bunu arayanlarda beyaz slip donla belli başlı sitelere resimler koyup, ''aşk arıyorum'' kafasında. hayır adamın kültürüyle mi sevişeceksin o resimler de neden yani. kusura bakmayın ama önce herkes kendine bakmalı, az özeleştiri. böyle arkadaşlar artık kültürlü partner-sevgili ile zengin koca sayesinde sosyete giren kenar mahalle dilberine mi bağlayacaklar nedir amacınız ne bu altın avcılığı.
her sene bu dönemlerde en az 4-5 arkadaşımca haberi benimle paylaşılan, geçen sene 3 gün farkla kaçırdığım ama ölmeden önce muhakkak bir kere katılıp ırkdaşlarıma bir olacağım inanılmaz etkinlik.
gün gelecek beğenmediğiniz, göz ardı ettiğiniz kızıllar olarak %2 popülasyonumuzla dünyayı ele geçiricez amk. korkun bizden.
ilk olarak, her şeye rağmen yarım dönem de uzasa okulun biteceği umuduyla biraz daha optimisttim, hatta değişen sistem ve mezuniyetimin tehlikeye girmesine rağmen yine de ucundan sıyırıp mezun olabiliyordum rahatlıkla. bu sabah aldığım haberse yine çöktü göğsüme, okul sistemi değiştirmiş evet ama devamında bana yapılacağı ve benim ucundan yırttığım kredi değişiklikleri yapılmadığından 1 ders alamıyorum, bahar dönemi de dersim olmadığından 1 ders yüzünden yaz okuluna falan kalabilir, mezuniyetimi anlamsızca 1 yıl uzatabilirim ki bu olursa çok kötü şeyler olur.
ikinci olarak, açılma konusu kafamda uzun zamandır, yoğun bir biçimde dönerken yine rafa kaldırmaya,çok da yüksek değil ama, karar verdim. neden bilmiyorum ama belki sürekli bu negativite içerisinde böyle bir konuyu aradan geçiştirmek istemiyorum, o doğru zaman hissiyatı yok içimde, bir kırıntı bile.
bütün yaz nasıl olduysa hiçbir şey almamış, yine bütün yazı depresif ama bir nebze de olsa daha iyi ayakta kalmayı başarmış geçirmişken geçen gün nasıl olduysa kaybettiğim beğeni duygum geri geldi, gelmesiyle beraber de bu ay daha ilk haftadan maddi olarak göçtüm.
arkadaşlarımın ihanetlerinden, ikiyüzlülüklerinden usandım. öyle ki zaten doğru dürüst dost diyeceğim 2 arkadaşım varken, sırf olay çıkarmamak için beni ''en iyi arkadaşı'' gören sözde arkadaşlarla yapmacık yapmacık görüşmek zorunda kaldım, hele de önceden dostum diyeceğim şimdilerde ise hiç de hakkı olmadığı halde mızmızlanması-söylenmesi yüzünden soğuduğum arkadaşımla görüşmek bile bana yapmacık geliyor. okulda tanıdığım herkes bir yana, 7 yıldır özellikle de 4 yıl üniversitede farklı okullarda olmamıza rağmen hep görüşüp, beraber olduğum arkadaşımın bu hippie, sürekli of ben napıcam diyip iş görüşmelerinden iş görüşmelerine koşması, olaylara girişmesine rağmen hala gelip de şu durumdaki bana ''hayatım çok kötüüğ'' diye söylenmesi artık bende sıfırı tükettim, yapmacık sırıtmaktan yanaklarım acıyor.
12 aylık bitmeyen öğrenciliğime rağmen 10 gün bir dinlenme fırsatım oldu. zaten deniz-kum-güneş insanı değilim, babamın olmaz demesiyle de hayalini kurduğum 5-6 günlük avrupa tatilim de yalan oldu. bu beni baya kötü etkiledi çünkü 2 kere yurtdışına çıktım ve her seferinde gerçekten de çok olmasa da epey huzurlu, dinlenmiş, mutlu ve 5er kilo kaybetmiş geri döndüm. neyse, olmayacak duaya amin denmez diyerek zorlamadan benim için ikinci tatil olan evde yalnız kalıp sabahlara kadar film izleyip klima altında yuvarlanayım dedim. hiç yoktan kafa dinlerim düşündüm. sınavlarım bitip kafamı yastığa koyduğum günün akşamı abim geldi.kendisini anlatmayacağım zira über homofobik abi başlığında eh de olsa kan kustum. kendisi bırakın eve gelmeyi, geçen sene ameliyat olan babama zahmet edip bile gelmezken istanbul'a uğrayacağı tuttu. hani ben ne zaman refaha ersem bir nebze hakikaten benim huzurlu olduğumu hissediyor da içine etmeye geliyor. neyse dedim dışarı çıkayım oyalanıyım vs derken ikinci günü kız arkadaşını getirdi. evi otel gibi kullanmaya bayılır kendisi. neyse dedim, kuzenim evlendi gitti odas boş 1-2 gün kalır giderler. kendi 4-5 gün sonra gitti, son 10 gündür getirdiği kız arkadaşıylayız. baya bildiğin teyzem,eniştem,ben ve kız yaşıyoruz şu an. üstüne teyzem tam bir tontiş teyze olmasından kendisini pek bi sevdi ama ben... allahım, kız abimin daha insan ama aynı entellikte, aynı poserlıkta dişi versiyonu. ilk başta bana bir-iki adım attı diye ben de kibarlıktan sürekli hı hı evet diye ufak muhabbetler yaptım ama şu son 3 gündür... ben 4 yıldır yaşadığım bu eve bırakın kalmaya misafirliğe bile bir arkadaşımı getirmezken bu, hakikaten çok ayıp. neyse ben yine kendi odamda takılırım derken sürekli kız benle iletişimde, en son aldığım oyuna taktı. sürekli bir ilgisi falan, en son bu gece bilgisayarları değişelim mi falan oldu. ben de ise hakikaten bardak taşmaya bir kala, sınır noktasındayım ağzını vermemek için. aynı günün içerisinde gelmiş bana o çocukluğumda bana yapmadığı şey kalmayan abimi överken kendisine nasıl bir psikopat olduğunu anlatınca vay efendim toz kondurmamalar falan. allahım 22 yıldır tanıdım boku bana savunuyor kız, gel de çıldırma. sonra bir de üstüne kendince beni eleştirmeye başlıyordu ki orada teyzemin hatrına çok abartmadan ağzının payını aldı da sustu kız. üstüne kendisiyle aramızda 1 yaş var. hani ne bileyim, insanda biraz ar olur, utanır ya. bi mahcubiyet falan, yok.
hayır bir de bütün bu olayın yanı sıra, daha bir hafta önce kuzenim mutlu mesut evlenip gitmişken saniyesinde bunun da eve biriyle gelmesi de nedir ya? bu bile birini bulmuş yani. allahım bu egoist pisliği bile sevebilen birileri varsa yani bu hayat... hakikaten ben bunu, bu yalnızlığı, başarısızlığı falan hak etmiyorum ya, hakikaten. içine ettiğimin iyi bir insanıyım yani ne anladım o zaman ben bu hayattan
über olmasa da epeyce olanına bir adet ben de sahibim.
çok farklı karakterleriz zaten, o ailenin ''ilk'' çocuğu olmakla gelen şişirme ve kendi egoist karakteri ile her şey benim, ben hepinizden üstünüm tavırlarındaydı, hala da öyle dozu azaldı ya da ayda yılda bir o da denk gelirse görüştüğümüzden çıkarımım bu. bense 6 yaşından beri ne olduğumu bile bile, hiçbir zaman çekinmeden içimden geldiği gibi davranandım: dans ederdim, giyime meraklıydım, yakınlarım kız arkadaşlarımdı falan klişe çocukluk. anneannemin de bizimle yaşamasından ötürü 15 yaşıma kadar beraber yaşadık kendisiyle. ergenlikte kendimi bir nebze de olsa gizlemem-tutmamı fark etmemle ben frenlesem de kendisi bütün çocukluğumu bana zehir etti. hakikaten terör estirdi diyebilirim. işine gelmeyen en ufak bir tartışmada bile ''top, yumuşak'' vs demesi, her şeyde üstünlük kurmaya çalışması ve genelde de benim inat olmam sebebimle pes etmeyişime sürekli yarım kadar fiziğiyle beni haklayamayacağından psikolojik saldıraya geçmesi. her şey üzerinde hakimiyet kurmaya çalışması. bana bir kere abilik etmemişken (ki istemezdim de hani) yeri geldi mi ben senin abinim diye baskılamaya çalışmaları... benim daha anneci onunsa hep babamı avucunun içine almasıyla kendisi sayesinda hayatımda ilk defa dile getiriyorum sırtımda ıstakalar mı kırmadı babam, ne dayaklar yedim. bazen de bu günler geride kalsa da beni güçlendirdiğini düşünmüyor değilim her şeye rağmen. hep de her tartışmada bu lafları ettiği ve o ettiği halde böyle olduğum için zarar gören ben olduğumdan kendisini asla ve asla affetmem. kan dışında zaten bir bağımız yok, iki yabancıdan farksızız, sokakta birbirimizi görsek tanımamazlıktan geliriz o derecede. ölse bir gram da üzülmem çok da emin söylüyorum bunu. ben daha 5-6 yaşında annemin makyaj masasını kurcalarken bunu büyük bir sahneye çevirip notlar alıp eve gelir gelmez anneme hınzırca ileten, beni o yaşlarda bunalımlara sürükleyen biri insan olamaz ya. bu da benim hayattaki başka şanssızlıklarımdan biri olsa gerek.
tabi 25 yaşından sonra kendisi iyice bir entelleşti, bir bohem ayaklarına girdi ki... bana şu an aklıma gelmeyen türlü türlü şeylerle çocukluğumu işkenceye çeviren homofobik abim travestilerle aynı mahallede yaşıyor, gay pride'da gidip poser ''gazeteciliği'' üzerinden sözde eşitlikçi fotoğraflar çekiyor... belki değiştiğini falan sanabilirsiniz ama adım kadar eminim ki o aynı o günkü bencil, domuz, egoist pislik ve yılda 1-2 görüşümde bile hiçbir şey yapmasa da varlığıyla beni rahatsız etmeyi başarabiliyor.
bazı taraflarca hikayesinin ardından başka şeyler olduğu düşünülmekte: caillou kanserdir ve gördüğü tedavi süreci yüzünden keldir. birtakım ebeveynler bu sebeple de pek diziyi tasvip etmemekteydi.
ancak bir açıklamaya göre kendisinin kel oluşunun sebebi, zamanı geldiğinde saçıyla tanınmayacak hale geldiği ve kendisinin ''kel çocuk'' olarak popülerleşmesi-imiş. caillou'nun kel olması onu farklı kılabilir ve çocuklara da bu farklılığın kötü olmadığı aşılanmaya çalışılmış.
2010 yılında italyan vanity fair'e gay olduğunu açıklamıştır. o perdono zamanı donuk bakışlıyken artık daha bir rahat, biraz daha neşeli-umutlu bakıyor gibi kendisi.
ikisi de gay olan ikiz kardeşler luke ve adam ailelerine açılmaya karar veriyorlar. luke gay olduğunu her zaman bilirken adam bununla sürekli bir mücadele içerisinde olduğunu ama artık kendini kabul ettiğini belirtiyor. ailesi luke'un tahminen gay olduğunu düşünürken adam'dan bunu pek beklemiyor. olay, anne-baba mutfakta iken ''size açıklamamız gereken bi şey var'' minvalinde gelişiyor ve devamında ailenin tepkileri o kadar içten, doğru ki. pek duygusal bir insan olmayarak neredeyse gözlerim doldu. özelliklede baba bir an yeşil ekran verirken anne'nin anlayışlı ama şaşırmış gözleri... devamında annenin ''you are born that way, that's what it is.'' yorumu ve devamında söylediği şeyler o kadar anlamlı, o kadar doğru ki. sanırım bu arkadaşlar da şanslı aileye sahip olanlardan.
jennifer lopez'in ilk versiyonunda featuring yaptığı pitbull'u atıp yerine son dönemin yükselen starı iggy azalea'yı aldığı, enfes parçası. her ne kadar twerk çok 2013de kalsa ve 40 küsür yaşındaki jennifer kendini 18lik sanarak dans etse de şarkı içindeki arap ezgileri ile dans etmek için hoş.
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you
have you seen her on the dancefloor
she got the boom, shake the room
thats the lightning in the thunder
you wanna meet her, you wanna touch her
see the light in her eyes
and it starts to make you wonder
all the sexy girls in the party
go and grab a man
bring him to the dancefloor
go and light them jeans,
dont you worry youre dancing
its his birthday
give him what he ask for
let me show you how to do it
big, big booty
what you got a big booty
work
big, big booty
what you got a big booty
shake that
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you
the way she moves
i know you want her
she like the fire, get you right
thats the lightning in the thunder
you wanna meet her, you wanna touch her
hold on tight for the ride
cause you know youre gonna love her
big, big booty
what you got a big booty
work
big, big booty
what you got a big booty
shake that
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you
[iggy azalea:]
they begging me to drop down on it but right now iggy on the top
the last time the world seen a booty this good, it was on jenny from the block
i got 'em going crazy lately
but baby knowin' that only make me
wanna tell all of my ladies to get up on the floor and just shake it, shake it
ya'll know what i've been on, ya'll know that i've been on
i'm queen big booty iggy, now find me a bone to sit on
girls with the cheeks, put 'em hands in the air
then pop that, pop that, let 'em know that you there
see everybody wanna get a taste
you know that we've got enough to share
but fact we girls with the big fat booty too fancy to ever play fair
mesmerized by the size of the
you can find it if you like take your time
i can guarantee youll have the time of your life
throw up your hands if you love a big booty
big big big big big big booty
what you
big big big big big big booty
what you
big big big big big big
let me show you how to do it
work
shake that
go to work
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you got a big booty
big, big booty
what you got a big booty
shake that
teaser -
edit: 45 yaşındaki j.lo'nun kendisini miley sandığı, bol popolu/twerklü ''sex sells'' diye bağıran klibi sonunda çıkmıştır. güzelim iggy'i harcamasaydın beri jennifer teyze oldun artık vazgeç bu genç kız havalarından tezimi bir kez daha doğruladı.
harry potter'ı pek sevmem o yüzden kendisine de pek bayıldığımı söyleyemeyeceğim ama dumbledore'un gay olması hakkında kendisini eleştren bir kişiye çok da hoş bir cevap vererek takdirimi kazandı.
bu arkadaşlar ilk gitar çalmaya başladıkları zaman, genelde ortaokul sonu lise dönemlerinde ''iaaa heed iaa ya heead zambii zambii'' diye the cranberries'in zombie'sini katlederlerdi. daha sonra devamında üniversitede yaz ise akdeniz akşamları, azıcık ingilizce varsa jason mraz- lucky yoksa bir murat dalkılıç-boz vb türevindeki üzgün romantik parçalarıyla kezban kızlarımızın prensi olurlar.
çok. hemde öyle ufak tefek konularda değil, hayata yön verebilecek, belki yönünü değiştirebilecek şeyler hakkında özellikle. hep keşke diyeceğime iyi ki yapmışım diyeyim kafasında oldum ama her zaman her şeye de yetişemiyor insan.
mezuniyeti kaçırdım, yarım dönem okulu uzattım. okul sistemi değiştirdi 1 kredi yüzünden mezuniyetim tehlikede. okulu mu yaksam kendimi mi ?
- allah aşkına şu şeffaf askı olayından vazgeçin.
- kendinize bakmadan elalemi kezban vs bilmemne diye eleştirmeyin, az özeleştri.
- ikinci haftadan sizi ''eve'' çağıran erkekten daha fazlasını beklemeyin. kabul edin, sizde amacının ne olduğunu biliyorsunuz.
- zaten amacı yatak olan insanla zorlamayın başka şeyler için. ha sizde no strings attached takılmayı seviyorsunuz tabi olabilir ama eğer cinsellik sizin için önemli bir konu ise böyle sokacak delik arayan tiplere prim vermeyin, sevişmeyin. az burunları sürtsün de et parçası olmadığınızı anlasınlar.
- yürüyemiyorsanız topuklu, taşıyamıyorsanız dekolte, hele de palyaço gibi duruyorsa kıpkırmızı ruj sürmeyin. bi aynaya bakın önce.
- en önemlisi, ne olursa olsun sırf karşınızdaki erkeğin özgüvensizliği vs sizden çıkarmasına izin vermeyin, kendinizi sorgulamaya sebep olacak bu insanlara bu hakkı vermeyin.
mutluluğun hiçbir zaman sonsuza kadar sürmediğinin yüze çarptığı o acı gerçektir. ''o'' mutluluğu beklemektense hayattaki ufak şeylerle mutlu olmaya çalışmak daha az hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir sanki.
bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.
kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil
sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!
başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.
konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.
soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.
ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...
twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.
bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:
''merhaba anne,
sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.
sevgiler -oğlun. ''
birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:
''sevgili oğlum,
ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.
güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.
gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.
sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.
ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!
ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.
birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.
öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.
siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.
sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.
çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.
yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.
ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.
üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.
eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.
arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.
eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...
yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.
bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.