operazionepaura

Durum: 431 - 0 - 0 - 0 - 06.05.2023 22:32

Puan: 6610 - Sözlük Kezbanı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

ısırayım da geçsin...
  • /
  • 22

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

clive barker - kan kitapları (arada bir ziyaret ediyorum)

otobüslerdeki yaşlı teyzelerin ben gencim triplerine girmesi

toplu taşıma araçlarını sık kullanan biri olarak neredeyse refleks halinde yer/yol verdiğim için pek böyle davranışlarla/bakışlarla karşılaşmıyorum. ama, eğer kalabalık bir araçsa, minicik teyze/amca oturup yerine tombul biri kalkınca, alan daha da daralınca, ayaktakilerin pis bakışlarına maruz kalabiliyorsunuz.

şu da var, insan huysuzdur. bakalım o yaşlara gelince başkaları bizim hakkımızda neler söyleyecek.

bir ölü taklidi yapma suali olarak ilk kiminle yattın

olta-yem ilişkisi yoksa laf olsun torba dolsun diye sorulur. ne cevabını alan tatmin olacak, ne de sorulan heyecanlanacak. öyle bir şey. ama beklenen (her iki taraf için de) "kardeşim", "lady gaga" veya "köydeki yatağımın altındaki imzalı beyzbol sopası" gibi bir şeyse, varmayın keyiflerine.

ayı sözlük yazarlarına şarkı armağan etmek

çok güzel maydanoz olurum.

bu futurelavirs'a...


bu da 4chubandbear'a...


ikisi de özenle elle seçilmiştir.

çocukken edilen en ayıp küfür

ailecek pek küfürbaz sayılmayız. çocukken "salak", daha doğrusu "sssalak" ciddi bir küfürdü. büyüyünce, özellikle fiziksel olarak canım cidden yanarsa burun deliklerim iyice açık, dişler kenetli bir şekilde "hasssssiiissss" (hassiktir'in yoğunluğunun arttıtılmış hali) diye bir şey istemsizce çıkıyor. iyi de oluyor.

an be an oral yollardan acımasızca istismar ve taciz edilen masum deliklere (yukarıdan aşağıya anüs, vajina, ağız, burun ve kulak) "diren!" deme vaktidir!

nihat hatipoğlu

dostum, adam hakkında öyle böyle diye atıp tutmuşsun ama neyse ki sevenleri ve anlayanları var.

http://ayisozluk.com/lnk/aytug

hoptirinos, los ironikos

sakalları bile bana doğru uzamalı denilen insan

bu hislere, arzulara, mottolara (ehmmm, başka ne vardı?) sahip insanlar hayatta gerçekten aradıklarını buluyorlar mı acaba? cidden merak ediyorum. ben de metabolizma (!) olarak tek eşlilik işleviyle sınırlıyım (bazıları, benim gibi bazıları eşcinsel prototipine uyma konusunda hakikaten yeteneksiz oluyor) ama bu derecesi... hani, düşünüyorum da, bulabiliyorlarsa, haydi buldular, makul sürelerde devam ettirebiliyorlarsa, senden, benden, bizden çok daha mutlu olsalar gerek.

böyle lafları eden karşı cinsten biri olduğunda aynen kezban etiketini yiyebiliyor.

28 haziran 2013 diyarbakır lice müdahalesi

geçen akşam taraf gazetecilerinden biri gezi parkı hareketinin barış açılımını engellemek için öne sürüldüğünü savunuyordu. bakalım buna ne kılıf uyduracaklar?

şimdi böyle bir cümle kurup güvenmezliğimi, kızgınlığımı kendimce dışarı vurdum. bilgisayarımın karşısında. yanımda soğuk su. hafif pervane esintisi. rahatlık? olmadı!

ısrarla canlar yanıyor, çünkü ısrarla yakılıyor. hala birileri hükümeti, polisi, askeri son derece basit mazeretlerle tüm bu olmuşları, olanları (ve olacakları) savunabiliyor. yalakalık yapmaya çalışan bir sürü gazeteci çırpınıyor. bir de insan sevgisinden, canın değerinden, kucaklayabilir olmaktan bahsediyoruz. ben, sen değil belki, ama birileri.

inanç sahibi biri değilim. olamadım bir türlü. ama bazen gerçekten, cidden ilahi adaletin olmasını diliyorum. ben de dahil, kötülüğü bilerek isteyerek yapanın yakasına mutlaka yapışılsın, mutlaka hesabı sorulsun ve canı yakılsın.

karpuzsever

kendisini tanımıyorum. fotoğraflarında şirin şirin çıkmasına sinir oluyorum. bir de arada bir mesaj atıp laf sokuyor. çok ayıp, çok.

bir gün olup da insan yüzüne çıkacak medeni cesareti ve kıçımı kaldırma gücünü kendimde bulduğumda olur zirvelerden birinde karşılaşırsak poposuna 5 (beş beş beş!!!) parmaklı bir şaplak yapıştırma, yanağından 4 parmaklı makas (çift yanak, stereo tarzı) alma, ve kendisine bir adet karpuzlu ice tea ısmarlama planım var.

tanım: mıncıklanacak şey!

futurelavirs

bu adamın yazılarındaki kıvraklık, anlattığı konuya hakimliği ve hınzır gözlemciliği bende olsa kıçımın seviyesi çoktan burnumun üstüne çıkmıştı. keyifle ve merakla takipteyiz.

(..yız?! biz kim?! ben takipteyim, ben!)

kontrol edilemediği için daha da çekici gelen eşcinsel

bu tip insanlar aslında her-tür-cinseller için geçerli. ulaşamadıkça daha çok istersin, daha gaza gelirsin, daha kendini kaybedersin, egonu törpülersin. bilerek veya bilmeyerek. kazara bu arzu nesnesi sana yakınlaşırsa, bir süre sonra o cazibe hızla ve geri dönüşsüz yitebilir. tıpkı her gün "o oyuncak" için anne babasının kafasını matkapla delmeye çalışan çocuğun istediğini elde ettikten sonra, aynı oyuncağın yüzüne bakmama olasılığının yüksek olması gibi.

bazen insanlara cazip gelen elde etmek değil, elde etme olasılığıdır; masada önüne konulması değil, binbir zahmetle uzanıp alınmasıdır.

ama hepsi bir yana, en ölümcülü, arzulanabilirliğinin tadını dokunulmazlığı sayesinde çıkaranlardır.

karpuzsever

kendisi için sanatsal içerikli çok özel ve çok çok sert porno çektirdim. her şey karpu.... pardon, sanat için.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

erasure - rock me gently (feat. diamanda galás)
peter gabriel - the tower that ate people (steve osbourne remix)
christopher young - drag me to hell
wojciech kilar - storm (bram stoker's dracula)
todd rollins - the boogie man (bioshock 2'ye saygılarımla)


dr. jeckyll and mistress hyde



erasure'ın aslı peter gabriel'e ait olan solsbury hill (2003) single'ında bulunan sürpriz kısa film. robert louis stevenson'ın klasik kısa romanından esinlenen, erasure'ı bilenler için ilginç, kötü filmlerden hoşlananlar için eğlenceli, her iki gruba girmeyenler için ise "bu ne be" dedirtecek türden.

seks yapmayı sevmeyen gay

ilk deneyimlerin heyecanından sonra gelen zorunluluk hissinden, yapmazsam ölürüm-lerden, yatmazsam çürürüm-lerden, cinselliğimi kaybederim-lerden sonra hissedilmesi muhtemeldir. ne zaman ki tercih denilen şeyin çok daha geniş kapsamlı olduğu, çok daha kendi adına sorumluluk gerektirdiği, aslında yaptığımız her şeyin bilerek-veya-bilmeyerek bir tercih olduğu an fark edilir, ona göre güncellemeler, gözden geçirmeler yapılır, o zaman o seks tekrar keşfedile bilinir, meğer neymiş denir.

ya da hiç uğraşılmaz, deri kalınlaşır, daha az umursanır, dert etmeyecek kadar alışılır.

o zaman da meğer neymiş denmez.

summer wine

bir süredir, özellikle rock çevrelerinde ville valo & natalia avelon'un das wilde leben isimli film için söyledikleri versiyonu, şu son zamanlarda da lana del rey versiyonu "allam yarappim ne güzel şarkı, ezip geçti hepsini" nidaları attırsa da benim için lee hazlewood'un nancy sinatra ile söylediği hali bir numaradadır. aslında lee hazlewood şarkıyı ilk kez 1966 yılında suzi jane hokom ile söylemiş olsa da, asıl patlayan sinatra'lı 1967 versiyonu olmuş. işin ilginci, bu versiyon sugar town single'ının b yüzü olarak basılmış olması.

"strawberries cherries and an angel's kiss in spring, my summer wine is really made from all these things" gibi bulaşıcı...

ibneler cenabetliğe övgü düzdü

“ibneler“ cenabetliğe övgü düzdü
gayler lezbiyenler ve ibneliğin bütün alt, üst versiyonları birlik oldu ve taksim istiklal caddesi'nde yürüyüş yaptı. televizyonda bu yürüyüşü seyreden duyarlı müslümanlar kitleyi harekete geçirmekte başarısız olan sol grupların ibne operasyonu başlattıklarını anladı. onur yürüyüşü adı altında bütün onursuz pankartları da yine bu grup taşıdı. bu pankartlardan bazılarında "velev ki ibneyiz,dünya yerinden oynar ibneler özgür olsa" tarzı sloganlar yazılıydı.
24 haziran 2013 pazartesi 00:42

sol grupların dış mihraklarla birlikte provokasyon gayesiyle sokaklara döktüğü ibneler, cenabetliğe adeta övgü düzdüler.

http://www.haberinvakti.com/guncel/ibnel...

anıtkabir

http://sozcu.com.tr/2013/gundem/anitkabi...

akp söz konusu olduğunda yalakalığın ender olarak tersine işlediği bir durum olmuştur. ferhat küpoğlu istifa ederek ortadan kaybolmuş. yine de sevinecek bir durum yok. malum, istisnalar kaideyi bozmuyor. bu kafa yapısındaki insanlar da az değil.

28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi

unutmadan. çevremde çoğu yerde lgbt katılımından da bahsediliyor. ama bunun büyük bir kısmı, hem erkek hem de kadın ağzından "abi, ibneler de taksimdeymiş, ho ho" şeklinde. bahsettikleri insanların lgbt olması bir yana öncelikle birer insan olduklarını unutuyorlar. ne yazık ki şaşırtıcı değil. neyse ki bu tür küçümsemeler, dalga geçmeler sadece direnişe dışarıdan bakanlar için geçerli.

bunun yanında kendime kızmadan edemedim. taksime gitmişken ayı kardeşliği ile iki dakika da olsa buluşmak, konuşmak isterdim, lakin kim-ne zaman-nerede açıklamalarını takip etmeyince sadece kendinize salak deme hakkına sahip oluyorsunuz.

28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi

maalesef iş güç korkusuyla sadece cumartesi günü katılabildik. zaten aklımız hep orada, ama havasını soluduktan sonra daha da fazla orada kalıyor. beşiktaş'ta hem gidiş hem dönüşte afiyetle gazımızı yüklendik. gaz insanın gözlerini acıdan yaşartabilir, boğazınızı göğsünüzü acıdan kavurabilir, ama birbirini tanımayan onca insanın hiç duraksamadan birbirine yardım etmesi unutulacak gibi değil. unutulmamalı da. yaşadığınız fiziksel acı, evet, sizi acayip kısıtlıyor ama geçince daha bir öfkeli, daha bir hevesli hale geliyor insan.

bunun yanında başbakanın "hep bu işsiz güçsüz, chp tarafından doldurulmuş bir avuç gencin işi" açıklamasının pek çok insan için yeterince (hatta fazlasıyla) gerçeğin kendisi olması da yenilir yutulur şey değil. bu da unutulmamalı.

fiziksel katılım göstermeyenlerin sıkı takipte bulunup dezenformasyonu engelleyici paylaşımlar yapmalarında çok çok büyük fayda var. bu bile büyük bir katkıdır.

bazen, kendimi de katarak, hep tepkilerini açıkça ortaya koyan, otoritelerin önüne atılmaktan çekinmeyen insanları düşününce, bizden bir bok olmaz düşüncesiyle moralimi bozuyordum. şu anki durumu düşününce, bu insanlara katılmayı, onlarla aynı havayı solumayı, aynı düşünceleri savunup aynı sloganları atmayı, savunmayı, korumayı, umudu vb.... birileri beni utandırdı, yüzümü kara çıkardı. bu yüzden hepsiyle, hepinizle gurur duyuyorum.
  • /
  • 22

belladonna of sadness

bu yıl 50. yaşına basan japon anime kültü.(1973) seks, şeytan, şiddet of of.

psychelic müzikleri, atmosferi, dokusu alır duvardan duvara çarpar. 100 tane modern anime izleyip sinefil kesilen sidikli uyduruk anime övcülere ders niteliğindedir.

Toplam entry sayısı: 431

eski sevgilimin yeni sevgilisine not

söyleyecek laf çoktur da...

ama artık içinde "ben" olmayan ilişkide bana laf düşmez. cidden.

hatta söylemesi ve kabul etmesi en zor şekliyle söyleyeyim: onu bunu aydınlatmak yerine bazı 2. ve her 3. şahıs gibi "benim de vazgeçilebilir" olduğumu kabullenmem gerek. aklımız nasıl anca bize yetiyorsa, o büyük olasılıkla tanımadığım(ız) 3. kişinin de , biz aydınlatıcı (!) bilgiler verirken hissedeceği, düşüneceği şey budur.

bu arada tekrar edeyim: o ilişkide ki asıl 3.kişi hala ben(dir).

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

masumiyetin tatlı kanatlarından...
doris day - fly me to the moon

erotizmin hafif çırpınmalarına doğru...
alessandro alessandroni - devil's nightmare

ve seks seks seks...
anthony newley & fiona richmond - my first time

derken bir anda karanlık basar...
the aloof - one night stand

ardından hissettiğin huzur mu, huzursuzluk mu... ona kendin karar ver.
sigur rós - fjögur pianó

golden shower

hani bazen insanın "şu anda her şeyi yapabilirim" dediği anlar vardır ya...

yok mu? sadece ben mi?

her neyse, bazen merak etmiyor değilim. sonra, vitamin aldığım zaman çişimi saran o kokuya nasıl dayanamadığım aklıma geliyor. ya da herhangi bir umumi tuvaletteki koku. o zaman hızla ıh-ıh moduna geri dönüyorum.

sandığınız gibi değil. valla bak. açık..laya..bilir...dim.

(yalnız duş görevi gören arkadaşların nasıl da şeffaf işediklerini görünce, sanırım bunun için ayrı bir diyete giriyorlar.)

feminenlere saygı duyuyorum

şu "saygı duyuyorum ama..." diye başlayan cümleleri düşünüyorum ve tdk'ya bakıyorum.

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=c...

saygı
isim
1. isim değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram
"insanlara saygıyı yitirdin mi yandın bittin, on paralık oldun demektir." - y. kemal
2. başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu

sonra bir bakmışsın, gaylere saygı duyuyorum ama yaklaşanın kafasını kırarım, kadınlara saygı duyuyorum ama çok açık geziyorlar, erkeklere saygı duyuyorum ama hepsi sarkıyor, pasiflare saygı duyuyorum ama hepsi kompleksli hetero-kadın düttürüsü, farklı düşüncelere saygı duyuyorum ama monako falan filan...

ben dedim oldu (bölüm xix)

debbie gibson



debbie gibson'ı (çıktığı zamanlarda) daha şirin bulsam da bu kavgada tarafım tiffany.
şaka bir yana, zamanında sıkı rakip/düşman gibi gösterilseler de (çünkü "everybody loves a good catfighting") aslında hiç öyle olmamışlar.
not: felaket efektleri ve uyduruk dev hayvanların kapıştığı kötünün kötüsü syfy/asylum yapımı 2011 yapımı megapython vs. gatoroid'den alınma.

gudubet

the good, the bad & the gudubet

yataklıdan rahatsızım

adına da derler seks...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/227028...

üzerine uzun uzun yorum yapmak gibi bir güdüm var, kenarda hevesle bekliyor. ama tabii ki gündem değiştirmekten başka hiç bir amacı olmayan bir açıklama. ama eminim destekleyeni de vardır. bizim gibi sazan gibi atlayıp "n'oluyosunuz" diyeni de...

ama ilk okuduğumda, saftirik bir ateist olarak ağzımdan arapça bir şeyler çıkmaya çalıştığı durumunu yadsıyamayacağım. ne de olsa her türk mazluman, yok müslümhan, ya da her neyse ondan doğar.

zombi

haiti kaynaklı bir kavram olan zombi, büyü yoluyla canlandırılan ölü demek. sinemada ilk örnekleri ruhu olmayan beyaz gözlü insanlar şeklindedir. romero'nun klasiği night of the living dead ile, ama özellikle devam filmi dawn of the dead ile bugün küçük çocukların bile bildiği, hastalık sonucu aşırı etoburlaşmış ölülere dönmüş durumda. 2000'lerde ise her şeyin daha bir hızlanması, kağnıdan da ağır yürüyen zombileri etkilemiş, danny boyle'un 28 days later'ının ses getirmesi ile ciddi anlamda hareket hızı kazanmışlardır. ilk örneklerde zombiler egzotik bir korku öğesi iken, 70'lerde bu korku öğesinin tüketim toplumun temsil etmesi devrimsel sayılsa da tür olarak kendisi bir tüketim malzemesi haline çoktan gelmiş durumda.

şahsi olarak ısrarla tavsiye edebileceğim zombi/zombili filmleri:

1920 - das cabinet des dr. caligari
1932 - white zombie
1943 - i walked with a zombie
1945 - dead of night
1964 - the incredibly strange creatures who stopped living and became mixed-up zombies (adı üstünde bir film, trippy!)
1966 - the plague of the zombies (hammer tarzı, ürkütücü suratlı zombiler)
1968 - night of the living dead
1971 - la noche del terror ciego (tombs of the blind dead) (en favori filmlerimden / ölü şövalyeler dehşet saçıyor)
1972 - children shouldn't play with dead things (gizli klasik)
1972 - pánico en el transiberiano (horror express) (atmosferi yeter)
1972 - dead of night (deathdream) (üzgün bir korku filmi)
1973 - ataque de los muertos sin ojos (return of the blind dead) (ya da ölü şövalyelerin dönüşü)
1974 - non si deve profanare il sonno dei morti (let sleeping corpses lie) (çok çok çok sevdiğim bir film. çok demiş miydim?)
1977 - rabid (ilk zamanlar ki cronenberg i özlemiyorum desem yalan olur)
1977 - shock waves (ilk nazi zombilerden)
1978 - dawn of the dead
1979 - zombi 2 (zombie flesh-eaters) (bir fulci klasiği. hastasıyım.)
1979 - zombie holocaust (doctor butcher, m.d.) (o kadar kötü ki... seviyorum bu filmi)
1980 - paura nella città dei morti viventi (city of the living dead) (açık ara en sevdiğim fulci filmlerinden biri. hatta bir nevi fetiş.)
1981 - ...e tu vivrai nel terrore! l'aldilà (the beyond) (fulci fulci ulci)
1981 - le notti del terrore (burial ground: nights of terror) (bu da cidden kötü bir film, porno film mantığıyla nasıl bir korku filmi çekilirin iyi bir örneği)
1981 - dead & buried (sağlam atmosferi olan, gerçekten ilginç bir filmdir. çocukken izlediğim için unutmam mümkün değil.)
1981 - the evil dead (klasik!)
1983 - one dark night
1985 - day of the dead (bugün izlediğimiz zombilere asıl şeklini veren film desek daha doğru olur)
1985 - re-animator (bir başka klasik.)
1985 - the return of the living dead (korku ile komedinin en başarılı kokteyllerinden biri)
1986 - night of the creeps
1987 - prince of darkness (hastasıyım carpenter'in. aynı zamanda sinemada tek başıma izlediğim ilk film.)
1987 - evil dead ii (dead by dawn! dead by dawn!)
1988 - dead heat
1990 - night of the living dead (tom savini'nin yeniden çevirimi. hiç de fena değil.)
1990 - bride of re-animator
1992 - braindead (dead alive) (en şirin zombie filmi #1)
1993 - return of the living dead 3 (ilkinden daha az komik, efektleriyle göz dolduruyor.)
1994 - dellamorte dellamore (cemetery man) (anında unuttuğum yeniden çevirimi bu filmin 1/10'u bile etmiyor. çok sağlam filmdir.)
2002 - 28 days later (koş zombi koş ya da zombileri tekrar hortlatan film #1)
2002 - deathwatch
2004 - dawn of the dead (zombileri tekrar hortlatan film #2. asıl filme saygıda kusur göstermemesi ayrı bir takdire şayanlık.)
2004 - shaun of the dead (en şirin zombie filmi #2)
2006 - black sheep (zombi koyun? aynen öyle!)
2006 - fido (korku filmi olmayan zombi filmi)
2006 - poultrygeist: night of the chicken dead (tam bir troma çılgınlığı. tam bana göre bir film. ciddi sinemaseverler ısrarla uzak dursun.)
2007 - mulberry street (sürpriz)
2007 - planet terror (çok sevmemekle beraber tür severlerin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. hala izlememişlerse tabii.)
2008 - otto; or up with dead people (ai gai, ai zombi)
2007 - [●rec] (züpper! özellikle ilk izleyiş tam bir rollercoaster.)
2007 - the signal
2008 - deadgirl
2008 - trailer park of terror (fena değil.)
2009 - la horde (fransız sinizmine sahip zombi filmi)
2009 - pontypool (izlediğim en enteresan, en cesur zombi filmlerinden biri. macera seven sinemaseverler mutlaka izlemeli)
2009 - [●rec]2 (ilki kadar olmasa da sırf enerjisi için izlemeli)
2009 - the revenant
2012 - the cabin in the woods (arızalı bir klasik! neredeyse orgazmik.)

not: cranberries meselesine gelince... şimdi kızanı, eksileyeni çok olacak ama celine dion'un my heart will go on'una kimi insan nasıl katlanamıyorsa ben de bu parçaya katlanamıyorum. ha, evet, bir de dolores o'riordan'ın titrek sesini de sevemedim bir türlü. yalan değil, bunda çevremdekilerin kendisi için "bir tanrıça, dünyaya inmiş bir melek vazu vizu" propogandalarının etkisi de büyük. oysa, ilk çıktıkları dreams'i severdim. hakikaten. ama olmadı, olamadı.

bir insanı tanımaya başladıkça eski heyecanın kaybolması

birini ilk tanımaya başladığınızda kafanızda onun için ayırdığınız yer %99 (ya da biz öyle diyelim, sembolik, metaforik bik bik bik) boştur. bu alan sizin serbest alanınızdır ve istediğiniz gibi doldurursunuz. bunu yapmanın heyecanı, zevki bambaşkadır. henüz yaşamadığınız, görmediğiniz özellikleri kimbilir nasıldır diye, en küçük hareketinden çıkardığınız koca koca anlamlarla ballı şerbetli yaratılmayı bekler. yaratılır da... ama, kaçınılmaz bir şekilde, istemeseniz de, tanıdıkça o geçici süreyle kapatılmış boşlukları kendi doldurmaya başlar. sonra da gelsin o meşhur "göründüğü gibi değilmiş" muhabbetleri.

hayal kırıklığı yaşıyorsanız, bunun acısının nedenin yarısı size aittir. çuvaldızı zaten ona batırıyorsun, şimdi o iğneyi kendine çevir ve...

gay rolü oynar mısın

samimiyetsiz bir sorudur. hele bu soruyu sormadan atlayanlar yok mu... niye bir katili, dolandırıcıyı, hırsızı vs. gibi insanlara kötülük yapanları canlandırır mısın diye sormazlar da... hadi lan!

futurelavirs

bu adamın yazılarındaki kıvraklık, anlattığı konuya hakimliği ve hınzır gözlemciliği bende olsa kıçımın seviyesi çoktan burnumun üstüne çıkmıştı. keyifle ve merakla takipteyiz.

(..yız?! biz kim?! ben takipteyim, ben!)

her konuştuğu gayin kendisine yazdığını sanan gay

bu gay kardeşlerin (!) ne de çok derdi varmış dedirten başlıktır.

"her konuştuğu gayin kendisine yazdığını sanan gayin kendisine yazdığını sanan gay" arkadaşlara derin gir nefes çekip buradan selam gönderiyorum.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

efenim, "ayı sözlük yazarının şu anda dinlediği şarkılar" kısmına geçmeden önce minik bir açıklama yapacağım.

ayısözlük'e girdiğim zamanlarda yaptığım standart bir davranışım var. bilgisayarın hafızasındaki binlerce ne oldukları bilinerek koyulmuş şarkıdan oluşan klasörlerden itinayla ve hızlı bir şekilde 5 parça seçilir. çalmaya başar. genelde 15-25 dakika arası tutar. süre bittiğinde göz gezdirme de bitmiş olur. yani paylaştığım şarkılar "en favori çalma listem" değil. kaldı ki öyle bir başlık olsa girdi de bulunmazdım. sevdiğim, vazgeçemeyeceğim şarkılar o kadar çok ki listesini yapmam mümkün değil. (niyet-sonuç ilişkisi)

ayrıca bu tarz girdileri olan eni topu 2 kişiyiz herhalde. o kadar girdi arasında arada bir "ısrarla" yapılan bu paylaşımların niye "cidden tuhaflaştığını" alamadım. adı üstünde: "ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar".

not: cümlelerimin hiç birinde gizli ima, alaycılık veya dişini gösterme öğesi bulunmamaktadır. eleştiri yapan yazar(lar)ın iyi niyetine inanılarak yazılmıştır.
Henüz takip ettiği biri yok.