mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

kafaya kuş sıçması

kuşların da ishal olabileciği bilimsel gerçeği.

üç beyaz

beyaz atın beyaz sikine konmuş beyaz kelebek

edit: at albinoysa demekki...

balyoz davası kararlarının açıklanması

davanın açılmasına neden olarak sunulan belgelerin içeriğinden çok, hangi kaynaktan sunulduğunun tartışıldığı tuhaf bi memlekette yaşadığımızı gösteren durum.

kaynak taraf olmasaydı da, cumhuriyet, hürriyet, zaman ya da le figaro olsaydı ne değişecekti? bu gizli bir plan ın parçasıdır diyerek amerikayı kesmetmenin kime faydası var? böylesine büyük operasyonlar elbette ki bir plan dahilinde ortaya çıkar. birileri bilgileri sızdırır. birileri de yayınlar. watergate, irangate, wikileaks.

sonuç itibariyle, bizim ordunun darbeci geçmişi yoktur diyebiliyor musunuz! muhtıralar verip parlamenter düzene çekmeye çalıştığı ayarların haddi hesabı var mı? denetlenebilir şeffaf bir ordu mu? dersimden tutun, 6-7 eylül olaylarının tertip edilmesine kadar, ( ki eski özel harp dairesi başkanı sabri yirmibeşoglu, atatürkün ün selanikteki evinin bombalanmasının iyi planlanmış bir özel harp dairesi operasyonu olduğunu itiraf etmiştir.) bir sürü kirli karanlık işin arkasında parmağı yok mu?

ordumuz akp tarafından "dizginlenmeden" önce, dünyanın en vahşi isgalci gücü nato ya bağlı değil miydi? , israil ordusuyla teknolojik yüzük kardeşliği yok muydu? bu ordunun albayları (bkz: alparslan türkeş) amerikan askeri akademilerinden kontrgerilla eğitimi almıyorlar mıydı? 12 eylüle giden taşları özenle yerleştirmeleri için faşist it sürülerinin maraşta, sivasta, çorumda katliamlar yapmalarını seyretmiyorlar mıydı? sonra 12 eylül darbesiyle, 750.000 kişiyi fişleyerek, işkence ederek, sürgün ederek memleketi, bütün demokratlardan solculardan ve yurtseverlerden temizleyip, ekonomiyi amerikan yetiştirmesi liberal özal a, eğitimi, ve social hayatın yeniden tandem edilme işini nurcu, süleymancı, fetullahçı, nakşi tarikatlarının insafına bırakmıyor muydu?

90 yılların "vatansever" komutanlarının doğu ve güneydoğuda işlediği insanlıkdışı cinayetlerin, köy boşaltmalarının, faili meçhullerin, insan hakları ihlali dava dosyalarının kalınlığı burdan bürüksele yol olmadı mı?

hala hangi vatansever ordu, yok ulusalcılara operasyon ? yukarıda marifetlerinin ufak bir kısmını saydığımız ordu, ne ara ulusalcı oldu da haberimiz olmadı.

bir operasyon olduğu doğrudur. ama ne operasyonu yapan ne de operasyona maruz kalan ulusalcı falan değildir.
iki klik, iki farklı güç odağı arasında yaşanan gücü kontrol etme çabasıdır... akp li olmadığımı, diğer entry lerime bakanlar anlayacaktır... ama sırf akp karşıtlığı yapmak için de postal yalamanın alemi yok. savunmamız gereken, ne askeri, ne sivil vesayet, demokratik türkiye olmalı. evet, akp nin faşizan politikalarına karşı saflar sıklaştırılmalı, ama bu saflarda militaristlerin yeri olmamalı.... sevgiyle kalın...

evimi yıkarsanız karımı öldürürüm

bir gün umarım türkiyedeki, genelde nefret cinayetleri, özelde kadın cinayetlerine karşı, özendirici değil, caydırıcı cezalar konulur da, yurdumun marangozluk hatası kalas erkekleri " karımı öldürürsem evimi başıma yıkarsınız" diye düşünüp, o kadar kolay cinayet işleyemez şeklinde düşüncelere gark eden başlık.

paris hilton

2010 yılı temmuz ayında 3 gece kaldığımız, arch de triomphe yakınlarındaki otel. servisi, verilen paranın altında.. i do not recommend at all.

küba purosu

insanın yüzüne gülücük konduran anlar

sabahın 9 unda metrobüse, bir grup ayıyla aynı kapıdan binmek.

(bkz: kaleye 10 şut çeksen biri gol olur)

(bkz: fordçuluk)

el sikiyle 31 çekmek

ayı sözlük yazarlarının burçları

vaşak burcu... yok la yok taşak burcu.. kandırdım la başak burcu.


(bkz: yürü bi git be yavşak)

ayı sözlük yazarlarının yaşları

mahallenin bakkalinin kocasi

çirkef lafını üstüne alan yazar. aynı zamanda anarşist ve ateist. muhafazakar değerlere, yerleşik ahlak kurallarına, statükocu, tahakkümcü dayatmalara karşı çıkacak, ve bunu yaparken, çevreye verdiği geçici rahatsızlıktan ötürü özür dilemeyecektir. bazı geceleri boş sozlükte at koştururken, " savulun uleeynn, konformizminizi zikmeye geldim" diye naralar atıyormuş. alfonso öyle diyor. alışıldık değer yargılarıyla dalgasını geçen tam bir tabu deviren. entellektüel şiddeti savunuyor. bu yüzden ayı sözluk artık eski ayı sözlük olmayacak.

ancak çirkefliği, ona buna bok atmak olarak algılamadığı ve derdi, kişilerle değil zihinlerle olduğu için, sözlükteki hiçbir yogicanla papaz olacağını sanmıyoruz. olsa olsa belki sadece p olanlarla belli bir düzeyde muhattap oluruz
diye düşünebiliriz dimi alfonso? alfonso yine arazi oldu. muhtemelen işindedir, gücündedir.

(bkz: zihinsel çirkef)
(bkz: çene ishali)
(bkz: ailenizin kafa açicisi)

samsun'da akpli başkana yumruk

bingöldeki saldırıda hayatını kaybeden 20 yaşındaki piyade er hasan hüseyin aydoğdunun cenaze töreni esnasında bir gurup ülkücü samsun büyükşehir belediye başkanı yusuf ziya yılmaz ın aracının önünü kesiyor, arbede çıkıyor ve başkan suratına yumruğu yiyor...

13 nisan 2010 da yine samsunda dtp esbaşkanı ahmet türk sivil bir faşistin saldırısına uğramış bu saldırıda burnu kırılmıştı. o günlerde sosyal medyadaki kudurgan yavru kurtlar, " oh olsun" minvalinde, saldırı videosunu ağızlarından salyalar alarak paylaşmışlar, dönemin akp li yöneticileri bu olayı "halkın haklı tepkisi" olarak değerlendirmişlerdi. apoletli türk basınıda, birkaç namuslu kalem dışında, bu linçe göz yummuştu. apaçık bir nefret
suçu olan böylesi bir eylemi kınamak yerine, bunu milliyetçi oylara tahvil etmeyi seçmişlerdi. kamuoyunda oluşan bu sempatiyi fırsata çevirmek isteyen saldırgan, bir de utanmadan 12 haziran seçimlerinde bağımsız milletvekili adayı olmuştu.

akp liler heralde birgün " halkın haklı tepkisinin" kendilerine yöneleceğini kestirememişlerdi. uluderede akpnin kaymakamına linç girişimi, samsunda akp nin belediye başkanına yumruk... sonları hayra alamet diil.


tanrıya inansaydım ilahi adalet diyecektim. ama sadece, rüzgar eken fırtına biçer diyip geçelim.

evimi yıkarsanız karımı öldürürüm

adananın kozan ilçesine bağlı güneri köyünde, evlerini yıkmaya gelen belediye ekiplerine ve jandarmaya direnen vatandaşlardan birisinin, karısının boynuna bıçağı dayayarak yıkıma engel olmaya çalışması.

kadın, yine ilk gözden çıkarılacaklar listesinde başı çekiyor.

nazım usta ne güzel yazmış yıllar önce...

ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen,
kadınlar... kadınlarımız....

eşcinsel hoşgörüsüzlüğü

bizleri yoksayan, ötekileştiren, şeytanlaştıran bütün düzcinsellere karşı olduğunda, hoşgörülecek olan hoşgörüsüzlüktür.

ayı sözlük yazarlarının fobileri

mahallenin bakkalinin kocasi

geçen haftanın hen en hoş hem de en boş entryleri sıralamasında tavan yapmış yazar. bu durum yazarın, ağır manic depresif semptomlardan muzdarip olduğuna delalet eder mi? ey yımırtaya can veren rabbim. sen onun aklına mukayyet ol... sen onu bize bağışla...


(bkz: birisi doktor çağırsın)

erdal eren

bugünlerde, halka hesap vermemek için o hastane senin bu hastane benim, fellik felik kaçarak, rapor üstüne rapor alarak adaletten sıyırmaya çalışan 12 eylül cuntacılarının; yine sahte heyet raporlarıyla yaşını 18 e yükselterek astırdıkları 17 yaşındaki devrimci.

yok saymak

en nefret ettiğim şeydir yok saymak.
çünkü bizi yalnızlaştırıyor yok saymak, tek tipleştiriyor, fakirleştiriyor zaten zavallı olan hayatlarımızı... zorlaştırıyor..
birini, birilerini ötekileştirmekte, yok saymakla başlamıyor mu zaten? kürtleri yok saymak, alevileri, çingeneleri, kağıt toplayıcıları, tinercileri, travestileri... sonra kadın cinayetlerini, çocuk istismarlarını...
onları yok saydığımızda hayat daha da konforlu olmuyor... bir yolunu bulup, yine de sızıveriyorlar zehirli bir gaz gibi, cam fanuslardaki steril hayatlarımıza..
yok sayılanların en eskisi, binlerce yıldır bütün dinlerin afaroz edip, bütün devletlerin astığı kestiği, en iyisinin bile cüzzamlı muamelesini reva gördüğü biz, en modern toplumların, daha yeni yeni, adına "village" denilen modern gettolarda yaşamamıza "lütfen" rıza gösterdiği biz, yani sodom ve gomorra nın lanetli çocukları, bizim kimseyi yok sayma lüksümüz var mı? gey yürüyüşlerinde boşuna mı bağırıyoruz "eşcinseller vardır" diye?

varsaymak

bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce üretebilmek için onu olmuş veya olacak saymak, farzetmek.

kaynak: tdk

varsaymak

  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah