mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

suriye

kendisinin veya askerlerinin müslüman olup olmadığı beni ilgilendirmeyen suriye diktatörü esad'ın diktatör olması yeterlidir. evet suriye halkı değişim ve demokrasi istemektedir. bu amaçlayan yapılan ve ilk başta barışçıl olan gösteriler, emperyalist güçler, ve onların bölgedeki işbirlikçileri tarafından silahlı ayaklanmaya dönüştürülmüştür. esad sadece alevi nusayri azınlığa degil, halep ve damascus un sünni burjuvazisinede dayanmaktadır. hala suriye olayını, alevi esad, sünni suriye halkına zulmediyor argümanıyla açıklamaya çalışanlar fena halde yanılıyor. bunlar erdoğanın, "müslümanlar katliam yapmaz" söylemine de inanıyor olsa gerek... ee, sudan diktatörü ömer beşirde mi alevi? esad, emperyalizmle ve onun yardakçılarıyla arası açık bir diktatördür. bu onu daha iyi bir diktatör yapmaz. çünkü ne kendi, ne de onu savunan rusya ve çin'in demokrasi karneleri hiç iyi değil. bu yüzden ulusalcı
kemalistler gibi esad yardakçılığı yapmayacağım. ama, sivilleri kendilerine kalkan yapan, yakaladıkları memurları binaların tepelerinden atan vahşi el kaideci çapulçuları da, özgürlük savaşçısı saymayacağım. esad evet diktatördür. ancak muhalif diye adlandırılan silahlı örgütler de amerikanın piyonudur. suriyede kanlı bir cephe savaşı vardır. savaşın tarafları, suriyenin alevi, sünni, dürzi, hiristiyan, yahudi, arap, kürt, türkmen halkı değil, bölgesel çıkarları olan emperyalistler ve onların yardakçılarıdır. ama kanı dökülen bu mazlum halklardır. olan, her kökenden mazlum suriye halkına olmaktadır. esadın aleviliğini ön plana çıkaranlara sormak lazım, suriyenin çoğunluğu alevi olsaydı
ve esad sünni azınlığa mensup bir diktatör olsaydı, bugünkü pozisyonunuz nasıl olacaktı? mesela bahreyn hakkında ne düşünüyorsunuz?

kendinden büyük erkekleri sevmek

kürt erkekleri

almanyada türk erkekleri, fransada cezayirli erkekler, ingilterede pakistanlı erkekler, martinique adasında, adanın yerli halkına mensup erkekler için söylenenlere benzer ırkçı ithamlara maruz kalabilen erkeklerdir.

ayı sözlük yazarlarının penise verdikleri isimler

adama koyan şiirler

atilla ilhan şiirlerinin çoğu, 70 li 80 li kuşakların, harbiden amına komuş şiirlerdir..

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum...
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin...

o filmin yapımcısının başına 100 bin dolar

sırf kendileri gibi düşünmüyor diye onun bunun başına koydukları milyon dolarların, götlerine girmesini dilediğim kelle avcılarının sloganı.

cübbeli ahmet hoca

evvelsi günkü duruşmada binlerce taraftarının desteği karşısında duygulanmış ve medine ye hicret etmekten vazgeçmiş ünlü stand upçı.

beklemek

hayata ilk adımımızı atmakla birlikte yapmaya başladığımız eylem. hayatın ta kendisi beklemek.

annenin memesini beklemek, okşamasını, bağrına basmasını, altının değiştirilmesini, ninni söylenmeyi, uyutulmayı....

sonra ilk adımı atmayı, konuşmayı, büyümeyi...

sonra kendi kanatlarıyla uçmayı,

sonra sevmeyi... sevgiliyi... gelecek güzel günleri beklemek....

tıpkı godot yu bekler gibi...beklemek...

ve tabii ki, ölümü beklemek... randevusuna sadık olan tek bekleneni....


kazım koyuncu

okul arkadaşım. 91 yılının 6 kasım yök boykotunda, merkez kampüse giren çevik kuvvet epey bi yaralamıştı bizi. kafası gözü kolu falan kırılmış 60-70 ögrenci vardı sbf koridorunda. kazımın yeşil bir asker çantası vardı sürekli yanında taşıdığı. o çanta kan olmuştu. kendisi mi yaralanmıştı, yoksa içimizden brinin kanı mı bulaşmıştı bilmiyorum. kırılan kafamdan kan akıyordu. kazım yanımda oturmuş kafama pamuk bastırıyordu... güzel insan... o güzel atlara binip aramızdan gideli çok zaman olmuş...

ayı sözlük kitap önerileri

gabriel garcia marquez- yüz yıllık yalnızlık
stefanos yerasimos- azgelişmişlik sürecinde türkiye
eduardo galeano- latin amerikanın kesik damarları
emile zola- germinal
marcel proust- kayıp zamanın izinde (7 kitaptan oluşan baba bir külliyat)
mehmet eroğlu- kusma kulübü
atilla ilhan- bütün şiirleri
ahmet telli- su çürüdü
murathan mungan- şairin romanı
michael ende- bitmeyecek öykü
wilbur smith- yedi papirüs ve nil tanrısı

ayı sözlük yazarlarının içtikleri sigara markası

sigara yakmadan gelmeyen otobüs

arada sırada akla gelenler

kızdığı zaman, "ebeni kucaklarım" şeklinde egzantrik bir küfür savuran, ortaokuldaki güleç yüzlü, gri kumaş pantolon kendisine çok yakışan din kültürü ve ahlak bilgisi ögretmenimiz.

doktor daktari dizisindeki, gözleri bozuk olduğundan herşeyi çift gören klerins isimli aslan.

açık arka pencereden evimize girip gardrobuna yerleşen ve orda 3 yavru doğuran, sonra onları tek tek arka bahçeye taşıyıp orada büyüten ismini "obur" koyduğumuz sokak kedisi.

ünlü homofobikler

recep tayyip erdoğan
selma aliye kavaf
idris naim şahin

idris naim şahin

bakan. içişlerine bakıyor. yıl olmuş 2012, idris naim bey hala bakıyor... demek ki onun baktığı yerden herşey daha farklı görünüyor ki, bakmaya devam ediyor... türkiyede günler, acılarla, kederlerle, kinle, nefretle yüklü bir tren katarı gibi geçip gidiyor. o oturduğu yerden trene bakıyor. içimizden, bu tren bir yerde duvara çarpacak diye geçiyor... sadece bakan, bakmaya devam ediyor.

ateist eşcinsel

bazı yazarların, katliamcılıkla, umarsamazlık eylemini birbiriyle fena halde karıştırdığını gösteren başlık.
basit bir dille anlatalım. ortada din diye bir mefhum var. o dinin anayasası yerine geçen bir kitabı var. o anayasada suçların ve cezaların tanımı yapılmış. benim bir eylemimi- ki bu eylem bana göre suç değil- suç olarak değerlendirip ölümle cezalandırıyor. ben diyorum ki bu, günümüzün insani ölçülerine göre bir suç değildir. hangi çağda yaşıyoruz? bu eylem suç olmaktan çıkarılsın. onlar diyor ki hayir bizim anayasamız bir bütündür, kutsaldır, değiştirilemez, dokunulamaz. o zaman ben sizin anayasanızı tanımıyorum diyorum. benimle aynı durumda olan başka biri de gelip bana çatıyor, akıl veriyor, beni cool bir züppe olmakla itham ediyor. oysa ben ona sen şunu yap bunu yap dememişim... istediğini yapmakta özgür. o anayasanın içinde sonsuza kadar varolacak ölüm fermanından rahatsızlık duymadan, o yasaya biat edenlerin hepsinin yobaz olmadığından teselli bularak, sonsuza kadar yaşayabilir. ben de stokholm sendromu der geçerim. ancak sapla samanı karıştırmadığı müddetçe.

ateist bir eşcinselle, yobaz bir dindarı bir tutan bir akıl, ancak yurdumun bereketli topraklarında yetişir.... ne diyim ki, zekeriya beyaz öpsün sizi....

ateist eşcinsel

dinlerin onları lanetlediğini düşünen "gerizekalılardır". aslında böyle bi şey yoktur. dinler insanlar arasında ayrım yapmaz. kadın erkek eşittir zaten, bütün kutsal kitaplarda eşcinseller, pamuklara sarılmaları gereken çok muteber insanlardır. zaten bin laden, suudi arabistan baş müftüsü, el ezherin önemli din adamları, vatikanın etkili psikoposları, kudüsün baş hahamı, hep eşcinselliğe sempatiyle bakan insanlardır.

eşcinselleri dinden uzaklaştıran hep emperyalizmin kirli oyunlarıdır.. en saf eşcinselleri de, kafa karıştıran ucuz holivud filmleri sayesinde tuzağa düşürüp, ateizmin cool bişey olduğu yalanıyla dinden döndürürler.. ey eşcinseller, emperyalizm in tuzağına düşmeyin uyanık olun. allahın ipine sıkı sıkıya sarılın. cennette size vaadedilen nurilerden
olmayın.

edit: bazi yazarlar mesaj göndererek, bana nisa suresinin bazi ayetlerini hatırlattı, gözlerim faltaşı gibi açıldı.
mecburen aşağıya bir bkz. vermek durumundayım.

(bkz: ironi)

yiyemediği yarağın altına yatmak

halk dilinde, beceremeyeceği bir işe girişip, onu eline yüzüne bulaştıran, elaleme rezil olan insanların durumunu anlatan deyim.

- seyfettin abi sana dedim dimi, niye yiyemeyeceğin yarraan altına yatıyon?
+ öyle deme baboli, herif zenci olmayaydı, her türlü....

komedi dükkanı

sinan çetin yapımcılığını, ebru yalçın yönetmenliğini yapmıştır. ilk tv8 de yayınlanmaya başladı ve tolga çevikle beraber salih kalyon da kadroda vardı. tabi oyunun içindeki, sadece sesini duyduğunuz yönetmeni oynayan fırat doğu parlak ı unutmamak gerekir. program daha sonra salih abiyle yollarını ayırıp trt ye geçmiş, en sonunda startv ye transfer olmuştur. 15 haziran 2011 de sona ermiştir.

edit: emeğe saygısızlık olmasın. tombik, sempatik bir piyanist de vardı. adını bilmiyom... bilen birisi yazarsa sevinirim.

moda insanın kendine yakışanı giymesidir

pantolonu gösteren ütüdür, ayıyı gösteren götüdür. ne giydiğinin ne önemi var?
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah