bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

öğrenildiğinde çok şaşırtan bilgiler

mantının ingilizcesinin logi olması. **

homoerotik alt metin

frodo baggins samwise gamgee ilişkisi

yüzüklerin efendisi

oyunu sayesinde mükemmel bir geyiğe şahit olmuşluğum vardır. internet cafede ne bok yemeye gittiysem orda civardan tanıdığım tipler yüzüklerin efendisini oynamaktadır. oyununu oynamadım ama 4 arkadaş karakterlerini seçip oyuna dalmışlar. birinde görünmezlik pelerini mi ne var. oyun boka sarmaya başlamış vaziyette ve bu 4 arkadaşta artık bağırışlar sokakları inletiyor. tam bu sıra içlerinden biri canhıraş bir şekilde bağırdı. " lan kazım amk. kazımı pippini göster"

atatürk türbanlıları yakıp sabun yaptırdı

hatta bununla da kalmayıp deri kıyafetler dağıtıp bize onların üzerine işemeyi öğretti. yıllar sonra kabataşta bu ruhun dirilişini izlediniz.

(bkz: bi siktir git alla sen)
(bkz: fantazilerde yaşıyor bazı mahlukatlar)

çekingenlik

ergenlikte akranları arasında acımasızca eleştirilen kişiler olabilmektedirler. halk arasında sosyal uyumsuzluk gibi görülmektedir ama aksine çekingen kişilerin insanları daha iyi izleyip değerlendirdikleri de başka bir gerçektir.

ayı sözlük'ün alıp da kaçılası yazarları

şahan gökbakar'ın ilk komedi programları zamanındaki beni seç beni seç skeçini akla getiren önermesidir.

büyüdükçe büyüyen şeyler

(bkz: sarmaşık). doğadaki suyu sever, insandakide dert. sonra her tarafı sarar durur.

anne ile pazar alışverişine çıkmak

küçük yaşlarda stajımı tamamlayıp master degree ile taçlandırdığım uzmanlığım. yer yön duygusunu kaybederek başladığım eğitim hayatıma tahammüllerimi maksimuma çıkararak mezun oldum. küçücük pazarda 10 km yol tepmediğim pazara pazar demem.

ayı sözlük'teki mümin kafir kavgası

bir tarafta huriler şaraplar, öteki tarafta bitmeyen bir mangal partisi. valla tayyip ve türevleriyle huri, şaraptansa, mangalı yeğelerim. bizim taraf daha eğlenceli adamlarla dolu valla.

(bkz: su sıcak gelsene)

ayı sözlük'teki türk kürt kavgası

türkler her halükarda kazanır. zaten kazanç dedikleri idealleri makarna ve kömür paritesinde bir mantığa endeklendiğine göre bundan ötesini kazanmayı beklemezler. tüm kazançları ve idealleri bu gibi şeyler olunca kazanç deseniz ne yazar. idealleri olan milletler öncelikle kazanmakla değil yaşamakla, yaşatmakla ilgilenir ve yoluna devam eder. sonrada aslında türk diye bu ülkede yaşayan herkesi kast ediyorduk denir ama içi boşaltılmış her şeyde olduğu gibi avuntudur.

(bkz: hadi hayırlı işler)

lgbt

lgbti’lerin uğradığı ayrımcılık ve damgalanmanın, bireylerin sosyal hayatlarına nasıl yansıdığına da ortaya çıkarmayı amaçlayan ruh sağlığı araştırması için tüm dünyadan katılımcılar aranıyor. araştırma 28 ağustosa kadar sürecektir.

http://ayisozluk.com/lnk/ae60ac

yapmak isteyip de cesaret edilemeyen şeyler

terk etmek ama yemiyor. hele hele her seferinde gözlerini kocaman açmış bir kedi hassasiyetinde bakan bir anne ve sıkıntılar varsa yemiyor. sanki sıkıntılar ben yokken olmayacak, çözülmeyecek mi? elebette çözülüyor ama bir annenin oğlum demesi ve toplumumuzda erkek hegomonyasının, öküzlüğünün görüntüde daha fazla kapı açıyor olması da bir başka etken amk. neyse onu da sonra anlatırım
kısacası bakınız terk etmek mi? o biraz sıkar

ayı sözlük yazarlarının profilleri

90 90 90 odunsu görünümlüyüm. kafası hariç 150 cm boyundayım. özel zevlerim arasında atılan frizbiyi havada yakalayıp,getirmek ve malak gibim yatmak vardır. düttürü üniversitesi gırnatacı bölümünden mezunum. kedice, öküzce ve şebekçeyi anadilim gibi konuşurum. ha bi de dünya barışı ve foklara özgürlük. yarışmacı arkadaşlara başarılar şey ederim.

(bkz: yersen)
(bkz: bana bunlarla gel)

robin williams

görünce asparagas olduğunu düşünmüştüm. ama hufflingpost ta ardarda ayrıntıları görünce... bir ege tabiri vardır ya içlerim böyle kaskatı. ergenliğimle başa çıktığım zamanlardan bu yana çocuk kalmak için cesaret aldığım birisinin... tek bir serçe parmağı hareketiyle bile duygu geçirebilen birisi... yok gitmiyor sözlük yazılmıyor...
(bkz: patch adams)

silik atan bir eylem olarak sevişirken takma dişin düşmesi

chp

seçim sabahı 6 da arayıp bana müşaite ihtiyaçları olduğunu söyleyen ve beni çağıran bir teşkilata sahip parti. yani bir çok yere müşaitlik için başvursamda cevap çıkmadı. en son chp teşkilatına yakın bir arkadaşım yazdıralım mı dedi bende tabiki kabul ettim. ama kardeşim aradan 3 hafta geçti. seçim sabahı 6 da mı söylenir. neyin kafasını yaşıyorsunuz. bu kadar mı avanak olursunuz. zaten oyumu kullanmak için 320 km yapmışım. bundan kaçmam ama nasıl bir şaka anlayışları var çözemedim.

(bkz: müstahak)

selahattin demirtaş

kendi adıma ilk defa verdiğim oydan pişman olmadığım adaydır. sonuç olarak 3 adayda politikanın yalpalayan karakteri ile bezeliyken, en azından demirtaş fikrime daha yakın ve net bir performans sergilemiştir.sonuç olarak %90a yakın katılıma sahip yerel seçimlerde 1.5 milyon oy alabilmişken* 6 ay sonra bugün cumhurbaşkanlığı seçiminde ise % 72 katılıma rağmen 4 milyona yakın oy almıştır. neredeyse 2 kat oy artışı. cumhurbaşkanlığı seçiminde oyunu arttıraran tek aday, ideolojisini onaylatmıştır. cumhurbaşkanı olmayacağı açıktı ama tartışmasız bu seçimin tek başarılı adayı olmuştur. yani bu seçimde hdp'nin türkiye ile entegre özgürlük ve hak arayışı bir nevi olur almıştır. yani başarının dik alasıdır.
(bkz: hesap ortada)

10 ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçimi

erdoğan genel seçim havasına büründürdüğü yerel seçimi ile cumhurbaşkanlığı seçimi arasında oylarını sadece e 200 bin kadar arttırmıştır. hele hele yurt dışından gelen oylarda tam bir hezeyana uğramıştır. ama şunu söylemek gerekir ki kitlesini nasıl kontrol etmesi gerektiğini ve stratejiyi iyi bikmektedir.

gelelim çatıya. çatı gerçektende çökmüştür. özellikle yazın oy oranlarının düşeceğini, daha doğrusu katılımın azalacağının hesabını yapamamıştır.ihsanoğlu iyi bir bilim insanı ve akademisyen olabilir ama erdoğan gibi politik yapamalaması pek kimseye inandırıcı gelmemiştir. hatta ittifakın 6 ay önce aldığı oy oranı ile şimdiki oy arasındaki büyük farklar ortadadır. seçimde chp'nin sol kimliğini terk etmesi ona çok oy kaybettirmiş görünmesede bundan sonra itibar olarak gün be gün kaybedeceği ortadadır. mhp ise başı boş kurtlarının artık kontrol edemektedir. terör, türklük gibi kavramlarda maksimum hassas seçmenini erdoğanın jeopolitik manipülasyonlarına resmen bırakmıştır.

bu seçimin asıl kazanan tarafı selahattin demirtaş ve hdp dir. kürt merkezli politikalarını; özgürlük ve hak temelinde türkiyeye yayıp oylarını 2 kata yakın arttırmışlardır.

kısacası erdoğan'ın çocukken evciliğini süsleyen köşk onun olmuştur. çatlak seslerin yükseldiği partisindeki krizi yönetmek yerine zirveye yerleşmiştir. bundan sonraki süreçte artık partisi dağılır mı, yoksa devlet başkanlığına dayatıp anayasayı daha da siker mi bilinmez ama artık türkiyenin halk oyu ile seçilen ilk cumhurbaşkanıdır.

ayı sözlük

sözlük bu zamana kadar ne zarar gördüyse hazımsızlıktan, bireysellikten, özel hayata müdaheleden görmüştür. bunu söylemişimdir ama yeri gelmişken değinmekte yarar var. daha önce burada kürt başlıkları ya da kürt söylem, değişleri yapıldığında bir linç kültürü dahi vardı. neyse ki bu eşik artık aşılmıştır. bu gibi ideolojik, mantık farklarını konuşarak dengeleyip birbirimizi anlamışızdır. hatta dün tartıştıklarımızla bugün geyik yapar olmuşızdur*
fakat bunların içerisinde insanların sözlük mahareti ile hayatlarının didiklenip, sonrada bire bin katıp servis edilmesi sözlüğü asıl yerden yere vuran abukluklar olmuştur. bu vesile ile yeni başlangıç adı altında, sözde değil özde olmak kaydıyla eski yazarcanları buraya davet etmek gerekir. ama bu durumda hemen yarın olmayacaktır. gidişata göre bu insanlar bahsi geçen sıkıntıların süslü sözlerle değil, fiilen ortadan kalktığını görmek istemektedir. bu konuda da bahsedilen biri/birilerinin başından beri söylendiği gibi üzerine düşen görevi yerine getirmesi beklenmekte.

şimdi haksızlık etmeyelim. bu zamana kadar hiçte iyi bir gelişme olmamış mıdır? elbette oldu. sözlük kendi adından söz ettirmiş hatta türkiyede lgbti dendiğinde akla gelen yerlerden biri haline gelmiştir. bu açıdan örgütlenişimiz yavaş yavaş olsa bile daha çok bireysel çabalarla yerini bulmuştur. fakat bahsini ettiğimiz müzevir faaliyetler, özel yazışmalar, mahrem detaylar çekirdek arası sohbetlerin cezbedici unsuru oldukça ve sözlükte ayyuka çıkınca bu çabalarda her seferinde yerle bir olmuştur ve bu sebepten kimse bunun bir parçası olmak istememiştir. dedikodu olmaz değildir. hele hele söz konusu lgbti ise* fakat bunların referansı laftan öte sözlük eliyle elde edilen şeyler ise tehlikelidir. ondan sonra ne kadar yırtınsanızda insanları sözlüğe entegre edemezsiniz. günahı başkalarına atmadan önce aynaya bakmak şarttır.

bu bakımdan yeni modetatörlerimiz hayırlı uğurlu olsun. bu bahsettiklerimiz ışığında sözlüğün özgürlüğünü ispatlamak için büyük bir göreve soyunmuşlardır.* gönül ister ki onlarla bu görev yapılabilsin ama hayat işte. zor günler ve şartlar olmasa seve seve. bu vesile ile kendilerine biz yazarlar yardımcı olduğumuz ve karşılıklı anlayışlı olduğumuz sürece onlarda görevlerini güzelce yapacaktır.

nice güzel yaşlara olsun ve geçmişten ders çıkarılarak sözlüğün önünü kesmemek dileğiyle.

(bkz: ayı sözlük seyir defteri)
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.