bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

barilla protestosu

barilla başkanının homofobik beyanatları başlarını yakmıştır. bu tavrı karşısında tüketiciden en hızlı cevabı alan şirkettir.

http://www.buzzfeed.com/mikehayes/the-in...

barilla

dünyaca ünlü italyan makarna ve unlu mamül markasıdır.
(bkz: barilla protestosu)

bugün başıma ne geldi bir bilsen

bekle çekirdek alıp geliyorum diye cevap verilesi, muhabbetin dibine vurulacağını bildiren tümcedir.

ayı sözlük yazarlarının yattığı kadın sayısı

zayıf ayı sözlük yazarı

bahsedilen şey karakteri ise bana uzak allaha yakın olması gereken yazardır. *

uff her şeyde beni buluyor

bir nevi karmaya serzeniş boyutundan bir mottodur. kimisinin kara bahtı kem talihidir* kimisinin de tekrarlanan yanlışlıklarının göstergesidir. liste uzar gider ama bu cümleyi kurmak kötüyü çağırmak gibidir çoğu zaman. özellikle ergenler arasıdna bu cümlesinin söylenişi sıklık göstermektedir. söyleyiş şekli açısından genelde şöyle duymakta mümkündür: uff her şieyde beni buluyuuoo.

x= yaaaaa! inanmıyorum yaaaaaaaaaaa! 0,7 ucum bitti. uffff! her şeyde beni buluyor. *

(bkz: ergen)

bugün kendimi kötü hissediyorum çünkü

her zaman herkesin hissedebileceği bir duygudur. kimi zaman ufak bir duygu dalgalanmasıdır. kimi zaman da fırtına öncesi sessizlik. fakat en komik serzeniş şekilleride genelde ergenlerden çıkmaktadır. hele hele onlarla haşır neşirseniz.

örnek 1=bugün kendimi çok kötü hissediyorum çünkü kimse beni anlamıyor... *

örnek 2= yaaaa uff! bugün kendimi kötü hissediyorum çünkü fethocan, candancan ile kantinde çay içti. 0,7 ucum da bitti. inanmıyorum yaaaaaaaaaa! her şeyde beni buluyor

redhack

bana terörist diyen bir zaatı muhtereme twitterda cevap olarak; terörist ben isem işim kolay. tayyip bey tıpış tıpış ayağıma gelir benden emir alır o zaman diye cevap atmıştım. ardından bir kaç dakika içinde twitter hesabım ellerimden uçtu gitti. sonra kendileri tam 5 dakika içinde hesabımı bana teslim ettiler. daha ne denebilir ki...

türkiye'nin eurovision'a katılmaması

cenazemde çalınmasını istediğim şarkılar

madem ebedi istirahathanede inlenecek, o zaman böyle başlayıversin.

28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi

medyanın basiretsiz olduğu günde bir çok haberi twitter üzerinden öğrenebilmekteyiz. bunun dışında ingilizce tweetlerle bu olayı dünyaya anlatmak için bireysel çabaya ihtiyaç duyulmaktadır. gün içerisinde worldwide trend topic olan durumu en iyi şekilde anlatmak için bu tür destekte bulunacak arkadaşlarımıza minnettarız.

uluslararası türkçe olimpiyatları

an itibarıyla prova mı yoksa gerçekten gösterinin mi yapıldığına anlam veremediğimiz, mahallecek stadtan gelen gümbür gümbür horon havası, türküler, çığırıntılarla yataklarımızda hop oturup hop kalktığımız, resmen zorla dahil edildiğimiz etkinlik. anfiler iyi onu anladık be kardeşim saate bakın. aramızda 600-700 mt olmasına rağmen şu an resmen kulağımızın dibinle gümbürdüyor*. türkler emperyalist olma peşinde başlıklı, dünya için küçük türkler içinse büyük mesele haline getirilen, son yılların modası işte. dünya türkçe konuşsun ama türkiye saatine göre yapın şu işi.

not: komşularla konuşup polisi aradık. meğersem bu daha provasıymış. valilik emri ile sabaha kadar çalışma izinleri varmış. sonra hepimiz tek tek etrafta rahatsız olanlara polisi aramalarını tembihledik. şimdilik işe yaramış gibi gözüküyor bakalım...

üçüncü köprünün ismi

aslına bakarsanız para için yapmayacağımız yok gibisinden bir ad düşünülebilirdi. ya da en doğrusu ultra mega kıyamet köprüsü. malum istanbulu yine en ultrasından zıvanadan çıkartmaya and içtiler.

gay'lerin varlık nedenleri

yemek yapmak, yemek yemek, sosyal bir aidiyet hissedeceğim insanlar, sevmek, sevilmek... falan fişman. kısacası insanca yaşamak, yaşatmak.

tbmm eşcinsel önergesi

din, tabu, köken ve dogma eksenli olacağı için hayalden öteye gidemeyecek, herkesi çoğunluğa benzetmeye çalışan bir yasa tasarısı olacaktır. olsa olsa tövbe et kardeşim hak yoluna gel açılımı olacak bir tür zırvalık olur. bu ülkede ne zaman toplum, çoğulculuk, din, mezhep, köken temelli değilde insan temelli bir yaklaşımı esas alınırsa anca o zaman belki konuşulur. *

alışverişten dönen bir gayin elinde olabilecek torbalar

penye pazarından 3 tanesi 10 liraya alınmış bi dolu rengarenk t-shirt, bunun dışında yine rengarenk donlar, eşortman altları. *

sözlükten soğumak

bireysel bir serzeniş olabilir elbette. yeri geldiğinde bunun uygun bir üslüpla dile getireleceği yerlerde elbette vardır. ama burayı ipliğini pazara çıkartmak meydan muharebesi sanan kişilerede ne ve kim oldukları ivedilikle hatırlatılmalıdır. kimseye sözlükte ne olur gitme denmediği gibi sensiz bir hiçiz demekte o kadar saçmadır. kısacası sözlükte kimse vazgeçilmez değildir. bilmem farkında mısınız ama sözlük, sosyal bir mecra olarak hasbel kader adından söz ettirebiliyor. yani birilerinin sorumsuzluğunu, saygısızlığını ve yersiz serzenişlerini kaldırabilecek bir yer değildir* aynı zamanda da kimse haddini ve yetkisini aşan davranışlarda da bulunmamalıdır. *

madem böylesine bir boşluk olduğu düşüncesi haiz; sözlük yönetimi bunu yetki değerlendirmesi yaparak çözebilir. bu konu bu kadarda büyüyecek bir mesele değildir.
incelenmesi gereken, elzem şeyler olduğu zamanda 3-4 kişilik bir mekanizma ile bu sorun çözülebilir. hatta yönetime dair bir kontrol listesi de oluşturulup kimin, ne zaman, ne gibi bir gerekçeyle, neyin ve kimin kişi hareketlerini incelediğinin kaydı da tutulabilir.*. madem sözlük belli bir tehdit altındaysa bunu halledecek ciddi insanlar elbette var. bahanelerden önce ciddi ciddi yetki paylaşımı yapılırsa, çocuk oyuncağına çevirilmezse gayette güzel işler. kısacası bu tarz söylemler öyle ya da böyle sözlükte bir çok kez dile getirilmiş ve bu gidişle daha çok getirilecektir.* bu şekilde töhmet altında kalmaktan, yerli yersiz milletin ağzına sakız olmaktan, yani sözlüğün itibarsızlaştırılmasındansa ... sözlüğün bu şekilde itham edilmesine izin verilmeyecek önlemler alınması gerekir. hali hazırdaki sorunları ortadan kaldırmak gerekmektedir. insanlar kendilerini demokratikçe, keyifle ve türkiyede hiçbir yerde olamayacakları kadar özgürce ifade edeceklerini düşündükleri için burdadırlar*. ama unutulmamalıdır ki özgürlük derkende sözlük ortasında saç saça, baş başa kavgasını; birbirilerinin kirli çamaşırlarını, dedikodu kazanını da izlemeye meraklı değiliz. sonra insanlar elbette soğurlar. ardındanda soğudu diye afra tavra yapmanın kime ne faydası var ki? gerçi sözlükten soğuduysanız, ısındığınız zaman gene yazarsınız. kimsenin burada asarım, keserim, atarım diye ahkam kesemeyeceği gibi kimseninde sınırları zorlayacak davranışlarda bulunmaya hakkı yoktur. sonra ondan, bundan, kediden diye bahanelerle komik duruma düşersiniz. sonuçta hiçbir şey vazgeçilmez değildir.

neyse sevgili sözlük sakinleri. işte sözlükten soğuma başlıklı bir küçük tiyatral çalışmamızı daha izlediniz. aslında yukarıda bahsettiklerimde de böyle bir durum olsa neler yazabilirimin ufacık işaretini veriyorum. ama dediğimiz gibi işte neyseki bir tiyatro(!) malumunuz bazen sözlüğe renk katmak için böyle tartışırmış gibi yapıp, dikkat çekip izlenirlik arttırılabilir. aslında böylesine bir çıngardansa bu durumu bir pr çalışması olarak görmek sanırız daha mantıklı. umarız bu eseri de çekirdeklerinizi çitleterek soluksuz izlemişsinizdir...(!)

(bkz: ayı sözlük iftiharla sunar)*

not: bu entry yi gereksiz diye silmek isteyen nüktedan arkadaşlarımız olabilirler. elbette bazı yanları olabilir ama silmeden önce, öncelikle; geçmişten günümüze başlayarak, gerekçesini belirtmek kaydıyla, aynı performansı tüm entrylerde göstermek zorundasın.

(bkz: yalayacağın kadar tükürürsün)

eurovision 2013

malmö de yapılan yarışmanın en keyifli yanlarından biri de küçük esprili videolarla desteklenmesiydi. bunlardan en çok akılda kalanı şüphesiz sevgili lynda woodruff'tur*. telafuz hataları, kezban tavırları ve şaşkınlıklarıyla eurovision sözcüsü bir tiplemedir kendisi. hele hele loreen telaffuzları, yer yön ve şehir karmaşalarıyla bezeli gerçekten eğlencli bir taşralı havası var. anladığım kadarıyla lynda yı canlandıran oyuncu isveç ve civarında oldukça sevilen bir komedyen. bununla birlikte isveçe kısa bir bakış yapılan birde isveç ropörtajı vardır. bu ropörtajda da isveç halkını ve ziyadesiyle komplekssiz başbakanını bize tanıtmıştır.*

http://ayisozluk.com/lnk/a3f742







eurovision 2013

kendi ülkemizde 3 maymunu oynayıp yarışma yokmuş gibi davransakta kime ne yararı oldu bilinmez. sonuçta trt ve akıldaş hazretleri allahın bildiğini kuldan mı saklıyorlar acaba? bu da bize malesef eurovision türkiye ekibinin artık bağımsız olamadığını bir kez daha açıkça göstermiştir. hatta saygı değer medyamızın da bu konuda 3 maymunları oynaması türk halkına derin bir oh çektirmiştir(!) bu işin tanıtımdan geçtiğini unutmamak gerekmektedir. özellikle de parçanız belli bir ilgi görüyorsa ve tanıtım yaparak bunu katlayabiliyorsanız favori hatta 1. olursunuz. bu zamana kadar da hep böyle olmuştur. kısacası forsunuzu kullarak, bir dakika , iki dakika diye diklenerek bir şeyler elde etmeniz zordur. aslında hepimizin bildiği gibi bu yarışmanın cinsel kimlikler üzerinden anılması kimilerini rahatsız etmektedir. türkiyeninde yarışmayı hak yoluna çağırması sonuç vermemiş olsa gerek dargınız*. yoksa azerbaycan babalarının oğlu değil sonuçta. elbette politikanın etkili olduğu bir yarışmadır ama azerbaycanın bu dereceyi tesadüfen elde ettiği, sırf siyasal mühendislikle aldığı düşünülemez.

bu sene kendi içimden geçen birincim hollanda idi. şarkı yapısı ile diğer eurovision şarkılarından oldukça farklıydı. hatta klasik bir eurovision şarkısı olmadığından şansının olmadığının farkındaydım ama gönlümden geçen o idi. üst sıralarda görmeyi beklemesem de hollanda yinede iyi bir derecede bitirmiştir. isveç in parçasının pek kayda değer bir başarı göstermemesine şaşırdım. yunanistanda bir diğer beklentimdi ama beni asıl şaşırtan ukraynanın bu denli başarı gösterme olmuştur. *

yarışma açısından danimarkayı büyük bir favori görmesemde 1.liği yerinde olmuştur. ilk başlarda da parçayı hoş bulsamda yine parçayı en erken ortaya çıkaran ülkelerden olmuşlardır. malum geçen sene danimarka adına yarışan soluna samay'ın şarkısı çok beğenilmişti. fakat o kadar erken çıkmıştı ki malesef zamanla çok dinlenip tüketildi ve 2012 yarışmasında pek başarılı olamadı. açıkçası bu sene de geçen seneki gibi çabuk tükeneceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. tebrikler...

malum finlandiyanın resmen göstermelik ve oy toplama çabasıyla yaptığını düşündüğüm öpücük gösterisi işe yaramamıştır. fakat oylama sırasındaki isveç, kendi sosyalliğini yansıttığı gösterilerde eşcinselliğe, daha doğrusu eşitliğe ve bu bağlamda sloganlarına atıfta bulunulmasıyla akıllarda güzelce yer etmiştir. jüri ve halk oylaması sonuçlarını şimdilik bilemiyoruz ama azerbaycan ın 2012 de yaşadığı eşcinsel hakları skandalı nedeniyle jüri oylarını almadığını düşünüyorum. halk oylamasının 1.sinin azerbaycan çıkarsa hiç şaşırmam.

açıkçası ev sahibi isveç için bir itibar tazelemesi olarak oldukça etkileyici idi. we are one başlığıyla bütünleştirdikleri güzel bir organizasyon yapmışlardır. özellikle oylama sırasında kendi ülkeleriyle ilgili yayınladıkları video ve gösteriler oldukça güzeldi. sahtelikten uzak bir yaklaşımla halk olarak özgüvenlerini özgürlük ve eşitliğe borçlu olduklarını layıkıyla anlatmışlardır. oylama sırasında isveç; kendi sosyalliğini yansıttığı gösterilerde, videolarda eşcinselliğe, daha doğrusu eşitliğe ve bu bağlamda sloganlarına atıfta bulunulmasıyla akıllarda güzelce yer etmiştir. hatta başbakanlarının bile kompleksten uzak şekilde videoda oynaması, kendi yaşamlarını alaya almaları özgüvenlerinin ne denli yüksek olduğunun kanıtıydı. gerçekliği ne derecedir yakından bilmesemde ülkeleriyle ne kadar gurur duysalar yeridir. bir nevi kızım sana söylüyorum gelinim sen anla*. organizasyon adına canı gönülden tebrikler isveç.

eurovision 2013

bu sene türkiyede yayınlanmayacağından internet, uydu, dijital platformlarda bulunan yabancı kanalllardan izlemek zorunda bırakılan şarkı yarışmasıdır. ria uno, tve, bbc gibi kanalllardan izlemek akıllıcadır. web üzerinden izleyecekler için internet ağı gelişmiş ülkelerin yayınlarının tercih edilmesi yayının kalitesi için önemlidir. *
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.