fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

scandal

grey's anatomy ve private practice'in yapımcısı dramanın kraliçesi shonda rhimes'ın abc'de yayınlanan, başrolde fantastic four, ray ve django unchained'den tanıyabileceğiniz güzeller güzeli kerry washington'ın yer aldığı 2012'den beri bomba gibi devam eden dizi.

genelde politik temadan pek hoşlanmam ama shonda yine burada yeteneğini konuşturuyor ve ortaya efsane bir iş çıkıyor. dizi, fixer olan olivia pope etrafında dönüyor, şöyle ki: olivia princeton'dan siyaset mezunu bir kriz yönetimcisi, ne zaman washington dc'de bir siyasi problem yaşansa bu işi halledebilecek tek isim olarak olivia akla geliyor. olivia pope & associates'i kurmadan önce beyaz saray'ın basın temsilcisi, başkan'ın seçim kampayasında yer almış (ve ne yazık ki başkan fitzgerald ile pek bir yakın). sonrasında gelişen olaylar ile olivia kızımız beyaz saray'ı terk eder ve kendi firmasını kurar. firmasında da eski suçlu, bir hitman, eşinden şiddet gören kişileri toplayarak takımını oluşturur, bu takım olivia'nın yardımcılarıdır ve olivia'nın tabiriyle kendilerini ''gladiators in suits'' olarak tanımlamaktadırlar.

dizi shonda'nın genel dizilerine göre farklıdır zira buradaki başrol olivia, ayakları üzerine duran, mızmız olmayan, kerry washington'ın da başarılı oyunculuğuyla tam bir kick-ass karakter. özellikle de kendisi beyaz takımlar içerisinde enfes gözükerek bu olayı bir kat daha yükseltmekte.

bir kere söyle bir abd başkanı bulunmakta : http://www.justjared.com/photo-gallery/2...

dizideki yan karakterler huck ve mellie, cyrus, abby ise ayrı bir eğlenceli:


dizi ilk sezonundan beri oldukça sağlam bir izleyici kitlesine sahip, her perşembe sabahı heyecanla beklenmekte forumlarda. ilk bölümler biraz düşük başlasa da devamında her yerden bir heyecan patlaması ve entrika fırlaması ile hızlanmıştır, şu sıralar 4.sezonu heyecanla beklenmekte.

anne ile pazar alışverişine çıkmak

çocukken eğlenceli bir aktiviteydi ancak annem beni kişisel hamalı olarak görmeye başladığı, hele de o tek şerit pazar alanında 2 dkda bir birilerini görüp sohbet etmeye başladı mı çekilmez hale gelendir. bir de böyle ebaten geniş olunca kadın beni hulk mu sanıyor anlamıyorum genel olarak evdeki bütün güce dayalı işler bana kalıyor hayır bunlar yağ yalnız ama anlatamıyorsun.

tanrı migrosu ve alışveriş arabasını otoparka kadar götürmeye izin veren avmleri korusun, onlar kurtardı bizi.

kürt böreği

pek börek sevmem, hele içi yağlı görünen şeyleri hiç sevmem ama kürt böreği... hayatımda kapanmamak üzere açılan bir yara, bir karadelik. kendisiyle tanışmam 1,5 yıl önce kuzenimin pek sevmesi ve benim geriye kalan 2-3 parçayı yiyip ''ya o tezgahtaki börek neydi öyle'' diye minik bi kriz yaşamamla oldu. ben tatlı insanıyım ama zaten fena olmayan hele de sıcaksa o böreğin üzerine pudra şekeri dökülmesi işi daha da cezbedici yapıyor. gramaj olarak bilmiyorum ama bu orta boy derin plastik kaplardan birini çok rahat bir ara öğün neşesiyle yiyebiliyorum. bir de sıcak ve tatlı olduğu için öyle pek ağırlığı çökmüyor, kıyır kıyır gidiyor.

bir ara ciddi ciddi ayrılmaz ikiliydik, hani 2 günde bir öyle bir tüketiyordum ki. yediğimin baya iyi ve benim fatih'i pek iyi bilmemem sebebiyle aile fertlerine yalvar yakar ne olur alın bakın çok fenayım konuşmalarıyla birlikteliğimiz gidiyordu ki en son tartıya bakınca yollarımızı ayırdık. ailecek. kendisi ara-sıra 40 yılda bir eve gelir ama yüz vermemeye çalışıyorum.

çerkes olarak ve genelde çerkes yemeklerine pek bayılmayan biri olarak kendimi ihanet etmiş gibi hissediyorum.

taylor swift

27 ekim'de çıkacak olan son albümü 1989'dan çıkan ilk parçası shake it off ile hayal kırıklığına uğratmıştır.

kendisi şu dünyadaki en büyük guilty pleasurelarımdan bir tanesi. her ne kadar 25 yaşında olup sarı saçları, mükemmel fiziği ve upuzun bacakları ile ezik kız havasında takılsa da bu son red albümündeki birçok parçasını 16 yaşında bir amerikan bebesi edasıyla bayıla bayıla dinledim. kendisinin en büyük özelliği ise, country müziği popla da harmanlayarak daha geniş kitlelere ulaştırmasıydı, hani onun imzası buydu elinde gitarıyla derin şarkılar söyleyen güzel kız. ancak ne olduysa, bu son albümüyle sanırım tamamen pop yapmaya dönmüş, olabilir zira 22, i knew you were trouble ve muadilleri baya iyiydi ama bu shake it off olmamış. şarkı catchy tamam ama hani bir eksik, bir natamam. şarkının catchy olması dışında bir olayı yok ki genelde kendisinin birçok şarkısı ergenlerden benim gibi gizliden dinleyenlere marş bile olabilmekte.

hele shake it off'ın klibi... sen burada bir disney prensesi edasında taylor'sın senin olayın bu. ne öyle katy perry gibi vasat bir şarkıya 564645 tane temalı klip çekmek? öyle her şeyi boşverelim sallayalım havasındasın ama o sıkı kalçalarınla o işaretini yapınca pek inandırıcı olmuyor. hayır bu klasik good girl gone bad olayına vuracaksa kendini bir miley falan gibi bu yanlış yol, yakınken dön tay-tay.

ışid'in amerikalı gazetecinin kafasını kesmesi

adamı kasım 2012'de kaçırıp, 2 yıl sonra infaz edilmiş. benim dikkatimi çeken başka bir şeyse, adamın infazında okuduğu metin. belli ki bir metin yazılmış ve karşıdan okutuluyor ama adamdaki ciddiyet... acaba bu iki yıl içerisinde bu adamın beyni mi yıkandı da adam ''ölümümden abd sorumludur, ailem arkadaşlarım bunu bilsin'' bir beyanda bulunmuş ki bana çok inandırıcı geldi söylerkenki hali. yani tabi ki bir baskı altında, hayatı sözkonusu ama adamdaki o kararlılık... üstüne adamı infazını gerçekleştiren ışidli'de ingiliz aksanlı, bu da ayrı bi detay. bir de abd bu uyarıları dikkate almazsa sırada temmuz 2013'te kaçırılan sotloff'un da infazının gerçekleştirileceği söyleniyor.

nick youngquest

ilk defa geçen sene amsterdam'da de bijenkorf'da kendisinin devasa ekranda invictus reklamını görünce nefes alamadım, ağzım açık kalakaldım. sadece izledim. yanımdan geçen insanlar bir an ölüyorum sandı ki gerçekten o an dünya durdu, bu insan üstü beyefendi yıktı geçti beni. vitrine yapışacaktım utanmasam. yok böyle bir şey.









bir de şu kusursuz fiziğe bir ingiliz aksanı olmasa da avustralya aksanı ekleyin... mükemmelin kelime karşılığı. allahım madem zaman ayırıp bunları yaratıyorsun da neden hepsi straight ?! kahrolsun bazı şeyler

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

anaconda

bol twerklü klibi sonunda çıkmıştır, nicki yine yapacağını yapmış.



sorry miley!

dövme yaptırma kararsızlığı çeken insan

hadi ne yaptıracağınız ikilemini geçtim, benim gibi ota boka sokaktaki börtü böceğe ağaca alerjisi olan insanlardansaniz "ya alerjik reaksiyon gösterirsem?" korkusuyla çok normal olandır.

hayır zaten dövme yaptırmak öyle cok ucuz bir sey degil bir de bunun icin gidicem doktora test falan yaptırıcam benim gibi üşengeç bünyeler için zor

demet akalın

dinlemedigim halde televizyonda zaplarken 10 sn rastlamamla "yarına kalsa da yanına kalmaz" gibi bir ifadeyle beni kazanmistir.

you go girl !

üç harfli

çocukken cin derseniz cin gelir diye ''üç harfli'' ya da ''üç harfliler'' diye bahsederlerdi, ne günlerdi. allah'tan ben sonradan bir sürü vampirli, cadılı dizi-film izledim kendimi korumayı falan öğrendim.

ayı sözlük itiraf

geçen seneki kadar kötü olmasa da yine kötü bir yaz geçiriyordum. son 1,5 yılda da gerçekten tek arkadaşım-dostum diyebileceğim arkadaşımla konuşuyorduk. işte çok bunaldığımı, ince bir ipte dengemi sağlamaya çalışır gibi yürüdüğümü, bazen böyle herkesi her şeyi bırakıp gitmek istediğimi, yeni bir yerde sıfırdan başlasam mı diye düşündüğümü söyledim. o da her zamanki bana sakin ol telkinlerinde. ikimizde din hakkında konuşuruz, çok sıkı-dindar insanlar değilizdir ama sonuçta ben ortalama o ise baya donanımlıdır... bana böyle çok daraldığımda işte allah'la konuş dedi, bense allah beni unutalı çok oldu bence dedim. üstüne de bana allah işte sevdiği kulunu sınar senden ümidi kesmez gibisinden gitti. sonra işte bak biliyorum böyle çok dini şeylerden hoşlanmıyorsun ama tasavvufi bi şeyler okumak ister misin, bence bir göz at, belki sana iyi gelebilir dedi; bense tasavvuf ve ben? oldum ki... birkaç gün önce öylesine gezinirken mevlana'nın iki sözüne denk geldim:

''yalnızlığım, yanımda hiç kimse olmamasından değildir, beni anlayan birinin olmamasındandır''

''bir kez yalanını yakaladığın kişinin bin kez doğrusunu sorgularsın.''

bir anda böyle dedim, adam 500 yıl önce işi çözmüş benim bitch tavrımı yazmış. ufak bi şok yaşadım. siyah v yakamı giyip gülben ergen gibi kafamı sallaya sallaya kendimi ''tasavvufa veresim'', ellerimi havaya kaldırasım geldi. hala şaşkınlık içindeyim.

günün sözü

''yalnızlığım, yanımda hiç kimse olmamasından değildir, beni anlayan birinin olmamasındandır''

toplumdaki evlilik baskısı

hadi toplumu geçtim, evde var ya. hele de evlenen yakınınız varsa "artık sıra sende", "bizim gelin nasıl olacak bakalım" vb söylemler. diyemiyorsun anne ben damat getiricem diye işte, o yuzden ben asla evlenmeyeceğim diyerek önden alıştırıyorum. zaten insanlardaki oldum olası bu evlenme manyaklığını da anlamıyorum hukuki kazanımlar dışında ne değişicek, zaten birini seviyorsanız seviyorsunuzdur bunu sırf kanıtlamak icin bir sözleşme yapmak bana saçma geliyor.

als ice bucket challenge

challenge şöyle işliyor : birisi size meydan okuyor ve siz bu meydan okumaya buz dolu kovayı kafanızdan aşağı dökerek karşılık veriyor veya bağışta bulunmanız gerekiyor. devamında 3 kişiyiyi challenge'a davet ediyorsunuz. bu kişiler de 24 saat içerisinde challenge'ı gerçekleştirmezler ise als hastalığı için vakıfa bağışta bulunuyor. aslında challenge gerçekletirip bağış da yapılabiliyor tabi. sanırım bu kadar çabuk yayılmasının sebebi hastalığa olan farkındalığı arttırmak, olabildiğince çok bağış toplamak ve dikkat çekmek.

lady gaga :


taylor swift :


chris pratt :


böyle bir şeyin ülkemizde olmasını pek beklemem, hele kıytırık 2.sınıf ünlülerin bunun tribine falan girmelerini. bir de bunları görüp de bu olayı amacından saptıracak o an ne varsa hemen katılma peşinde olan özenti arkadaşların olayı iyice çizgisinden kaydırır diye düşünüyorum. kezbanlarımızca henüz keşfedilemedi allah'tan.

kate nash

foundations'ı da ayrı bir tatlıdır.

halo

one tree hill'in haley'i bethany joy galeotti'nin halo'su da ayrı bir güzeldir.

i never promised you a ray of light
i never promised there'd be sunshine every day
i'll give you everything i have
the good, the bad

why do you put me on a pedestal?
i'm so up high that i can't see the ground below
so help me down you've got it wrong
i don't belong there

one thing is clear
i wear a halo
i wear a halo when you look at me
but standing from here
you wouldn't say so
you wouldn't say so if you were me
and i, i just want to love you
oh i, i just want to love you

i always said that i would make mistakes
i'm only human and that's my saving grace
i'll fall as hard as i try
so don't be blinded
see me as i really am
i have flaws and sometimes i even sin
so pull me from that pedestal
i don't belong there

one thing is clear
i wear a halo
i wear a halo when you look at me
but standing from here
you wouldn't say so
you wouldn't say so if you were me
and i, i just want to love you
oh i, i just want to love you

like to think that you know me
but in your eyes
i am something above me
that's only in your mind
only in your mind

i wear a, i wear a, i wear a halo

one thing is clear
i wear a halo
i wear a halo when you look at me
but standing from here
you wouldn't say so
you wouldn't say so if you were me
and i, i just want to love you
oh i, i just want to love you

(i just wanna love you)
heya hey hey hey'hey hey halo
heya hey hey hey'hey hey halo
heya hey hey hey'hey hey halo
heya hey hey hey'hey hey halo

yapmak isteyip de cesaret edilemeyen şeyler

her şeyi toplayıp bir günde sonsuz dek ortadan kaybolmak. alıp çantamı, yurt dışında neresi olursa gidip yerleşip, kimsenin beni tanımadığı, saçma sapan dramlardan vs uzak bir yerde, kendimce, sıfırdan başlamak.

geçmişten günümüze hurafeler

böyle bir insan değilimdir ama özellikle ilk girilen eve sağ ayakla girmek ve kötü bir şey vs düşününce üç kere tahtaya vurmak gibi bir huyum var.

benzerleri: merdiven altından geçilmez uğursuzluk getirir, yemek yapılırken omuzdan atılan tuz şans getirir, bir aynayı kırarsanız 7 yıl kısmetiniz kapanır gibi gibi.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bu konuda birçok konuda açık görüşlü olduğum gibi olamıyorum, o yüzden tahminen ileride söyleceklerim için hedef tahtası olacağım ama benim bu konudaki kendime sakladığım görüşüm bu-ki biseksüel veya değil herkes istediğini yapabilir, ben kimim ki yargılayayım. benim mantığıma oturmasa da, onun da öyle olma hakkını kabul eder ve saygı duyarım, sadece söylemek istedim.

evet, hayatta her şey siyah ve beyaz kadar keskin ayrımlarda değil, aralarda griler de var. herkes istediğiyle birlikte olabilir, dilediğini yapabilir. hani bazı insanlar vardır ya kafese koyamazsınız, uçsuz bucaksızlardır. işte cinsellik anlamında da böyle olan insanlara saygı duyuyorum anlayabiliyorum. çünkü insan neye-kime aşık olacağını, seveceğini ne yazık kı seçemez. bu insanlar da zaten çok özgün bireyler diye düşünüyorum. ama biseksüellik adı altında gayliğini kamufle eden ya da her çiçekten bal alayım tadında gezen tipleri ki günümüzde biseksüelim diye gezen birçok kişinin böyle olduğuna inanıyorum, kabul edemiyorum. aynı anda hem çikolataya hem de vanilyaya sahip olamazsınız kusura bakmayın. bu hetero ya da gay olun, bunu ertelemenin-kaçmanın bir yolu gibi geliyor bana. kimse seçim yapmak zorunda değil tabi ki ama kendi sözümona özgürlüğünüz için de bu yolda birçok canı yakmanız da adil değil diye düşünüyorum.

'i'm not even sure bisexuality exists. i think it's just a layover on the way to gay town.'
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.