kitap 5 bölümden;
1. "arkadaş" zekai: arkadaş zekai özger üzre yazılmış yazılar.
2. mektuplar.
3. "arkadaş" yazılar: arkadaş zekai özger'in denemeleri.
4. sakalsız bir oğlanın tragedyası: şiirler.
5. çok samimi bir arkadaş'ından; defterinden : şiirler.
ve toplamda 42 şiirden oluşuyor.
kitaba adını veren şiir ise şöyle:
"göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın
solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana
çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlu'nun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim
üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar
giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum
günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
seni ben her yerinden öperim bunu unutma
kadere inansaydım
sana inanırdım
düşürmem sigaramın ucundaki külü ben
öyle kırık bakma bana
caddeler nasıl da genişliyor
sana bunu söyleyecektim
bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu...
oyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu
elimi tut tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız
sen içerde
ben dışarda...
oyyy mahpusluk mahpusluk..."
ahan da beklediğiniz an geldi. gayet çekişmeli bir oylama oldu. birkaç kategori ölüm grubu gibi geçti.
kategoriler ve 1. olanların yanında ikinci ve üçüncüleri de entry'de görebilir, sonuçlara da linklerden ulaşabilirsiniz.
buyursunlar:
en dolu başlık onur ödülü:
1. ayı sözlük itiraf: % 44.1
2. ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar: % 13.2
3. adamın amına koyan şarkılar , ayı sözlük yazarlarının şu an okudukları kitaplar: % 10.3
_______________________________________
en çok okunan başlık onur ödülü:
1. ayı sözlük itiraf: % 40.3
2. ilk eşcinsel deneyim: % 28.4
3. ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar , alttaki yazara soracaklarım var: % 10.4
_______________________________________
en çok entry girenlerden okuması en zevkli olan yazar:
1. pasif yönelimli olmayı hakaret olarak gören sözlük yazarları - ciwan - (bkz:#47056): % 28.8
2. şirin adı verilen insanların hepsinin sevimsiz olması sorunsalı - aigai - 121565: % 16.7
3. insanın yaşlandığını anladığı an - mahallenin bakkalinin kocası - 85411 , eşcinsel olmak - rdbear - 57445: % 13.6
_______________________________________
en çok özlenen yazarlar (tülay geri dön özel ödülü):
faredir fare'cimin asistine volemi vurayım, sonrasında ciddi ciddi yorumlarımı yazacağım:
sorunun cevabı gayet nettir:
benden öğrenmediğiniz için. zira, canlarım, dil dile değmeden dil öğrenilmez.*
şimdi;
öncelikli sorun insanların "ay, ben okula/dersaneye gidicem, örtmen bana ingilizceyi öğretçek" kafasından bir türlü kurtalamıyor olması. sanki eğitmenin/öğretmenin elinde sihirli değnek var, kafana vuracak, voila!, ingilizce öğreneceksin. öyle bir dünya -ne yazık ki- yok. bu mentaliteden kurtulmak gerekiyor.
klişe olsa bile, şöyle bir gerçek var: dil öğretilmez, öğrenilir.
anadilinizi öğrenirken anneniz/babanız sizi karşınıza alıp, "çocuum, bak, bu cümle böyle kurulur", "soru cümlesi şöyle yapılır" diye ders vermiyor. ne yapıyoruz? onları taklit ediyoruz. yani, dili -ilk aşamada- papağanlık yaparak keşfediyor ve hayatımıza katarak yatkınlık ediniyoruz.
aynısı ingilizce -ve elbette ki diğer yabancı diller- için de geçerli.
eğitmen/öğretmen öğrenmek istediğiniz dili nasıl öğreneceğiniz hususunda size yol gösterir. gerisi size kalmış. sonrasında o dili bir şekilde (dinleyerek, konuşarak, okuyarak, yazarak) hayatınıza entegre etmeniz gerekiyor ki öğrenim ve edinim devam etsin.
yabancı dil öğreniminin de üç kolu var ve bunların hiçbir şekilde birbirinden ayrılmaması gerekiyor:
dil bilgisi*, kelime dağarcığı* ve telaffuz*.
bu üç mevzu bir arada olmazsa eğer, o dili iyi konuşuyor olmuyoruz.
e bunun yolu da öğrenmek istediğimiz dili hayatımıza dahil etmekten geçiyor.
eğitmenin/öğretmenin gösterdiği yolu takip etmek ilk aşamadaki gerekli şey.
ardından
müzik dinleyerek, film/dizi izleyerek, kitap/gazete okuyarak, dili bilen biriyle konuşarak (gerçek hayatta kimse yoksa, internet var. o da olmazsa kendi kendine konuş), arada bir şeyler yazarak,
hasılı;
o dilin hayatınızın her noktasına nüfuz etmesini sağlayarak öğrenebilirsiniz.
"ingilizce çok nankör bir dil" muhabbetlerine de kulak vermemek gerekiyor. nankör olan dil değil; insanlar. zira, dil yaşayan bir canlıdır, beslemezseniz ölür. aynısı anadiliniz için de geçerli çünkü.
yeni bi' dil buldum. emergency diye yazıp, imörcinsi diye okicaz. hadi gidin öğrenin.
it franco'nun askerleri tarafından kurşuna dizilmeden hemen önce son şiirini okur:
"özgür olmayan insan nedir?
söyle bana, mariana.
söyle, seni nasıl sevebilirim
özgür olmazsam?
sana kalbimi nasıl açabilirim
bu yürek benim değilse?"
anarşisttir, dahası deli gibi âşıktır. şairdir, ressamdır, müzisyendir.
onu öldüren itlerden biri "onu tam götünden vurduk, komünist bir ibneyi nasıl vurursan öyle." der.
oysa lorca'nın gücüne gitmez ki bu; it nereden bilsin?
"bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
birçok kere yitirdim denizde kendimi.
gidiyorum aramaya, suyu bilmeden,
beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri."
eşcinseldir, güzeldir; dahası insandır, lorca.
"...
gelmek istemiyor.
ne gün,
ne gece.
ölebiliriz o yüzden.
ben senin uğruna.
sen de benim..."
kuma, gitarına, portakal ve nane ağaçları arasına, bir rüzgâr gülüne gömülmeyi ister.
neruda'nın bekleyen gözlerine, insanların okuyan dillerine gömülür.
şimdi öyle duygusal duygusal, romantik romantik argümanlarla yürümeye hiç gerek yok. cevabı gayet nettir bu muammanın: seks. hadi, tamam, daha 'güzel bir dil'le söyleyeyim: sevişmek. anadolu insanı olarak, şöyle düzelteyim: aşk yapmak. üç tabir de aynı kapıya çıkıyor en nihayetinde.
'gerçek' anlamda bir ilişkiden bahis ediliyor ise, anahtar ne güvendir, ne susmaktır, ne iletişimdir, ne paradır, ne de puldur. öpmekten hazzetmediğiniz, kokusundan keyif almadığınız, görünce kalbinizi yerinden sökmeyen, onunla sevişmeye gönlünüzün el vermediği bir adam/kadın istediği kadar sussun, dilediği kadar para kazansın; kâr etmez. o ilişki de yürümez zaten.
yanisi:
bir ilişkinin altın anahtarı sekstir. seks yoksa, ilişki sağlam temeller üzre kurulmuş değildir. sevişemediğiniz insanla bir ilişkiyi yürütmek beyhude bir uğraştan başka bir şey olmaz bir zamandan sonra.
kendinize gelin. bu nasihatlerimi de kulağınıza küpe edin.
ha, "aşk karın doyurmaz" derler. o da başka bir mefhum.
26 kategoride (2 tane olan başlık kategorilerini saymıyorum) toplam 119 yazarın en az bir kere bir kategoriye aday gösterildiği sözlükvijın. sonuçların açıklanmasına dört gün kala, can sıkıntısından olsa gerek, şöyle de bir liste çıkardım:
huzurlarınızda, baylar bayanlar, aday gösterilme sayısına göre yazar sıralamaları:
15 yazar 3 kere,
24 yazar 2 kere,
60 yazar da 1 kere aday gösterilmiş.
tek kategoride bir kereden fazla aday gösterilmiş 3 yazar var:
dark bear - en hoş entryler adına onur ödülü'nde 3 entry ile,
pisuvardaki siyah kil 3 - en anlamsız entryler adına onur ödülü'nde 2 entry ile,
mahallenin bakkalinin kocasi - en anlamsız entryler adına onur ödülü'nde 2 entry ile.
halkların demokratik partisi* istanbul milletvelki. gayet güzel de bir adam. meclis'te akapeli milletvekillerine ağzının payını mis gibi vermiş.
okuyalım:
http://www.birgun.net/haber-detay/akp-li...
bütün tarayıcı servislerinin "gizli pencere" fonksiyonu vardır. bu fonksiyon, tarayıcının 'cookie' indirmesini, girilen internet siteleri ve şifreleri kaydetmesini engeller.
kullanın, kullandırın. tarayıcı geçmişini silmekle uğraşmayın.
varamaz elim
ayvasına, narına can dayanamazken,
kırar boynumu yürürüm.
kurdun, kuşun bileceği hal değil,
sormayın hiç laaaaal...
kara ferman çıkadursun yollara,
yarin bahçesi tarumar,
kan eder perçem
olancası bir tutam can,
kadasına, belasına sunduğum,
ben öleydim loooy...
elim boş,
ayağım pusu.
bir ben bileceğim oysa
ne afat sevdim.
bir de ağzı var dili yok
diyarbekir kalesi...
2.
açar,
kan kırmızı yediverenler
ve kar yağar bir yandan,
savrulur karacadağ,
savrulur zozan...
bak, bıyığım buz tuttu,
üşüyorum da
zemheri de uzadıkça uzadı,
seni baharmışın gibi düşünüyorum,
seni diyarbekir gibi,
nelere, nelere baskın gelmez ki
seni düşünmenin tadı...
3.
hamravat suyu dondu,
dicle'de dört parmak buz,
biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa,
çayı kardan demliyoruz.
anam sır gibi saklar siyatiğini,
"yel" der, "baharın geçer".
bacım, ikicanlı, ağır,
güzel kızdır, bilirsin.
ilki bu, bir yandan saklı utanır
ve bir yandan korkar
ölürüm deyi.
bir can daha çoğalacağız bu kış.
bebeğim, neremde saklayım seni?
hoş gelir,
safa gelir,
ahmed arif'in yeğeni...
4.
doğdun,
üç gün aç tuttuk
üç gün meme vermedik sana
adiloş bebem,
hasta düşmeyesin diye,
töremiz böyle diye,
saldır şimdi memeye,
saldır da büyü...
bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü...
bu, namustur
künyemize kazınmış,
bu da sabır,
ağulardan süzülmüş.
sarıl bunlara
sarıl da büyü...
italyan ressam. portre ve nü çalışmalarıyla biliniyor daha çok. heykeltıraştır da ayrıca. portrelerindeki kadınların gözleri çoğunlukla belirsizdir. sebebini de "ruhları gördüğümde, gözleri de görebilirim." diyerek açıklamış.
pablo picasso'nun ölüm döşeğinde adını fısıldadığı da söylenegelir. ne kadar doğru; bilinmez elbette.
film, şimdi ve geçmiş arasında gidip geliyor. her ne kadar bosna savaşı yıllarında geçiyor ve savaşı da olay örgüsü içinde dillendiriyor olsa da, savaş filminden çok dramdır, ve gayet de başarılıdır.
konusu kısaca şöyle:
---- spoiler ----
gemma (penélope cruz ) ve oğlu pietro saraybosna'yı ziyarete gidiyorlar. yıllar önce, bosna savaşı sürerken, pietro doğduktan hemen sonra şehirden kaçıyorlar. ancak gemma'nın eşi diego (emile hirsch) şehirde kalıyor ve orada ölüyor. gemma'nın niyeti saraybosna'da oğluyla arasını düzeltmek ve ona asıl gerçeği, yani annesi olmadığını söylemek. saraybosna'da eşiyle kaldıkları sürede arkadaş oldukları gojko (adnan haskovic) ile karşılaşıyorlar, ve gemma, pietro'nun gerçek annesi aska'nın (saadet aksoy) yaşadığını öğreniyor. aska ise tıpkı gemma gibi başka bir sır taşıyor.
---- spoiler----
tabii, fransız lisanıyla az biraz haşır neşir olmuş bütün diller bilir ki fransızcada bir "ğ" gerçeği var. genizden çıkan, gırtlağı huşu içerisinde nirvana'ya ulaştıran o "ğ".
o nasıl sinsi bir ğ'dir, o nasıl yanardöner bir ğ'dir, o nasıl vilain bir ğ'dir...
oh mon dieu!
yine, geçenlerde, monsieur perdu âme babamı anmak adına tarçınlı sıcak kırmızı şarap ve edith piaf eşliğinde charles baudelaire'nin la mort des amants şiirini okuyordum:
sanırsın ki çarls bödleğ 1857 yılından kalkmış gelmiş.
e pılü tağ ün anj, entğövan le poğğğğt.. ehm.. ('ehm'. fırtına öncesi sessizlik)
viendığa ğanimeğ, fidel e joyis
le miğoiğ töğni e le fılam moğğğğğğğykkk!
hani, tamam, fransızca güzel dil, çok romantik. hele bir de konuşan charlotte gainsbourg ise tadından yenmiyor...da...kusturabilir.
"ay ben aksanlı konuşicim, parisli olicim" diye, o "ğ" sesini çıkarmaya çalışırken, gırtlağınızı heba etmeyin derim.
ama tarçınlı sıcak şarap için. içine birkaç elma parçası ve biraz da karanfil ekleyin.
tchin tchin!
sözleri şöyle:
twilight, i fall in the harbor
twilight, i fall in the hills
but here in the city that never sleeps
i can fall through one's fingers
when the swan flies to heaven
soaring through the utmost fear
there's a feeling that lingers in the afterwards
will you ever return?
will you ever return?
will you ever return?
twilight
twilight
twilight
twilight, i sit at all tables
with my candles and angels besides
and i shall wait forever
as the days turn to night
swallowed in the shadows that glow
swallowed in the shadows that glow
swallowed in the shadows that glow
when i sought out a light
and i knew darkness swallowed
i beseech, come to me
all alone, come to me
twilight
şöyle bir hikâyesi var:
"tanrı balçıktan yaratmıştı ademle lilithi. ruhlarını kendi nefesinden vermişti. birbirlerine eş olur ademle lilith. ancak adem cinsel ilişkide üstte olmak ister. lilith karşı çıkar ademin bu üstünlük ve ayrıcalık isteğine. "tanrı ikimizi de eşit yarattı" diyerek itiraz eder.
aralarında tartışma çıkar. lilith, ademin kendisine karşı şiddet kullanacağını anlar ve tanrının yanına kaçar.
tanrı, lilithin güzelliğinden o kadar etkilenir ki ona kendi gizli adını söyler. tanrının gizli adını bilmek, artık büyük güce sahip olmak ve istekleri tanrı tarafından mutlaka yerine getirilmek anlamına gelmektedir. bunu bilen lilith, tanrıdan kanat ister. tanrı da verir. lilith artık kanat sahibidir. uçarak kızıldenize gider ve orada yaşamaya başlar.
ancak olay burada böyle bitmez. çünkü adem hâlâ lilithi geri istemektedir.
tanrı üç melek görevlendirir. melekler lilithi geri dönmeye ikna edecektir. kızıldenize gider melekler. önce yumuşaklıkla ikna etmeye çalışırlar. ama kararlıdır lilith. geri dönmeyi kabul etmez. lilithin bu tavrını gören melekler tatlı dili bir yana bırakıp bu kez lilithi kızıldenizde boğmakla tehdit ederler. ama lilith gücünün farkındadır. tanrının gizli adını bildiğini, ona güçlerinin yetmeyeceğini söyler, onu rahat bırakmazlarsa gelecekte doğacak tüm bebekleri öldürmekle tehdit eder.
sorunun çözümünde tek bir yol kalmıştır: uzlaşmak. aralarında bir anlaşmaya varırlar. buna göre lilith çölde yaşamayı sürdürecek, bunun karşılığında da üzerinde "lilith" figürlü nazar boncuğu taşıyan bebeklere dokunmayacak, onları asla öldürmeyecektir.
artık anlaşılmıştır ki lilithten ademe yâr olmayacak. yeni bir kadın yaratmaktan başka bir yol kalmaz ve tanrı, havvayı yaratır. ama tanrının başı lilithten dolayı bayağı ağrımıştır. bu yüzden havvayı lilith gibi ademle aynı maddeden yani balçıktan yaratmaz. ademin kaburga kemiğinden yaratır ki havva, ademe karşı çıkmasın, eşitlik iddia etmesin, itaatkâr olsun. lilith gibi asi olmasın."
rûdekî* adında bir insan yaşamış şu yıldan bin sene önce**. klasik iran edebiyatının kurucusu olarak kabul ediliyor günümüzde. mesnevileri, gazelleri, kasideleri, rubaileri, şiirleri var günümüze değin ulaşan.
işte, o şiirlerinden bir tanesi dele zâram. türkçe şerhiyle "zavallı gönlüm" yani.
ilk olarak fereydoun farrokhzad*** tarafından müziklendiriliyor. çok zaman sonra mohsen namjoo abé'm kiosk grubuyla beraber tekrardan dillendiriyor.
şimdi...
fars dilinin güzelliği üzre birsürü şey yazabilirim de;
şu ahenge, şu güzelliğe bak hele:
"dele zârem, fegân kem kon
tu eşkez dîdegân kem kon
gam ô nâle ze can kem kon
..."
sesim pek güzel değildir -ne yazık ki.
hele böyle bir şarkıdır, bir türküdür söylemeyeyim; ben bile utanıyorum sesimden.
o derece yani.
ama, işte,
bazı zamanlar oluyor
tawûsê melek'ten diliyorum da
kendimden geçe geçe söyleyebilsem istiyorum.
"...
vay çe nâle hâ ke ez dil be râhet nemûdem men
behre-î ez an be ômrem, be coz hem nedîdem men
..."
bunu dinleyip dinleyip,
sohrab'ın, hâfız'ın, füruğ'un,
hayedeh'in, azam'ın, mohsen'in,
bahman'ın, abbas'ın, ibrahim'in****
yoluna düşesi geliyor insanın.
"
ey zavallı gönlüm, az feryat et
gözlerimden az gözyaşı dök
canıma az hüzün ve gözyaşı kat
ah, ne kadar ağladım yoluna gönülden
bu yüzdendir ki ömrümde kederden başka bir şeye sahip olmadım
beni öldürdü bakışın
yolunu gözlüyorum
senin ay yüzünü göreyim diye
benim secdegâhım, ay'ım, kâbe'm oldu yüzün
gönlüm senin lüle lüle saçlarının büklümünün esiri oldu
gel, biraz otur yanımda
canımdan oldum beklemekten seni, sevgilim
artık bitir küslüğü, ayrılığı
çünkü ağına düştüm ve gönül kuşu senin avın oldu
gönlüm senin için yanıyor ama sen habersizsin
ah, ciğerimi yakan ahım neden gönlünü etkilemiyor, güzel
gel kucağıma, gel ve gör, sensiz başıma ne geldi
ay tenlim, gümüş yüzlüm, gel ve gör, nemli gözlerimi
ey can, ey kadim sanem,
ey can, önceki gece
ey can, rüyama bir ay girdiğinde
ey can, haberdar oldu
ey can, kalbim, ay yüzlü'm,
ey can, senin yanıma geleceğinden.
ey can, bir gel,
ey can, bir gör.
ey can, endamın ne hoş ve ne tatlısın.
ey can, gönlümü
ey can, sen süslüyorsun
ey can, vefanla teselli et gönlümü.
"
"bu davette topuğunuzun ya da kanadınızın
biri kırık olmalı
bu şartı yerine getirmeyenler
kırık ön dişler ya da deşik ciğerlerle de
katılabilirler"
uzun hazırlıklardan geçtik biz
uzakdiyarlara uçtuk: başka çaremiz yoktu
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
çirkiniz! çirkiniz!
zır deliyiz. güzeller güzeli şüphe
kır kalbimi, alışığım ben
yeşil gözleri babamın: gözleri zehirli yosunlardandır
ince ince proje dokur, gürcü soğuk ve mağrur
babamı hiç görmedim - ki onca yıldır
"bu baloya davetli kızlar
babalarının cenazesinde bulunmayacaklar"
niye seveyim seni
babalarının terk ettiği kızlar, kötülüklerinde cömert
aşklarında hazin ve güvenilmezdirler
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
öyle birşey koptu ki içimizde
bütün kötü kadınlar bizden sorulur
kaçmayı biliriz biz en iyi
ey cesur! ey sevgili! sıkıysa bak gözlerime
taşa çeviririm seni, mum gibi eritirim
çocukluk acıları pazılarımdır benim
ah ben ne güçlü ne unutkanım bilemezsin.
"balomuz gece yarısını geçe başlayıp
canımız isteyince biter"
kandırdur arabalarıyla dolanmayız biz
cam kırıklarında dans etmek varken
babasız kızlar korosu:
küfredip kavga çıkarırız
çirkiniz! çirkiniz! çirkiniz
babamız bizi sevmedi
cümlenizin hakkından geliriz
yaralarımıza şap dökerek büyüttük kendimizi
göçebeyiz; talan eder tüyeriz
hayat, baskınımıza mazur bir davet yeridir
arka kapıları tekmeler içeri gireriz
yaklaşma yakarım, dumanını üflediğim gibi
keyfime bakarım
ön kapıdan ve sırayla
buyrun kibar hanımlar beyler
babanız sizi sevdi de ne oldu?
korkak, kör ve bok gibisiniz.
her şeyden önce şunu belirtmem gerekiyor ki ayısözlük sade ayıların/bear'ların ve ayıseverlerin/chaser'lerin yazdığı, okuduğu bir sözlük değil. bunun ayırdında olmayanlar var sanırım. eğer ki hâlâ "ay, ayısözlüüüük ^^ ayılaaarrrrrrrr vaaar" modundaysanız, bir silkelenin ve kendinize gelin. sözlük yazarları -ve bittabi ki okuyucuları- arasında ayı ve ayısever olmayan onlarca adam -ve bittabi ki de kadın- var.
aynı zamanda ayısözlük sade bir eşcinsel sözlüğü değil. zira hem yazarlar hem de okuyucalar arasında eşcinsel olmayan adamlar, kadınlar da var. bunun da ayırdına varın.
peki, interaktif sözlük ne demek? ben cevap vereyim: yazarların başlıklar açtığı ve bu başlıkları tanımladıkları entry'ler girdiği bir online ortam.
buraya kadar bir sorun var mı? bence yok. şu yukarıdaki üç paragraf ile ilgili "beybi, bence yanlış düşünüyorsun; haksızsın" dediğiniz biryer varsa, haber eyleyin. bilahare açıklarım karşılıklı iki kahve içerken. sohbetim koyudur.
efendim, onca yazar varken, haliyle farklı farklı görüşler, inanışlar da olacak. bu gayet doğal. benim "beyaz la bu!" dediğime, bir başkası "yooo, ne alaka? o basbaya da siyah" diyebilir. kabulümdür.
işte, sorun burda zuhur eyliyor:
bu gerçeği kabullenemeyenler var.
herkes aynı düşüncede olacak diye bir şey yok. bunu şu muazzam beyinlerimize bir sokalım ilk önce. kimse kimseyle aynı fikirde olmak zorunda değil. bilakis farklılıklar iyidir, güzeldir, candır, canandır. bağrınıza basın.
ben, mesela, kalkıp geçenlerde yiyiştiğim seksi erkeğin göğüs kaslarını nasıl anlatabiliyorsam; bir başkası dün gece arabasına bindiği taksiciyi kolilediğini anlatabiliyorsa; diğeri en sevdiği pornonun linkini verebiliyorsa; bazıları nick altı entry'lerinde birbirlerini yalayıp yutabiliyorsa; kusura bakma ama, bebeğim, öbürü de kalkıp siyasetten, politikadan, kültürden, kürtlerden, araplardan, çerkeslerden, lazlardan, yahudilerden, cenıfır lopez'in amından, colton ford'un sikinden dem vurabilir, bahis eyleyebilir.
demem o ki;
sen nasıl ki dilediğin gibi entry'ler düzebiliyorsan sözlükte, başkası da dilediği konularda yazabilir.
sırf hoşuna gitmedi diye, açılan bir başlık sonrası bir başka yazarı provakatör olarak niteleyemezsin. hayır, beybi, öyle bir lüksün yok ne yazık ki.
cenıfır lopez'in amının ne kadar sulu ve seksi olduğunu yazan bir başlık ve entry hoşuna gitmedi mi? bak, o entry'nin altında bir eksi oy butonu var. oraya tıkla. hayatına mutlu mesut yaşamaya devam et. ha, o da mı kesmedi seni? başlığın altına dilediğin gibi saydırabilirsin. ama unutma; sözlük kuralları var. sevmediğin, hazzetmediğin bir başlık ya da enrty için dilediğini yazabilirsin, sövebilirsin, saydırabilirsin. ama bunu sözlük kuralları çevçevesinde yap. zira cenıfır lopez'in seksi ve sulu amını anlatan o entry'i yazan yazar da aynı şekilde sözlük kuralları çevçevesinde yapıyor yaptığını.
demem o ki;
yazarın biri dilerse kürdistan başlığını da açar, isterse recep tayyip erdoğan'ı göklere çıkarır, dilerse abdullah öcalan'ı yerden yere vurur, canı isterse mustafa kemal atatürk'ü övüp övüp bitirmez, ya da dün yiyiştiği kolinin seksi vücüdunu anlatır. buna kimse karışamaz. ne sen, ne de ben. bunu elbette ki sözlük kurallarını gözardı etmeden yapması gerekiyor, değil mi? ha, baktın ki sözlük kurallarının damına koymuş. ispikçiler var, editörler var, moderatörler var. onlardan biri değilsen, herhangi birine bir mesaj atıp "bak, sözlük kurallarını çiğnemiş bu entry'de." de. gereği yapılır.
çok mu uzattım?
az kaldı.
velhasıl-ı kelâm;
interaktif bir sözlükte farklı görüşlerde, farklı fikirlerde birsürü yazar var. herkes aynı fikirde olmak zorunda değil. derdin "mmm, bence hepimiz aynı şeyleri savunmalıyız. hem burası eşcinsel sözlük. öyle şeyler yazılmamalı"ysa, oturup biraz daha düşün derim.
sen dilediğin kadar ibne/gay/eşcinsel muhabbeti döndürebiliyorsan; adamın biri istediği kadar siyasetten, politikadan, cenıfır lopez'ın amından konuşabilir.
zira farklılıklar herzaman güzeldir. aksi takdirde kendini tekrar eden, hep yerinde duran bir ayısözlük karşılayacak seni ilerde. bu da hiç güzel olmayacak.
öptüm yanacıklarından. mucuk.
"türkiyeliyim... ermeniyim... iliklerime kadar da anadoluluyum. bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi batı denilen o hazır özgürlükler cennetinde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere sülük gibi yamanmayı düşünmedim. kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.
şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ ödüyorum." demiş vakt-i zamanında.
sonra, 19 ocak 2007de kalleşçe öldürüldü; bir nefret cinayetine kurban gitti bu güzel insan.
arjantin'deki kirli savaş döneminde hayatını gözaltılarda kaybeden ya da kaybolan çocukları için örgütlenen plaza de mayo madre'den ilham alan güzel anneler.
ilk kez 27 mayıs 1995te galatasaray lisesi önünde toplandılar gözaltında kaybolan ya da işkenceyle hayatını kaybeden oğullarının, kızlarının, canlarının, kardeşlerinin, eşlerinin hesabını sormak için.
hâlâ, yine cumartesi günleri, yine galatasaray lisesi önünde toplanıyor bu güzel anneler.
bu kadının "erkek kadın fark etmez. aşk insanı affetmez. ne gerek var kavgaya. haydi eller havaya.eller havaya" diye giden bir şarkısı vardı. biseksüelliğin kitabını yazmıştı teee yıllar önce. piyasa, değerini bilmedi işte bu kadının. üzülüyorum. duşa girip ağlayacam. giden günlerim oldu. çok.
okuduğunu anlayamayanlar, bakıyorum da, ağızlarından salyalar akıta akıta açığını aramaya çalışıyorlar. şakaysanız komik değilsiniz; yok efendim, ciddiyseniz de çok komiksiniz.
"faşo ağalık yapacağım, ille de nefret kusacağım" diye diye kendinizi heder ettiğiniz bu şerefli* yolda, idrak yollarınız da kapanmaya yüz tutuyor elbette. çok yazık.
ha, ben de seni** insan olarak tanımlamıyorum. ancak, nefes alıyor olduğun için bir organizma olduğunu kabul ediyorum. n'apalım.
*iki ş ve kelime sonuna olumsuzluk son eki eklendiğinde daha manidar oluyor. kıpskıpskıps.
i, here, would like to start a campaign in order to get rid of all those bloody effing bastards that use ayı sözlük and without a glimpse of shame, continue ignoring the fact that they do not know one tiny word from the most wondrous and wonderful language of them all: english.
their level of ignorance disgust me and the ones who agree with me. be it beginner or elementary, unless their level of english is upper-intermediate, those so-called writers should be kicked off from this marvelously interactive online dictionary if we all want to reach the top of encompassing civilizations.
ehm. ikinci random gülüşüm geliyor ve buna götümüm iki seksi yanağı da eşlik ediyor: asdşlfksadşflkasdf.
her şeyden önce ingilizce ilahiyat programının haklılığını savunmak için mısır daki el ezher üniversitesi nin örnek gösterilmesi şaşılacak ve üzerine kahkahalarla gülünecek bir şey. niye? çünkü, sen kalkar üç beş yarrak kafalı adamın yönettiği ve onun bunun uşağı yaptığı mısır ı bana örnek gösterirsen, ben de gülerim.
el ezher üniversitesi lan! ve sen argümanının geçerliliğini savunmak adına bu üniversiteyi (üniversite demeye dilim varmıyor ya, neyse) örnek gösteriyorsun. daha 2010 yılında, bu yerin (kendisine üniversite deyip iltifat etmeyecem) hadis bölümü başkanı şöyle bir fetva veriyor: "kadınlar, aynı işyerindeki erkekleri emzirirse, akrabaya dönüşür, tacize uğramaktan kurtulur." o ye, dis iz naaays!
bu üniversite bozmasının daha birsürü vukuatı var da... konumuz kendileri değil.
"your argument is invalid, babe." diyeyim ben. ingilizce ilahiyat. ohuhuuuv! sanırım yine boşalacam. başka şeyler düşün. başka şeyler düşün.
hayır, o değil de... at gözlüklerinini az çıkarın yahu! kış zaten. güneş de pek yok. caaanım gözlerinize bir şey olmaz. merak etmeyin.
4-5 yıl içerisinde bu bölümden mezun olanlar ingilizce öğretmenliği yapacak. ingilizce öğretmenliği ve ingiliz dili ve edebiyatı okuyanlar da siki yerler artık afiyetle. "mmm, en azından kısa değil."
ulan! siz sanıyor musunuz ki bunlar güzelce okuyup, ilahiyat ile ilgili mezun olduktan sonra ne yapıyorlarsa onu yapacaklarını? sanıyorsunuz demek. valla muazzam. alkışlıyorum. ancak ben sanmıyorum. bu badem bıyıklı filintalara okudukları üniversitelerde formasyon dersleri verilecek. e onlar da bunu can-ı gönülden kabul edecekler elbette. sonra da kalkıp ingilizce öğretmenliği yapacaklar muazzam, harikulade, excellent and fluent ingilizceleri ile.
gazetecilik (ya da daha alakasız) bölümü okuyup, ingilizce öğretmenliği sertifika programına yazılıp ingilizce öğretmenliği sertifikası alan ve sonra da kpss yi geçip (kpss ile ilgili de birsürü şey denir esasında. neyse) ingilizce öğretmenliği yapan adamlar var bu ülkede. bu adamlar, kendi gençlerini ingiliz dili ve edebiyatı ve kültürü ile haşır neşir olmuş ingilizce öğretmenliği ve ingiliz dili ve edebiyatı okuyan gençlere tercih ederler elbette. daha geçenlerde doğunun amına koyan melleleri devlet memuru statüsüne kavuşturmadı mı bunlar? ha? gözünüz mü görmüyor, görmek mi istemiyorsunuz? az öngörülü olun yahu!
ben gidip az virginia woolf okuyayım diyecem ama yasaklanmalı bence hanımefendi. zira intihar dinimizce caiz değil. haksız mıyım? hmmm. oscar wilde? oooooo! asla olmaz. ibne o lan! yassak kardeşiiim! ibnelik dinimizce caiz değildir. cezası idamdır ve ibneler cehennemliktir.
harun yahya okumak varken, virginia woolf, oscar wilde, edgar allan poe de kim oluyormuş? hepsine kafam girsin.
"caiz değildir"in ingilizcesi ne ola ki hem? öğreneyim. ilerde lazım olur. badem bıyık yakışır mı bana sizce?
izninizle entry me random bir gülüş ile başlıyorum: ajsdklfjasdfkljasdf.
şimdiiii...
istanbul üniversitesi nde var bu bölüm. afili bir de adı varmış: theology in english. oh yeah babe, i am coming, i am coming!
bir yıllık ingilizce hazırlık sınıfından sonra dört yıllık lisans eğitimi veriliyormuş.
olay burda. göz atılabilir: http://egitimdeyapilanma.istanbul.edu.tr/mufredat.php?id=469
öyle bir gözüdönmüşlük belirmiş ki adamlarda yakın zamanda "ben ingilizce ilahiyat okudum ve ingilizce öğretmenliği yapıyorum" diyen adamlar türeyecek ortalıkta. bekleyip görün.
erkeklere hiç yakışmadığını düşünüyorum. bunun seksist (siz türkler ne diyor? ammm... ammm... cinsiyetçi?) bir bakış açısıyla alakası yok. yakışmıyor işte.
uzun saç ve erkek ikilisi,
ı ıh, olmuyor, olmuyor, olmuyor!