fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

person of interest

mükemmel bir 4.sezondan sonra 5.sezonun 13 bölümden oluşacak son sezon olduğu duyrulmuştu geçen comic con'da. 5.sezondan ilk teaser:

uzun bir aradan sonra sözlüğe geri dönmek

faydalı olacağını düşündüğüm ancak (gözlemlediğim kadarıyla) pek de değişen bir şey olmadığından sorguladığım eylem. neden?

yine ahlak bekçiliği yapılacak, belki yüzünü bile görmediğiniz insanlarla saç saça baş başa kavga edilecek bir şeyler olmuş sanırım. yine kabul etmeseniz de karşınızdaki insanın düşüncesini anlamak yerine sürekli kendinizi empoze etmeler falan. 1 yıldan biraz fazla, sözlüğe çoğu zaman da online olmuş birisi olarak ne bileyim yerinde bulamıyorum. bir yandan lgbt hareketi,birlik beraberlik derken diğer yandan nefret kusmalar, ego savaşları. sonra dışarıdaki insanlar bizi neden anlamıyor? neden acaba.

beatles'dan all you need is love diyerek sözlüğün gelecek günlerine "ışık ve sevgiyle" esenlik diliyorum.

hornet kezbanlarından inciler

"elimdeki viski tenimdeki riski anlatsın sana"

"escort değilim,ama...sex de olur aşık da olursam aşk da olur. tipinizi beğenmezsem ücretli takılırım. herkese ücretli değilimdir."

"no one older than my dad and no one heavier than my car."

şişmanlığın günah olması

michael buble

yıllardır, duyduğum en güzel fever coverına sahiptir kendileri. haven't met you yet parçası da güzeldir.

anne hathaway

adını shakespeare'in karısından alan aktris. her ne kadar les miserables'da döktürse de genel olarak antipatik bulduğum kızımız, hele de one day'deki o berbat ingiliz aksanı...

ama hakkını vermek lazım, şu performansı epey yerinde.

lavaboya lavoba demek

aksesuara "aksesuvar", şarja "şarz" diyenden iyi, eşofmana "eşortman" demekten kötü olabilendir.

gey şeytanı çıkarma ayini

the gayxorcist adeta. yıl olmuş 2015, adamlar atomu parçalamak, mars'a yerleşmekten bahsediyor; dünya'nın başka bir tarafında insanlar nelerle uğraşıyor.

çay house'un yaptığı tesettür özgürlüktür videosu

tesettür değil sanki bir iron man takımı, hatta harry potter görünmezlik pelerini falan. en temelinde, erkek bakmasın o zaman diyecekken bile kadın da ilgi çekmesin de bakılmasın minvalinde şeylerle kendi kendini sindiren önermelerle dolu cici bir video. ironiden bahsedip de kadınlarla ilgili bir videoyu bir erkeğin seslendirmesi esas ironinin allah'ı.

orange is the new black

bütün bir yıl sabırla(!) beklediğimden, 3.sezonu sindire sindire, tadını çıkarta çıkarta izlemek adına bir haftaya yayarak izledim. bir 1. ve 2.sezon yoğunluğunda olmasa da, yine de epey güzel bir sezondu.

ayrıca diziyle alakalı bazı fun factler vardır: mesela sessiz norma'yı canlandıran annie golden'ın gençliğinde zamanında bilinen bir punk grubunun solisti olması, ayrıca red'i canlandıran kate mulgrew ile ikisi de broadway tozu yutmuş oyuncular. susanne crazy eyes'ı canlandıran uzo aduba'nın eğer bu role de seçilmezse oyunculuğu bırakıp hukuk fakültesine başlayacağı gibi-ki kendisi 1 adet emmy kazandı bu rolüyle.

--- spoiler ---

öncelikle 2.sezondaki karmaşası yüksek vee kasırgasından sonra bu sezon epey dingin, daha doğrusu daha pasif-agresif düzeyde geçti gibi. karakterlerin birbirleriyle kapışmaları hep birer minik atışma düzeyinde kalırken ikinci plandaki karakterlerin de geçmişlerini öğrenmek sonunda mutlu etti. piper kızımız iyice hanımağa oldu, hapishanede iş yürütmeye falan başladı ki- hikaye bakımından biraz sıkıntılı gibi. 11 ay mı 15 ay mı ne cezası varken 3 yıldır bir türlü sona varamadı. sezon başlangıcına yakın epey reklamı yapılan ruby rose anca 5/6. bölümde ortaya çıkıyor, daha sonradan piper'ın metresi olmak üzere. ama her aşk hikayesindeki gibi yamuk yapınca piper iade-i ziyaret diyerekten kendisine "trust no bitch" dövmesiyle aslın ayarını veriyor tam da hapishaneden çıkacağı gün dolabına yasak ürünleri doldurarak kendisini yüksek güvenlikli hapishaneye göndererek. şu diziyi izlemekteki en büyük sebebim olan poussey'in ise bu sezon rolü ve etkinliği epey kesilmiş, depresif bir hallerde. keza soso kızımız da öyle ancak sonradan dahil olup dizide bu kadar etkileşime girmesi de epey hoş idi, hele de "i can't help it if i have pocahontas hair" diyerek. yine dizinin en eğlenceli karakterlerinden taystee'nin de geri plana atılması üzdü ancak bu sefer crazy eyes sezon boyunca bir kez daha takdiri hak etti. nicky'nin de daha 2./3. bölümden gitmesi epey üzdü.

--- spoiler ---

hornet kezbanlarından inciler

"adam gibi adam dürüst şerefli kişiler yazsın feminenler ve pasifler yazmasın tip meraklısı kendini bulunmaz hint kumaşı sanan itler yazmasın tipe bakarak adamlık belli olmaz tipe değil adamlığıma gel. abaza itler yazmasın.

(ve bomba geliyor) sakin bir adamımdır."

beyonce

1 hafta gecikmeyle, "never too late" diyerekten #lovewins'e desteğini yine kendi şeklinde göstermiştir.

http://www.harpersbazaar.com/celebrity/l...

hoşlanılan erkeğin ayaklarının 41 numara olması

ha 41 olsun ha 45 ne yazar sevgili sözlük. 45 numara kocaman adam olunca da adam olunamadıysa, abuk subuk bahanelerle ilkokul çocuğu gibi kaçılıyorsa kaçış süresini azaltıyor sanırım anca.

bitch better have my money

rihanna'nın #r8 albümünden çıkan, klibiyle bir kez daha "allah allah!" dedirten son single'ı.

yayo, yayo
moo-la-lah
yayo

bitch better have my money!
y'all should know me well enough
bitch better have my money!
please don't call me on my bluff
pay me what you owe me
ballin' bigger than lebron
bitch, give me your money
who y'all think y'all frontin' on?
like brrap, brrap, brrap

louis 13 and it's all on me, nigga you just bought a shot
kamikaze if you think that you gon' knock me off the top
shit, your wife in the backseat of my brand new foreign car
don't act like you forgot, i call the shots, shots, shots
like blah, brrap, brrap
pay me what you owe me, don't act like you forgot

bitch better have my money!
bitch better have my money!
pay me what you owe me
bitch better have my (bitch better have my)
bitch better have my (bitch better have my)
bitch better have my money!

turn up to rihanna while the whole club fuckin' wasted
every time i drop i am the only thing you're playin'
in a drop top, doin' hundred, y'all in my rearview mirror racin'
where y'all at? where y'all at? where y'all at?
like brrap, brrap, brrap

louis 13 and it's all on me, nigga you just bought a shot
kamikaze if you think that you gon' knock me off the top
shit, your wife in the backseat of my brand new foreign car
don't act like you forgot, i call the shots, shots, shots
like blah, brrap, brrap
pay me what you owe me, don't act like you forgot

bitch better have my money!
bitch better have my money!
pay me what you owe me
bitch better have my (bitch better have my)
bitch better have my (bitch better have my)
bitch better have my money!

bitch better have my money!
bitch better have my money!
pay me what you owe me
bitch better have my (bitch better have my)
bitch better have my (bitch better have my)
bitch better have my money!

bitch better have my money!
bitch better have my money!
bitch, bitch, bitch better have my money!
yo, that bitch better have my money!
hold up
my money!
yo, my money!
that bitch better have my money!
bitch better have my money!



ayrıca klibin aslında gerçek bir hikayeye dayandığı, "bitch" ile kast edilenin 2012 yılında kendisini 11 milyon zarara sokan muhasebecisi olduğu konuşulmakta. ayrıca mads mikkelsen'lı sonu ile de bize minik bir hannibal finali yaşatması da cabası. ayrıca klip boyunca carrie, thelma & louise, boogie nights gibi birkaç filme daha gönderme yaptığı görülmekte 7 dakika boyunca.


http://www.complex.com/music/2015/07/rih...

scream

ilk bölümü fena olmasa da, sanki epey zamanın gerisinde kalmış mtv dizisi, en azından bana öyle geldi. ilk filmin çıktığı zaman teen slasher filmler arasında hatırı sayılır yeri olsa da, üzerinden geçen onca zaman ve tonlarca yapımla çıtayı epey ilerletti. haliyle bu zamanda böyle bir yapımdan yola çıkılarak yapılacak işten de biraz beklentilerim yüksekti açıkcası. hatta teen slasher türü konusunda dizide de bahsedildiği gibi 2 saat içinde her şey olup biterken, bunu dizi yaparak yaymak, seyirciyi bekletmek ayrı bir olay-imiş. ikinci bölüm fragmanından gözüken fena olmayan bir sezon bekliyor gibi.

ha kötü mü? değil aslında, özellikle kendisiyle ve klişelerde daha ilk bölümden dalga geçmesi epey güldürdü. şöyle de saçtan ibaret seksi bir beyi barındırmakta dizi.

toxic

britney'in farklı farklı kombinlerle, hele de o neredeyse çıplak ama pırlantalarla süslü bodysuit'iyle zamana damgasını vuran klibi. toxic-lediği abi de pek bir hoştur sondaki, merak edenler için martin henderson:

http://ayisozluk.com/lnk/a384e8

yıllar kendisine pek iyi davranmamış, neyse. ayrıca parçanın biri hafiften acapellamsı, biriyse epey seksi tango-flamenko havasında olan glee coverları vardır.



continuum

başrolde güzeller güzeli rachel nichols ve taş kelimesinin sözlük karşılığı victor webster'ın rol aldığı 2012 yapımı türüne az rastlanan polisiye bilim kurgu.

konusu ise şöyle: olaylar gelecekte, 2077 yılında geçmektedir. teknoloji sayesinde hayatlar epey farklılaşmış ancak dünya düzeni bakımından yine bir şirketlerin hem de ağır bir şekilde hüküm sürdüğü zaman sözkonusu. o zamanın polis gücü olan cpu'lardan biri olan güzel kahramanımız kiera cameron(nichols), tam bir adaletin meşalesi tadında bir kızımızdır. bir gün, bu düzene başkaldıran, türlü türlü faaliyetler gösteren terörist grubu liber8 üyeleri bir bir yakalanmış ve tam infazları gerçekleşecekken, grup üyeleri her bir parçası kendilerinde bulunan kozmik bir zımbırtı ile geçmişe yolculuk yaparak kaçarlar. tabi peşlerinden infaz salonunda bulunan polisler vs de zamanda yolculuk etmiş olurlar böylece. kiera kızımız da bunlardan birisidir. yabancı olduğu 2012 dünyasına gelen kiera, her bölümde hem örgüt üyelerini toplayarak/engelleyerek geleceğe dönmek için çalışır hem de bir yandan içerisinde bulunduğu yeni düzene alışmaya çalışır.

yazları yayınlanan bir yapım olmak üzere şu ana kadar 3 sezona sahip olan 7.8 imdb puanına sahip dizi, epey izlenesi bir yapım. ayrıca 6 bölümden olacak 4. ve final sezonu temmuz sonu başlayacak.

trailer -

facebook'ta profil fotoğrafına gökkuşağı eklemek

arnold schwarzenegger'in de bu furyaya katılması üzerine kendisine tepki gösteren bir fanına verdiği cevap:

http://www.buzzfeed.com/jamiejones/arnol...

never mess with a terminator!

justin hartley

ilk olarak smallville'de oliver queen olarak gözüme kestirdiğim, sonrasında revenge'de nolan'la "allah allah" dedirten bir ilişkiye giren sarışın bey. denildiği üzere ne yazık ki bizim takıma oynamıyor. henüz.

şöyle birkaç görselini verelim:





ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

stevie wonder - for once in my life :
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.