bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

dr pepper

amerikanya dolaylarında fanatiklik derecesinde bir tüketici kitlesi olan içecektir. tarifi güçtür. tabiri caizse baharatlı bir koladır. içerisinde zencefil tadı ve acılığı fazlasıyla etkilidir. içenin ağzında yaklaşık 1 saat kadar kokusu ve aromasıyla kalmaktadır. bana kas gevşetici krem bengayın kokusunu çağrıştırdığından hep uzak durduğum içecektir.

kendini küçük görmeden alçakgönüllü olabilmek

bu meziyet ince bir çizgidir. dozu kaçarsa komik duruma düşersiniz o ayrı*. her ne kadar normal bir alçak gönüllük gösterseniz dahi bir kibire toslamanız muhtemeldir. böyle durumlarda karşınızdakine ayna etkisi yapacak, reset attıracak bir lafınız olmalı ki bir daha sizi aşağılamaya yeltenmesin. ya da eşek hoş laftan ne anlar diyin en iyisi. alçak gönüllü olmayı anlayamıyorsa iyisi mi siz hoşaf diyin? belki şekeri düşmüştür beyne kan gider. *

yanız alçaklığı hayattla olan hesabı insanlardan çıkarmak sananlarla karıştırılmamalıdır.o zaman iyi vurgulamak gerekir.

kick ass

son yıllarda yazılmış süper kahraman çizgi romanı ve uyarlaması filmidir. ilk filmdeki işleyiş, karakterlerin özdeşleşmesi, aksiyon sahneleri ve çizgi romana özgü hissi iyi yansıtması sayesinde 2010 yılında oldukça fazla ilgi görmüştür.hele hele filme kullanılan orijinal müzikleri ve şarkıları şiddetle tavsiye ederim. sizi filme bağlar ve müziğin filmi ne kadar iyi satabileceğini gösteren bir ders niteliğindedir. aslında kahraman dediğimiz kişi süper kahraman özentisine sahip bir gencimizdir. fakat bu merakı ve beraberinde başına gelen talihsizlikler, olaylar sonrasında şapşal karakterimiz bir zaman sonra zorunluluktan süper kahraman olmaktadır. filmde tatmin edici oyunculuklar bulunmaktadır. özellikle de chloë grace moretz* ve aaron taylor johnson* olarak oldukça başarıldırlar. bunun dışında ilk filmde nicolas cage*'i de izlemek mümkündür. filmimiz ilk yarısına kadar bir gençlik komedisi gibi gözükse de 2 yarıda izlenen tarantino vari aksiyon sahneleri ve drama gerçekten güzeldir. filmin 2. si çekilmiştir ve 2013 yazında seyirciyle buluşmayı beklemektedir.

filmden bazı videolar şöyledir.*









ayı sözlük yazarlarının süper kahramanları

kemalist kişilik bozukluğu

her fikirde olduğu gibi radikal düşünen ve makul düşünebilen bir taraf vardır. malesef radikal hatta körü körüne, göstermelik, saçma aşırılıklar her düşüncede rahatsızlık verebilmektedir. fakat asıl ironi, bir fikrin karşına aynı saçma aşırılık ve radikallikle çıkmaktır*.

sadece gördüklerini konuşmanın değil; düşünmenin de öneminin farkına varılması gereken bir zamanda olduğumuzu gösteren başlıktır. bunu söylerken şunu da unutmamak lazımdır. dünün muhafazakarları bugünün özgürlükçüleri; dünün özgürlükçüleri de bugünün muhafazakarları haline gelmiş getirilmiştir. acaba millet olarak bu ülkenin kuruluş felsefesinin farkında mıyız? bugün adı değiştirilip karşımıza sunulan özgürlükler neredeyse bir asırdan beri önümüzde ama kıymetini bilen olmadı. şimdi de birileri almış bunu bize ben yaptım diye pazarlıyor, ha bir de kendi icat etmiş gibi böbürleniyor. malesef ezbere okuduk, eğitildik ve yaşadık. bunun vebali bu yazıyı okuyabilen hepimizin boynuna.


(bkz: bu ne pehriz bu ne lahana turşusu)

ermeni soykırımının 98. yıldönümü

bunun adına ister soykırım, ister zulüm diyin, isterseniz de sözde diyin ama yaşanmış bir badere olduğu kesindir. ama bunun bir diğer adı da toplum cinnetidir herhalde. bunun ve benzeri olayların vebali kimin boynunadır tartışılabilir ama sürü psikolojisinin ve birilerinin bizi güdülmesi gereken koyunlar olarak gördüğü, yönlendirdiği fikri gerçekten feci. böyle mübadelelerde halklarımızın fevri ve ölümcül sonuçlarla karşılaşmasından ders çıkartmak yerine, yine birilerinin yaftalarına kanıp silah kuşananmakta yazıktır. kimin ne olduğu değilde dikte edilmiş, içi boşaltılmış kavramlar asıl bizi kopartacak olan sanırım. aptal tarih kurmacalarına tamah edeceğimize bu ülkenin kuruluş felsefesini yalan yanlış oyuncak etmeden gerçek anlamda kavranması acil ihtiyacımız olarak gözükmektedir.

(bkz: asıl tehlikenin farkında mısın)

bizim milli içkimiz ayrandır

içkiyi başka taraflarıyla içenler için iyi bir önermedir.

(bkz: tiz ayran içile)*

sözlükçülerin nick hikayeleri

tepeden bakanları yüzleştirdiğim bir rumuzdur. asıl önemli olan boyu değil işlevidir efendim*. boy ile insanlık arasında kurulan bağıntıya sağlama yapmak, düzeltmek, ayar vermek mahiyetinde.

20 dakika

rastgele diziyi izlediğimde türkiyede ilk defa* bir dizide bu ülkede eşcinsel olmak suç lafını söyleyen bir karakter tanıdık. bakalım böylesine bir tabuya* parmak bastıktan sonra dizinin akibeti ne olacak.

rdbear

kanada da kendine has mütevazi hayatı olan yazarımızdır. beni tanıdıktan sonra hayat enerjisini bir kısım yitirmiştir. malum o badere senin bu badere benim diye anlattığımdan içi şişti*. konuşurken karşısındakini kendisinin yerine koyabilen, bir çok konuda layıkıyla tartışılabilen, hoş sohbet ve iyi dinleyen; içten bir samimiyete abartısız ve gerçek karşılığını verebilen biridir. kimi zaman kendisine iletişim psikolojisi yöntemleri uygulamışımdır. *

pony slaystation

avamlığı ile kendisini sevdirebilen ender insanlardandır. atarlı olmasıyla birlikte sürekli hanım hanııııııım... repliğiyle, sivri diliyle karşıma çıksa da ona nasıl elit olacağını göstermekte ayrı bir keyifli. ne kadar uğraşsa da kendi seviyene indiremez beni. bizim seviyemize çıkması için tüm imkanlarımızı seferber ettiğimiz yazarımızdır.*.

persepolis

şu an tv2 de yayınlanmaktadır.

lut kavmi

dua

şu an kedim için yaptığım eylem. 12 yıldır olmayan oldu, 4. kattan düştü ve gözlem altında. kimisine saçma gelir ama herşeyi yaratan bir güce inanıyorsak dua etmenin sınırı sadece bizler değiliz diye düşündüğümden. *

pembe limonata

aslında çilekli limonatadır*. 3 litre suya 3 ortaboy limon ince ince dilimlenir*. ardından içine yaklaşık 10 tane çilek yine ince ince kesilerek, 4 kırık karanfil ve 5 çorba kaşığı şeker eklenir, karıştırılır. tabi bu tarif yaklaşık bir gece*suda bekledikten sonra tülbente alınıp sıkılır. işte size efsane limonata. fakat malesef bu tadı bekletmeden hemen hazırlayınca elde edememekteyiz.

bu tarifi bir başka şekilde de daha lezzetli hale getirebilirsiniz. limonların kabuklarını bir kaba sıyırarak içine şekeri koyup ovun. yaklaşık yarım saat oda sıcaklığında bekletin. sonra yine limonları dilimleyip tarifin geri kalanını uygulayarak daha özel bir limon tadı elde edebilirsiniz.

limonata

pembe limonata için adam satmışlığım vardır. yaz okulunda ders çalıştırmak için söz verdiğim bir arkadaşımı, başka bir arkadaşımın yine ders çalıştırma bahanesi ile pembe limonata teklifine karşılık satmıştım. tabi sattığım kişide sonra bize katılmıştır ama benim yüzümden fazladan 1 saat yol tepmiştir.

sözlüğü forumlaştırmak

ayı sözlük formatının hedef ve ihtiyaçlar doğrultusunda sanırım tekrar belirlenmesi gerektiğini gösteren durumdur. velevki isteyen istediği başlığı okuyabilir. bu hepimizin bildiği bir şeydir ama sanırım sözlüğü sosyal ağlardan ayıran bir diğer farkta tanım ve bilgiler eşliğinde yazmaktır. maksadın meydan larus yazmak olmadığı aşikardır. kimse eğlenemez diyen de yok.
samimi bir sözlük olmamızdan kimse şikayetçi değildir. ama sözlük sırf samimiyet için varolduğunda adı ne olur bilinmez. herkesin eleştirilerini ondan, bundan, şundan sebep demeden önce bu samimiyet ışığında, amaca uygun değerlendirmek gerekmekterdir. sanırım elimizdeki belli bilgi birikimleri paylaşarakta burda eğlenmeye devam edebiliriz. ama illaki herkes istediği gibi takılacaksa da o zaman formatta bazı düzenlemeler şarttır.

aynı sakızı tekrar tekrar çiğnemek

bu eylemi nedense 20 li yaşlarımda ortaokul öğretmenimi gördüğümde yapmıştım. uzaktan selam verdiği zaman sakızı nedense ağzımdan çıkartıp elimde yumruk yaparak cılkını çıkartmıştım. halbuki kalsın ağzında 2 dk çiğneme ama gereksiz bir saygı gösterisi olarak komik bir durumdu. selam sabah faslı bitince de hiçbir şey olmamış gibi aldım avucumdan çiğnedim durdum.
bunun dışında mecaz anlamı ile tat ile duygular karıştığında ne tür bir algı bozukluğu oluştuğunu gösterir. çünkü biri tat verir*, diğeri hissedilir*. belki bir gün sulugöz çiğnersiniz ve o zaman algılayabilirsiniz* bir nevi baştan savma atın ölümü arpadan olsun demek gibi bir şey.

ferhat göçer'li türk telekom reklamı

top patlasa uyanmam derneği* türk telekoma ve ferhat göçere üstün hizmetlerinden dolayı teşekkür etmişlerdir. derneğin başkanı rüya müptela kendilerine yılın uyanığı ödülü takdim etmek için sabırsızlıklandıklarını ve çok heyecanlı olduklarını dile getirmiştir. artık uyanma zorluğu çekmeyecekleri için dernek üyelerinin mutlulukları görülmeye değerdi. bunun dışında ünü günden güne yayılan reklam projesi orta dünyada da oldukça büyük ses getirmiştir.



(bkz: zaytung)

ferhat göçer

soyadına yakışır bir şekilde türk telekom reklamı için ıkına ıkına kendisini paralamış ve nihayet göçertmiştir. zaytung da bu konuda boş durmamış ve dillere destan bir haber yayınlamıştır.

(bkz: ferhat göçer'li türk telekom reklamı)
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.