bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

zaytung

sinüsleri açma yöntemi

bu konudan muzdarip olan arkadaşlara nacizane tavsiyemdir. soğan doğrayın ve nazal akıntıyı seyreyleyin. gözünüz genziniz yanar ama çok çok rahatlarsınız. *

sözlükçülerin nick hikayeleri

tepeden bakanları yüzleştirdiğim bir rumuzdur. asıl önemli olan boyu değil işlevidir efendim*. boy ile insanlık arasında kurulan bağıntıya sağlama yapmak, düzeltmek, ayar vermek mahiyetinde.

1.68 boyunda olup 1.75'im diyen erkek

aşırı yağlı hatta tombul beyinli olabilir. hani 1.70 dese neyse ama maşallah 1.75 e yuvarlatarak obez bir beyin yapısı sergiler.

(bkz: kendini dev aynasında görmek)

üç götü büyükler

lezbiyen öğrenciye linç girişimi

eşcinsellerin dünyanın neresinde olursa olsun metropollerde varlığını sürdürebildiğini gösteren bir durumdur*. mesele metropol haricinde yaşanmayacağı değildir. metropollerde nispeten yaşam şartlarının ve kabul görmenin daha makul olduğudur. bunun dışında ingiliz kamuoyu eşcinsel evlililiği ve eşcinsellikle ilgili yapılan tartışmalardan; bununla beraber eşcinsel yurdu olarak anılmaktan bunalmış durumdadır. ayrıca kuzeyli ülkelerde her ne kadar eşcinseller rahat olarak bilinse bile psikolojik savaşın en çok yaşandığı yerlerdir. *

kavgaya senin saçını başını yolarım diye başlamak

sevgilisini kendi elleriyle besleyen adam

hayat fonunda mütemadiyen tarkandan hüp şarkısı çalan kişidir. *

ferhat göçer'li türk telekom reklamı

ferhat göçer o ıkınık sesi ile* türk telekomun marka değerinin arttıracağını sanmıyor elbette. ama genel izleyicinin* şarkılar ne kadar yüksek perdeden* söyleniyorsa makbuldür algısından yola çıkıldığına adım gibi eminim. bu arada bahsedilen şu über hızlı internet daha büyükşehirlerde bile nadirken bunlar hangi ülkede hizmet veriyor anlam veremedim? acaba azeri kanalına mı geçtim bir ara diye düşünüyorum.*

istanbul 2020

bu zamana kadar hazırlanmış en büyük bütçeye sahip olimpiyatlar olarak bir türk çılgınlığı gözüyle bakılıyor. amerikan nbc ve bloomberg kanallarındaki incelemeler neticesinde 22 ila 25 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olacağı düşünülüyor. hakikatende çok ama çok büyük bir rakkamdan bahsediliyor. diğer iki şehir olan tokyo ve madrid daha önceden tesisleri hazır olduğu için 1-2 milyar dolarlık bütçe ile bu organizasyona talipler. yani diğer aday şehirler altyapı eksikliği olmayan şehirler olarak dikkat çekiyorlar. hele hele madrid'in tesisleri %80 oranında hazır.

herşey bir tarafa ya allah bismillah, allah allah... türk gazı ile olacak bir iş değil. kısacası ben 2020 adaylığını da almamızı beklemiyorum çünkü olimpiyat altyapısını bırakın, istanbulun şehircilik altyapısı bile pamuk ipliğine bağlı. fakat olimpiyatın bir diğer güzelliği de bu gibi altyapı problemlerini bertaraf edip ardından gerçekten yaşanabilir kentler bırakmasıdır.* buna en güzel örneklerden bir de 1992 barcelona olimpiyatlarıdır.

yukarıda belirtilen konular bizim olumsuzluklarımız olarak görebiliriz. bunlar bir tarafa diğer iki şehir ve ülkelerininde ekonomik dar boğazı da ayrı bir çelişki. tabi 7 yıl içerisinde dünya harikası ekonomimizde ne olur bilinmez(!). yabancı basın mensupları daha adaylık ziyaretindeki akreditasyondan ve iletişim altyapısından etkilenmiş görünüyorlar. canı gönülden istekli oluşumuzda bir diğer güzellik diyebiliriz ama bu işler gazla olmuyor. bakalım eylül ayında açıklandığında gülen taraf istanbul mu olacak?

artistlik yapma lan

cüneyt arcayürek'in cumhuriyet gazatesinde recep tayyip erdoğana ders niteliğindeki ayar yazısıdır.

http://ayisozluk.com/lnk/a4a846

sevag balıkçı

bu ülkede birilerine ne düşüneceği öğretildikçe bu gibi örnekler şu veya bu şekilde toplumda hor gösterilen tabakaların başına gelir. * olayın aslı her zamanki gibi bulanık bırakılarak sevag'ın ölümünün kaza olduğu karara bağlanmıştır. sorumlu kişi de 4 yıl 5 ay 10 gün cezaya çarptırılmıştır. olayın kaza olması ihtimali de kasıt olması ihtimali de vardır. her iki şekilde de bir insan hayatı sönmüştür. fakat asıl acı veren ülkemizde bir kambur olarak gösterilen, itilen bir zümre bireyinin yani bir ermeninin ölümü ve ardından yaşanan alengirli olaylarıdır. bu yüzden başında dediğim gibi kimseye ne düşüneceğini öğretmeyiniz. nasıl düşüneceğini öğretin ki gerçeği öğrenmesi bu denli zor olmasın.

http://www.aa.com.tr/tr/rss/148471--er-s...

eşcinsele çocuk teslim edilmez

başka milletlerde çocuk yetiştirmek bizde olduğu gibi sırf allaha bırakılacak bir iş değildir. çocuğunuzun 3 gün üst üste burnu aksın, öz bakım becerisini yapamasın ya da en basitinden ağzından en ufak bir küfür çıksın aile gözlem altına alınır. gözlem sonucunda da ilgisiz bir aile iseniz çocuğunuzdan uzaklaştırılırsınız. böylece iyice araştırılmış ve o ülkenin normlarına uygun ailelerin rehberliğinde sağlıklı çocuklar yetiştirilmesi amaçlanır.* bizde ise bu durum devlet eliyle gayet lakayıt bir şekilde yürütüldüğü için işler mevlaya bırakılmıştır. hani mevla demişken, sen bir taraftan sözüm ona çatışmayı bitirirken, öte yandan kime nefret ektiğini bilmezsen bunun neresi adalettir... kısacası bu işler politika, daha doğrusu para ile alakalı. yani bu ayrımcılığı yapanda bunu bal gibi biliyor. asıl mesele bunca hengame içerisinde cambaza bak oyunudur aslında.

ne adamlar gördük yatakta pasiftiler

başlık açısından pasifleri aşağılayıcı gözükse de aslolan egosuna, komplekslerine mahkum erkek organizmanın çırpınışıdır. bu psikolojideki kişi daha durumun vehametini kavrayamamış bir mahlukattır. hoş kim nasıl yaşarsa yaşasın söz söylemekte kimsenin harcı değil. mesele iki yüzlülüktür.

(bkz: vurun kahpeye)

*

çayı bırak o dayımın

lodos

ömrüm boyunca 3.ye açılabilen, riskli gördüğüm camlara çapraz band yapıştırdım. geceden bu yana çevremizde kırılan cam, iş ve araba alarm seslerinden bir de etrafta uçuşan çer çöplerin camlara çarpmasından dolayı tüm mahalle uykusuzuz. az daha şiddetini arttırırsa çatı uçuşları ve cadde ortasında dans eden çöp konteynırlarını göreceğiz.

ayşe arman

bir yar sevdim gayler aldı

ayşe armanın bugünkü köşe yazısının başlığıdır. kendisine gelen mektuplardan her zamanki gibi en ilgi çekenini ve ilgincini yayınlamış. bakalım dikkatleri tekrar üzerine toplayabilecek mi. başlık gayleri suçlarcasına ve içerikte biseksüelleri paralarcasına olduğundan oldukça vahim. ama bu durumu tüm içtenliğiyle yazan kişiye de haksızlık etmemek gerekir. başa çıkması zor bir durum. hangimizin başına gelirse gelsin, hayatımızda hiç karşılaşmadığımız bir durumla ilgili başımıza sorun gelse aynı şaşkınlığı ve aynı zamanda çözüm bulunamıyorsa öfkeyi kat kat yaşar. bir konuyu bilsekte bilmesekte başa gelmeden anlamak zor oluyor.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/2286...

(bkz: gay'lere aşık olan kadın)

dünyanın en yaşanabilir şehirleri

yapılan bir araştırmada dünyada ekonomi, sağlık, eğitim ve güvenlik... gibi başlıca kriterler göz önüne alınarak yaşabilir şehirler sıralanmış. avusturalya, avrupa* ve kanadanın ağırlıkla yer aldığı listede, ilk 50 şehir arasında ülkemizden herhangi bir şehir yer almamış. bu listede ilk sırada viyana ve son sırada da da bağdat yer almıştır.


http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeri...

kumkapı balık hali

birkaç yıl içerisinde silivri, büyükçekmece civarına taşınması planlanan istanbul balık halidir.
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.