freud14

Durum: 264 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2015 20:39

Puan: 3772 - Sözlük Kezbanı

14 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 14

başbakanın halktan kaçıp markete sığınması

hırsız soyduğu bankanın önünden geçmeye korkmaz mı? aynı hesap.

13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlaması

insanı en çok üzen de olaydan iki hafta önce bu konunun mecliste konuşulmuş olması ve reddedilmesi. "eğer reddedilmemiş olsa belki bunca insanın canı yitirilmeyecekti," demeden duramıyor insan. söylenebilecek hiçbir şey yok. ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

bu korkuç faciada insanı insanlığından şüphe ettiren iki kahraman var: çizmeli madenci ve mahmut'un arkadaşı.

kısaca anlatayım, yaralılardan biri ambulansa bindiriliyor ve sedyeye uzanması isteniyor, adam soruyor "çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin?" işte bu soru bu koca yürekli insanlar sayesinde bize bir kez daha kendimizle yüzleşme fırsatı doğuruyor. kendini sedyeden daha değersiz hisseden bu adamın aklına bunu ne yerleştirdi? bizler yüzünden. bizim ezdiğimiz, aşağıladığımız, hor gördüğümüz o insanlar bizden daha insanlar efendiler!

ikinci kahraman, yaralı madencilerden biri daha. onu kurtarmışlar ama hiç sevinçli değil, arkadaşını düşünüyor: "abi mahmut çıkmadı, beni bırakın onu alın, onun karısı hamile" sizce bu cümle bize, insanın kendi canından vazgeçmek istemesinin aslında ne kadar insanca olduğunu göstermiyor mu?

aslında onların hepsi kahraman. tertemiz kalpleri ve kömür karası yüzleriyle, politikacıların oy için dağıttığı kömürü evlerine ekmek götürebilmek için çıkarırken canlarını verdiler.

yastayız.

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

son zamanlarda bu soruya istisnasız bir şekilde finansçı da finansçı yanıtını verebileceğimi fark ettim

buffy the vampire slayer

ara sıra oturup bi daha izlemeyi düşündüğüm dizidir, yıllarım bu diziyle geçti diyebilirim, bir de angel vardır bak o geldi aklıma şimdi, hey gidi hey gece gece nostalji oldu

tiziano ferro

adını görür görmez kafamın içinde perdono şarkısının çalmasına sebep olan müzisyen

uyumak zorunda olmak

uyumak zorunda olunan akşamlarda hiçbir güç insanın uykusunu getiremiyor maalesef

smellycat

başlığı görünce kafamda çalmaya başlayan şarkıdır:
smelly caat, smmmelllly cat, what are they feeding you?
smelly cat, smmeelly cat, it's not your fault

hayat bilgisi

müzikleri çok güzel olan, ergenliğimizin dizisi.

8 mart dünya emekçi kadınlar günü

erkeklerin kadınları et parçası olarak görmekten vazgeçtiği tek günüdür.

ak parti ibnelerin oyuna muhtaç değildir

"sanki biz size oy verecektik de yarram" dedirten cümle.

tolga karel

hiç sevmediğim insan evladıdır. "görücü usulü evlilik en doğrusudur, ben ailemin tercih ettiği kişiyle evlenirim, eşimi görür görmez aşık oldum, eşimle çok mutluyum" dedikten bir ay sonra eşini aldattığının görüntüleri tüm magazin haberlerine düşen arkadaş. bundan mütevellit sevmiyorum kendisini. ataerkil bi tip.

klon

"senden bir tane klonlayalım, üçlü yaparız" cümlesine konu olan olay.

bunalmak

deriin bir nefes alsak bile geçmeyen, insana cinayet işletebilecek türden bir yarı fizyolojik yarı psikolojik işkence.

sevişirken göz göze gelmek

bakış şekline göre tahrik ediciliği değişen vaziyet.

jared leto

mr nobody ile tanıdım kendisini. ayrıca fight clubta edward norton'ın ağzını burnunu dağıttığı heriftir.

ego

"sınırsız beklentiyle dolu olan ilkel bilinçaltımız" ile "sürekli olarak bizi bastıran yargıların bulunduğu toplumsal bilinçaltımızı" dengeleyen benliğimizdir. bir nevi id ile süper egonun arasını yapar.

alternatif tıp

mide iltihabı için zencefilli limonlu bal yemek.

frozen

olaf karakterine aşık olduğum animasyondur.

"oh, i love it. it's so cute. it like a little baby unicorn."

dövmesini göstermek için aşırı çaba sarfeden insan

örneğin: bilek içine yapılan dövmeyi göstermek için sürekli "peace" işareti yapan insanlar, insanlarımız.

seçimlerde boş oy kullanmak

"oyunu boşa harcamış olmak" diyelim biz ona. bunun yerine en kafa kafaya giden partiye oy verilmelidir ki şu iktidar değişsin.
  • /
  • 14
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 264

iz bırakan kitap cümleleri

"beni kuru bir ağaç kavuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum."
(bkz: albert camus )
(bkz: yabancı )

biseksüel

aşkın cinsiyete ihtiyacı yoktur, dolayısıyla biseksüellik vardır. bifobik lezbiyen veya bifobik geylerden hiç haz etmem. abaza muamelesi yapılmasından da hoşlanmam. eğer birine aşık olmak için herkesin cinsiyete ihtiyaç duyması gerketiğini düşünüyorsanız aşk kavramının ne olduğunu bir kez daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

ben bir kadına aşık olabilirim, onu unuttuktan sonra da bir erkeğe aşık olabilirim. bu ne anormaldir ne kararsızlıktır ne de doyumsuzluktur. karşı cinsten kazık yediği için hemcinsine yönelen ama karşı cinsten de vazgeçemeyen insanlar olduğumuzu düşünen varsa, kendini kandırmaktan vazgeçmesini öneririm.

lezbiyenlik ve geyliği insanlara kabul ettirmeye çalışıp kendiniz biseksüelleri ötekileştiriyorsunuz, onlara tıpkı homofobiklerin size davrandığı gibi davranıyorsunuz, yapmayın. bu işte hep birlikteysek kıskançlıklarınızı bir kenara bırakın ve bizi de kabul edin. ben bir insana aşık olurum, bir kadın ya da bir erkek olması ona olan aşkımı değiştirmez.

bifobik bir lezbiyen/gey olduğunuz sürece lgbt'yi desteklediğinizi iddia etmeyin, desteklemiyorsunuz çünkü. siz b harfinden rahatsız olmuş oluyorsunuz. aah ah gerçekten çok sinirlendiğim ve üzüldüğüm bir durum bu.

bir de "ben biseksüelliğe inanmıyorum" olayı var bu beni iyice delirtiyor. "insan sadece bi cinsiyetten hoşlanabilir" olayına da ben inanmıyorum. çünkü ben ve benim gibiler bu cümleyi çürütüyor. çünkü ben kadınlardan da erkeklerden de hoşlanıyorum. sadece vajinası var diye ya da sadece penisi var diye birine aşık olunmaz ki. her şeyine aşık olursun o insanın, içine dışına. zaten içine aşık olduktan sonra dışı o kadar da önemli değildir.

işte sonuç olarak biz varız, bizi heteroseksüeller bile kabul ediyorken homoseksüellerin bazıları reddediyor bu gerçekten üzücü bir durum, kendi içimizde bölünmeler yaşayacaksak zaten ne aşkın bir anlamı var ne de aşk için mücadele etmemizin.

ayı sözlük oyun kütüphanesi

ps1'de oynadığım oyunlardan birkaç tane yazayım ben, nostalji olsun.

(bkz: tekken 3)
(bkz: tomb raider 3: lara's mansion)
(bkz: no fear downhill mountain biking)
(bkz: crash bandicoot)
(bkz: small soldiers)

biseksüel

aşkın cinsiyete ihtiyacı yoktur, dolayısıyla biseksüellik vardır. bifobik lezbiyen veya bifobik geylerden hiç haz etmem. abaza muamelesi yapılmasından da hoşlanmam. eğer birine aşık olmak için herkesin cinsiyete ihtiyaç duyması gerketiğini düşünüyorsanız aşk kavramının ne olduğunu bir kez daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

ben bir kadına aşık olabilirim, onu unuttuktan sonra da bir erkeğe aşık olabilirim. bu ne anormaldir ne kararsızlıktır ne de doyumsuzluktur. karşı cinsten kazık yediği için hemcinsine yönelen ama karşı cinsten de vazgeçemeyen insanlar olduğumuzu düşünen varsa, kendini kandırmaktan vazgeçmesini öneririm.

lezbiyenlik ve geyliği insanlara kabul ettirmeye çalışıp kendiniz biseksüelleri ötekileştiriyorsunuz, onlara tıpkı homofobiklerin size davrandığı gibi davranıyorsunuz, yapmayın. bu işte hep birlikteysek kıskançlıklarınızı bir kenara bırakın ve bizi de kabul edin. ben bir insana aşık olurum, bir kadın ya da bir erkek olması ona olan aşkımı değiştirmez.

bifobik bir lezbiyen/gey olduğunuz sürece lgbt'yi desteklediğinizi iddia etmeyin, desteklemiyorsunuz çünkü. siz b harfinden rahatsız olmuş oluyorsunuz. aah ah gerçekten çok sinirlendiğim ve üzüldüğüm bir durum bu.

bir de "ben biseksüelliğe inanmıyorum" olayı var bu beni iyice delirtiyor. "insan sadece bi cinsiyetten hoşlanabilir" olayına da ben inanmıyorum. çünkü ben ve benim gibiler bu cümleyi çürütüyor. çünkü ben kadınlardan da erkeklerden de hoşlanıyorum. sadece vajinası var diye ya da sadece penisi var diye birine aşık olunmaz ki. her şeyine aşık olursun o insanın, içine dışına. zaten içine aşık olduktan sonra dışı o kadar da önemli değildir.

işte sonuç olarak biz varız, bizi heteroseksüeller bile kabul ediyorken homoseksüellerin bazıları reddediyor bu gerçekten üzücü bir durum, kendi içimizde bölünmeler yaşayacaksak zaten ne aşkın bir anlamı var ne de aşk için mücadele etmemizin.

ege urjav

"ruhsal tedavi gören içel anadolu lisesi 3’üncü sınıf öğrencisi ege urjav (17), 'cemre’ isimli kız arkadaşına, “ben intihar edeceğim” mesajı attı.

ardından istasyona yaklaşık 5 kilometre kala trenin önüne kendini attı. görgü tanıklarının haber vermesi üzerine gelen ekipler tren rayları üzerinden cesedi kaldırdılar. olayı duyup gelen yakınları ve gözyaşlarına boğulan acılı baba cengiz urjav, baygınlık geçirdi. baba urjav hastaneye kaldırıldı."

haberde çocuğun cinsel eğiliminden bahsedilmemiş. bu çocuk cinsel eğilimi ile dalga geçildiği için intihar etmiş arkadaşlar. bir trenin önüne atlayacak kadar ölmek istemiş. trenin önüne atlamak nedir? ne demektir? aklım almıyor benim. ben tahammül edemiyorum artık. paramparça olmayı umursamamasına sebep olacak ne yaptılar bu çocuğa böyle? neden yaptılar? deliriyorum. çıldırıyorum. bu ülkede yaşamaya daha fazla tahammül edemiyorum.

hayır efendim. kendisi seçmedi ölmeyi, siz ittiniz. katil olmanız için o kişiyi öldürmenize gerek yok, ölmesine sebep olmak da bir cinayettir.

bu bir toplum ayıbıdır. iki üç tane haber sitesi dışında hiçbir yerde paylaşılmamasının sebebi nedir? neyi gizliyorsunuz? "biz homofobiğiz bizim yüzümüzden bi çocuk trenin önüne atlayıp korkunç bi şekilde öldü, o yüzden biz bunu saklıyoruz" diyosunuz resmen. ya neden neden? deliriyorum neden biri çıksın "bu yüzden" desin ya. din diyosun iman diyosun bu çocuğu yaratanla seni yaratan bir demek ki? o böyle "yaratılmış" demek ki. o zaman neden onu ötekileştirdiniz siz? ne farkı vardı sizden? sevginin nesine cinsiyet biçiyosunuz siz? katlanamıyorum artık bu ülkeye. gerçekten dayanamıyorum. bu zihniyet değişmediği sürece bu "cinayet"ler ne ilk ne de son. cinayettir bu. siz ölüme ittiniz onu. siz ve sizin saçma sapan ahlak yargılarınız itti onu ölüme. heteroseksüelsin, kızın yaşındaki çocukla evleniyosun ama sen hetero olduğun için ahlaklısın. milletin anasına bacısına küfür ediyosun "ana bacı yapma" dediğin halde, ama hetero olduğun için ahlaklısın. öyle mi? öyle mi? insan bu tımarhanede delirmesin de ne yapsın? yalvarıyorum size biri durdursun bunu artık. biri buna son versin. bizde dayanacak güç kalmadı.

ayı sözlük yazarlarının toplumsal olaylara karşı duyarsız olması

öylesi de var böylesi de var. belki insanlar sürekli ciddi ciddi şeyler konuşmaktan, politikadan, dünyadaki kavga gürültüden sıkılmıştır da buraya sığınmıştır. belki bu tarz "toplumsal" dediğimiz olaylar tartışma yaratıp insanların gerilmesine sebep oluyordur. "duyarsız" kelimesi yanlış seçilmiş bence. yakışmamış.

unutulmayan kezban sözleri

"ayrılık sevdaya dahil:)))"
"onun üstünden çok insan geçti ben zaten kimseye aşık olamam"
"ouffff eski sevgilimi gördüm üç kilometre ileriden bi kız geçti onları öyle görünce kötü oldum çok kıskandım kanka çabuk geeel .s.s.s"
gibi gibi boku çıkarılmış örnekler mevcut ama en sağlam kezbanlığın "ben unuttum canım ya önüme bakıyorum umarım sen de beni unutabilirsin ben hiçbi şeyi takmam çünkü kimseyi sevemem ya umursamak sevmek falan öyle özellikleri eklemeyi unutmuşlar bana oofff çok umursamazım lanet olsun" tribi olduğuna patimi basarım!

vitriol zehirlenmesi

veronika ölmek istiyor adlı kitaptaki dr. igor karakterinin psikoloji tezinde bahsettiği rahatsızlığa verdiği isimdir. kitaptaki bu bölümü paylaşmak istiyorum, tek tek kendim yazdım kitaptan bakarak.

"aynı libido -dr. sigmund freud'un belirlediği, ama hiçbir laboratuvarın izole edemediği, cinsel isteği gerçekleştiren kimyasal tepkime- gibi, vitriol de kişi kendini korkutucu bir durumla karşı karşıya bulduğunda organizma tarafından salgılanıyordu, ama bugüne dek hiçbir testte görülmemişti. ancak tanınması çok kolaydı tadından dolayı, şekerli ya da ağız sulandırıcı bir tat değildi bu, acıydı. bu ölümcül maddenin henüz tanınmayan kâşifi dr. igor, geçmişte imparatorların, kralların, âşıkların şu ya da bu şekilde kurtulmak istedikleri biri olduğunda pek rağbet ettikleri bir zehrin adını vermişti bu maddeye.

vitriol'ün ölümcül bir zehir olduğunu nedense hiç kimse fark etmemişti; oysa etkisi altında olanların çoğu tadını çok iyi biliyor, zehirlenme sürecini "acılaşmak" olarak adlandırıyorlardı. herkesin bünyesinde az ya da çok oranda "acılaşmışlık" vardı aslında, nasıl hepimiz tüberküloz virüsü taşıyorsak. ama her iki hastalık da yalnızca kişinin bünyesi zayıfladığında saldırıya geçer. acılaşma söz konusu olduğunda, kişi sözde "gerçeklik"ten korkmaya başladığında hastalık için gerekli koşullar hazır demektir.
dış tehditlerden korunaklı dünyalar yaratmak isteyen kimi kişiler, fazla ileri gidip dış dünyaya karşı abartılı yüksek duvarlar örerler. yeni insanlara, yeni yerlere, farklı yaşantılara karşı yükselen bu duvarlar onların iç dünyasını da yoksullaştırır. işte acılaşmak burada devreye girer.
acılaşma'nın "(ya da dr. igor'un tercih ettiği adıyla vitriol'ün) ana hedefi iradedir. bu hastalığa tutulanlar her türlü isteği yitirmeye başlarlar, birkaç yıl içinde kendi dünyalarının dışına çıkamaz olurlar, çünkü tüm enerjilerini çevrelerine duvar örmeye harcamışlardır.
dış saldırılardan kaçmak amacıyla, kendi içsel gelişmelerini de sınırlamışlardır. işe gitmeyi, televizyon seyretmeyi, çocuk yapmayı, trafikten şikayet etmeyi sürdürürler, ama bunlar hep otomatiğe bağlanmıştır ve herhangi bir duyguyla ilişkileri yoktur -her şey kontrol altında olduğu sürece.
zehrin bünyeye yayılmasının yarattığı en büyük sorun, tutkuların -nefret, aşk, umutsuzluk, merak vb.- su yüzüne çıkmasını önlemesidir. acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. ne yaşayacak ne de ölecek iradeye sahiptir artık, sorunun özü de budur.
işte bu nedenle, acılaşan insanlar için, ünlü kahramanlar da, deliler de bitmez tükenmez bir merak kaynağıdır; çünkü onlarda yaşam korkusu da yoktur, ölüm korkusu da. kahramanlar olsun, deliler olsun tehlikelere aldırmaz, kim ne derse desin bildiklerini okurlar. deli intiharı seçer, kahraman bir dava uğruna kendini feda etmeyi, ama ikisi de ölür. bu arada acılaşmış kişi her ikisinin de saçmalığını ve görkemini yorumlamaya çalışmakla geçirir gecesini, gündüzünü. acılaşmış kişinin özsavunması için yükselttiği duvara tırmanıp dış dünyaya bir göz attığı anlarda olur bu. derken, elleri ayakları yorulur, yeniden geriye, günlük yaşamına döner.
kronik acılaşma vakalarında, söz konusu kişi hastalığını haftada yalnız bir kez hisseder, pazar günleri öğleden sonraları. o durumda tekdüze bir işle oyalanamadığından, belirtiler ortaya çıkar. bir türlü geçmek bilmeyen o sakin öğle sonları cehennemden farksızdır, kişi huzur yerine derin ve kesintisiz bir sinirlilik içinde olduğundan hayatında bazı şeylerin hiç de doğru düzgün gitmediğini fark eder.
derken, pazartesi günü gelir ve acılaşmış kişi, bir gün önceki sıkıntısını unutur, ama hiçbir zaman doğru dürüst dinlenecek vakti olmadığından, hafta sonlarının çok çabuk geçtiğinden şikayet etmekten geri durmaz.

toplumsal açıdan hastalığın tek avantajı, artık norm haline gelmiş olmasıdır; dolayısıyla hastanın kapatılmasına gerek kalmamıştır artık, zehirlenmenin çok ileri derecede olduğu, hastanın davranışlarının başkalarını etkilemeye başladığı durumlar hariç. çoğu acılaşmış insanlar, toplum için herhangi bir tehdit oluşturmaksızın dışarıda yaşamayı sürdürebilirler, çünkü çevrelerine ördükleri duvarlar öylesine yüksektir ki, toplum yaşamına katılır gibi görünseler bile dünyadan tümüyle yalıtılmış durumdadırlar."

chp

hiçbir siyasi görüşü desteklemediğimi belirterek bu parti hakkında bir eleştiride bulunmak istiyorum.
bazı vekilleri muhteşem görüşlere ve cümle kurma yeteneğine sahip olsa da, kılıçdaroğlu'nun partinin başında olmasından dolayı büyük bir antipati duyuyorum bu partiye karşı. tek yaptıkları hükümetin vekilleri ile didişmek. muhalefet olmaktan başka bir şey yapılmıyor ve hiçbir yeniliğe imza atılmıyor. şafak pavey bu partinin başına geçse yemin ediyorum oyumu chp'ye verirdim.

seçimlerde boş oy kullanmak

"oyunu boşa harcamış olmak" diyelim biz ona. bunun yerine en kafa kafaya giden partiye oy verilmelidir ki şu iktidar değişsin.

kırmızı elma sözlük

şiddetle tavsiye ettiğim sözlük.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.