serkan

Durum: 907 - 0 - 0 - 0 - 20.06.2020 12:44

Puan: 16414 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 46

her yeni fotoğrafçının çektiği klişe kareler

(çok yeni oldu sanırım)

şu ellerinin arasına bişeyler almıyorlar mı, makineyi alıp yere fırlatıp " bir daha fotograf çekmeyeceksin" diye üzerinde atlayasım geliyor...* *

erkek erkeğe yapılacak en güzel şeyler

alanın bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara...

kazı kazan

böyle yol kenarlarına kurulmuş amcaların tezgah * oyunlarından. hatta bu amcalar milli piyango bileti falanda satarlar.
bizim oyunumuz için 1 lira ödemeniz yeterli. bir kart alıyorsunuz arkasını çevirip kazıyorsunuz.

arada arkadaşlarla kime çıkacak diye oynar, mustafa amcayla iki sohbet çevirip yolumuza devam ederdik.
devamında bardakta mısır keyfi...

hiç unutmuyorum, rekor bendeydi. bana 20 lira çıkmıştı, bardakta mısır almıştık çatlayana kadar mısır yemiştik güle oynaya.

ah şu piyangocu mustafa amcalar, köfteci erman abiler... seviyoruz sizleri.

altta kalanın canı çıksın

ata sporu olduğundan şüpheleniyorum...

erkek erkeğe yapılacak en güzel şeyler

playstation da kaybeden tarafın üzerine atlamak, altta kalanın canı çıksın yapmak.

charlie chaplin

the alchemy of lights

çok güzel bir ışık performansı. uçup gidiyorsunuz...

http://ayisozluk.com/lnk/a25e0a

parçalı uyku

yeryüzünde insanın tüm gününü zehir eden başka şeyler olsa da onlarla yarışabilecek güçte bir rakip bu...
böyle tam dalıyorsunuz, uykunun en tatlı yeri gelince bir de bakıyorsunuz gözler faltaşı olmuş tavanı dikizliyor...
anlam veremiyorsunuz oda rüya sanıyorsunuz ama su içme isteğiyle beraber mutfak yolunu tutunca fark ediyorsunuz. yine aniden uyanmışsınız...
tabi bununla beraber insanın içine işleyen "sabahım berbat" oldu duygusu. o pişmanlık...

neyse bir saat takılıyorsunuz, sözlüğe girip yazarcanlar ne yazmış ne etmişler falan derken o bir saat iki saat olmuş...
sonra, uyku bastırınca " hemen uyumalıyım hemen, bu fırsatı kaçırmamalıyım" diyip kapatıyorsunuz gözlerinizi.
gözlerin ikinci kez açılışı çok heycanlı oluyor, "artık sabah oldu değilmii? ondan uyandım ben, tabi canım nede cok uykum vardı."
sonra saate korkarak bakıyorsunuz, saat henüz beş, şöyle çanlar yıldırımlar eşiğinde bir off çekip, uyku sersemliğinden fark edemediğiniz karanlığa dalıyorsunuz.

ozaman iki dakka hava alıyam deyip ferah balkonda dinlenip sakinleşiyorunuz. sabahki işlerinizi düşünüp, planlar yapıyorsunuz, bazılarını uyku yetmezliğinden değiştirmek zorunda kalsanızda olsun diyorsunuz. toparlanırım hallederim herbirşeyi. artık yatayım diyerek kuruluyorsunuz, sıcaklığı yerini serinliğe bırakmış yatağınıza.
yastığınıza sarılıp "2 sağa 1 sola dönme nöbeti " neticesinde birkaç kez yataktan düşme tehlikesi atlatıyorsunuz.

derken, uyku yine başlamıştır...


üçüncü defa gözler faltaşı misali açılınca, saatin 8çeyrek olduğunu fark ediyorsunuz, oysa sekiz buçukta girmesi zorunlu olan anatomi dersi vardır.
o his... o kıvranış... o isyan...

ne bulursanız giyip fırlıyorsunuz evden...
"hay allah nerede bu taksiler, hep burda olurlar şimdi hiçbiri yok" nidalarınız telaşla yükselir.
bulduğunuz ilk taksiye filmlerdeki atlayıp, "sür taksi sür, yine okula geç kaldım" taksiciler bilir, anlar, yine o cocuk yine o telaş...

neyse bir kaç kırmızı ışık sendromundan sonra koşarak derse gidersiniz...
derste uyumamak eldemidir? sorarım size...

sözüm ona öyle kötü birşeyki gününüzün içine sıçıyor...
tüm gün o yorgun kıvranık bakışlarla dolanıyorsunuz.
napcam ben ya bi doktora falanmı gitsem bilemedim...


edit:içim şişti ne sıkıcı yazmışım.

aigai

belgesel programı yaptığına kendimi o kadar çok inandırmıştım ki, alakası olmadığını öğrenince sanırım yıkıldım. *

(bkz: sana yazmak yakışıyor )

atatürk'ten nefret ediyorum

alkol ve aşk

ikisinin birbirine geçmişliği çoktur...
halüsülasyonlar, o kusuntu hali...

kusarken düşünmediğimi fark ettiğim o an...
beynimde damarların dört nala ölüme koşması gibi...
buuummm bummm...


meryl streep

smokebl

chat başlığından okuduğum kadarıyla sanırım biraz sevişemiyor... bilmez miyim zordur, bilmez miyim o geceleri. * *

yarın bulduğum ilk dilek kuyusuna bozuk üç lira atıp üç çıtır dilemeyi planlıyorum smokebl için, ya da falcı suzan ablaya gidip "bişeyler yap abla bizim smokebla" falan derim karar veremedim şimdi. * * *

saygılar efendim. *

kişisel gelişim saçmalıkları

özellikle kitaplar üzerinden kitlesellik taşıyan saçmalık abidesi, evet kesinlikle saçmalık. amaç tamamen yazarın cebini doldurup hatta taşırmaya yönelik.
reklam konusunda iyiler ama bak, öyle bir reklam yapıyorlar ki dünyanın en mal insanı sanırsınız einstein olacak o kitabı okuyunca.
akıl eksikliği de çok tabi, onun isteyeni onun açlığını çekenler var. durum böyle olunca da o bitmek bilinmez sömürü kendini sömürttürüyor.

özel hayata saygı

kesinlikle ihlalinin tamamen terbiyesizlik olduğu kanısındayım.
insanlarla olan ilişkilerimiz özel hayatlarımızdan bağımsızdır, her tanıştığım erkekle yatma gibi bir fikir gütmüyorum. yani gay olduğumdan her erkeğe asılmıyorum. *
bundan bağımsız, iki insan arasında yaşanılan özel hayat o iki insan arasındadır sadece. birilerinin dedikodu malzemesi değildir.
üstelik bu saygı sana sunulmuş bir tercih de değildir. bu bir zorunluluktur, mecburiyettir. çok mu zor ki, benim özel hayatımla ilgilenmemen? bunu dene bence, eminim olması gerekeni yaptığın için kendini iyi hissedeceksin.

cevabı bilinen ama yine de sorulan sorular

bu gömlek bana yakışmış mı? *

gay olmasını istediğin komşu

bir ay oldu taşınalı hala komşu falan göremedim, nerde bu yakışıklı gay komşular ya çıkın artık saklandığınız yerden off.

edit: duyduğuma göre altımızda oturan müzisyenmiş üstelikte bekarmış, gay olabilir. hadi inşallah...

kıllı kaslı ama ince sesli erkek

onunda canı var, oda erkek, oda sever sevilmek ister. sevin, sayın, öpün onlarıda...*

kaslı ayı

ideal ayı grubunu oluşturuyorlar diye düşünüyorum. ideal erkek grubu diye ileriye bile gidebilirim.

yanlış numara diyalogları

+ kamil ordamı
- yok burda kamil falan
+ sen kimsin?
- ben kamileyim.
+ hmm aradığmı söylersin
- selamda söyleyeyimmi
+olur. by
-by....* *
  • /
  • 46
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 907

sevgiliyle uyumak

güvenli hava sahasıdır, istediğiniz gibi uçabilirsiniz... kemer falan bağlamayı da gerektirmez... sevgiliniz yanınızdadır ve kafanızı göğsüne yaslamışsınızdır ya dünyalar sizin olmuştur... öyle güven hissine bular yani...

votka limon

kürt yönetmen hüner salim tarafından yönetilmiş film. venedik film festivalinde en iyi film dahil, birçok ödüle layık görülmüştür. dicemidim adlı film müziği yüreğime cuk diye oturmuştur. film ermenistandaki bir yezidi kürt köyünde geçmektedir.

fairuz



insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ), şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız icin **

insanlar seni bana sordu ... sordu
gelecek dedim, sakın bana sitem etmeyin
gözlerimi kapattım
gözlerimde olduğunu insanların farketmesinden korktuğum için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

gece bana geldi ve bana ışık tutmamı istedi
sonra ışığımı söndürdü
nasıl sana geldim sorma dedi
kalbim sana yetişmemi sağlayan kılavuzumdu
yanan da senin özleminden yandi
senle ilk kez beraber olmadığımız için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

diye bir çevirisi elime geçmiştir, ne güzel sözler bunlar demişimdir.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

liseli eşcinsellere tavsiyeler

erkeklere fazla güvenme, yarı yolda bırakmasını iyi bilirler...
arkadaşlıklara fazla güvenme, çıkar çatışmasında saman alevi gibi sönüp giderler...
melankolik müzikler dinleme konusunda iddialı olma, hayatın yeterince melankolik...
ilk amacın edindiğin meslek, kazandığın hayat olsun...
fazla hayalperest olma, ayakların hayallerden çok gerçeklere bassın...
kolay bir hayat yaşamayacağını, aşklarının çoğu kez boğaza dizilen düğümlerden ibaret olacağını bilmene henüz gerek yok çünkü bunu bilmek için çok tecrübe edineceksin....
bedenin, et pazarından daha değerli kucaklar hak ediyor unutma tatlım...
herşeye rağmen mutlu olma imkanına yeterince sahipsin...
tek önemli olan sen ve senin kendini geliştimeni bekleyen yanın... *

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

bolluk içinde, bir eli yağda bir eli baldadır. belki siz yağ karısı bal veya tam tersi, ne bolluk ne bolluk... sevdiğimi karısıyla nasıl paylaşırım bilemiyorum. hem kuzum kadına yazık ya. çocuğuda varsa bir de... yüreğim el vermez, öyle ki tecrübe etmemişim etmemeyi düşünmekteyim.
(bkz: genişlikte bir yere kadar)
tabi saygım sonsuz, alan razı veren razıysa beni ilgilendirmez.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

iki erkeğin öpüşmesi