loranahmes2

Durum: 949 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2013 01:18

Puan: 9678 - Sözlük Kezbanı

15 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

ve düşünürüm: belki hiç yaşamadım, ne öğrendin, ne sevdin, ne de inandın... belki de kuyruklu yalanlar mutlu etti bazı bazı... kahrolsun bağzı şeyler!!
  • /
  • 48

redhack

akıncılar adlı bir hacker grubu ortaya çıkmış ve anti-redhack davranışları sergilemeye başlamıştır.**

siber saldırı

internetin yaygınlaşması ile ortaya çıkan bir saldırı türü. bununla hesapların, bilgilerin çalınması hedefleniyor. modern insanın, bilhassa işi gücü intenette olan tayfanın zor durumda kaldığı biliniyor.

türkiyede en ünlü hacker grubu redhack diye adlandırılan ve yakın zamanda terör örgütü listesine alınan gruptur. en son yök'ün sitesine saldırılmış ve binlerce belgeyi ele geçirmişlerdi. üniversitelerin bir çok kirli çamaşırı ortaya saçılmıştı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Redhack

bugünlerde tiwitter bu saldıya maruz kalmış.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?a...

sıdıka

(bkz:#111506) bir an unuttuğum kitabı olan dizi. daha doğrusu dizisi yapılan kitap.
senelerce sıdıka-öpücük balığı- fabrıga kitabını arattım. nice kitapçıya ısmarlattım ancak sonu hep hüsran oldu. bir türlü almak, koklamak ve sayfalarını çevirmek, ardından okumak nasip olmadı. göremedim hiç. ve 2012 tüyap'ta ben ocağıma incir ağacı dikip de iletişim yayınlarının standına geldiğimde oturup ağlamamak için kendimi zor tuttum. depoda yokmuş diye geri çevrildiğim kitapçıların gözünden kaçmış sıdıka tam karşımda duruyordu ve talihsiz kader ağlarını örmüştü. cebimde beş kuruş kalmamıştı. baktım, baktım, baktım. gün pazardı, tüyap'ın son günü ve ben ağlamaklı metrobüse doğru yol aldım.

barış manço

bugün ölüm yıl dönümü. o, öldüğüm gün değil, doğduğum gün beni anın demişti. fakat görüp de anmamak olmuyor. doksan dokuzun bir şubatında, hatırlıyorum da televizyonlar ölümünü duyurduklarında gözlerim dolmuş, ve sonra ağlayıvermiştim; anca bir kaç şarkısını dinlediğim kişi için. mekanın cennet olsun.

sıdıka

çocukken evlenmeyi istediğim dizi karakteri. eski günleri çok ama çok özlüyorum. sıdıka başlamadan önce mısır patlatılır ve sobanın kıyısına dizilip izlerdik. ilkokul iki sıraları. hatta sıdıkadan özenip de günlük tutmaya başlamıştım. aslında günlüğe en çok da , sıdıkanın yaptığı gibi resimler çizmek için yazmaya başlamıştım. ne ulaşılmazdı onun çizimleri. lise bittiğinde resim çizmeyi bıraktım günlüğüme. * *

robinson crusoe

daniel defoe adlı ingiliz yazarın yazdığı medeni kahramanının on yıllarca yalnız kaldığı ıssız adadaki hayatını anlatır. kitapta bir de medenileştirilmiş cuma adlı eski yamyam yeni insanı vardır.

emperyalizmin ön risalesi de diyebileceğimiz bu eserde bir erkeğin, romandan çıkarıldığına göre düzcinsel bir erkeğin on yıllarca seks yapmadan nasıl yaşadoğını hep merak etmişimdir.

ilk okuduğum romandır. sene dördüncü sınıfa gittiğim seneye tekabül ediyor.

içten içe cuma ile bir ilişki yaşamasını ummuştum. olmadı.bunun üzerine şunu demek isttiyorum:

(bkz: robinson ile cuma)

edele mülkün temelidir

bir seks manyağı olan feriştah tarafından, engebeli bir bölgenin kıvrımlı dağlarına benzettiği adeleleriyle ilgili mükremin çıtır hakkında sarf ettiği müthiş aforizması. bedenin yüceltildiği, adelelerin kutsandığı ve bir nesne olarak mükremin çıtır vücudunda birleşen fiziksel hazzın özlendiği bu fanteziler, insanın derin ve sonsuz hayal gücünü göstermektedir. neticede edele mülkün temelidir.* *

pollyanna tecavüze uğrarsa olabilecekler

anne babaya benzemeye başlamak

anne babanın senelerce bir yeşilçam dramı izlerken, sanki daha önce hiç seyretmemiş gibi gözyaşı dökmesini, heyecanlanmasını, "hadi vur şunu!" deyip filme kendini kaptırmasını anlamayarak büyümüş bir çocuğun artık izlemeye mecbur olmadığı bu filmlerin gösterildiği tv kanallarını değiştirmeyip orada çakılı kalmasıyla fark ettiği durum. üstelik manzara sadece bu değildir: o da ilk defa görmüş gibi izlemeye başlamıştır, heyecanlanmak ve hatta gözyaşı dökmek, sonunu bildiği filmi baştan sona merakla anlamaya çalışmak ve en sevdiği filmler listesine koymak gibi sadece ana-babaya has özellikler edinmiştir.

emile zola haklıydı. natüralistler soyaçekim kaçınılmaz. bu insanoğlunun fark etmediği en büyük trajedisi. asla kendisi değildir. bilmediği bir başlangıçtan kendi yaşadığı ana kadar ki tüm anne ve babalarının bütünüdür. sadece kimi özellikler ağır basarken kimileri unutulmuştur. ancak kendi çocuğunda çıkmak şartıyla.

sevgili sözlük bunu itiraf ettikten sonra, şimdi ala geyik'i indirebilirim.

ala geyik

filmin setleri antalya'da kurulmuş. ne çok adana'ya benziyor. gerçi akdeniz, her yerde akdeniz.

(bkz: bütün yollar akdeniz de birleşir)

ala geyik

süreyya duru'nun yönetmenliğini üstlendiği, cüneyt arkın ve mine mutlu'nun baş rolü paylaştığı köy hayatını anlatan bir film. bence filmin en güzel sahneleri aliye rona'nın sultan kadın'a can verdiği sahnelerdir.

(26:45)
-(sultan kadın)yüzünüz niye yerde ağalar utandınız mı yoksa yaptıklarınızdan ha
-çekil önümüzden sultan kadın ayıptır.
-erkeğin önünde durmak ayıptır hüseyin ağa. siz erkek olsaydınız biz de kusur göstermezdik hürmette...(başka bir adama)sen söyle ağa, sen söyle, iki kız babası, kendi kızını böyle kolay verir miydin ha?...

http://ayisozluk.com/lnk/alagey

http://ayisozluk.com/lnk/alag

(bkz: her şeye rağmen yeşilçam candır)

aliye rona

en iyi kötü kadın karekteri oyuncusu idi. ama 1969 yapımı ala geyik adlı filmdeki oyunculuğu tüylerimi diken diken etmiştir. nasıl iyi kadın rolü de yapabileceğini göstermiştir. köy beylerinin sözlü bir kızı tehdide boyun eğerek ağaya vermesi karşısında sultan kadının kükreyişi beni benden alır.

(bkz: erkek gibi kadın)

william shakespeare

oscar wilde, bay w. h. nin portresi adlı romanı ile shakespeare'in sonelerini bir erkeğe yazıp yazmadığını bir dedektif gibi sorgular.

şair, ingilizler için bir edebiyat tanrısıdır. üzerine bu kadar çok düşülmesi bundandır.

bay w. h. nin portresi

oscar wilde ın ince zekasının güzl bir örneği, roman. aslında en fazla bir kürk mantolu madonna uzunluğunda. olsa olsa novelladır. iletişim yayınlarından çıkmıştır.

william shakespeare'in eşcinsel olup olmadığını tartışan roman hayli akıcı ve bir polisiye roman gibi okurun gözlerini acaba nolacağ diye satırlara hapsetmektedir.

itab

minyatürcü

kunal basunun literatür yayınlarından çıkan akıcı tarihsel bir romanı.

minyatürcü behzadın hint-moğol imparatoru ekbere olan aşkını ve bu aşk uğruna çektiği acıları anlatır. imparator bir erkeğin kendisine aşık olduğunu öğrenince kızar ve onu sürgün eder. romanın asıl olayarı a bu sürgün zamanıdır ki onlarca seneyi içine alır.

bu ülke

cemil meriç'in insanlığa armağan ettiği bir başucu kitabı. ya da bildiğin şaheseri. bir medeniyetin kimliği. bir itirazın vesikası. bir sevdanın satırlara doğuşudur.

cemil meriç

bir dönemin hayalet, bütün türkiye fikir hayatının fenomen adamıdır.

bu ülke adlı deneme sayılabilecek kitabı, kendisine aşık olmama yetmiştir. kıvrak zekasıyla devrin doğu'yu dışlayan tavrına karşı durmuştur. doğulu kimliğiyle mevcut sistemin yalın ayak batıcılığını arz-ı endama bürünmüş bir kurşun gibi adeta delip geçer. ağlarsınız, aldanışınıza.

o eski bir sosyalist ve sonra bütün doğu içinde bir ümmetçidir. hintli, türk, arap, iranlıdır. avrupanın emperyalist ve tahakküm altına alan politikasını ve kültürünü reddeder. teknolojisine ihtiyaç duyuyoruz diye hayatımızdan eşitliği, kimliğimizi değiştirmeyi yanlış olarak görür.

henüz genç bir yaşta gözlerini kaybetmiş ancak okuma aşkı harlandıkça çoğalmıştır.

jules verne

fransız bilim kurgu yazarı.

liseye başladıktan hemen sonra kitaplarını okumamla birlikte onu idol olarak görmeye başlamıştım. öyle seri öyle ilgi çekici romanları vardı ki. büyüyünce romanlarının, üst üste yığılmış haber küpürlerinden teşkilmişçesine sanattan yoksun olduğunu gördüm. bazı dönemler hiç kitap okumadığımı anlayıp da adorno, cemil meriç gibi yazarları okuyamayacağımı anladığımda önce bir jules verne kitabı okurum. balonla beş hafta, iki sene mektep tatili, esrarlı ada vs. ama bilhassa ellili yıllarda yapılmış tercümelerini okurum. en azından böylesi daha iyi oluyor. akıp giderken kitap bir kaç osmanlıca kökenli sözcük ve tuhafıma giden tabirler öğreniyorum. diğer yandan gözlerim tekrar satırlara ve ellerim de kitaba alışır. ver elini ağır kitaplar.

ancak şu var ki çok zevk alıyorum. dönemsel fark ve kendi zamanında orijinal fikirler üretmiş olması ilgimi her zaman cezbetmiştir.

rin tin tin

yalnız kovboy red kit'in kendi kafasına göre takılıp gezen ve bir şekilde ona ulaşan sadık köpeği. çocuk kanallarının birinde red kit olmaksızın onun baş kahramanı olduğu bir çizgi dizi görmüştüm. hatta türkçeye uyarlanan şarkısı şapşal diye sonlanıyordu.

cahil insan

cehalet en büyük mutluluktur düsturunu pratik hayata aksettiren insan modeli olup okumanışının yanında diplomalısı da bolca mevcuttur. var olanı anlamlandırma, sorunları görme, yenilikleri kabul etme gibi yetilerden yoksunlardır. banane'ci, her koyun kendi bacağından asılır'cı ve bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın'cıdır.
  • /
  • 48
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 949

bir ülkeden bir iç ülkeye

yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali adlı(?) şiirnde geçer. bir ülke: türkiye, iç ülke: kürdistan kodlamasını sıradan biri de anlayabilir.

liseli eşcinsellere tavsiyeler

bir günlük tutun. kimse okuyamasın diye başka bir alfabeyle yazmak isterseniz kendi alfabenizi oluşturup yazın. önce arap harfleriyle yazdım, sonra kril. kardeşim cin çıktı, tıkır tıkır öğrendi. sonra bir alfabe yaptım, mübarek hint alfabesi. ben okumayı unuttum. sadece ve anlaşılır bir şey olsun. sekiz yıldır kullanıyorum, misler misi bakıp bakıp ne bu diyorlar. dünyayı kurtarma planları diyorum. yutar gibi yapıyorlar, başka çareleri yok. ama o alfabeyi de bir ansiklopedi, efendime söyleyeyim yastığının iç yüzüne falan yaz ki hem uzun aralardan sonra hatırlayasın hem de kimse göremesin. niye mi bu? kardeşim, açılmaya ihtiyacın olacak ve her zaman etrafında birileri olmayacak, olsa bile anlatacak kelimeleri bulamayacaksın, bulduğunda sabaha karşı dört olacak. bu yüzden ulaşılabilir bir kuyu olacak yanında. istediğinde su çekersin. ya da kuyuyu gözyaşınla doldurursun. haa orta birde aşık olduğum çocuğun sivilcelerini uzun uzadıya yazmış olmak bu senelerde kendimden utanmama sebep vermiyor değil. ama sen boş ver, bunu gelecekteki sen düşünsün.*

bakir erkek

yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.

aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.

peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.

yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?

neyzen tevfik

günümüde daha ziyade taşlamalarıyla tanınan oldukça yaratıcı bir şair. ayı sözlükte yazılan bu şiir doğru olmayabilir. sitedeki bu şiirin içeriği küçükler için uygun olmayabilir.

yürü be ehli deve endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadını sikeyim
mecnun gibi topmuyum bir am için öleyim
mecnunuda sikeyim leylayıda sikeyim
bana yar olmayan karının izzetini itibarını sikeyim
yansın karıların alayı su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim
düşmüşüz bir orospunun belasına
koymadık diye ta amının ortasına
kader böyle yazmış hatırasına
ben böyle hatıranın hikayesini sikeyim
kerem dağları deler bir amcık uğruna
aslı gitsinde ona buna vurdura
bir karı için değermi hiç bütün bunlara
her taraf amcık dolu mala iyi vurana
fuzuli am peşine düştün gurbete
am serindir, am derindir, şifa verir millete
ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte
bu gidişle yarrağımı gidersin cennete

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

yazmak

yazmak yıkanmaktır. yazmak özgürlük ve yazmak kimi zaman kusmak. yazmak kaçış, ardına bile bakmadan bazen. yazmak gün geliyor sessizliği bozmak belki de aksine sessizliğe boyun eğmek. yazmak mukaddes bir eylem ve yazmak masumiyet, naiflik ve bütün mevzuya inat nezaket. yazmak...

brokeback mountain

esasında roman falan değildir. annie proulx'un yazdığı kısa bir öykü. aralarında teorik bir ayırım olmasa da hikaye bile diyemiyorum bu öyküye.
everest'in film çıktığında popüler kaygılarla brokeback dağı diye türkçeye iğrencü'l-vahşet bir tercümeyle kazandırdığı öykü. bu kötü çeviriden olsa gerek -diye umuyorum- öykü hayli sıkıcı. onu okuduktan sonra kitabın başka hiç bir öyküsünü okumadım.

bu filmi sinemada izledim ben arkadaş. daha bir tane bile gay arkadaşım yokken. bir tane bile gay pornosu izlememişken. (aynı zamanda genel porno da izlememiştim.) bakırköy'de +18 mi ne yazıyordu o zaman. kimliğimi isteyecekler diye altıma sıçmıştım korkudan. ama bir kere beni kesmedi. sonraki hafta ikinci kez gittim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam. o zamana kadar yalnızca e2'de yayınlanan hollyoaks dizisinde gördüğüm eşcinsel sevgili muhabbetleri bir anda koca bir öykü olarak beyaz perde aracılığıyla gözümün önüne serilmişti. arkadaş o zaman ben de sonu böyle olmayan ama sevdiğimle güzel bir ilişki yaşayabilirim deyüpde sinemadan çıkararaktan eve koşmuştum. gözlerim de yaşlıydı efendim. ağlamamış değildim. son sahnede.

diğer yandan. sözlük, bu film sinemada izlediğim ilk filmdir. benim için önemini anlatabiliyor muyum? ve 2006 yılı benim için ne kadar mukaddestir. lise daha bitmemişken nihayet sinemaya gittim demek için sinemaya gitmeye çalışan ben'in -param olmazdı da gitmezdim, net zaten yoktu- gittiği ilk filmin brokeback olması hayli hoş bir tesadüf.

hastane

bürokratik aşamaları insana kan kusturan kurumlar. özeli ayrı dert devleti ayrı. refakatçi olarak yanında bulunduğunuz 'hasta' arkadaşınızla oradan kaçarcasına çıktığınızda ne olursa olsun hastalık illetinden kurtulamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.

ancak sadece bu değildir. irdelenmesi zaruri bir mevzu olarak:

(bkz: darüşşifa olarak hastane)

bdp milletvekili sırrı süreyya önder'in çevre duyarlılığı

gezi parkı eyleminin siyasal platforma taşınmasını sağlayan kişidir, sırrı süreyya. ne kadar bdp'yi sevmeseniz de kepçelerin önüne kendini atıp gezi parkı yıkımını durdurması aşkına saygıyı hak ediyor. taksim platformunun önceki gün ona konuşma fırsatı tanımaması tam anlamıyla nankörlüktür.

tanım: değinildiği üzere, çevreyi, onu korumak için kepçeyle burun buruna gelecek kadar sevmektedir. bu da çevre duyarlılığının gelişmiş olduğunu göstermektedir.

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **