mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

14 mart tıp bayramı

başta naringergedan, scherzo, yokesli, bearabeare, fiddy ve tabiki gönül doktorum serkan olmak üzere, tanıdığım tanımadığım tüm tıp emekçilerine kokulu öpücükler yolluyorum buradan...

full pasif

on ira

fransızca "gideceğiz" anlamına gelen sözcük.
cümle içinde kullanacak olursak; on ira tous au paradis.
türkçe meali; hepimiz cennete gideceğiz..

12 mart 2013 schalke04 galatasaray maçı

galatasaray'ın ikinci yarıda ölüp ölüp dirildiği, özellikle schalke'nin ikinci golünden sonra iyice paniklediği, hamit'in ilk yarıda attığı gölün üzerine yatıp ortalarda görünmediği, fatih terim'in bir ara takımı geriye yaslayarak iyice aykut kocaman'a bağladığı, tüm bu olumsuz faktörlere rağmen, muslera'nin kalesinde devleşerek muhtesem kurtarışlar yaptığı maç olmuştur.
son dakikada umut bulut'un kontratak golüyle galatasaray türkiye'yi bir kez daha sokaklara dökmüştür.
tebrikler galatasaray..

12 mart 2013 schalke04 galatasaray maçı

kazananın şampiyonlar liginde çeyrek finali göreceği maç olacaktır. tempolu geçen ilk yarı, hamit altıntop ve burak yılmaz'ın attıkları iki muhteşem golle, galatasaray'ın 2-1 üstünlüğü ile bitti. beraberlik bile galatasaray'ın turu geçmesine yetecek..
şampiyonlar liginde son sekize kalmaya 45 dakika kaldı.
haydi aslanlar.. sıkın dişinizi..

futbol ve milliyetçilik

aralarında malesef sıkı bir bağ vardır.
bütün dünyada milyonlarca insanı harekete geçiren, her ne kadar amacı ve sloganı dostluk ve kardeşlik olsa da, çoğu zaman, erkek egemen zihniyetin ve milliyetçi hezeyanların yeniden ve yeniden üretilmesine uygun bir zemin olagelmiştir futbol.
ne de olsa, kimilerinin ispanya diktatörü franco'ya, kimilerinin ise portekiz'in milli şef' i salazar'a atfettiği üç f'den birisidir futbol.
zaman zaman, türkiye ile ermenistan arasında yaşanan futbol diplomasisi sürecinde gördüğümüz gibi barışçıl sonuçlara vesile olsada, bu tür örneklere sık rastlamak çok zor.
futbol, bu sektörde son yıllarda yaşanan endüstrilesmeye rağmen, hala nefret ve ötekileştirme dili üretmeye daha yatkın.
en son bursaspor taraftarlarının, kadıköyde bdp'li kadınlara sırf kürt oldukları için saldırmaları, bu güzel oyunun daha uzun süre, lümpen ve apolitik kitlelerin sıradan faşizmine alet olmaya devam edeceğini göstermektedir.

(bkz: bursaspor)

13-14 mart banka boykotu

birçok tüketici derneğinin ortak aldıkları bir kararla, bankaların tüketiciyi yolunacak kaz olarak görmesini protesto etmek amacıyla iki gün boyunca yapılacak olan boykottur.
bu iki gün boyunca atm'lerin kullanılmaması, kredi kartlarıyla işlem yapılmaması, şubelere gidilmemesi, internet bankacılığı hizmetleri dahil, tüm bankacılık faaliyetlerinin boykot edilmesi öngörülüyor.

bursaspor

türkiye'nin, en ırkçı, en faşist, en seksist taraftarlarına sahip takımıdır. şampiyon oldukları sezon diyarbakır maçlarında yaşanan ırkçı saldırılar, kürt düşmanı sloganlar hala akıllardayken, en son geçtigimiz pazar günü yaşananlar, bu gerici faşist güruhun şiddet potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
fenerbahçe maçı için stada doğru giden bir grup bursaspor taraftarı, o sırada 8 mart kadınlar günü kutlamasından dönen bir grup kadına taş ve sopalarla saldırdı. saldırıda bir kadın bıçaklandı on kadın darp edildi.
henüz bu olayla ilgili ne bir gözaltı ne bir soruşturma açılmış değil..

bursa

tazmanya kaplanı

son bireyi 1936'da ölmesine rağmen nesli tükenmekte olan hayvanlar listesinden geçen hafta bangkok'ta yapılan bir toplantıda çıkarılmış olan canlı türü.
insan denen canlının şerrinden en son nasibini alan bu tür, bu gezen üzerinden artık ebediyyen kayboluşu resmen tescillendi.
sadece bu değil, yeryüzündeki en acımasız ve yıkıcı varlığın "insan" olduğu da tescillenmiş oldu.

falkland adaları

güney atlantikte arjantin kıyılarının 500 km. açıklarında yer alan, britanya'ya bağlı adalar grubudur ve ingiltereye uzaklığı 13.000 km.dir.
1833'ten beri süren hakimiyet hiç bir zaman arjantin tarafından kabul edilmedi ve arjantin, las malvinas olarak isimlendirdiği adalar üzerinde her zaman hak iddia etti.
bu sebeple 1982 de iki ülke arasında patlak veren ve 71 gün süren savaş, arjantinin yenilgisiyle sonuçlandı.
arjantin son günlerde bm nezdinde yaptığı diplomatik girişimlerle bu iddialarını yeniden gündeme getirmeye başladı.
bunun üzerine ingiltere adalarda apar topar bir referendum düzenlemeye karar verdi.
2900 kişinin yaşadığı adalarda 1526 kişi bugün sandık başına gitti ve üç kişi dışında herkes, ingiliz hakimiyetinin sürmesi yönünde oy kullandı..
şimdilik sütliman görünen güney atlantikte sular yeniden ne zaman ısınır belli değil..

gazi katliamı

bu gün üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen üzerindeki sır perdesi hala aralanmamış, can veren 17 insanın katillerinin hala bulunamadığı katliamdır.
yüzyıllardır bu topraklarda kendilerine bir ibadethane bile reva görülmeyen ve her fırsatta kırımlara maruz bırakılan alevi halkına yönelik resmi katliamların son halkasıdır.

yeni imralı süreci

ağır aksak da olsa, üç aydır bir şekilde ilerlemekte olan süreçtir. ikinci bdp heyetinin imralı ziyareti sonrasında, ilk somut meyvelerini, bazıları neredeyse iki yıldır pkk tarafından alıkonulmakta olan sekiz asker ve kamu görevlisinin nihayet serbest bırakılmasıyla verecektir.
bdp, ihd ve mazlum-der'den oluşan bir heyet, rehineleri almak üzere ırak kürdistan bölgesine gitmişlerdir.
uzun bir süredir çocuklarının yolunu gözleyen ailelerin nihayet çocuklarına kavuşacak olması sevindiricidir..

bangladeş

hep gündeme, muson yağmurlarının yol açtığı ve yüzlerce kişinin ölümüne sebep olan sel felaketleri, bilançosu ağır tren kazaları, kalabalık ve yoksul nüfusu, günde bir dolara köhne tekstil atölyelerinde çalıştırılan çocuk işçileriyle gelen fakir güneydoğu asya ülkesi.
bu sıralar fena halde siyasi istikrarsızlığın kol gezdiği ülke, 1971 yılında pakistandan bağımsızlığını kazandığı dönemde yaşanan ve üç milyon civarında insanın ölümüne yol açan savaş sürecinde, savaş suçu işledikleri gerekçesiyle 15 cemaati islami partisi üyesine idam cezası verilmesinin yarattığı siyasi çalkantılarla boğuşuyor.

ciwan

yeni profil resmiyle önce fena halde tırsıtmış, sonra gülmekten kırıp geçirmiştir beni.. tembel hayvan seni...

ayı sözlük yazarlarının kokuları

naringergedan

efendim kendisi sözlüğün sır küpüdür, adeta kara kutu'sudur. öyle narin, sessiz sedasız bir köşelerde durduğuna bakmayın.. felfecir okuyan ve adeta 360 derece dönme yeteğine sahip gözleriyle her şeyi görür, en mahrem mevzular üzerine dönen fısıltıları süpersonik kulaklariyla duyar. şu sözlük kubbesi altında ondan saklanacak bir bilgi, onun radarından sekecek bir gelişme olabileceğini düşünmek, ancak abesle iştigal etmektir. yeri geldiğinde herkesin kirli çamaşırlarını ortalığa sermeye hazır bir çamaşır sepeti gibidir belleği..
bu bakımdan, gergedanların fillerle benzerliklerinin, sadece cüsseleriyle sınırlı olmadığı, her şeyi kayıt altına alan eşsiz hafızalarıylada benzeştikleri söylenebilir.
çok seyrek de olsa, zirveden zirveye her karşılaşmamızda, sözlükte gizli kapaklı dönen işlerden, en yeni dedikodulardan beni mahrum etmediği için kendisine müteşekkirim..
yok hemen heveslenmeyin.. sır küpüdür dedik ya.. öyle herkese ifşa etmez bu sırları.. öncelikle bir max blum, bir mbk olmadığınızı hatırlayın ve kendinize gelin..
şimdilik onun, ayi sözlük magazin entrylerindeki sınırlı bilgilerle yetinin.. acı gerçeklerle yüzleşmeye hazır olduğunuzu anladığında, o size içini açacaktır zaten..

coqueteria

"olsa olsa kedi burcudur bu" dedirten, sadece dış görünüşü değil, ruhu da sarışın olan kadınlardandır.. ama öyle görünse de, bir atarlı gülistan degildir..
efendim o ne özgüven, o ne karizma öyle.. sadece, zirvenin konuklarından can çavuşoğlu'nu değil, zirve sonunda makinalı tüfek hızında sorduğu şaşıtmalı sorularla beni de terletmiştir.
kendimi kim milyoner olmak ister sütüdyosunda, kenan ışık'ın karşısındaymışım gibi hissetmeme sebep olmuştur..

tubi

en kısa zamanda kendisiyle, sugar cafe olur, mor kedi olur, bir kahve içme zirvesi düzenleyip iki lafın belini kırmayı planladığım yazar..
yok anacım, olmuyor böyle zirvelerde.. ikimiz de hayran kitlelerimizin sevgi çemberinden bir türlü kurtulup, muhabbet edemiyoruz..

ahmetonski

yüzyüze tanışmayı, adana, 90'lı yıllar, etnik lezzetler ve ne olacak bu chp'nin hali mevzularında uzun uzun muhabbet etmeyi istediğim yazardı.
ancak bu planlar, kendisinin zirveye geç gelmesi, benim ise erken ayrılmak zorunda kalmam nedeniyle, bir sonraki buluşmaya ertelenmiştir.
en azından tanışmış olmaktan mutluluk duydum.
kendisi bu günün doğum günü çocuğudur aynı zamanda.. iyiki doğdun ahmetonski...
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah