steve carell ve keira knightley'nin başrollerini paylaştığı kıyamet öncesi depresif bir drama filmi. insanın öleceği zamanı bilerek yaşamasının buruk havasını taşıyor; son çırpınışları, son hedefleri anlatıyor ve ilişkilerin zaman boyutuna değiniyor. aşkı birkaç saat sonra kıyamet kopacakken bulmanın erken bulmaktan bir farkı olmadığını gösteriyor bize. yeter ki bulunsun aşk, son saniye de bulunsa değiyor bulunduğuna.
insanoğlu tarafından merak edilen en büyük konulardan biridir. kurguda kıyamet sonrası ve kıyamet öncesi eserlerin oluşmasındaki temel etmendir. benim açımdan bu konuyu en iyi işleyen film steve carell ve keira knightley'nin oynadığı seeking a friend for the end of the world'dür.
hiçbir şey yapmamaktan kasıt fiziksel aktivitede bulunmamaksa en sevdiğimdir. çift kişilik yatakta götü yayarak laptop karşısında farklı şekillere girmek falan inanılmaz dinlendirici. hayalim bunu sevgili kişisiyle de yapmaktır.
2008 yapımı simon peggli, kirsten dunstlı, jeff bridgeslı bir komedi filmi. yarısından sonra romantik komediye kayıyor.
harıl harıl izlemediğim bir simon pegg filmi ararken denk gelip izledim ve her zamanki gibi çok eğlendim. şaşkın bir ingiliz magazincinin gösterişli basın dünyasında yükseliş hikayesini anlatıyor film. the big lebowski göndermeleri de gözden kaçmıyor. absürt komediyle ve hollywood magaziniyle aranız iyiyse tavsiyemdir.
keşke lan diyerek umutla desteklediğim iddia. ne güzel böyle gizli örgütleri vardır, toplantıları vardır, ayinleri vardır oyş... düşünsenize tontiş teyzeler kısır günü yerine kan günü yapıyor gece yarısında. "al evladım b negatif bu" diye tıkıştırıyorlar ağzımıza.
şehirler arası bir otobüsse rolleniyorum, metallica'nın turn the page coverından girip naughty boy'un home'undan çıkıyorum.
alttaki yazar, üniversitedeki ilk yılın nasıldı?
beş yaşındaki tatlı ve psikopat league of legends şampiyonu. en eskilerden biri, betadan beri var yanılmıyorsam. ateş odaklı büyüleri ve ultisi olarak kullandığı oyuncak ayısı tibbers ile oldukça keyifli bir oynayışı var. oyun ortalarında birazcık kasmışsanız carryleri teklemeniz olası. olumsuz yanı ise combo yapmak için fazla yakına girmek zorunda kalması. bu da mageleri benim gibi temkinli oynamayı seven oyuncular için büyük bir sorun. korka korka oynayarak 0/0 gitmişliğim var annie ile bu sebepten.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *