neden erkekler arasında daha yaygın olduğu da başka bir sosoyolojik araştırma konusu olacak rahatsız ruh hali. aslında it gibi istiyorum ama yapmaya yüreğim yetmiyor'un haseti mi? yoksa tanrının yeryüzündeki tezahhürü kabul edilen erkeklik kavramına sürülen bir leke olarak kabul edilmesi mi? onu da bizzat kendilerinden öğrenmek gerek.
efendim cinsel tercih değil, cinsel yönelimdir. zira ben bana bir tercih formu verildiğini "aha bu çok uygun görünüyor, tamam tamam bu olsun!" gibi bir seçim yaptığımı hatırlamıyorum. tıpkı sizin gibi!
abd sağolsun ırak'a demokrasiyi götürdü ve ıraklıları özgürleştirdi. en azından bütün dünyayı salak yerine koyarak işgalini meşrulaştırmak için bu kepaze gerekçeyi kullandı. foto muhabiri sean smith'in objektifinden bir bakın bakalım nasıl özgürleştirmiş ırak'ı abd.
her şeye "şak!" diye lafı yapıştıran danalar birine keşke "birini sevmek, diğerinin dışarıda bırakmayı gerektirmez." gibi bir cevap verse de lüzumsuz apışıp kalsa dedirten anlamsız soru.
başına hangi üniversitenin hocası geçiyorsa onun kafasına göre sil baştan ilkeleri, kuralları düzenlenen yap-boz tahtası. bu sözcük ayrı da öteki neden bitişik, orada kesme işareti var da burada neden yok gibi kafa yedirten sorulara hiç girmeyin. bu kurumda esas olan bir öncekinin yaptıklarını yıkmaktır. başka bir şey değil.
bir sagudur (ağıt). iranlılarla yapılan savaşta büyük kahramanlıklar gösteren alp er tunga için yazılmış, isyan ve acı dolu bir şiirdir. alp er tunga için bir de destan söylenmiştir. zamanın pek değerli komutanıdır kendisi.
dede korkut hikayeleri'nin çok değerli iki yazmasından birinin bulunduğu yer. ne işi var dede korkut hikayeleri'nin çok değerli yazmasının orada derseniz koskoca zeus sunağı'nın berlin müzesinde ne işi varsa, yazmaların da vatikan'da o türden bir işi vardır herhalde.
aynı zamanda victor hugo'nun ölümsüz eseridir. dilimize bir andavallı tarafından " notre-dame'nin kamburu" biçiminde çevrilmiştir. victor hugo'nun cromwell adlı oyunun ön sözünde manifestosunu yazdığı romatizm akımının uygulandığı ilk romandır. üç erkeğin güzeller güzeli esmeralda'ya olan tutkulu aşkını anlatır. tabi esmeralda her normal kadın gibi kendisine en çok zarar veren, en çakal olan erkeğe gönlünü vermiş, bu aşk da sonu olur. quasimodo sevdiği kadınla ölecek kadar aşkına sadıktır. ama beni içlerinde en çok frollo etkilemiştir. bu tutucu din adamı aşkı için dini- imanı gözden çıkarmış, esmeralda'ya "gideceğin ceheneme ben de geleceğim ve cennetim olacak orası benim!" demiştir. müzikali tüm dünyada büyük sükse yaparken bizde her şeyde olduğu gibi popüler olan tek yönüyle- bir şarkıyla- tanınmıştır. müzikalin en güzel şarkısında üç erkek esmeralda'ya aşklarını ilan ederler:
buradaki yazarların birçoğunun yaş itibariyle tanışmamış olabileceği görüntü olmadan da tiyatro olabileceğini gösteren piyeslerdi. televizyonun tek kanallı olduğu, radyonun trt'nin tekelinde olduğu yıllarda - ki bu benim çocukluğuma tekabül eder - trt 1'de düzenli olarak yayımlanırdı. "benim için si tu savais combien je t' aime'yi çalar mısınız?" adında bir oyun kalmış aklımda. radyodaki dj'ye takıntılı aşık bir kadının adama hayatı zindan ettiği bir oyundu ve şarkı defalarca çalmıştı oyun süresince. artık şarkının güzelliğinden mi yoksa oyunun heyecanından mı bilmem hala aklımdadır oyun. aha bu da şarkısı:
fikret kızılok'un düş kuran ve kurdukça yaşayan zenginleşen insanlar için yazdığı muhteşem şarkı.
"belki de sen ve ben ikimiz birbirinin farkında gözlerimiz
düşüncelerimiz, olmayacak hayallerimiz
ne alınır ne satılır, para yerlerde sürünür
geçtikçe şu günler, anladıkça hayatı
birçok şeyin değeri küçüldükçe küçülür"
mehmet şevket eygi islam'ın en ortadoks temsilcilerinden biridir. yüzyıllar öncesinin algısıyla bugünü yaşamaya çalışan her insan gibi çağının değerlerine çok uzak düşmüştür. islam'ın reform yapmaya uygun bir din olmaması bu insanların yaşadıkları döneme, değişen dünyaya ayak uydurmalarını imkansız kılıyor. bu yüzden yazdıklarını hiç yadırgamadım. tam vizyonuna uygun sözler etmiş. buradaki şanssızlık- kimsenin inancını sorgulamam ya da eleştirmem- bu algıya sahip insanların olduğu ve sayılarının daha da arttığı bir toplumda dünyaya gelmiş olmaktır. asıl sorun eğer birlikte yaşamak zorunluluksa-ki öyle- bu zihniyete rağmen varlığımızı nasıl koruruz, dengeleri nasıl kurarız? her zaman söylerim yine söylüyorum, bu zihniyetin karşısında farklı nedenlerle de olsa aynı sıkıntıyı yaşayan insanlar birlikte bir güç oluşturmalı ve ortak mücadele etmeli. ben bu yazıda yalnız kadınlar ya da feminizm açısından sıkıntılar görmedim. islam'ın katı prensiplerini benimsemeyen herkes bir hedeftir, sırası geldikçe ya sindirilecek ya da yok edilecektir.
iç savaş öncesi amerika'da - hoş sonra da bir şey değişmedi ya!- zenci olmak, nazi almayasında yahudi olmak, kudüs'te müslüman olmak neyse odur! egemen olanlardan biri değilsen ya yoksundur ya da yok edilirsin.
tüm zeki demirkubuz filmleri içinde benim için zirvede olan filmdir. masumiyet filminin bir sahnesinden -kırda haluk bilginer ve güven kıraç'ın sohbet ettiği sahne- esinlenip yazılmış senaryosu. ilk sinema filmi deneyimi olmasına rağmenufuk bayraktarizleyiciyi nefis bir oyunculuk çıkarıp bekir'in yanı başımızda yaşayan bir insan olduğuna ikna etmiştir. uğur'un takıntılı aşkı, istanbul'un arka sokaklarındaki yaşam mücadelesi, insan ilişiklerindeki çıkmazlar öyle gerçek anlatılmış ki o mahallede olaylara bizzat şahit olmuşsunuz duygusu uyandırıyor. her izlediğimde başka bir ayrıntı ve lezzet keşfettiğim usta işi bir filmdir.
arkadaşlarla öylesine gidilen bir sinemada sinema tarihinin en kült korku filmlerinden the exorcist'e denk gelip yıllarca şeytanla ilgili kabuslar görmek, haftalarca yalnız uyuyamamak ve evde yalnız kalamamak demektir.
alçakgönüllü olmayı erdem saydığımız zamanlarda lügatımızda bulunmayan bir sözcüktü. ne zaman herkeste bir kıç kalkması peydah oldu o gün bugündür herkesin dilinde. o burnunu indir bir bak bakalım sen hangi seviyenin altındasın derler adama!
lgbt bireylerinin ezildiklerini düşünmüyorum, diyen; yaşadığı toplumdan bihaber yaşam formu. duyarsızlığı ve bencilliği en homofobik insanı bile dumur edecek düzeyde.
takip etmediğim, tanımadığım bir medya fenomeni. ama ölümü nasıl koydu anlatamam. sonradan baktım videolarına. içim yandı. nasıl hayat dolu, neşeli, güzel bir insanmış. her ölüm erkendir ama bu da çok çok erken oldu, yazık oldu. ışıklar içinde uyu canercim.
kafası kesilmiş tavuk gibi ne tarafa gideceğini bilememek, bazen kendi kendine konuşuyor gibi hissetmek, bazen kenarda durup oynayanları uzaktan izleyen pısırık bir çocuk gibi oyuna girmeye cesaret edememek, bazen de "bu kadar hesapsız insanı nerede bulacaksın, güzel güzel takıl işte!" biçiminde kendi kendine gaz vermektir.
sözlüğe dahil olduğumdan beri uyku haram oldu. sabah altıda kalkıp yedi olmadan evden çıkmam lazım. gözümden uyku akıyor ama "şunu da okuyayım, bunu da okuyayım" derken uyku kaçıyor. yarın yine zombi gibi gezerim ortalıkta. bir hafta rapor alıp bütün başlıkları okuyup öyle mi devam etsem hayata?
ayı sözlük iki yaşında zirvesi için kalkıştığım kurabiye operasyonundan sonra yaşamaya başladığım süreç. daha önce konusu olmadı ya da ailemle yaşamadığım için bilmeleri gerekmedi. ama yazlıkta bir arada bulunduğumuz için telefon görüşmeleri falan derken kurabiyeleri yapan kuzenim dahil anne, baba, kardeş, komşular herkes bir lgbt sözlüğünde yazdığımı, bir sözlük dolusu eşcinsel arkadaşım olduğunu öğrendi. on gündür eşcinsellikle ilgili ne biliyorsam, yanlış kanıları düzeltmek için sayıp döküyorum. heterolar eşcinselleri yok saydıkları gibi onlarla ilgili sorunları, gerçekleri, olayları da konuşmaz, yok sayarlar. benim yakın çevremde bu konu hiç bu kadar açık seçik konuşulmamıştı. yığınla önyargının yanı sıra "aslında özel hayatları onları ilgilendirir." gibi sonuçlara da varıyorlar arada bir. ama hala eşcinselliğin ahlaki bir çöküntünün sonucu olduğunu düşünmeden de edemiyorlar. eşcinsel arkadaşlarım olmasına bir itirazları yokmuş, ama çocuklarından biri eşcinsel olsa ne tepkiler vereceklerini de az çok sezdim bu süreçte. sözlüğe katılmadan önce sizin dünyanızla, sorunlarınızla, mutsuzluklarınızla ilgili çok az fikrim vardı. sözlüğe katıldıktan sonra sizi daha iyi tanıdığımı ve anlamaya başladığımı sanıyordum, meğer hiçbir şey anlamamışım. birebir yaşamadan, o tepkileri, koşullanmaları görmeden insan kavrayamıyor hiçbir şeyi. kimsenin hayatı ve bedeni yalnız kendine ait değil bu toplumda tamam, ama hiç kimsenin hayatına ve bedenine de eşcinsellerde olduğu kadar müdahale edilmiyormuş, bir şeyleri değiştirmek ya da kabul ettirmek için buzdan ve ateşten bir duvara çarpa çarpa amansız bir mücadeleye girmek gerekiyormuş. gördüm, anladım, çok üzüldüm! işiniz ne kadar zor, şimdi daha iyi anlıyorum.
kafası kesilmiş tavuk gibi ne tarafa gideceğini bilememek, bazen kendi kendine konuşuyor gibi hissetmek, bazen kenarda durup oynayanları uzaktan izleyen pısırık bir çocuk gibi oyuna girmeye cesaret edememek, bazen de "bu kadar hesapsız insanı nerede bulacaksın, güzel güzel takıl işte!" biçiminde kendi kendine gaz vermektir.
başı zorla kapatılmış bir kadın için yadırganmayacak açıklama. özgürlükten anladığınız şey okula gitmekse doğu'da okula gönderilmeyen kızlar bu özgürlükten yararlanmıyor sayın emine hanım. ayrıca eşinizin iktidarı süresinde kadın cinayetleri % 1400 arttı. birçok genç kız hatta çocuk namus cinayetine kurban gitti. adıyaman'da çarşıda adres soran bir adamla konuştuğu için bir kız çocuğu dedesi ve babası tarafından diri diri toprağa gömüldü. çocuk gelinler babası, dedesi yaşındaki insanlarla zorla evlendiriliyor. rızasının olup olmaması sorgulanamaz bile çünkü çocuk! biliyorsunuz ülkemizde kadına tecavüz etmek neredeyse suç olmaktan çıktı. bir çocuğa defalarca tecavüz eden bazıları kamu görevlisi "adam"lar- bu sıfatı hak etmiyorlar ya neyse- en az cezayla paçayı kurtardı. yine eşinizin iktidarı sırasında bir hırsız girdiği evde bir kadına tecavüz etti ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. yasaların bizleri korumaktaki gönülsüzlüğünü bırakın bir kenara toplumun yazılı olmayan yasaları da bizi ipsiz bağlıyor ve sözünü ettiğiniz özgürlüğü nedense biz hiç hissedemiyoruz. eğitimli, kendi ayakları üzerinde duran, düşünen, üreten bir kadın olarak ben, ayrı evde yaşamak istediğim için- bakın yalnızca kendime ait bir ev istediğim için- ailem tarafından cezalandırıldım ve iki yıl boyunca yüzüme bakılmadı! alın size özgürlüğün bedeli!
şu bir gerçek ki bu ülkede türk, müslüman, sünni, erkek ve heteroseksüel değilseniz ne özgür ne mutlu ne de güvende olabilirsiniz. bizzat eşiniz bu anlayışın en güçlü bayraktarıdır. boş laflarla komik duruma düşmeyin lütfen.
lgbt blok'u, kaosgl'yi, cinsel ayrımcılıkla mücadele lobisi'ni takip eden, her türlü ayrımcılığa karşı biri olarak, lgbt bireylere destek olmak için kayıt oldum. burada eşcisellerin sözlük aracılığıyla kamuoyunun dikkatini çekerek insanlara seslerini duyuracaklarını sanıyordum ama gördüm ki çok az yazarın böyle bir amacı ve çabası var. sıcak ve içten arkadaşlarım, dostlarım var şimdi burada. evim gibi seviyor ve benimsiyorum. ancak son günlerde sıkça şikayet edilen antidemokratik uygulamalar burada bulunma nedenimi çok sert sorgulatıyor bana.
bu kadarı bardağı taşırır denecek bir haksızlığa maruz kalmıştır.fikir intihali'nin benim bilmediğim bir zararı mı dokundu sözlüğe, yoksa sırf sözlükle ilgili düşüncelerini özgürce paylaştığı için mi kapı dışarı edildi? sözlükte var olabilmek için hep sansürlü ve kontrollü mü konuşacağız? o zaman mecranın düşünce özgürlüğü nerede kaldı? çok bilinmeyenli, acil olarak cevaplanması gereken bir durum!
burada katliamdan ve tehcirden canı yanmamış insanlar olarak acısını yüreğimizde pek duyamayacağımız yıldönümüdür. siz şimdi gidin doğu ve güneydoğu'da asimile edilen, kürt ve türk ailelerce evlat edinilmiş, müslüman gibi yetiştirilmiş, ama asıl kimliğini 30'undan sonra öğrenmiş arada derede kalan insanlara sorun. ermeni olduğu için müslümanlarca dışlanan, asimile edildiği için kendi halkı tarafından sevilmeyen insanlara sorun. eğer yalnız 98 yıl önce insanların hayatları ellerinden alındı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. sadece diyarbakır'da hayatı elinden alınan onlarca insan var. o insanlar bilir soykırımın acısını. bizimki hariçten gazel okumak!