bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

ölmeden önce söylenen son sözler

zamane türkiyesinde protesto esnasında söylenen sözlerdir. asayiş duydumu sizi mındar eder. ay resmen devrim, hırsız var, tayyip bakasana kaç kişiyiz saysana, bir ekmek...

(bkz: canına yandımının türkiyesi)
(bkz: ali ismail korkmaz)
(bkz: berkin elvan)**

ani ölüm nedenleri

ayı sözlük kanada zirvesi

nihat hatipoğlu na sordum ve kanada zirvesine katılmamın caiz olduğunu söyledi. bende bu haber üzerine havalara uçtum ve kan ter içinde uyandım. haliyle türkiyedeydim. bu olay üzerine ben bu oyunu bozarım diye haykırdım. şimdi bunun zirveyle ne alaksı var diyeceksiniz ama var * *
not: sözlüğü okurken uyuyakalıp tv de annem maharetiyle açılmış nihat hatipoğlu sahur programına maruz kaldım.
(bkz: mağdurumda mağdurum) *

sonuna çünkü bok vardı denilesi cümleler

israil

ortadoğudaki bu çalkantılı dönemde ortadoğu pazarını elinde tutan ülkedir. malum ırak ve suriyedeki durumlar yüzünden güneydoğu sınırımızdaki ticaret yolları, özelliklede en büyük 2. ihracat kapımız artık işlevsizdir. bu nedenle ortadoğu pazarına açılan tek kapı artık israilin haifa limanı olmuştur.ve yine bu nedenle batı şeria'yı ve gazze'yi yerle bir etse bile kimse sesini çıkaramaktadır. özelliklede komşu ülkeleri ve türkiye. çünkü israil bölgesindeki süper güç olarak tüm yolları ve özellikle bölge ticaretini kontolü elinde tutmayı başarmaktadır. bu sebepten ülkeler saldırılar için kınamadan öteye geçememektedir.

son yıllarda birleşmiş milletlerin işlevsiz kalmasından ve amerikanın 2008 ekonomik krizinden sonra dünya politikasında bir otorite neredeyse yok gibidir. düşünüldüğü gibi çin'de önümüzdeki yüzyılın süper gücü olarak henüz yolun çok çok çok başında. özellikle amerika dünya piyasasını beslemeyi kesmeye başladığından bu yana kimse masaya yumruğunu vuramamaktadır. malum amerikaya yar olmazsa kimseye olmamalıdır. bu gibi nedenlerde bir araya geldiğinde şu anda dünya ölçeğinde bir ototrite boşluğu olması da eklenince isral istediği gibi at koşturmakta .aynı şekilde orta doğuda ışid ve ukrayna içinde rusya'nın durumunda görülebileceği gibi. yani israil'in elde etmek istediği ne varsa devlet politikası olarak onlar için her yol mübahtır.

bunun dışında amerikanın desteğinin he zaman arkasındadır. bununda sebebi 2. dünya savaşı sonunda mechul olan yahudi ganimetlerinin çoğunu amerika'nın kendi himayesinde toplaması olarak görülmektedir. bu sayede amerikan sermayesi, büyük ekonomik buhran ve 2. dünya savaşı sonrasında muazzam artış kaydetmiştir. yahudilerin parasal zekasını arkasına alan amerika bu refahını bir nevi onlara ve dolayısıyla israile borçlu gibidir. bu yüzden yahudi lobisi amerikada çok etkililerdir. hatta kimi bakış açısına göre israil amerika'nın 51. eyaleti olarak kabul edilmektedir.

güç hırsı ile bezeli, intikam ile yanıp tutuşan bir devlet politikasına sahiptir. israil'in devlet politikası tamamen intikama yöneliktir. örneğin müslümanlar ile arasındaki sorunu tamamen çözdüğü zaman bu sefer sırada avrupa olacağına şüphe yoktur. baksanıza günümüzde almanya bile israilin kendini savunma hakkı vardır diyor. kısacası dünya politikasında duygusal ve şovenist politikalar yerine rasyonel ve akılcı adımlar ile pazarı ve dolayısıyla politikayı domine edip istediğini yapabilmektedir. yani isterseniz israil mallarını boykot edin istersenizde yürüyüşe çıkın. tepki göstermek ve bir yerden başlamak gerekir elbette. fakat çok kaba bir örnekle: çebinizden çıkan her 10 liranın 5'i tayyip'e gidiyorsa, tayyip'in cebine giden paranın da 2 si hatta 3 'ü israile gidiyor. bunuda bilmek gerekir.

kısacası israil devleti fazlasıyla muhafazakar ve aşırı gelenekçi bir yapıya sahiptir . tek amaçları tevratta onlara emredildiğini düşündükleri dünya hakimiyetidir. bu nedenlede fazlasıyla aç gözlüdürler. bu duygunun getirisi avrupada yüzyıllar boyunca barındırılmamış olmasından da gelmektedir. her ne kadar günümüzde israil devleti ve vatandaşları her işi devletlerinin bekasına göre planlasalar bile; yurtdışında ve özelliklede amerikada yaşayan museviler israil devletinin politikasından genellikle şikayetçidir. hele hele bulunduğu coğrafyadaki aşırı saldırgan politikları israil haricinde yaşayan musvilerin en çok yakındığı şeydir. her ne kadar israil tüm yahudilerin haklarını koruduğunu düşünse bile; yurtdışında yaşayan musevilerin çoğu bu durumu kabul etmemektedir. bu bakış açılarını en iyi anlayabileceğiniz 2 film vardır. 1 tanesi munich ve diğeri de out in the dark'tır.

sözlük yazarlarının ayakkabı numaraları

ayarsızlığımın işaretlerinden biridir. 40 numara ayak ama 42.5 tarak var. tarak yüzünden 42,5 giyiyorum. bildiğin hobbit.

türkün sevme şekli

ayarsızdır ve bağ ne kadar güçlüyse ayarsızlığı artan bir sevme biçimidir*. özellikle ailede biz avucumuzu ağıza yapıştırıp sıkarda sıkarız. bu bir aile geleneği gibi. yeğenim ve kedim bu konuda benden çok çekerler. bu tür sevgi gösterilerinde en çok kullandığım kelimelerde köpeoğlu mançası, eşşoğlusu, sefa pezevengi

iş yerini itici yapan detaylar

iş yerinde kaynaştırma öğrencisi misali dolanan angut. sessiz, sakin, süklüm, püklüm görünüşünün yanında birde bir bin katan bir tür kımıl zararlısı. en kötüsüde sizinle sorumluluk paylaşmasıdır. bir boka yaramaz hemde her soru sorulduğunda eeeee! diyerek restart atıp boş boş suratınıza bakar. bir de utanmadan yapmadım der her seferinde. artık hatırlı ayısı veya dayısı kim ise çoğu kişiden bol bol küfür yiyiyor.

enerji aktarıyorum diye oral seks yaptırmak

demek ki kadınlarda genellikle boğaz çakrası problemi varmış. burdanda anlaşıldığı gibi sperm çakraları açıyormuş.

(bkz: yersen)
(bkz: ne duruyorsunuz yiyişin layn) *

en tatlı yerinden öpüyorum

bu olay samimiyete, yaşanmışlığa, geyiğe yani ilişki türüne göre belki kabul edilebilir. fakat gelin görün ki bunlar haricinde alelade biri ciddi ciddi bunu size söylüyorsa zarf atıyordur. muhtemelen gelen zarf bu adreste böyle biri oturmuyor diye geri çevrilir ya da en tatlılarından bir kolaj yapılıp servis edilebilir.

alternatif 1: müdür bu bunu öp

alternatif 2: vallahi öptürmem gel ben öpim. ölümü gör. ant ettim bak

kırmızı pantolon giyen erkek

türkiye'den nefret ettiren avrupa'daki türkler

özellikle avrupada ne kadar türk yazan işletme varsa bunların bir çoğunu araplar işletmektedir ve kendilerini de türk olarak tanıtmaktadırlar. gerçi bu durum insandan insana farklılık göstermektedir ama malesef genel yaşayış itibarı ile daha kural tanımaz olduklarından sevilmemektedirler. özelliklede bu tarz umursamaz yaşayış bizde de olduğundan araplar ile pek farkımız olduğu da söylenemez. belki nispeten güngörmüş kalabilir bizim türkler.

bunun dışında özellikle türklerin kültürel uyuşmazlıkları ve yıllardır yaşamalarına rağmen yaşadıkları yerin kurallarından, dilinden bir haber ve uyum sağlayamamaları en büyük problemlerdendir. gerçi bu durum göçmenlerin 3 nesilinde nispeten ortadan kalkmaktadır.


fakat avrupada yaşayan türkler olarak açılan başlıkta kanada tayfası ne arıyor onu bilemedik. ordakileride bacon resimleri paylaşmadıklarında seviyoruz yafu. *

(bkz: kanada tayfasına uzanan eller kırılsın) *

erzurumdaki atlama kulelerinin çökmesi

uzay teknolojisi ve iman gücü ile 2010'da 25 kış universiade için yapılmış kayakla atlama tesisinin çökmesidir. uzay teknolojisini neden erzurum topraklarında işe yaramamıştır merak konusudur. bu zamana kadar azerbaycan'da ve soçi kış olimpiyatları için hazırlanmış tesislerin kaderi de merak konusudur. malum onları da bizimkiler yaptılar.


http://webtv.hurriyet.com.tr/2/66250/0/e...

190 boyunda zeki yakışıklı başarılı türk erkeği

makul birisi ise sürec değerlendirilebilir ama kompleks söz konusu ise git evde soğan doğra denir. genelde %99'u 2. seçenekte olduğu gibidir. elin herifinin egosu için forklift destekli ilişki kuracak halim yok. kısacası forklift sende kalsın ok kib bye.

ismi unutulan arkadaşa hitap şekilleri

bazende sabrınızı denemek için yapılan gereksiz hitaplar ortaya çıkabilmektedir. eski çalıştığım iş yerimde başıma gelmiştir. çalıştığım yerde 1 hafta olmasına rağmen henüz tanışmadığım bir bölge müdürünün bana yaptığı hitap şekillerini hatırlatır. siparişini verdi ve hazırlanırken bana şirin şey diye hitap etmeye başladı. bende bunu her söylediğinde sinirlenerek hazırlamaya devam ettim ve hiç bir şey söylemedim. siparişini hazırladığımda kaşlarımı çatıp, dişlerimi sıkıp, sahte bir gülümseme ile takdim ettim. bu seferde " tamam canım kızma asabi şirin" dedi. ardından müdürüm geldi ve işin aslı ortaya çıktı. bölge müdürü durumu gülerek müdürüme anlattı. bende kralını tanımam bu konularda lafı gediğine koydum elbette. kendisine tabirlerinin bir mobing olduğunu ama yinede esprili bir tanışma gözüyle bakılabileceğini söyledim. bunun üzerine müdürüme: "ayağını denk al bu pek tehlikeli bir çalışanmış" demişti. *

sözlükten çıkmadan önce son söz

şimdi isimlerini söyleyip kendilerini rencide etmek istemiyorum. onlar kendilerini biliyorlar zaten. bu gece sözlüğe 2 kişi bir güzel boşalmış. çıkmadan önce ortalığı toparlayın. sabaha mis gibi olsun ona göre.* *

(bkz: 16 temmuz 2014 sözlüğe bearhairy kurokuma saldırısı)

16 temmuz 2014 sözlüğe bearhairy kurokuma saldırısı

evladım sözlükte bu saatte olacak iş mi. sözlükteki bunca tıkırtıya uyumak mümkün değil. keserim topunuzu, annenize söyliycem sizi.*

(bkz: israil oyunları bunlar)
(bkz: amerikan oyunları bunlar)

çişim geldi diyen sevgili

hacetini giderdikten sonra tuvaletteyken beni özledin mi? diyerek içinde bulunduğunuz durumu taçlandırması muhtemeldir.**

türkiye'nin dini hayat araştırması

kitabı okumadan bir yorum yapmak zordur ama gelin görün ki türkiyedeki inanışları bütünüyle ele almadığını öngörmek zor değildir. aslında bu saatten sonra asıl yapılması gerken dinlerin ve mezheplerin vicdanının ve insani vasıflarının ortaya çıkartılmasıdır ama diyanet işleri denilen kurum ancak ve ancak istatistlik yapabiliyor.

growlr

özellikle istanbulda ilk başlarda kendinizi bi bok zannettiren sonra da sinirden deliye döndüren uygulamadır. eyvallah götüm kalktı ilgi budalası oldum ama kardeşim mesajların ardı arkası kesilmez mi. kendimin ne mal olduğumu bilmesem herkül sanırdım herhalde. hani kendini bilen ifade edebilen ne kadar az insan olduğunu daha net göstermektedir. ev boş gelsene, seni bir yerim, hepsi senin mi... gibi gelen abartılı ve bayağı azgın mesajlar yüzünden yanımdaki powerbank bile isyan etti. gün içerisinde ilk defa 3 kere telefon şarj etmeme sebep oldu. hali hazırda son güncelleme sayesinde hepten yavaşlayan uygulama telefonu folloş etti ve profilimide kapatamadım.
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.