bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

22 cm vs 14 cm

mesele subwayden alınan sandwich ise 14 doyurmaz 22 doyurur. fakat mesele yarak kürek ise; ilk önce insan mı diye bakmak, sonra da kişinin ileri sürüş tekniklerine bakmak gerekir.

baba ben ibneyim

baba ben ibneyim

a) insanlığını unutma yeter

b) hele bir bu tarafa göç konuşuruz

c) yanacaksın evladım seni görüyorum

d) kendini tanıman, farkında olman güzel ama zaman kötü kolla götü.

e) ne halin varsa gör

ayı sözlük yazarlarının yaşam felsefeleri

ermeni soykırımı vardır diyenlerle pkk sempatizanlarının aynı kişiler olması

ayrıştırılmış, ötekileştirilmiş zümrelerin arasında hiyerarşik bir fark olduğuna inanan kişinin lakırtısıdır. çünkü;

1) elimizdeki arşivlerde ne gibi şeyler var halk bilmese de son yıllarda hükümet, muhalefet ve devlet organları soykırım yoktur diyememektedir. herkes acıda hem fikir, büyük bir acı var, bir şeyler olmuş ama soykırım değil. anla işte(!)

2) teröre duyulan öfkeyi ermenilere yönlendiren maksadını ve boyunu aşan bir beyandır. hatta ermenilere duyulan öfke ile pkk öfkesini combo yapmaya niyetli bir aforizma da olabilir.

3) pkk'yı* masum gösterecek bir hal yoktur. fakat en önemlisi de pkk zamanında bölgede hem türkiyenin karanlık politikalarında kullanmıştır, hemde avlamıştır. hatta güneydoğuda yaşanan herşeyin sorumlusunu pkk olarak görmek tam bir saflıktır. neyin ne olduğunu, ne yaşandığını bilmediğimiz bu coğrafya hakkında günahkar bellidir ve tüm günahları ona yıkmak kolaycılıktır.

23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı

çocuk haklarının her dakika ırzına geçildiği ülkemizde bugüne özel bir dokunulmazlıkları belki vardır diye düşündüğümüz bayramımsı. fikri ile özünde iyi olan şeyleri zamanla ne kadar anlamı dışına taşırdığımızı daha çok gösteren gün. çocuklarımızı bir militan, bir köle, itaatkar bir nefer olarak yetiştirdiğimiz sürece kendi prangalarımızın mirasçıları olurlar. halbuki onlar çocuk. oynayarak, yaparak, yaşayarak, hemde özgürce ne de güzel öğrenirler. ama sadece tek bir günde değil. aynı zamanda çocuk esirgeme yurtlarında kutlanması ve yıl boyunca yaşatılması daha acil olan bayramdır.

not: 23 nisan, çocukluğunu yaşatamadığımız her çocuk için dahada acı bir gün.

onur ünlü

bu zamana kadar polis , güneşin oğlu, celal tan ve ailesinin acikli hikayesi gibi filmleriyle kendi anlayışının sınırlarını oluşturan fakat seyircinin anlayışını kanırtan bir bakış açısına sahip olmasıyla eleştrilen ünlü yönetmendir. tv izleyicisi ve takipçileri kendisini en çok leyla ile mecnun ve ben de özledim dizilerinden yakından tanımaktadır. özellikle de son iki filmi olan sen aydınlatırsın geceyi ve itirazım var filmleri ile kendisine yeni doruklar yaratmıştır. her filminde olağan üstü, sıradışı olan ile olağan şeyleri harmanlamayı hep sevmiştir.

özellikle sen aydınlatırsın geceyi filmindeki bambaşka bir paralel evrenden anlattığı egeli, siyah beyaz çekilmiş aşk hikayesi eleştirmenler ararsında kendi sinematografisinin doruğu olarak olarak nitelendirilmektedir. (u. bencede)

son olarak itirazım var filminde de sıradışı bir imamın soru işaretlerini aydınlatma çabasını ve bir cinayetin izinden gidişini bambaşka güzel bir şekilde işlemiştir.

itirazım var

onur ünlü senaryosunu yazdığı ve yönettiği komedi polisiye filminin adıdır. filmde selman bulut adındaki imamın camisinde işlenen cinayeti ve bunun iz sürüşünü izlemekteyiz. fakat filmi asıl izlenir kılan filmdeki cinayetin düğümünden çok, karakterlerin derinliği ve zenginliğidir. hele hele cinayetin peşinden giden anti kapitalist, gelişimi seven, özünü tasavvuf ve alevilikten alan, hayatı sorgulamayı seven ve insanları olduğu gibi kabul etmeye çalışan bir imam olunca film tadından yenmemektedir. filmin senaryosunda sırrı süreyya önder'in de katkısı vardır.

filmin oyuncu künyeside oldukça iyidir ve özellikle de son zamandaki başarılı bazı genç oyuncuların ağırlığı göze çarpmaktadır.
sekan keskin: selman bulut camiden =))) (imam)
hazal kaya: selam bulut'un güzel sanatlar akademisinde okuyan kızı
büşra pekin: banka müdürü
öner erkan: selman bulut'un kızının sevgilisi.
osman sonant: cinayet masasından cihan demir :)
umut kurt: cami müezzini.
özgür çevik: başı selman bulut ile dertte olan doktor.
sırrı süreyya önder: yaş kararları nedeniyle zorunlu emekli edilmiş bir asker.
serdar orçin: ermeni esnaf.

şu sıralar hangi filme gitsek diye kafa yoranların 1. sırasına koyabileceği bir film olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. özellikle eleştirmenler tarafından bu zamana kadar anlaşılması zor filmleri ve alt metinler kullanması nedeniyle eleştirilen ama her zaman beğenilen yönetmen; bu kez hem piyasa tabir edilelecek, hemde derinliği olan ve maktülün suçlu, katilin de masum olduğu bir polisiye komedi ile karşımızdadır.

son olarak film 33. istanbul film festivalinden en iyi yönetmen* ve en iyi erkek oyuncu* ödüllerini almıştır

not: onur aga biz bu selman bulutu pek sevdik. serisi gelir mi demeden edemiyoruz.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-2...

eşcinsellere özel cezaevi

konu ana hatları ile mirgün cabas'la her şey programında tartışılmıştır. şiddetle tavsiye olunur.

http://www.dailymotion.com/video/x1p2xa1...

nükleer santralleri destekleyen insan

bilgi, birikim ve deneyim sahibi birisinden dinlendiği zaman faydalı ve bilgilendirici olacak konudur. fakat beyin bedava fraksiyonundan gelen, eşe dosta işim var demek için, havalı olsun diye ve en kötüsüde işini bundan ibaret sanan birisi ile tartışılması komik olan konudur. bilgisi varsa dahi bunu aktarmasını bilemeyen kişinin uzmanlığını yerin dibine sokan konudur. örnek abest olacak ama tamamen bir gerçek. ajdar da bir makina mühendisidir. amacım kimseyi yaftalamak değildir. işini layıkıyla yapanlara ayıp edecek halimiz yok. fakat böylesine bir insan ziyanına bile mühendis denebiliyorsa, bazı mühendisler için durum içler acısı demektir.*

(bkz: 3 kapak toplayana itina ile akıl fikir dilenir)

(bkz: ayı sözlük kaşağı servisi)

lubunca bilmeyen gay

her insan ateist doğar

bütün bilgilerin doğuştan aklının içinde olduğunu ve zamanla ortaya çıktığını düşünen idealistlere göre küllüyen yalandır. fakat aklımızın tabularasa yani boş bir levha olduğunu ve zamanla yaşantılar sonucu bir yerlere ulaşacağını düşünen realistlere göre ise tamamen doğru bir önermedir. bir de ibrahim tatlıses ekolü vardır o da " ben insan değil miyim" der... baktınzı çocuk ibrahim tatlıses gibi ağlıyorsa çocuk arafta kalmıştır. gidin nefesi kuvvetli hocaya okutun ve çocuğun fabrika ayarlarını bozun.

*

ateizm derneği

mirgün cabas ile +1 tv de bir söyleşi yapmışlardır. bu ülkede kendilerini ifade edecek bir alan bulmaları nispeten sevindirici. dernek başkanı tolga inci özellikle örgütlenmeleri ve bu zamana kadar örgütlenmiş ateist yapıları anlatırken "ateistleri örgütlemek kedileri güdmeye benzer " diye richard dawkinsin bir sözüne yer vermesi dikkat çekicidir. bu bağlamda örgütlenme ile ilgili yeni bir boyutla hareket edeceklerini ifade etmişlerdir. özellikle de misyonerlik yapacak mısınız sorusu karşısında "sorduğunuz sürece" demişlerdir. ateistlik hakkında yeni boyutlar kazandıracak bu söyleşiyi özellikle dindar kesimine ve aklında safsatalara sahip olanlara can kulağı ile dinlemeleri şiddetle tavsiye edilir.




iz bırakan özlü sözler

günleri ve mevsimleri hayallerimize göre yeniden yaratacağız.


(bkz: paul eluard)

nükleer santralleri destekleyen insan

ülkemizde rüzgar , güneş enerjisi gibi alternatif enerji türlerinde en fazla yararlanma imkanı olan bir yerdir. hele hele almanyada sadece bir kasabadaki çatılarından elde edilen güneş enerji ile kendine yeten hatta ve hatta kısıtlı da olsa civara bile fayda sağlayacak kadar üretim yapılabiliyor. hemde söz konusu ülke almanya iken.

bunun dışında bünyadaki bor rezervinin çok büyük bir kısmı ülkemizde bulunmaktadır. yani bir bor santrali bile kurulabilir bununla ilgili çalışmalar yapılabilir. bahsettiğimiz bor minerali ise bir damlasıyla aynı hacimdeki başka hammadelerden kat ve kat fazla enerji üretebilmektedir. üstelikte atık sıkıntısı da olmayan bir hammaddedir.

insanlar verimli enerji tüketimine sahip teknolojilere teşvik edilerek tüketim azaltılabilir. mesela bu konuda bazı ülkelerde akkor ampul satışları yasaklanmıştır. onun yerine zenon, led... gibi tasarrfulu ürünlere yönlendirilmiştir.

enerji aktarımındaki kayıpların önlenmesi için daha uygun maddeler kullanılabilir.

çöpten enerji üreten sanrtaller kullanılabilir. isveç bu konuda enerji üretebilmek için norveçten çöp bile ithal etmiştir.

izlanda hidro termal kaynaklarını kullanarak bazı şehirlerinin elektriğini gayet güzel karşılayabilmektedir.

ingilterede deniz dalgaları kullanılarak küçük yerleşimlerin enerji ihtiyacını karşılanmaya çalışılmakta hatta derin akıntılar kullanılarak enerji üretimi üzerinde çalışılmaktadır.

hidro elektrik santraller aslında çok önemli bir enerji kaynağıdır. fakat çevresinin çok iyi planlanıp, maksimum mühendislik becerisi kullanılarak yapılması şarttır. baraj çevresinde ağaçlandırma yapılır ise iyi hesaplanıp, eko sisteme minimum zarar ile planlanırsa verimlidir. bunlar düşünülmediği takdirde heyelanla ya da birikmeyle havzaya dolan toprak o santralin etkisini minimize eder ya da işe yaramaz hale getirir. fakat önüne gelen yere hes yaparak değil elbette.



kısacası alternatifler bu kadar çok iken çapsız ve plansız yaşamaya çalışan ülkemizde anca geçici çözümler üretilebilmektedir. ki bu bağlamda nükleer santral acil elektrik ihtiyacımızı karşılacaktır elbette. fakat sinopta sık sık meydana gelen selleri ve mersin gibi karstik araziyle kaplı* bir bölgeyi ve depremi göz ardı etmemek gerekmektedir. elbetteki bu bölgeler araştırmalar ve fizibiliteler sonucu karar verilmiştir fakat kötünün iyisi olduklarını da kabul etmek gerekmektedir.

en önemlisi de biz nükleer konusunda teknoloji ithal etmek durumundayız. ve bu teknoloji ithalatı da bizim sokakta gördüğümüz pazar mantığı ile yapılmaktadır. yani son teknoloji olan şey pahalıdır. buna nazaran eski teknolojiler daha ucuzdur. santral yapılacak diye dünyanın en iyi en gelişmiş santralinin türkiyede yapılmasını beklemek fazlasıyla hayalcilik olur.

bir de nükleer mühemdislik konusunda deneyime sahip değiliz. yani mühendisliği bu kadar küçümseyemeyiz belki ama nükleer atık problemi ile baş etmek fazlasıyla zor bir iştir. hele hele bu durum türk vurdum duymazlığı ve boşvermişliği, tedbirsizliği ile birleşince resmen kendi topraklarını bombalamak gibi bir şeydir. japonya, fransa, almanya alternatif kaynaklardan ihtiyacını besleyip günün birinde nükleer santralleri yavaş yavaş kapatmayı planlamaya çalışırken, biz altın bulmuş gibi sevinemeyiz. çünkü kontrol edilmesi çok zor bir güçtür nükleer.

elbette enerji çok büyük ve acil ihtiyacımız ve buna bakarak nükleer santrale boyun eymek zorunda bırakılıyoruz. çünkü hala kısa vadeli çözümler peşindeyiz. fakat bu durum her zamanki gibi gelecekteki enerji ihtiyacını hiç bir zaman planlamadığımız için başımıza gelmektedir.

yani kısacası geçmişte ülkedeki alternatif enerjileri maksimum kullanmaya kafa yoracağımıza, bu enerji çeşitlerini geliştirip marka olacağımıza, şu anda sike sike bu santrallere boyun eymek durumundayız gibi gözüküyor. birde bununla beraber japonya'dan türkçe uyarıyı yabana atmamak gerekiyor. yoksa başımıza gelecekler fazlasını elde etmek için didinirken evimizi başımıza yıkmaktan farksız olacaktır.

(bkz: nükleer enerji)

gabriel garcia marquez

türk polisi

evrensel bildirgelerle belirlenmiş ve buna tabi olan ülkemizde polis mesleğinin sınırları, hakları ve etiğinden bazıları ve en önemlileri şu şekildedir:

emir diye diye anayasal hakları ve insan haklarını çiğnememesi yasalarla güvence altına alınması gereken zümredir. bu gibi hallerde anayasaya ve insan haklarına aykırı emirleri uygulamama yetkisi bulunan ve bu yetkiyi kullandığı için işini kaybetme tehlikesi olmaması gereken bir zümredir

elindeki gücü menfaatine kullanmaması ve halka karşı kullanmaması gereken bir zümredir.

insanın en önemli ihitiyacı olan güvenlik ve adalet ihtiyacını yani yaşam hakkını koşulsuz gözetmesi gereken bir zümredir.

sendikalaşma ve eylem hakkı olan bir zümredir.

kademesinin en yüksek memur maaşını bağlayıp her şeye itaat etmesi beklenemez.

hiç bir şekilde taraf tutmaması, kimsye ayrıcalık sağlamaması gerekmektedir.



fakat emir kulu diye size her yaptığı ya da yapacağını siğneye çekmeye razı iseniz, sizi* her türlü yetkiyi kullanarak ezeceği ve bunu seve seve kabul edeceğiniz anlamına gelir.

(bkz: hayırlı işler)

pasif siki

pasif dübürü , pasif büllüğü diye zıvanadan çıkmaya hazır bir başlıktır. sözlük camiasının fazlasıyla merak ettiği bu konu üzerine pisuvardaki siyah kil 3'ü isviçreli bilim adamlarına gönderme kampanyası başlatıyoruz.

japonya'dan türkçe uyarı

nükleer santrallin tehlikelerine dikkat çekmek için yapılmış, yabana atılmayacak, oldukça samimi bir uyarıdır. özellikle de japon başbakan’ın türkiye’ye nükleer santral satmasından dolayı utancını ve özür dilediğini dile getirdiği bölüm gerçektende dikkat çekici. kişisel bile olsa çok öenmli bir uyarıdır. bizim dışında "biz sizinve ülkenizin geleceği için endişe ediyoruz" lafını başka bir dünya vatandaşından duymak basite alınamaz.





türk polisi

az önce eve doğru yürürken başıma gelen olayın rezil kahramanıdır. bursanın işlek caddesi altıparmkta yürürken kaşla göz arası bir anda ortalık karıştı. yenilgiyi hazmedememiş 10- 15 kişilik bursaspor taraftarları çöp konteynırlarını devire devire gidiyor. ardından 25-30 kadar kahraman(!) türk polisi robokoplarını giymiş geldi. ortalığı karıştıran vandallar da "ya allah bizmillah allahuekber" diyerek polislerin arasından geçtiler gittler. polisler ne hikmetse bu gruba dokunmadı ama grubu takip etmeye başladı. bu geri zekalı taraftarlar önde, poliste 10 metre kadar arkada bir süre gittler. o sırada bir esnaf "yafu ne duruyorsunuz kardeşim işte bunlar müdahele etsenize" diye bu duruma tepki gösterdi. tabi kahraman türk polisimiz bu duruma kayıtsız kalmadı. polis grubunun arkasındakiler dükkana üşüştüler ve tepki gösteren esnafa müdahele etmeye başladılar. tabi sonrada bütün polisler olaya dahil oldular. kimileri esnafa dalmakla meşgul, kimi polislerde onları ayırmakla. tabi bu sırada vandallarda ara sokaklardan slogan ata ata kaybolup gittiler.

valla bu ülkede nasıl ve ne yaşayacağımızı, anlayacağımızı hepten şaşırmış durumdayız. birileri gelmiş allah bimillah diyip işini yürütüyor sonrada kişilerin önünde, ardında, soyunda bulunan sıfatlardan başlayıp insanlığın ırzına geçmeyi iyi biliyor. herkese aynı kefeye koymak mümkün değil ama çoğunluğun böyle olduğu bir yerde böylesine ümmetçiliğinde canı cehenneme.

bu anlattıkların dün ortaya çıkmadı. kimileri bunu gezi olaylarıyla çıktı falan sanıyor. * fakat bu anlattığım durumu yıllardır yaşayan ermeniler, süryaniler, kürtler, aleviler,sabetaylar, solcular, koministler... aşina. onlar için her zaman vardı. bu olayı salt bir polis olayı gibi algılamak isteyenlere akıl fikir diliyorum. mesele ümmetçilik. nedir sizden çektiğimiz be kardeşim. bu ülkede ne yaparsanız yapın allahuekber çekin, eşşhedü diyin, hamdolsun diyin... halledilmeyecek iş yok. tabi hal böyleyken müslümanlık ile ilgili bir saygı beklentiniz de var. başka mesheptekiler, inanıştakiler, ırktakiler, düşüncedekiler... amip zaten.

şimdi ordan birilerinin "yaw saçmalamış... müslümanlıkla kafayı bozmuş bunlar" dediğini duyar gibiyim. eğer içinizi rahatlatacaksa hıristiyanlarda amishler, katolikler, musavilikte de semitistler var. aman ne güzel bakın yanlız değilmişsiniz. fakat ben kapımın önünde bunları da görsem bu lafı çekinmeden derim.

bu polis benim güvenlik ihtiyacımı sağlayamaz asıl mesele bu. kapiş? bu polis bizim ibne olduğumuzu öğrendiğinde siker. belki bismillah diyerek daha az sikilirsiniz onu bilemem. bu polis sizin sabet olduğunuzu, soyunuzun gayri müslim olduğunu ya da alevi olduğunu öğrenince... size neler eder bir düşünün bakalım. heeee! ezelden beri müslümanım diyorsan secerende bir dünya karması seni bekliyor.

şimdi bu yukarıda anlattıklarımın arasındaki anlam akışını bozan cümle ve cümleleri lütfen hayatımızdan çıkartınız efendiler. ya da sizden olmayanlara göstermediğiniz hürmeti görmeye heveslenmeyiniz. hatta bu uğurda ağzınızdan köpükler saça saça saldırdığınız kişilerin ne demek istediğini bir de buna göre düşünün. pardon düşünün mü dedim. hay aksi ne mümkün... deneyin belki olur. (bkz: ya tutarsa)

not: üzerine alınanlar için eksi butonu var. sebildir...

hodor

ne kadar hodor olabileceğinizi öğrenebileceğiniz bir tür testi bile vardır.

http://www.buzzfeed.com/samir/hodor?bffb
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.