serkan

Durum: 907 - 0 - 0 - 0 - 20.06.2020 12:44

Puan: 16414 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 46

pervanenin muma olan aşkı

iskender palanın da şöyle bir yazısı var.

"bir aşk hikayesi
geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… 'aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. bir cezbedir bu. bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. aşk cesaret işidir, neticede. ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. ilk lezzettir işte o acı. acı verir, yakar içini. ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. acı ve lezzet… birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… işte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. azp lezzet demek. azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. işte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. artık pervane 'hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. bu fenadır. bu canını verdiği noktadır. mumun bundan haberi bile yoktur belki. olmasına da gerek yoktur. bu pervanenin aşkıdır çünkü. aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. ama öbür taraftan mum da yanar. onun aşkı da, acısı da kendincedir. önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. ateşi su söndürür çünkü. ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek…"
iskender pala

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

kusmak

bazen iyi geliyor, kusarken düşünmediğimi fark etmemden sonra bozağıma bişeyler sokup kusmaya çalışıyorum.

sevgili 17 yaşımdaki halim

21 yaşında bazen koca bir aptal bazen koca bir adam olacaksın. burnun kanayana kadar ders çalıştın ya, istediğin bölümü kazanıp istediğin şehre gideceksin.
inatçılığından hiçbir şey kaybetmediğinden başına çok bela açacak, çok şey de kazanacaksın. kezbanlığını tam olarak üstünden atamasan da ne kadar değiştiğini anlatsam inanmazsın. saflık dersen, hep başına bela bilesin!

küçük bir folk müzik grubu kurup kayıtlar yapmaya başladın.
amerikalı bir ressamla karşılaşacak bir zaman ona mal gibi aşık olup, resim hayatına farklı bir yön vereceksin, meyvesiyse tam 2 sergi.
derslerin mi? bak bu konuda çuvalladın işte. inanmayacaksın ama okulu uzattın, dersleri salladın. yeni yeni toparlamaya çalışıyorsun, sanırım toparlayacaksın da.
evli bir adama aşık olacağından bahsetmiyorum çünkü bu senin için çok. söylersem bunalım bunalım gezer durursun.
bak, benden söylemesi o büyük şehire gideceğim de kendim gibi birini bulup bir ömür onunla olacağım triplerin vardı ya, onlar da uçtu gitti. yalanmış kuzum.
anı yaşadığın, gezip tozduğun ağlayıp zırladığın günler gelecek ama çok şey öğreneceksin.
istemediğin hiçbir şey yapmadın, makul isteklerinin de hepsi tamam. yeni hayallere ise tırnakların yeter mi bilmiyorum ama pes etmeden devam edeceksin.
son olarak, net net gezip durdun ama bir bok elde edemedin. gay kurusu kalacağını 21 yaşında anlıyorsun söyleyeyim.

pervanenin muma olan aşkı

(bkz: gül ile bülbül )

"aşk bir şem'-i ilahîdür benim pervânesi
şevk bir zencîrdür gönlüm anun dîvanesi"
(aşk ilahi bir kandildir;ben ise onun etrafında dönen pervaneyim...
şiddetli arzu, bir zincirdir; gönlüm ise ona bağlanmış bir divanedir)

şeyh galip



"bendeki suz-i dil var mıdır acep, tutuşup can veren pervanelerde?"

rıza tevfik bölükbaşı



"yan ey gönül yan, yan ey gönül yan
yanmadan oldu derdine derman
pervane gibi, pervane gibi
şem’ine aşkın yandı bu gönlüm "

mevlana muhibbi






sabahları öperek uyandıranın sevgili değil kedi olması

sevgili niyetine sarıldığım kedinin, yerine su şişesi bırakıp kaçmasını düşününce, ulvinin bu konulara soğuk olduğundan takınmayacağı bir tutum.

zorla öptürüyorum ben.

dil otu

- aaa gülnaz hanım görüyormusun neler söylüyor, dil otumu yedi nedir?

gibisinden bir kullanıma sahip olan ot.

(bkz: çok konuşmak)
(bkz: çenesi düşmek)

akşama müsaitseniz annemler gelecek diyen hamam böceği yavrusu

yatıya kalıp kalmayacakları sorulur, cevaba göre eczaneden levazımat temin edilir.*

otoseksüel

(bkz: 42 kez yaptığı mastürbasyondan ölen genç)

vakalarının arkasında yatan gerçeklerden sadece biri olabilir.

testosteron

testislerin el emeği göz nuru.

adamı göt gibi ortada bırakan sorular

çocukların başarılı olduğu konulardan biri de bu olsa gerek.

+anne ben nasıl oldum? *

evet ben gayim

kabullenme sürecinin dönüşüm noktası.

yapay tatlandırıcı

dildeki şeker sensörüne şekermiş gibi tutunup içecek, yiyeceğin tatlı hissedilmesini sağlayan moleküllerdir. bir hocamdan aslında işe yaramadığı, farklı bir mekanizmadan kilo yapımına sebebiyet verdiğini duymuştum.

çürümenin kitabı

her geyin bir gün kendi elleriyle yazacağı kitap. farklı yanı her kitabın altında farklı bir imza bulunması.

kutup ayısı yavrusu

coca colanın işi bildiğinden olsa gerek, manken niyetine kullandığı sevimlilik abidesi.

kutup yıldızı

yol gösteren. bazen olunan, bazen aranan.

ailen seni biliyor mu

eşcinselliğin farklı dili... cinayet dili... sanırım böyle bir dil mevcut. yazık.

into the wild

film de geçen sözler dikkate almaya değer sözler. müzikleriyle eşsiz sayılabilecek kadar güzel.

----spoiler----
film şu sözler ile başlıyor,

"ücra ormanlarda bir haz vardır;
ıssız kıyılarda mest olurum;
kimsenin rahatsız etmediği
bir çevre vardır, derin denizlerde
ve uğultusunda bir şarkı vardır:
insanı daha az sevmem ama
doğayı ondan çok severim."

son sahneler ise şu sözlerle devam ediyor, arada ki geçen diyalogların sofistikeliğinden söz etmiyorum.

"ya yüzümde bir gülümsemeyle kollarınıza koşuyor olsaydım, o zaman siz de benim şu anda gördüklerimi görür müydünüz?"

---- spoiler----


fragman da bırakayım.


acımadı ki

herkeste oluyor mu yoksa çocuksuluk mu denir buna bilmiyorum ama bazen canım acıdığında hayal dünyama dönüyorum,

bir çocuk edasıyla tüm dünyayı karşıma alıp, hayali gözyaşlarımı hafif bir tebessüm ve masumiyet ile silerken, ağzımdan çıkan bu sözcük rahatlatıyor beni.

" acımadı ki..."

sonra herşey yumuşuyor, ve uyumam kolaylaşıyor... *



dönüş

buradan da seha okuşun tatlı sesine kulak vermek mümkün;



fedakarlık, sadakat, umut, aşk ile ilgili sorunlar yaşadığım anlarda açıp izlerim salya sümük. bir türk filmi olarak ne "sweet november" ne "notebook" ne de başkası tutmaz yerini. tutmayacakta sanırım...

burası başka bir dünya mı? aşk gerçekten böyle bir şey mi? bir ömür böyle harap edilir mi? sevilen uğruna böyle herşeyden vazgeçilir mi? gerçekten böyle seven insanlar oldu mu? böyle bekleyen?.... böyle gözyaşlarına aldırmayan?... yeni bir adım atmak yerine aşkı takip eden?... her güneşi gördüğünde uzaklara dalıp sevdiğini düşünen?... ayı gördüğünde sevdiğini düşünen?... hep onu düşünen?... aldatılmasına rağmen ona ait olan parçadan vazgeçemeyen?...

sorularını aklıma istifleyen ve birer birer gün yüzüne çıkaran bir filmdir...

belki biraz düşüncesiz konuşuyorum şuan ama bu ne tatlı bir vazgeçiştir?.....
  • /
  • 46
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 907

sevgiliyle uyumak

güvenli hava sahasıdır, istediğiniz gibi uçabilirsiniz... kemer falan bağlamayı da gerektirmez... sevgiliniz yanınızdadır ve kafanızı göğsüne yaslamışsınızdır ya dünyalar sizin olmuştur... öyle güven hissine bular yani...

votka limon

kürt yönetmen hüner salim tarafından yönetilmiş film. venedik film festivalinde en iyi film dahil, birçok ödüle layık görülmüştür. dicemidim adlı film müziği yüreğime cuk diye oturmuştur. film ermenistandaki bir yezidi kürt köyünde geçmektedir.

fairuz



insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ), şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız icin **

insanlar seni bana sordu ... sordu
gelecek dedim, sakın bana sitem etmeyin
gözlerimi kapattım
gözlerimde olduğunu insanların farketmesinden korktuğum için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

gece bana geldi ve bana ışık tutmamı istedi
sonra ışığımı söndürdü
nasıl sana geldim sorma dedi
kalbim sana yetişmemi sağlayan kılavuzumdu
yanan da senin özleminden yandi
senle ilk kez beraber olmadığımız için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

diye bir çevirisi elime geçmiştir, ne güzel sözler bunlar demişimdir.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

liseli eşcinsellere tavsiyeler

erkeklere fazla güvenme, yarı yolda bırakmasını iyi bilirler...
arkadaşlıklara fazla güvenme, çıkar çatışmasında saman alevi gibi sönüp giderler...
melankolik müzikler dinleme konusunda iddialı olma, hayatın yeterince melankolik...
ilk amacın edindiğin meslek, kazandığın hayat olsun...
fazla hayalperest olma, ayakların hayallerden çok gerçeklere bassın...
kolay bir hayat yaşamayacağını, aşklarının çoğu kez boğaza dizilen düğümlerden ibaret olacağını bilmene henüz gerek yok çünkü bunu bilmek için çok tecrübe edineceksin....
bedenin, et pazarından daha değerli kucaklar hak ediyor unutma tatlım...
herşeye rağmen mutlu olma imkanına yeterince sahipsin...
tek önemli olan sen ve senin kendini geliştimeni bekleyen yanın... *

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

bolluk içinde, bir eli yağda bir eli baldadır. belki siz yağ karısı bal veya tam tersi, ne bolluk ne bolluk... sevdiğimi karısıyla nasıl paylaşırım bilemiyorum. hem kuzum kadına yazık ya. çocuğuda varsa bir de... yüreğim el vermez, öyle ki tecrübe etmemişim etmemeyi düşünmekteyim.
(bkz: genişlikte bir yere kadar)
tabi saygım sonsuz, alan razı veren razıysa beni ilgilendirmez.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

iki erkeğin öpüşmesi