküsünü okumadım.

bu filmi sinemada izledim ben arkadaş. daha bir tane bile gay arkadaşım yokken. bir tane bile gay pornosu izlememişken. (aynı zamanda genel porno da izlememiştim.) bakırköy'de +18 mi ne yazıyordu o zaman. kimliğimi isteyecekler diye altıma sıçmıştım korkudan. ama bir kere beni kesmedi. sonraki hafta ikinci kez gittim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam. o zamana kadar yalnızca e2'de yayınlanan hollyoaks dizisinde gördüğüm eşcinsel sevgili muhabbetleri bir anda koca bir öykü olarak beyaz perde aracılığıyla gözümün önüne serilmişti. arkadaş o zaman ben de sonu böyle olmayan ama sevdiğimle güzel bir ilişki yaşayabilirim deyüpde sinemadan çıkararaktan eve koşmuştum. gözlerim de yaşlıydı efendim. ağlamamış değildim. son sahnede.

diğer yandan. sözlük, bu film sinemada izlediğim ilk filmdir. benim için önemini anlatabiliyor muyum? ve 2006 yılı benim için ne kadar mukaddestir. lise daha bitmemişken nihayet sinemaya gittim demek için sinemaya gitmeye çalışan ben'in -param olmazdı da gitmezdim, net zaten yoktu- gittiği ilk filmin brokeback olması hayli hoş bir tesadüf.

hastane

bürokratik aşamaları insana kan kusturan kurumlar. özeli ayrı dert devleti ayrı. refakatçi olarak yanında bulunduğunuz 'hasta' arkadaşınızla oradan kaçarcasına çıktığınızda ne olursa olsun hastalık illetinden kurtulamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.

ancak sadece bu değildir. irdelenmesi zaruri bir mevzu olarak:

(bkz: darüşşifa olarak hastane)

bdp milletvekili sırrı süreyya önder'in çevre duyarlılığı

gezi parkı eyleminin siyasal platforma taşınmasını sağlayan kişidir, sırrı süreyya. ne kadar bdp'yi sevmeseniz de kepçelerin önüne kendini atıp gezi parkı yıkımını durdurması aşkına saygıyı hak ediyor. taksim platformunun önceki gün ona konuşma fırsatı tanımaması tam anlamıyla nankörlüktür.

tanım: değinildiği üzere, çevreyi, onu korumak için kepçeyle burun buruna gelecek kadar sevmektedir. bu da çevre duyarlılığının gelişmiş olduğunu göstermektedir.

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **