aşk

  • /
  • 12
çölde serap görmek değilse, başka nedir ki aşk?
üç harften ibaret tanımı zor, mide gıdıklayıcı şey.
bir çember üzerinde köşe kapmaca oynayan iki körün dramına benziyor bazen.
sözlük yazarları arasında bir salgın gibi yayılmasını hayal ettiğim özel bir bağdır: sözlük aşkı!
canlı-cansız varlığa hissedilen yoğun duygular.
"
sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
"
- özdemir asaf
nedenini bilmiyorum ama benim için ulaşılmazdır.
“ey aşk!” dedim içimden, “kutsal olan… bedenler yakan, bedenler çoğaltan aşk…”

bir akşam… sıradan bir akşam… eve dönme vakti… sıradan bir iş günü sonu… vakit alaca, hava ufaktan soğuk, gök dolu… ben diyeyim s1, sen de s2… bilemedim… hatırlayamadım…

bir otobüs işte; insanları evine, işine, sevdiğine kavuşturan… parlak sarı, başaklar gibi… dolu… tıklım tıklım dolu… tek bir koltuk boş ki, hem ters hem de en sevmediğim yüz yüze bakanlardan… gün çökmüş omuzlarıma, beden tarumar… sessizce süzüldüm koltuğa… iki kıpırdandım, konumlandım… görseniz, uzun yola vurmuşum kendimi edasıyla kuruldum… hepi topu 20-25 dakika sonra ineceğim… hepi topu her gün bindiğim otobüsteyim…

ama…

hayat burada güzel işte… ama dediğinde hoş… olağanın dışına sapınca keyifli…

karşımda bir çift… gözleri birbirine kenetlenmiş… dudakları kıpırdamıyor, ama elleri konuşuyor… o eller bir sımsıkı tutuşuyor, bir parmak parmağa geliyor, bir su olup diğerinin avucuna akıyor…

konuşuyor o eller; bir şiir okuyor, bir şarkı söylüyor, bir an oluyor, çığlık atıyor…

gözler kenetlenmiş… ikili koltuk en tasarruflusundan kullanılıyor… utanmasa, 3-4 durak sonra otobüse binen genç bayan ilişiverecek yanlarına… bizimkiler sığışmışlar bir buçuk koltuğa…

dedim ya gözleri kenetlenmiş diye… hani otobüs sarsmasa, göz bile kırpmadan gidecekler yol boyunca…

“aşk” dedim içimden… kulağımda cem adrian… daha bir hoş geldi görünen, gözüme… bakmayayım dedikçe, kaydı gözlerim o ellere… belli, fena aşıklar… belli, henüz evli değiller… besbelli, birazdan ayrılacaklar…

dedim ya… kulağımda cem adrian, mutlu yıllar diyor, siyah bir veda öpücüğü adlı kapkara albümünden…

otobüs gitti… otobüs durdu… binen bindi, inen indi… eller ateş, eller ter, eller aşk… birbirinde eller… derken kızın eli süzüldü, çantasına doğru gitti… oğlanın eli onu takip etti, dayanamadı tekrar kavradı, dudaklarına götürdü, öptü… “bu ne lan” dedim içimden… yanıyor bunlar aşktan… yazık! nasıl da hasretler birbirilerine…

kulaklarım cem’in, gözlerim onların esiri… kaptan sert bir dönüşle yolcuları sarstı… otobüs bir gitti, bir durdu… bir duracak, kız fısıldadı, oğlan düğmeye bastı… 1-2 dakikaları ya var, ya yok!

birden koltuğumda dikeldim… dönüp ardıma, şoföre, yolculara baktım… “kaptan dur! millet in! işıklar sön!” diye bağırmak istedim… sustum elbet!

indi kız… ellerini o gece için son bir kez daha kullandı… otobüste kalan oğlana sallamak için…

“ey aşk!” dedim içimden, “kutsal olan… bedenler yakan, bedenler çoğaltan aşk… bu kız adına, bu oğlan adına, kendi adıma teşekkür ederim… çünkü sen öğrettin bana yanmayı, tam sönerken tekrar ışık saçmayı…”
tanrının herkese sınırsızca yasaksızca bahşettiği yazıda somut normalde soyut bir kavramdır. aşk inancına kimse karşı gelemez !
değişik birşey. ifade etmesi güç. hayata tutunduran ender değerlerden...
aşk'ın tarifini yapabilenin aşık olmadığını düşündüğüm durumdur.
"öldüğümde ahmet'in bana aldığı sabunla yıkayın beni."
dün vefat eden bir akrabamın naçizane vasiyeti. vefatı sonrası hakkında konuşurken beni etkilemiş aşka dair inancı diri tutan söz öbeği. yaklaşık 20 yıldır sakladığı, gözü gibi baktığı ahmet'in sabunu sonunda tenine kavuştu. ahmetine de kavuştu. nurlar içinde uyu.
insan sosyal bir hayvandır. aşk da bu ikisi arasındaki bir kapıdır.
benim için güzel ve yoğun bir fantastik kitaplar okumakla eşdeğer duygu,genelde bu duyguyu yaşamak istersem ejderha mızrağı destanı'na baştan başlıyorum.
güzel ve garip bir duygudur. mutluluğu da, acısı da zirvelerdedir; ortası yoktur.*
aşk bir kez mi yaşanır? aşık olunan kişi daha önce birine aşık olmuş ve canı yanmışsa bu zincirlemeye, aşık olan o kişi de katılmak zorunda mıdır? aşık olan kişi, acıyla yaşamasını öğrenmesi mi gerekir? aşk bitebilir mi? biterse mutlulukta biter mi?
aşk üzerine o kadar soru sorulabilir ve bir o kadar farklı cevaplar alabilirsiniz ki bu his bu denli gizemli, boktan anlamsız bir histir.

aşık olduğun insanı sahiplenmek istersin, kimse dokunsun istemezsin, farkında olmadan özgürlüğüne dokunursun, fark edersin, er ya da geç düzeltmeye çalışınca da batarsın. kurtulamazsın aşk bataklığından. hayatını verebileceğin bir adam var önünde, anlamsız bir alttan alma duygusu, uzaktayken böyle olmuyor bir şeyler yapılmalı olmuyorsa bitmeli diyorsun onu görünce ise kem küm seni seviyorum diyorsun. aşk seni zayıf yapıyor ama umursamıyor kabulleniyorsun. bir çok şey görüyor öğreniyor büyüyorsunuz ama o zincirde yalnız başına son halkasındır. birliktesiniz, bazen mutlu bazen hüzünlü, sorunlarla boğuşuyorsunuz. sen bitmeyen bir enerji bitmeyen bir kara gözlülükle her şeyi çözmeyi çalışıyorsun, ruhundan hayatından vererek çünkü aşıksındır. sana ne olacağı önemli değil, düzelsin mutlu olsun her şey yoluna girsin istiyorsun. kurban olman umrunda değil ihtiyacın olan bir gülümseme bir sevgi. o da seni seviyor aşık değil biliyorsun ama seviyor lan yinede o da bir şey desen de sevgi yetmiyor biliyorsun. tüm bu zorluklar yıpratıyor, yıkıyor, öldürüyor sizi. sen her seferinde ayağa kalkıp tekrar taşları dizmeye çalışıyorsun ama seni seven kişi yoruluyor artık, zaten aşıkta değildi, kaybetmişti o duygularını.sevdi yanında olmaya çalıştı ama sorunlarla uğraşamayacak kadar yoruldu, kimin mutlu olduğunu umursamıyor kaçmak istiyordu. sonra evrenin sana anlatmak istediğini anladın.
aşık olduğun insan sensiz daha mutlu olacağını anladın. sen engeldin. sen sorundun. sen yolunda ki kaya parçasıydın. sen aşık olandın.

aşk can yakar. söylesene insan bir kere mi aşık olur?
hiç yaşadım mı bilmiyorum. istemiyorum da. çünkü biten şeyleri sevmiyorum. sevmeyi seviyorum sanırım. içinde bulunduğumuz ortamda ikisinin de değeri yok. kimisi için (doğru veya yanlış bulmuyorum) seks bir yaşam şekli ve bunu değiştiremezsiniz; bir azınlık ise, ki çoğu tabii ki pasif çünkü malum "erkek" yani "aktif" sker geçer heteroseksizmin ve ataerkilliğin öğrettiği en iğrenç şey herhalde bu, aşk - sevgi arıyor ve şanslı olan buluyor. kimimiz bulup kaybediyoruz, kimi zaman tanışıyoruz uyuşmuyoruz anlaşamıyoruz.
ancak anlamadığım çözemediğim kısım gerçekten sonu çocuk olmayacaksa evlenmek, sevgili olmak - aramak bunlar aciziyet göstergeleri mi? yani aslında kendimize yetebilmeli miyiz gerçekte duygusal olarak yalnız iken?..
türkiye’de bir eşcinsel olarak yaşama ihtimalinizin %00000,1 olduğu şey.
  • /
  • 12
devark.cloud tarafından geliştirildi.