fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

night of your life

dreamgirls'ten sonra müzikal parçalardan şaşmamalı diye düşündüğüm jennifer hudson'ın david guetta'lı, gaza getiren enfes parçası.

boy i see ya, looking at me
i feel your eyes on me, like you gotta have me
watching every move, like it's for you
you can't help it, you're attracted like a magnet
my love ain't easy
you gon' have to put in some work
you can't buy me a drink, thinking i'mma fall for your flirt
you gotta make it right
if you wanna go spend some time
you gotta raise the bar tonight

love me, baby treat me right
make it eternity and not only one night
if you love me til the end of time
then i will promise you the night of your life

so now love me, baby treat me right
and we'll be riding it from morning til midnight
if you love me til the end of time
then i will promise you the night of your life
night of your life, life, life
night of your life, life, life

i could have ya, if i wanted to
down on one knee, in front of me where them bells ringing
i could claim ya, be your savior
wrap your heart inside of these arms and you'll never leave
i could have your hands tied, round my body all up on me
boy you'll be stuck to me, if i wanted with no release
i'll have you begging, wishing now i give a piece
baby you'll never be the same

love me, baby treat me right
make it eternity and not only one night
if you love me til the end of time
then i will promise you the night of your life

so now love me, baby treat me right
and we'll be riding it from morning til midnight
if you love me til the end of time
then i will promise you the night of your life
night of your life, life, life
night of your life, life, life

taller than a mountain, deeper than the sea
you're boiling hot for me babe, one hundred degrees
i want you to love me like your favorite dream
let's make tonight a reality...

so now love me, baby treat me right
and we'll be riding it from morning til midnight
if you love me til the end of time
then i will promise you the night of your life
night of your life, life, life
night of your life, life, life



sözleri de bir o kadar baştan çıkartıcı, cezbedici; jennifer diyor ki beni hak et sana hayatının gecesini yaşatayım.

neil patrick harris

ekim'de çıkacak ''kendi otobiyografini seç'' temalı kitabının tanırım videosunda eşi david burtka ile lady & the tramp'in o meşhur spaghetti sahnesini canlandırmaları ile bir kez daha kendilerine imrendirmiştir.

beth behrs

ufak tefek rollerin yanı sıra 2 broke girls'te canlandırdığı caroline channing ile kendisini sevdiren, 85li amerikalı hoş aktris.

2 broke girls'te kat dennings ile hayli komik bir ikili olmaktalar, hele de kendisinin rolünün bu kadar hakkını vermesi bazen ''acaba kendisini mi oynuyor?'' diye düşündürtmüyor değil hani. sırf kendisi ve ifadeleri için izliyorum, epey çabalıyor kendisi hakkını vermek için. itici sarışınlığa yakın da olsa sevimli ifadesi ve sütun gibi bacaklarıyla da hayli hoş kendisi. yine kat dennings ile bu sene sundukları people choice awards'ta da başarılıydı.

sesi ise fena değil, dizide ara sıra mırıldansa da people choice awards'taki performansı ile epey güldürdü.



les miserables audition'ı



2 broke girls'ten happy birthday



kısa saçlı kızlar

çok ince bir nokta; çok güzel, hoş duranı da var hakikaten ''erkek traşı'' gibi olanı da. bu sezon hollywood'da pixie cut aldı başını gitti, allahtan bizim kezban kızlarımız 2 sene geriden geldikleri için ombrelerine kıyamıyor (daha) da göz zevkimiz yerle bir olmadı. olay, yüz yapısı ve buna göre bir kesimde.





kat dennings

1986 doğumlu amerikalı aktris.

the 40 year old virgin ve the house bunny'den sonra ''gözüm bu kızı bir yerlerden ısırıyor'' dememle kendisini daha 14 yaşındayken ilk rollerinden sex & the city'deki züppe sosyetik kızdan hatırladığım, daha sonra max black karakteriyle ününe ün kattığı 2 broke girls ile beni kendine hayran bırakan hanım kızımız. ayrıca thor'da da bir o kadar sempatik ve daydream nation'da ise bir o kadar oyunculuğuyla göz doldurmakta. nick and norah's infinite playlist ile kendisine aşık olunabilir, dikkat edilmeli.

yeteneğinden çok, donuk ama seksi suratı, dudakları, kıvrımları ve christina hendricks ile hollywood'daki en ''hoş'' göğüslere sahip olması ile de hayli popülerdir kendisi.





http://ayisozluk.com/lnk/a75813



tina fey

bizdeki olacak o kadar'a benzetebileceğimiz ancak çok daha iyi olan saturday night live'ın ağır toplarındandır kendisi. bu grupta kendisiyle birlikte amy poehler, seth meyers, kenan thompson, kristen wiig, rob riggle, jason sudeikis, andy samberg gibi son yıllarda komedyenliklerinin yanı sıra oyunculuklarıyla tanınan isimlerle aynı dönem skeçlerde yer almıştır. sarah palin taklidi ile akıllara kazınandır.

ödüle doymayan 30 rock'ın yaratıcısı, senaristi ve oyuncusudur. aynı şekilde üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hala popülaritesini koruyan mean girls'ün de senaryosunu yazmış ve ms. norbury rolünü de canlandırmıştır. 2011 yılında yazdığı bossypants kitabı ile de best seller olmuştur.

ekürisi amy poehler ile sunuculuktaki başarıları sayesinde 2 yıl üst üste golden globes'u sunarak bize enfes bir komedi şöleni-töreni izletmişlerdir. ''kadından komedyon mi olur? ''denilen komedi dünyasında kathy griffin ile kadınların da komedide ne denli başarılı olabileceğini göstermesiyle beni kendisine hayran bırakandır.

locked out of heaven

şöyle de hoş, sondaki o kısmın hakkının verildiği, feminen versiyonu da vardır.

başlıkları alt alta okumak

. sakın vazgeçme sevmekten
. lahmacun

zaten kendi kendisini anlatıyor.

lahmacun

her şeyi sevmeyenle olur ( belki britney ve beyonce sevmeyenle de olmayabilir) ama lahmacun sevmeyenle olmaz. asla.

yukarıdan bize inen, adeta tanrı'nın bir lütfu... hele de ince ve çıtır çıtır, eti de bir o kadar lezzetliyse. genelde değeri pek bilinmeyen, geçiştirilen tatlarımızdan olduğu için pek üzüldüğümdür.

before he cheats

american idol'ın 4.sezon kazananı carrie underwood'a 2 grammy olmak üzere tam 9 ödül kazandıran, intikam şarkı listesinde kesinlikle üst sıralarda yer alması gereken, country sevmeyene bile sevdirebilecek enfes bir carrie underwood şarkısı.

right now he's probably slow dancing
with a bleached-blond tramp
and she's probably getting frisky
right now, he's probably buying
her some fruity little drink
'cause she can't shoot whiskey

right now, he's probably up behind her
with a pool stick
showing her how to shoot a combo
and he don't know

i dug my key into the side
of his pretty little souped-up 4 wheel drive
carved my name into his leather seat
i took a louisville slugger to both head lights
slashed a hole in all 4 tires
and maybe next time he'll think before he cheats

right now, she's probably up singing some
white-trash version of shania karaoke
right now, she's probably saying, "i'm drunk"
and he's a thinking that he's gonna get lucky

right now, he's probably dabbing on 3 dollars
worth of that bathroom polo
oh and he don't know

that i dug my key into the side
of his pretty little souped-up 4 wheel drive
carved my name into his leather seat
i took a louisville slugger to both head lights
slashed a hole in all 4 tires
and maybe next time he'll think before he cheats

i might've saved a little trouble for the next girl
'cause the next time that he cheats
oh, you know it won't be on me!
no, not on me

'cause i dug my key into the side
of his pretty little souped-up 4 wheel drive
carved my name into his leather seat
i took a louisville slugger to both head lights
slashed a hole in all 4 tires
maybe next time he'll think before he cheats
oh, maybe next time he'll think before he cheats
oh, before he cheats
oh

a serbian film

gerilim-korku filmlerini çok severim, ne kadar kıytırık ya da iğrenç de olsa genelde izlerim. ama bu gerçekten çok fena. hani bir grotesk kapsamına girebilecek, o iğrençliğin filmin sanatsal yönünü güçlendirmek, filmi vurgulamak için kullanılmasını anlayabilirim. bazı filmlerde bu olgu gerçekten çok dozunda kullanılınca başarılı olabilir ama burada düpedüz iğrenç, dahası tiksindirici. newborn pornosuydu bilmemne şok içinde izledim. saw ve hostel serilerini gerçekten beğenerek izledim içerisindeki vahşete rağmen ama bu filmde aynı etkiyi göremedim.

film baya psycho temalı porno filmden bozma bir film, araya bol bol kan-seks-işkence-bdsm vs serpilmiş. harcadığım zamanıma acıdım.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

barmen

pek içmeyen birisi olarak bu aralar baya ilgimi çeken meslek.

herkesi, her şeyi bırakıp yurtdışına gidip, gündüzleri uyuyup geceleri barmenlik yapıp kendime yetecek kadar, mazbut-huzurlu bir yaşam sürüp gitme düşüncesi hep bi kaçış stratejisi olarak dönüyor kafamda. ne az ne çok, ''less is more'' dercesine hayatta var olmak; her gece farklı insanlar, farklı hikayeler... ya da belki çok da farklı olmayan şeyler ama ne bileyim, gözümde hep bir son durak. hani birçoğu tası tarağı toplayıp bodrum'a yerleşip domates yetiştirmek ister ya, onun gibi.

zeki sevgili istemek

ilk başta ukala da gelse dürüst olmak gerekirse bana epey mantıklı gelendir.

şimdi burada zeka kavramını incelemek lazım, bence bu başlı başına geniş bir konu ama en azından benim ''zeki'' olması kıstasından çıkarırım, aynı-benzer kapasitede, birikimde insan olması. böyle olmalı ki iki birey olarak paylaşılan şeyler ve kalitesi artar, geçirilen zaman daha kıymetli olur gibime geliyor. bazı ilişkilerde bir tarafın günümüzde zeki olarak kabul ettiğimiz okuldu, test zekasıydı vs bazında diğerinden fazla olması genelde ilişki dinamiklerinde hep bir alt-üst ilişkisi, bir sorunu doğurmakta. epey başarılı kabul edilebilecek bir kız arkadaşım bu hususa önem verir çok olmasa da, o da haklı. karşındaki adamı beğendin kaşını, gözünü tamam, ağzı laf yapıyor ama sonra? 3.günden sonra ne yapıcaksın? sen x'ten bahsederken o apayrı bi evrendeyse bana yürümez gibi geliyor. o bakımdan bana mantıklı geliyor.

ama ''zeki sevgili istiyorum'' beni taşısın, hava atayım vs tadındaki kezban profilinden hoşlanmıyorum, açık olalım herkes kendini bilmeli ve buna göre de biraz bence standartları belirlemeli.

bir erkeğin en çaresiz olduğu an

ağladığı an.

evet her ne kadar ''erkekler ağlamaz'' kalıbını doğru bulmasam da, içinde bulunduğumuz toplum yapısını da göz önüne alırsak; bir erkeğin gerçekten çaresizlikten veya üzüntüden her şeyi bir kenara bırakıp, sadece ''insan'' olarak ağlaması, o olgunun kırıldığı an... ağlamanın verdiği o ruh hali ile özgürleşmesi, çok tezat ama bir o kadar da ilginç bir durum.

sonbahar

en sevdiğim mevsim.

eskiden bana hep sonbahar ''güz'' diye hüzünlü gelirdi. hani beni hüzünledirecek bir anım var mı sonbaharda, yok. havanın ne sıcak ne soğuk oluşu, ince giyinip bir ceketle dışarı çıkabilme imkanı, biraz da yazın o insana verdiği lakaytlığı kış geliyor diyerekten silkelemesiyle en yaşanılası mevsimdir.

uyuyamamak

uykusuzluğa dayanabilen de biriyseniz, uyku düzeniniz bir kez bozulduktan sonra toplaması çok zor olduğundan artık hayatınıza çöken karabuluttur. üniversite birinci sınıfta uyku düzenim bozulduğundan beri hala toparlayamadım, genelde 4 saat uyuyorum (eğer kalkarsam tabi) ve zamanında 2,5 gün uyumadan sınava girdiğim, bunun çok normal bi şeymiş gibi olduğu da oldu. benim gibi gözünüze o hafif uyku yorgunluğu çökmeden bir türlü uyuyamayanlardansanız, gece 4te yatıp sabah 7de kalkmak ve bütün günü, haftanın her gününü böyle geçirmek sonrasında the walking dead ayarında zombie'ye dönersiniz.

freak show

her sezon başarısını arttırarak gitse ve bence coven baya iyi de olsa, trailerından anlaşılan geçen sezonun acısını fazlasıyla çıkartacak gibi duruyor. sarah paulson'un o iki başlı halini ve dahası jessica lange'in son işi olacağından heyecanla merak ediyorum. hikaye 1952 yılı, florida'nın jupiter kasabasında geçecek, o zaman sayısı az olan bir ''freak show''u anlatacakmış; bu şovun yürümesi için her şeyi yapan insanların hikayesini ve ucubeler ile kötülerin çakışmasını, bu çerçevede kötülük teması ele alınacak anladığım kadarıyla.

8 ekim 2014'de prömiyer yapacaktır.

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

unutulmayan kezban sözleri

''ederinden fazla değer, soytarıyı kral eder.''
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.