serkan

Durum: 907 - 0 - 0 - 0 - 20.06.2020 12:44

Puan: 16414 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 46

yaran facebook iletileri

"hani küçükken yanağımı sıkıp seni kızıma alıcam diyen teyzeler size sesleniyorum! ne oldu bizim iş"

son günlerde kaç apaçi var hepsinde bu ileti. "beğen"in yanında "eksile" yok ki seri eksileyen ibneye dönüşeyim.

bob marley

facebook sayfalarında sayfa sayfa dolaşsada, bu kayda değer aşk tanımını önemsiyorum.

"o'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha
önce aşık oldu, tekrar olabilir. ama şu an seni seviyorsa daha ne
olabilir ki? tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte
asla mükemmel olamayabilirsiniz. ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki
kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar- onu
seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver. seni günün her
anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını
verecektir -kalbini. yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye
kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. seni mutlu ettiğinde
gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil..."

bob marley

hamam böceği

kafası kopan hamamböceğinin dokuz gün boyunca yaşayabildiğine dair bir bilgi aldım. gardolabından yazıyorum şuan...

wagaman

çok heycanlandım izlerken, ne güzel izah edilmiş sorulan sorular.

heteroseksüellerden hoşlanan homoseksüel

mazoşizmin tavan yaptığı sanırım göze batacak derecede girintili nokta. eğer kendimi uçurumdan atmak, tansiyon hapı içmek, vücuduma formaldehit enjekte etmek istersem bunu deneyebilirim.* * *

başka dünyadan gelmek

işte o dramanın en klişe noktasında tur atmaktasındır... kamera etrafında dönmeye başlar ve sen gökyüzünü izliyorsundur... ne tesadüftür bilinmez, karasal bir ankara ayazında martılar uçuşuveriyordur bir sürü halinde, sülalecek belki, belki ailecek sadece. üşümeleri gerekmez mi diye düşünürken aslında onların bu ankara ayazına ait olmadıklarını düşünürsün fakat yinede uçuşuyorlardır gökyüzünde. belki ankarada uçuşmaya zorlanmışlarken en azından yalnız olmadıklarını düşünüp sakinleşiyorsun. buraya ait olmamalarına rağmen yalnız olmadıklarını bilmek, güvende olduklarını düşünmene yetiyor.

ben uzaylı olduğumu düşünecek yaşı geçtim, kafamı biryerlere çarptığıma dair bir anı da beynimdeki hatıra defterinde yok. yine de uzaylı olduğumu düşünmem ciddi sorunlarım olduğuna delalet değildir umarım. yalnız bir martıya üzülürdüm, kendime üzülmem kendimi kötü göstermeme neden olsa da bundan rahatsızlık duymalımıyım bilmiyorum. annem hep "ne olursa olsun, kendini güçlü göster oğlum derdi." " bunu dert etmiyorum anne, bazen hiç bir şeyi dert etmiyorum" desemde onun haklı olduğunu biliyorum. anneler neden hep haklı onuda bilmiyorum ya herneyse. uçtuğum gökyüzünün tek bir martıyla dolu ya da boş olması, başka bir dünyadan olduğumu göstermezmiydi hem, bu boş bir gökyüzünde uçmak için bir umut üstelik. öyle ya başka bir yerde başka birileri. boş gökyüzü için sunulabilecek en kalabalık hayal.


edit: burası ağlama duvarıdır

küçük yeşil domuzcuk

oyun yazarı martin mcdonagh eseri "yastık adam" oyununda geçen güzel bir hikaye. orjinalini bulamasamda hatırladığım kadarıyla yazdım.

"küçük şirin mi şirin bir köyde şirin mi şirin bir domuzcuk dünyaya gelmiş. çevredekilerin farklı bakışlarını dünyaya geldiği o ilk an fark etmiş, sebebi ise kendi renginin diğer domuzcuklar gibi pembe değil yeşil olduğu içinmiş ki anlaması pek uzun sürmemiş. kısa zamanda kendi rengine pek alışmış, hatta diğerlerinden farklı olmayı sevmiş olsa da, diğer domuzcuklar onun bu yeşil renginden pek memnun değillermiş. kendi aralarında konuşup buna bir çare bulmaya karar vermişler. en sonunda küçük yeşil domuzcuğu pembe çıkmaz boyayla boyamak istemişler. bir gün toplanıp küçük yeşil domuzcuğu boyayacakları vakit, küçük yeşil domuzcuk " tanrım lütfen bana yardım et, ben farklı olmaktan mutluyum beni değiştirmelerine izin verme" diye yalvarmış. oysa ne duaları kabul olmuş ne de artık yeşilmiş, çünkü çıkmaz pembe boyayla her yeri kaplıymış. üzüntü içerisinde " neden dualarımı kabul etmedin, sana ihtiyacım varken neden bana yardım etmedin" diye gözyaşları içinde haykırırken birden yağmur başlayıvermiş fakat bu yağmur normal bir yağmur değilmiş. ıslattığı herşeyi yeşile boyayan bir yağmurmuş. zaman sonra, diğer tüm domuzcukların yağmur sonucu yeşile döndüğünü fark etmiş. oysa yeşil yağmur boyanın su bazlı olması sebebiyle vücudundan akıp gitmiş. pembe domuzcuk hala farklı olduğu için mutlu olup tanrıya şükretmiş." *

sophie zelmani

12 albüme sahiptir.

- sophie zelmani
- precious burden
- time to kill
- sing and dance
- love affair
- a decida of dreams
- memory loves you
- the ocean and me
- original albüm classiscs
- im the rain
- original albüm classics ( time to kill, love affair, memories love you)
- soul

bu sesle büyülenmemek elde mi bilmiyorum. çünkü bu kızın yaptığı kesinlikle büyü.

ne demek istediğimi sophie anlatsın size...

0462d



sevgilisi varken başkasına yazan insan

(bkz: evlat olsa sevilmez )
umarım saatte 1280 km hızla dönen, ağaçları binaları uçurup kmlerce uzağa fırlatan gökte uçuşan inek manzaralarına sebebiyet veren sandy kasırgası poposundan girer, üreme sistemini felç ettikten sonra aynı hızla ağzından çıkar. *

ayı sözlük imc tv mor bülten programında

kıl yumağından bir plaket öneriyorum

(bkz: kükreyen ayı jüri özel ödülü) ...

başarılar diliyorum, iyi bir program olması yönündeki dileklerim sizinle.

şeker portakalı

brezilyalı yazar josé mauro de vasconcelos'un 1968 tarihli romanı.
yoksulluğun acısını masal tadında anlatan bir kitap...

fakir ve kalabalık bir ailenin en küçük oğlu zeze adlı çocuğun yaşadıkları dramatize edilmiş.

-----spoiler-----

zeze’nin hiç kimsenin çiçek getirmediği öğretmeni için bir bahçeden gizlice çiçek toplaması ve erkenden gelip öğretmeninin masasına bırakması,
babasını üzdüğünü düşündüğü için ayakkabı boyacılığı yaparak babasına en sevdiği sigarayı alacak kadar para biriktirmesi,
ayağının kırık cam parçasıyla kesildiğini , ailesinin kızacağından korktuğu için çektiği acıya rağmen saklaması sizleri okurken hüzünlendirebilir. şahsen beni hüzünlendirmişti.

----spoiler-----

(bkz: küçük prens )
(bkz: çocuk kalbi )
(bkz: sözlük yazarlarının hiç bitmesin istediği kitaplar )

gürcüce

birbirinden farklı üç alfabe ile yazılır. güney kafkasyada ki en eski dillerdendir. ayrıca kullandıkları alfabe çok estetik. yaklaşık 4,5 milyon kişi tarafından kullanılır.

yastığa sarılmak

iki yastıkla beraber neden uyuduğumu sanıyorsunuz... tabiki birine sarılıyorum...

bahtsız bedevi

kokoreç

bu ara üzerime çökmüş olan ruh halini takiben*, yaklaşık bir hafta önce ilk kez denediğim, sırf denemek için, yani "hayır bir kez olsun bu korkunç şeyi yemeliyim" diye düşündüm.
ne yani herkesin dillendirdiği okulun karşısında büfesi olan o şeyi yemeden mi bu dünyadan göçüp gidecektim. tabiki hayır...

lakin, bir lokmadan fazla yiyemesem de bu korkunç şeyi yediğinizde nasıl bir tat aldığınızı artık bende biliyorum...

(bkz: midesi bulanmak )

not: umarım yapımından kaynaklı değildir, yani milletin okadar övdüğü şey benim yediğim şey olamaz.


yalnızlık

az önce yazılara göz gezdirirken şöyle bir şey gördüm;

"en güçlü insanlar yalnızlardır"

olabilir mi diye düşünmeden edemedim fakat baktım olacak gibi değil. insan sevdikleriyle daha güçlü olmaz mı abi? japon animelerinin yıllardır aşılamaya çalıştığı o takım çalışması yalan mıydı? yok efendim yok öyle birşey... şurda sohbet edecek, muhabbet edecek, iki kelam dertleşip sarılmaktan omuz omuza olmaktan daha güçlü ne var ki... zikiyim ben öyle güçü.
bunlar tamamen yalnızların kendilerini iyi hissetmeleri için yazılmış yazılar...

bir sesin iki eli var iki elin nesi var (böyle değildi sanırım ama demek istediğim anlaşılmıştır eminim) *
aman neyse içim karardı. şarkıyla konuyu kapatayım madem,

* * *

gay ilişkide partnerine karıcım diyen erkek

itiraf ediyorum o benim anam... * * *

edit: diyenleri saygıyla karşılıyorum. ilişkilerini istedikleri gibi , gönüllerince yaşasınlar.

çıplaklar kampında mayo dükkanı açmak

boş boş oturup etrafı dikizleyeceği kesindir.
belkide amaç sadece boş boş oturup etrafı dikizlemektir, yalnız gelip sap sap oturmaktan bıktığından mayocu sıfatıyla hergün kampa gelip göz ziyafeti çekiyordur kendine.
belki arada koli de düşürüyordur falan...

kelayi

moral meleği, olduğu konusunda hemfikiriz.*

okul yolu düz gider

yıllardır git gel, git gel bitmedi gitti...hiç düz gitmiyor efendim, bu öğrencinin gözü başı sabaha kadar uykusuzluktan mahvoldu. nasıl gitsin düz...

(bkz: okul yolu düz girer )
  • /
  • 46
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 907

sevgiliyle uyumak

güvenli hava sahasıdır, istediğiniz gibi uçabilirsiniz... kemer falan bağlamayı da gerektirmez... sevgiliniz yanınızdadır ve kafanızı göğsüne yaslamışsınızdır ya dünyalar sizin olmuştur... öyle güven hissine bular yani...

votka limon

kürt yönetmen hüner salim tarafından yönetilmiş film. venedik film festivalinde en iyi film dahil, birçok ödüle layık görülmüştür. dicemidim adlı film müziği yüreğime cuk diye oturmuştur. film ermenistandaki bir yezidi kürt köyünde geçmektedir.

fairuz



insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ), şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız icin **

insanlar seni bana sordu ... sordu
gelecek dedim, sakın bana sitem etmeyin
gözlerimi kapattım
gözlerimde olduğunu insanların farketmesinden korktuğum için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

gece bana geldi ve bana ışık tutmamı istedi
sonra ışığımı söndürdü
nasıl sana geldim sorma dedi
kalbim sana yetişmemi sağlayan kılavuzumdu
yanan da senin özleminden yandi
senle ilk kez beraber olmadığımız için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

diye bir çevirisi elime geçmiştir, ne güzel sözler bunlar demişimdir.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

liseli eşcinsellere tavsiyeler

erkeklere fazla güvenme, yarı yolda bırakmasını iyi bilirler...
arkadaşlıklara fazla güvenme, çıkar çatışmasında saman alevi gibi sönüp giderler...
melankolik müzikler dinleme konusunda iddialı olma, hayatın yeterince melankolik...
ilk amacın edindiğin meslek, kazandığın hayat olsun...
fazla hayalperest olma, ayakların hayallerden çok gerçeklere bassın...
kolay bir hayat yaşamayacağını, aşklarının çoğu kez boğaza dizilen düğümlerden ibaret olacağını bilmene henüz gerek yok çünkü bunu bilmek için çok tecrübe edineceksin....
bedenin, et pazarından daha değerli kucaklar hak ediyor unutma tatlım...
herşeye rağmen mutlu olma imkanına yeterince sahipsin...
tek önemli olan sen ve senin kendini geliştimeni bekleyen yanın... *

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

bolluk içinde, bir eli yağda bir eli baldadır. belki siz yağ karısı bal veya tam tersi, ne bolluk ne bolluk... sevdiğimi karısıyla nasıl paylaşırım bilemiyorum. hem kuzum kadına yazık ya. çocuğuda varsa bir de... yüreğim el vermez, öyle ki tecrübe etmemişim etmemeyi düşünmekteyim.
(bkz: genişlikte bir yere kadar)
tabi saygım sonsuz, alan razı veren razıysa beni ilgilendirmez.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

iki erkeğin öpüşmesi