pek de sorun olarak göremediğim sorunsal. işsizlik kadar yaratıcılık gerektiren bir uğraş yoktur gözümde. gereksiz görünen her şeyi mizaha uydurmaktır çünkü işsizlik. bu yolda zamanını feda etmektir.
mesela şu dünyada tanıdığım en işsiz insan leoparsiz burjuvadır. yaptığı işsizlikleri "nasıl düşündü bunu, niye düşündü acaba?" soruları eşliğinde hayranlıkla izlemişimdir hep.
platin sarısı saçları ve mor kostümüyle tekken'in en badass kadınıdır. anna williams'ın ablasıdır ayrıca. bu iki kardeş babaları tarafından azılı suikastçiler olarak yetiştirilmişler. babalarının takdirini kazanma yarışı yüzünden araları açılmış, babaları ölünce birbirlerini suçlayıp ölümüne düşman olmuşlardır.
yanlış hatırlamıyorsam nina 20 yıl kadar uyutuluyor ve tekken 4'te bir çocuğu olduğunu fark ediyor. o da dünyaca ünlü boksör steve.
nina tekken 6'da ise jin'in ordularının başına geçiyor. anna kaltağı da bunun üzerine karşı tarafa katılıyor.
ekleme: steve'i öldürmek için kiralanıyor bu arada. son anda atıyor sniper'ı yere.
tekken 6'da mishima zaibatsu'nun başına geçerek dünyaya savaş açan asi ergen. ilk crushlarımdan biridir kendisi. artık dört yaşımdayken nasıl bir aşkla oynuyorsam onu, law'a yenilip inatla başka karakter seçmeyerek sinir krizine girmem sonucu ablam tarafından orjinal tekken 3 cd'm kırılmıştı. işte öyle bir travma bıraktı bende alevli paçalı eşofmanıyla.
sabah hava karanlıkken kalktım, bir saat ayakta metrobüs işkencesinden sonra servisi bulamayıp beş km kadar okula yürüdüm, allahın belası skinny pantolonumla işkence çektim ve hiçbir yere oturamadım, on dakika kadar güneşte kaldım diye kollarım kıpkırmızı oldu, ayakkabım vurmaya başladı, okulda gitmem gereken binayı bulamadım ve yaklaşık iki litre kadar kola tükettim. sakinim.
bir başıma imax'te izlediğim ve çok beğenemediğim film. beklentim yüksekti belki o yüzden, guy ritchie var ortada sonuçta.
mesela henry cavill, tabi allah gibi de bi olmamış mıydı sanki ne? çıtı pıtı alman kız hoşuma gitti ama. armie hammer aynı şekilde.
senaryo yeteri kadar detaylı değildi bir ajan filmi için. hani mission impossible var aynı türde, her filmi özenerek yazılmış.
öyle yani. orta karar bir film benim adıma. izlenir mi derseniz izlenir yani bir şey kaybetmezsiniz.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *