loranahmes2

Durum: 949 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2013 01:18

Puan: 9678 - Sözlük Kezbanı

15 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

ve düşünürüm: belki hiç yaşamadım, ne öğrendin, ne sevdin, ne de inandın... belki de kuyruklu yalanlar mutlu etti bazı bazı... kahrolsun bağzı şeyler!!
  • /
  • 48

her genç kızın rüyası

*beyaz tenlli,güzel bakışlı, eğlenceli, sex koksun. * *

ayı sözlük yazarlarının burçları

sevan nişanyan

amerika birleşik devletleri

ekonomik tahakkümü, 19. asır avrupa emperyalizminden şeklen farklı olsa da netice itibariyle aynı dereye su taşıyan devlet. süper güç. tek kutuplu dünyanın tek kutbu. geri kalanı bir kutup bile etmez. ha bir rusya, bir çin, bir hindistan var mı? vardır, fakat bebedirler. belki elli altmış yıl sonra bir kutup olabilirler ancak şu an için değil. diğer yandan amerikanlı ekonomi kahinleri, abd'nin kutbunun, tahtının büyük bir sallantıyla burun buruna olduğunu söylemektedirler. ıraktan sonra suriyeye olacak muhtemel saldırıları da bu gıcırdayan ekonomiyi düzeltmeyi amaçlamaktadır.

israilin babası gibidir.

neil patrick harris

yakışıklı değil ziyadesiyle sempatik, şirin, tatlı bir şeydir. yatmada konuşsun, bakma da dokunsundur. yoksa sarı *kuru bir şeydir. *

ikinci sınıf vatandaş

çingeneler, süreklilik açısından yüzlerce yıldır bu kategorinin mağdur ettiği yegane halktır. yirminci yüzyıla kadar, yaklaşık iki bin yıllık bir ikinci sınıf vatandaş grubunu da yahudiler oluşturmuştur. cinsel grup açısından eşcinseller herkesçe malum. ve her devrin sınıfı kendisine bir ikinci sınıf vatandaş icat eder. ama kısa ama uzun süren bu durum ne yazık ki tarihe mal olur ve en az iki grubun birbirine olan düşmanlıklarına da kaynak teşkil eder. bu iç karartıcı hakikat karşısında baba olmak, bu kirli dünyaya çocuk getirmek büyük bir mes'uliyeti kendisiyle beraber getirmektedir.

baba olmak

bu hayatta en çok istediğim şeydir. bu babalık duygusu tam benlik öte yandan. memnun etmek için her şeyi yaparım evladımı. nasıl da sever beni. adım gibi eminim. nasıl hayran olur. ama ben onu daha bir çok severim, nasıl da öyle sevimli olabildiğine şaşıra şaşıra severim. bir insan yavrusu nasıl da mini minnacıkken büyüyüp gidiyordur gözlerin önünden. bir de bakmışımdır ihtiyar bir bunağın teki olmuşum ve o bana benziyordur. en kötü ihtimalle anama babama diğer aile efradına benzetirim. tıpkı onun gibi der dururum. kendim gibi. güççük göbenler ortalıkta gezdiğinde yaşayacağım mutluluğu hayal edebiliyorum. ona şimdiden "banane"ci olmaması için nasıl davranmalıyım onu düşünüyorum. sonra efendime söyleyeyim, heidi'yi izletirim, kamo'yu okuturum. bir çok dilde ninni de. hoppala hoppala diye göynünü bulandırırım. e canım sıkıldıysa tepki verseymiş, susmasaymış. ağlamayan bebeğe mama yok. yok kıyamam zaten tutuşturuveririm eline mutlaka bir şeyler. kemirir durur. kitaplarıma kusmaması için okuma odamda onun için ayrı bir yer yaparım. dilim yandı bir kere, yeğenlerimin kusmuk içinde bırakmadığı küttap kalmadı. şu meymenetsiz klavye bile nasibini aldı. ama onun zamanına kadar kesin bu klavye nostalji nesnesi olur. büfede falan saklarım. araba, bebek falan almam. çocuğu eline sert cisim mi verilirmiş. pambık ayılar, bezden bebekler ne güne duruyor. çok isterse düdüklü tencerenin içine koyar, araba sesi çıkartıp evin bir ucundan diğer ucuna korna eşliğinde sürüklerim onu.* ne bileyim işte ayı okuru sokarım yüreğimin içine. sonra kuş olup uçar baba evinden. ben de ardından bakarım. bu dünya ne acımasız. bu hayat ne kalleş. yavrucağım koca insan olup gitti. * *

genelev

hiç görmediğim ve muhtemelen gerek duymayacağım denli benden uzak, benle ilgisiz kurum* *

işçi cinayetleri

işten kovulup ekmeği kesilen ve böylece yaşamın en önemli ihtiyacından olan işçileri de bu gruba sokmak çok da kasmayı gerektirmeyecek önemde.

http://yurthaber.mynet.com/detay/adiyama...

(bkz: işten çıkarma)

ana dilde savunma

kürtlerin kaybettiği dava. parasıyla tercüman tutmak da ne demek? nerede kaldı sosyal devlet anlayışı. bir de sevinilmiyor mu şaşırıp kalıyorum. tanrı taala aşkına, devlete kendimi anlatmak için bir de ben mi tercüman tutacağım. devlet mi birey için, birey mi devlet için? adaleti sağlamak için görevli olan devlet, en azından kendini böyle tanımlıyor ve beni anlaması gereken de devlet. neden yırtınayım beni anlasın diye. üç kuruş param var.

(bkz: adnan abi koş anadilde savunma yapıyor)
(bkz: vay hergele bize de param yok abi dediydi)

ve son olarak

(bkz: sosyal devlet istemiyok soslu devlet istiyok )*

kentsel dönüşüm

küçükarmutlu ve onunla aynı kaderi paylaşan semtlerin üzerinden dozerler geçirip oraları zenginlere satmak için uydurulmuş söz. binlerce insanın kendi evinden atılması demek olan bu kentsel dönüşüm projesi aynı zamanda biraz daha zengin demek. haliyle biraz daha fakir. fakat adalet er geç yerine gelir. allah yukarıda deyip kesip atmayacağım; allah her yerde. çünkü lehü'l-mülk. vesselam.

(bkz: deprem değil kentsel dönüşüm can alır)

kafası hariç gey

diş fırçalamak

temizlik. fırçalamamak ise tam bir kirlilik uygusu yaratıyor.

(bkz: ben artık kirliyim adnan)

azazil

bu isimle meleklere hocalık eden şeytan. allah katından defedilince adına şeytan denmiştir. bu isim onun eskiden bir melek olduğuna bir delil midir bilemiyorum * ama diğer dört büyük melekle kafiyeye girer. olur sana beş.

mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır

ataların en haklı olduğu sözlerinden biri. hiç mi yanılmazlar. mart oldu muydu benim eve su basar dururdu. baksan kar, biraz yağmış acık da yağmur. sonraları bunun yalnızca mart ayının atmosferî özelliklerinden değil, bilhassa ona atfedilen ve hakikatte var olduğunu düşündüğüm doğa olaylarına manevi bir kapı açmasına bağladım. atalarımı rahmetle anıyorum.

(bkz: bir anonim olarak atalar)

yerinde olmak istenilen film karakterleri

kafası hariç

başlığı okuyup da her halde yüzü güzel olmasa da vücudunun gideri olan kişilerden söz ediliyor sandım'dı. bal'ları okuyunca dumura uğradım resmen.

(bkz: girdiye karşılık bal kelimesi)
(bkz: ayı ile arı ilişkisi)
(bkz: ayı balı sever)
(bkz: serbest çağrışım)
(bkz: doğal ilişki)
(bkz: tamam sustum)

artık kar yağsın diyen tip

ara ara görülen kar yağışlarıyla tatmin olmayıp kardan adam yapmayı isteyen insan modeli. tabi beyaz temizlik masumiyet gibi manalar taşıyor ama beyaz kar direk böyle bir anlama sahip değil. hani karın örttüğü yoldan üç araba art arda geçse o masumiyet paçavraya, çamura dönüşüyor. görüntü kötü oluyor. bu nedenle ben, otoyol ve caddenin olmadığı bir iç anadolu'ya bakan, toros tepesinde ya da eteğindeki bir köye gidip orada karın yağmasını isteyebilirim. orada onu bozacak hiç bi insanî sebep yoktur. insanın olmadığı yerlerde doğallığın olması gibi bir şey ama tam bu da değil. neyse efendim.

istanbula üç vakte kadar kar yağacak. birazcık dötümden uyduruyor gibiyim ama bu tokat gibi soğuğun başka manası yok. sıkı giyinelim, kar yağsın istiyorsanız. öyle güzel sıkı giyinirsiniz ki şu bile yapılabilir:

(bkz: ayı sözlük kartopu savaşı zirvesi)

adet sancısı

allah kadınlara yardım etsin, bir kıvrandırıyor bu sancı denen illet ki kadın ırkına lanet diye düşünüyorum bazen.

yağmur yağınca teldeki çamaşırları toplamak

kör kütük çalışan bir çamaşır makinesinin derdini çektikten sonra havanın kötü olmasına rağmen tele asılan ve ardından yağmur yağınca bütün evde kırmızı alarm verilip balkona taarruz etmek ve aceleyle ancak büyük bir dikkatlilikle onları içeriye taşıma faaliyeti.
bu soğuk istanbul günlerinde, hazırlanamadan çıplak ayak ve açık omuzlarla balkona çıkınca insanın bir yerleri donmuyor değil. öyle ki üşümeniz siz donduktan sonra başlıyor ve klavyeye nasıl bir aşkla bağlıysanız artık bu durumu gelişi güzel geçirmeye kalkışırken üşüyen barnağınızın e tuşuna/düğmesine * basmamasına öfkeleniyorsunuz. bassanız da e gayet inatçı.

(bkz: nerden nereye)
(bkz: e yi kullanmadan roman yazmak)
  • /
  • 48
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 949

bir ülkeden bir iç ülkeye

yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali adlı(?) şiirnde geçer. bir ülke: türkiye, iç ülke: kürdistan kodlamasını sıradan biri de anlayabilir.

liseli eşcinsellere tavsiyeler

bir günlük tutun. kimse okuyamasın diye başka bir alfabeyle yazmak isterseniz kendi alfabenizi oluşturup yazın. önce arap harfleriyle yazdım, sonra kril. kardeşim cin çıktı, tıkır tıkır öğrendi. sonra bir alfabe yaptım, mübarek hint alfabesi. ben okumayı unuttum. sadece ve anlaşılır bir şey olsun. sekiz yıldır kullanıyorum, misler misi bakıp bakıp ne bu diyorlar. dünyayı kurtarma planları diyorum. yutar gibi yapıyorlar, başka çareleri yok. ama o alfabeyi de bir ansiklopedi, efendime söyleyeyim yastığının iç yüzüne falan yaz ki hem uzun aralardan sonra hatırlayasın hem de kimse göremesin. niye mi bu? kardeşim, açılmaya ihtiyacın olacak ve her zaman etrafında birileri olmayacak, olsa bile anlatacak kelimeleri bulamayacaksın, bulduğunda sabaha karşı dört olacak. bu yüzden ulaşılabilir bir kuyu olacak yanında. istediğinde su çekersin. ya da kuyuyu gözyaşınla doldurursun. haa orta birde aşık olduğum çocuğun sivilcelerini uzun uzadıya yazmış olmak bu senelerde kendimden utanmama sebep vermiyor değil. ama sen boş ver, bunu gelecekteki sen düşünsün.*

bakir erkek

yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.

aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.

peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.

yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?

neyzen tevfik

günümüde daha ziyade taşlamalarıyla tanınan oldukça yaratıcı bir şair. ayı sözlükte yazılan bu şiir doğru olmayabilir. sitedeki bu şiirin içeriği küçükler için uygun olmayabilir.

yürü be ehli deve endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadını sikeyim
mecnun gibi topmuyum bir am için öleyim
mecnunuda sikeyim leylayıda sikeyim
bana yar olmayan karının izzetini itibarını sikeyim
yansın karıların alayı su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim
düşmüşüz bir orospunun belasına
koymadık diye ta amının ortasına
kader böyle yazmış hatırasına
ben böyle hatıranın hikayesini sikeyim
kerem dağları deler bir amcık uğruna
aslı gitsinde ona buna vurdura
bir karı için değermi hiç bütün bunlara
her taraf amcık dolu mala iyi vurana
fuzuli am peşine düştün gurbete
am serindir, am derindir, şifa verir millete
ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte
bu gidişle yarrağımı gidersin cennete

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

yazmak

yazmak yıkanmaktır. yazmak özgürlük ve yazmak kimi zaman kusmak. yazmak kaçış, ardına bile bakmadan bazen. yazmak gün geliyor sessizliği bozmak belki de aksine sessizliğe boyun eğmek. yazmak mukaddes bir eylem ve yazmak masumiyet, naiflik ve bütün mevzuya inat nezaket. yazmak...

brokeback mountain

esasında roman falan değildir. annie proulx'un yazdığı kısa bir öykü. aralarında teorik bir ayırım olmasa da hikaye bile diyemiyorum bu öyküye.
everest'in film çıktığında popüler kaygılarla brokeback dağı diye türkçeye iğrencü'l-vahşet bir tercümeyle kazandırdığı öykü. bu kötü çeviriden olsa gerek -diye umuyorum- öykü hayli sıkıcı. onu okuduktan sonra kitabın başka hiç bir öyküsünü okumadım.

bu filmi sinemada izledim ben arkadaş. daha bir tane bile gay arkadaşım yokken. bir tane bile gay pornosu izlememişken. (aynı zamanda genel porno da izlememiştim.) bakırköy'de +18 mi ne yazıyordu o zaman. kimliğimi isteyecekler diye altıma sıçmıştım korkudan. ama bir kere beni kesmedi. sonraki hafta ikinci kez gittim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam. o zamana kadar yalnızca e2'de yayınlanan hollyoaks dizisinde gördüğüm eşcinsel sevgili muhabbetleri bir anda koca bir öykü olarak beyaz perde aracılığıyla gözümün önüne serilmişti. arkadaş o zaman ben de sonu böyle olmayan ama sevdiğimle güzel bir ilişki yaşayabilirim deyüpde sinemadan çıkararaktan eve koşmuştum. gözlerim de yaşlıydı efendim. ağlamamış değildim. son sahnede.

diğer yandan. sözlük, bu film sinemada izlediğim ilk filmdir. benim için önemini anlatabiliyor muyum? ve 2006 yılı benim için ne kadar mukaddestir. lise daha bitmemişken nihayet sinemaya gittim demek için sinemaya gitmeye çalışan ben'in -param olmazdı da gitmezdim, net zaten yoktu- gittiği ilk filmin brokeback olması hayli hoş bir tesadüf.

hastane

bürokratik aşamaları insana kan kusturan kurumlar. özeli ayrı dert devleti ayrı. refakatçi olarak yanında bulunduğunuz 'hasta' arkadaşınızla oradan kaçarcasına çıktığınızda ne olursa olsun hastalık illetinden kurtulamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.

ancak sadece bu değildir. irdelenmesi zaruri bir mevzu olarak:

(bkz: darüşşifa olarak hastane)

bdp milletvekili sırrı süreyya önder'in çevre duyarlılığı

gezi parkı eyleminin siyasal platforma taşınmasını sağlayan kişidir, sırrı süreyya. ne kadar bdp'yi sevmeseniz de kepçelerin önüne kendini atıp gezi parkı yıkımını durdurması aşkına saygıyı hak ediyor. taksim platformunun önceki gün ona konuşma fırsatı tanımaması tam anlamıyla nankörlüktür.

tanım: değinildiği üzere, çevreyi, onu korumak için kepçeyle burun buruna gelecek kadar sevmektedir. bu da çevre duyarlılığının gelişmiş olduğunu göstermektedir.

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **