mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

elma sekeri

kesinlikle genleri, havva annemizin adem babamıza binbir hile ve desise ile yedirdiği yasak elma'ya dayanıyor.. kendisiyle tanıştıktan sonra buna iyice ikna oldum..
efendim siz bakmayın öyle sessiz, sakin ve hanım hanımcık göründügüne.. içindeki günah ateşinin hareleri yanaklarına vurmuş zaar..
o masumluğun nişanesi saydığınız al yanaklar, günaha çağrı'nın albenili davetiyeleridir bana kalırsa... çok canlar yakacak bu kız çok...
ee ne demişler; sessiz atın çiftesi pek olur

yekdusecar

ıtiraf ediyorum, zirvenin başında kendisinin, kadın kıyafetleri giyerek zirveden adam kaldırmak amacıyla aramıza sızmış olan mordred olduğunu düşünmedim degil. ama fena halde yanılmışım sözlük..

efendim kendisi zannımca, alfonso'dan sonra sözlüğün en araştırmacı-gazeteci ruhlu yazarıdır.
sözlük yazarlarının anket başlıkları altında her türlü kirli çamaşırlarını sergilemeleriyle yetinmemiş olacak ki, sahaya inip, kendi gözlemleriyle ayı popülasyonunu incelemek istemiştir.
zirve boyunca tüm yazarları kah elleyerek, kah kucaklayarak yoklamış, onların fit görünüşlerinin ve şık kıyafetlerinin altında leziz baklava dilimleri mi, yoksa kesif yağ tabakaları mı barındırdıklarını ampirik gözlemle anlamaya çalışmış, sorduğu -çoğumuza edepsizce gelebilecek- kim kimdir, nelerden hoşlanır, aktif mi pasif midir,
emmeye mi gelir gömmeye mi gibi mahrem ve bir o kadar da cesur sorularla terletmiştir.
gözlemlerini ve deneyimlerini domezi elmaşekeri ile paylaşmış, onunla fikir teatisinde bulunmuş, ulaştığı sonuçlarla ilgili notlar almıştır. tacizci damgası yemek pahasına, bu tamamiyle bilimsel kaygılı çabasından asla vazgeçmemiştir.
bu tavırlarıyla türkiyedeki ayı hareketi üzerine sosyal deneyler yapan bir grup isviçreli bilim adamı için mi, yoksa kendi özel ajandası için mi çalıştığı kafalarda soru işaretleri yaratmasına rağmen, o, "söz konusu bilimsel çalışma ise, gerisi teferruattır" düsturundan gram ödün vermemiş, adeta, "evet merak kediyi öldürür ama
beni asla.." demiştir..

böylece bana, önyargının ne kadar kötü bir şey olduğunu bir kez daha göstermiştir. bilimsel çalışmalarinda başarılar diliyorum bu azimli ve bir o kadar da sevimli yazarımıza...

(bkz: curiosity kills the cat)

japon pazarı

eskiden daha çok elektronik gereçler, oyuncaklar, biblolar, burun kıllarını alma aletinden, sigara sarma zımbırtısına kadar her türlü tuhaf icadı bulabileceğiniz renkli ve cafcaflı dükkanlardı. her uğrayan, mutlaka daha önce hiç aklından geçmeyen bir şeylerle karşılaşır, ve cazibesine dayanamayıp alırdı.
sonra bu dükkanlar ışık hızıyla evrimleşti ve bir milyonculara dönüştü. ucuz çin mallarının istilasına uğrayıp, plastik leğenden, çamaşır ipine, bardaktan, çanak çömleğe her şeyi bulabileceğiniz yerlere dönüştü..
ancak a ' dan z 'ye her ürünün made in china, hadi olmadı made in korea olmasına rağmen, bu dükkanlarin isimleri japon pazarı olarak kaldı tabelalarda..

başlıkları alt alta okumak

sikin kalkmaması

göt kalkması

ayı sözlük birinci yazarlar zirvesi

bugüne dek katıldığım beşinci ve en kalabalık zirve olmuştur.. istanbul dışından bu kadar yoğun katılımın olması da ayrıca mutluluk vericidir.. emeği geçen herkes, başta can çavuşoğlu, murat renay ve dark bear teşekkürü haketmiştir.
tanışmak, kaynasmak, güzel vakit geçirmek adına oldukça işlevsel bir zirve olmuştur.
şimdi sıra, söz konusu yazarların kitaplarını edinip okumaya gelmiştir.. zirvenin temasının kitaplar olduğu unutulmamalıdır..

edit: iş bu entry nin fena halde didaktik olduğu da gözlerden kaçmamıştır.

her türlü hayvandan korkan uyuz kız

zaten uyuz olmaktan muzdarip kızdır. bir de bunun üstüne kuduz olup, hayatının iyice kararmasını istemiyor olabilir.. empati yapilmalı, anlayış gösterilmelidir..

aigai

bulunduğu cehennemin dibinden ve yaptığı boktan işten fena halde sıkılmış olan arkadaşım.. gün sayıyor garibim.. şimdilik şafak 69.
geldiğinde kendisine rakı sofrası kurulacak. patlıcanlı mezelerle donatılan masada şişelerin dibine vurulacak.. fonda celline dion içli sesiyle muhabbetimize renk katacak..
bu şok terapisiyle bir an önce kendine gelip normal hayata adapte olması sağlanacak..

scherzo

sözlüğümüzün her derde deva lokman hekim'i.
ergenlikten çıkma yaşının günbegün yükseldiği, hatta bazen ömür boyu sürdüğü bu devirde, genç yaşına rağmen sergilediği olgun tavırlar ve inanılmaz efendiliğiyle hep takdir ettiğim yazar..
tüm bu özelliklere, yakışıklılık, sempatiklik ve bolca zeka da eklenince, ortaya scherzo diye bir adam çıkıyor..
sözlük için iyi bir yazar, benim için sağlam bir dost..

fikir intihali

efendim intihal falan değil, bayağı orjinal bir adam bu..
bir kaç başarısız denemeden sonra nihayet bir zirveye katılabilmesine ve bu sayede kendisiyle tanıştığıma fevkalade memnun oldum..
tezini tez zamanda bitirebilirse istanbula daha sık gelirde misafir ederiz kendisini..

tunatuan

efendim, hepimiz tanımadığımız yazarlar hakkında, yazdıklarından yola çıkarak kafamızda bir imaj oluştururuz.. bu hususta zaman zaman hedefi tuttursamda, yanıldığım da çok olmuştur.
tunatuan konusunda hedefi on ikiden tutturduğumu söyleyebilirim.. daha merdivenlerden çıkarken, "bu tunatuan olmalı" dedim kendi kendime..
enerjik, kıpır kıpır, neşesi bulaşıcı.. etrafında böyle biri olan kolay kolay yaşlanmaz..
libidon daim olsun bebeğim..

bv bear

oğluna bak babasını al demişler. zirvede kendisiyle tanıştıktan sonra niyeti iyice bozdum.. kusura bakma bebeğim, parkta cocker spaniel gezdiren olgun bir adam değilsin henüz..

(bkz: köpeğini gezdiren erkek)

smokebl

zirvede yokluğunu hissettiğim yazar. tanışmamız herhangi bir zirvede değil, birebir düzenlediğimiz taksim simit sarayı zirvesi'nde olduğundan bende yeri ayrıdır..
yaz gelse de daha sık görüşsek..

himym

az biraz utangaç sanki.. dışarıdan bakanların onu soğuk ve mesafeli bulmasının sebebi bu olabilir.. zirvenin kalabalık olmasından mütevellit konuşmak istediğim diğer bir çok yazar gibi, onunla da derinlikli bir muhabbet edemedik.. ancak kısacık bir hoş beşten bile, oturaklı biri olduğunu hissettiriyor. daha uzun sohbetler, kısmetse sonraki zirvelere artık.

kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz

panik yapmaya gerek yok geyler. adam kuran'ı referans alıyor. yani şark cephesinde yeni bir şey yok..

(bkz: nisa suresi 34)

fil

şah

seri eksi oy veren ezik

biseksüellik ile ilgili girdiğim tüm entrylerimi eksilemesinden mütevellit, biseksüel olduğunu düşündüğüm ibnedir.. kendisine, herkesi siktin gözü bize mi diktin kardeş diyorum...

çocukken yapılan saflıklar

küçükken, sanırım 6 kardeşin içinden en uslu olanıydım. babamdan bir kez bile dayak yemeyen tek aile ferdi olmamı da buna borçluydum galiba..
evin içinde görünmez adam gibi yaşar giderdim.. yeme içme gibi toplu yapılan etkinlikler dışında kendi kafama göre takılırdım.
bazen ağıldaki kuzuları, buzağıları ziyaret eder onlarla dertleşirdim. kah kümese gidip kuluçkaya yatmış tavuğun kanatlarını kaldırıp yumurtalar çatlamış mı diye kontrol eder, kah dam başına çıkıp ot yığınları arasına uzanır, gökteki bulutların şekilden şekile girmesini seyreder, onları devlere, savaşan ordulara, mitolojik hayvanlara benzetir hayal kurardım. köy yerinde hayal gücünü harekete geçirecek yeterince mekan ve harcayacak bolca
zaman vardı nasıl olsa..
daha olmadı ırmak kıyısına gider, kestiğim kamışlardan kendime düdük yapar, bağrışıp duran kurbağalara nispet yaparcasına öttürüp dururdum. paçaları sıvayıp ayaklarımı suya sokar, suda taş kaydırırdım saatlerce..
etraftaki bitkileri, uçuşup duran kuşları, suya konup kalkan kız böceklerini seyreder hayallere dalardım..
güya ben kaptan cousteau idim, köyün zavallı boklu deresi amazon ırmağıydı ve ben bilimsel araştırmalar
yapıyordum..
gösterişsiz serçeler alımlı papağanlara, kurbağalar timsahlara, sığ suda yüzen yavru alabalıklar ise vahşi piranhalara dönüşüyordu hayallerimde..
evde olduğum anlar varlığım hissedilmediği için, yokluğum da farkedilmiyor ve ben kendi kurduğum dünyada mutlu mesut yaşıyordum.
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah