5. sezonun ikinci yarısına* 9. ve 10. bölümleriyle depresif yaklaşan dizidir. herkes depresyona girdi resmen dizide. izlerken sıkıntı bastı. görüntü yönetmenini tebrik ediyorum çok iyi işler başarıyor fakat senaristler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. çizgi roman gibi sağlam bir kaynağı olmasına rağmen "biz ayrı takılıcaz bana ne" kafasında yazmaya devam ediyorlar. iyi yazın bari de bi boka yarasın. hikaye akmıyor, diyaloglar sıfır, karakterler sığ...
neyse ki 10. bölümün sonunda çizgi romana bağlamaya karar verdiler. şunu söyleyebilirim: sonraki bölümlerde yaşayacakları eğer senaristler sıçmazsa diziyi çok farklı bir evreye sokacak. umutlanmamaya çalışıyorum ama umutluyum.
--- hafif spoiler çok önemli değil ---
sonda çıkan aaron adlı tatlış adam gey, duyrulur.*
okul hayatı boyunca yaşanılan stresli ve bir o kadar zevkli gerginlik. hele ki ergenliğin başlarında... erkeklerin vücudunu kanıtlama çabasına girerek neyi varsa ortaya dökmesi sonucu pek bir zorluğu kalmıyordu çünkü. tek düşündüğünüz şey "allam nolur sikim kalkmasın!" oluyordu. kalkarsa da sıranıza oturup "ehehe ben sonra giyinicem" diyor ve bilinç altına malzeme toplamaya devam ediyordunuz.
sonunun nereye varacağının bilinmesine rağmen vazgeçilmeyen, umutsuzlukta umut aratan eylem. fakat doğal bir arayış bu, arama çabasına girmek değil. kaldırımda yürürken insanların gözüne bakmak, "sen misin?" diye sormak bir bakıma. ya da otobüste sırt sırta ayakta beklediğin insanın seni fark etmesini istemek. olmadı yalnız başına gittiğin bir romantik komedide salonda kendinden başka yalnız bir erkeği araması gözlerinin.
evet, sonuç hüsran her seferinde. ama beklemenin getirdiği o umut anı sonuç ne olursa olsun tadılmaya değer. değmese de verdiği ilham yeter.
gregg araki ve eva green'i aynı projede gördükten sonra çıkmasını abartılı bir merakla beklediğim filmdi. beklentimi boşa çıkarmadı gregg araki.
oyunculuk, kurgu, müzik ve özellikle görüntü yönetmenliği açısından çok başarılıydı.
sondaki twist on yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
ayrıca shiloh fernandez ve thomas jane neydi öyle.
tokalaştıktan sonra neden öpüştüğümüzü sorgulatan ikilem. daha doğrusu öpüşmüyoruz yanaklarımızı değdiriyoruz. amacı ne bunun? "merhaba" yetmiyor mu?
ha o ikilemi on üzerinden sekiz bir beyle yaşayacaksak sondaki cinsel gerginlik için bile yaşanabilir.
-aa sizle selamlaşmış mıydık?
-ehehe evet.
-olsun bi daha öpeyim.*
(bkz: batman vs superman)
2016'da çıkması planlanan, man of steel'in devamı niteliğinde olacak zack snyder filmi. ne kadar saçma bulsam da frank miller'ın yazıp çizdiği the dark knight returns hikayesinden esinleneceği söylenmekte. zira hikayede batman emekli olmuş bir süper kahraman ve dolayısıyla yaşlı. batman'i man of steel ile yarattıkları yeni sinematik evrene orta yaşlı sokmaları aptalca olur.
kadro şu şekilde:
superman - henry cavill batman - ben affleck (duyduğumda sinirden ağladım)
wonder woman - gal gadot (aynı şekilde rezil bir seçim)
aquaman - jason momoa (ne alaka)
lex luthor - jesse eisenberg lois lane - amy adams robin - jena malone (the dark knight returns'un kız robini. kendinden önce gelebilecek mantıklı dört seçenek varken en son robini seçmek hikayeyi kısıtlamaktır. neyse..)
kısaca oyuncu seçimiyle şimdiden sıçmış görünüyor. tek umudum zack snyder'ın watchmen'deki başarısını yakalaması. henüz teaser bile çıkmadı, heyecanla bekliyoruz.
george a. romero'nun 1978 yapımı filminden uyarlanan, yine romero'nun senaristliğini üstlendiği fakat yönetmenliğini zack snyder'ın yaptığı 2004 yapımı post apokaliptik zombi filmi. kalitesiyle türünün diğer örneklerinden ayrılıyor. müzikleri ve görüntüleri çok başarılı klasik bir zack snyder filminde olduğu gibi. hele ki jeneriği takdire şayan.
the walking dead'den önceki zombi yapımlarının en iyisi diyebiliriz kısaca.
sanırım kezbanım sözlük.
kaç seferdir biriyle öpüşme şansı yakalıyorum, her seferinde de geri çekilen ben oluyorum. dalgasına aslında, "öperim oğlum nolacak sanki" kafasında ortaya çıkan bir şey. karşıdaki bey hetero, ben niye geri basıyorsam? öp gitsin işte.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *