cemal süreya
zaman lazım sadece, unutacaksın!
nasıl unuttuysan çocukluğunu,
kırılan oyuncaklarını...
kırılan kalbini de öyle unutacaksın.
cs
durmadan gitmek sonu olmayan bir yokluğun peşinde
zamani vaktinde ayı sözlük'ü bile peşi sıra eleştirirken bir dur deyip yeniden başlayabilmeyi bilmek... var olan bir yapıyı daha yukarıya çıkarabilmeyi çalışmaktır. belki birşeyler değişmeyecektir ama karınca misali gibi en azından yolda olmaktır aklı selim olan...
terk etmek
seçmeli ders olarak kuran-ı kerim
an itibari ile genelkurmay askeri liselerde seçmeli ders olarak onaylamıştır. yeni bir devrin habercisidir.
ayı sözlük imc tv mor bülten programında
an itibari ile afyondaki kuzenim (kendisi hetero olmasina ragmen) unideki arkadaslarinin facebook paylasimlarindan videoyu izlemis ve beni aradi...
dark bear
uzun vakit görüşmedik, ama eni sonunda yine kopmadık hani vardır ya hep görüşeceğiniz dostlarınız işte dark bear benim için öyle bir adamdır. hiç yorulmadan sizi dinler, anlamaya çalışıp destek olur ıyıkı varsın kanka!
can dostum
barack obama'nın eşcinsel evlilikleri desteklemesi
sevgilisi varken başkasına yazan insan
ayı sözlük imc tv mor bülten programında
ayı sözlük imc tv mor bülten programında
yahu ben niye heyecanlanmiyorum ki ?
dark bear
büyük bir ciddiyetle mor bülten'e hazırlanmaktayken shape of my heart/sting türküsü ile kendimizden geçip smirnoff + elma suyuna başladık... (bkz:
alkolik ettiniz lan beni allahsızlar)
huylu huyundan vazgeçmez
vazgeçer efenim vazgeçer...hayat öyle kafana vura vura vazgeçirtir ki, sormayın gitsin...
ayı sözlük imc tv mor bülten programında
bear sikertir
hoşgelmiştir...pek bir sevindirik oldum
*
gay ilişkilerdeki en büyük sorun
hata ilişkilerdeki sorunları homo veya hetero seksüel olarak ayırmaktır. eşcinsel olmak ne hatadır ne de sorunun kendisidir mesele insan olma sorunudur...
wagaman
nickimi wagamama da yediğim öğle yemeğinde karar vermiştim waga japonca da çocuk demektir.
ne kadar sallarsan salla dona düşer son damla
sisyphos tanrılara karşı suç işlemiş kişidir, onlarla boy ölçüşmeye giriştiği için de ölüler ülkesinde korkunç bir cezaya çarpılır. dona düşen son damla da bunu tam karşılar... ne kadar uğraşsa da sisyphos o kayayı bir türlü tepeye çokaramamıştır. odysseus'dan küçük bir alıntıda şöyle anlatır:
sisyphos'u gördüm, korkunç işkenceler çekerken;
yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı,
ve kollarıyla, bacaklarıyla dayanmıştı kayaya,
habire itiyordu onu bir tepeye doğru,
işte kaya tepeye vardı, varacak, işte tamam,
ama tepeye varmasına tam bir parmak kala,
bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri,
aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya,
o da yeniden itiyordu kayayı tekmil kaslarını gere gere,
kopan toz toprak habire aşarken başının üstünden,
o da habire itiyordu kayayı aşarken başınınüstünden,
o da habire itiyordu kayayı, kan ter içinde.
insan yaşamının anlamsızlığı içinde insan onurunun gene de, dış etkenlerin anlamsızlığına, koşulların kaçınılmaz baskısına karşın zorunlu olan yükü bile bile taşımayı anlatır bu hikaye... sisyphos'un bu korkunç işkenceden herşeye karşın bir zevk duyduğunu, bilincin verdiği sevinçle bir çeşit mutluluğa, umutsuzluğun mutluluğuna erişebileceğini anlatır... bu yüzden ne kadar sallarsan salla dona düşer son damla yani bile bile ladestir bu...
hungry bottom
yaşamaya dair
yaşamak
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
nazım hikmet
en muhteşem üçlü
cumhuriyet-demokrasi-güçler ayrılığı