oynama şansı bulamadığım ve dolayısıyla içimde kalan playstation 2 oyunudur. ign tarafından en iyi playstation 2 oyunu seçilmiştir. atmosferi ve müzikleri çok övülür, hikayesinin içinizi ısıttığı söylenir. umarım bir gün külüstür ps2'mi çıkarıp dünyasında kaybolacağım.
a song of ice and fire evreninin lannister hanesine ait ünlü bir söz. "bir lannister her zaman borcunu öder" şeklinde çevrilebilir. genelde çoğu lannisterın altın sıçtığına inanıldığından*** westeros halkı bu söze hemen kanar.
çok pimpirikli bir insanım sözlük. bu sabah baş gösteren burun akıntım ve halsizliğim sebebiyle domuz gribi belirtilerinden tut aids belirtilerine kadar google'da türlü türlü arama yaptım. ardından ölürsem insanlar nasıl tepki verire kadar gitti bu düşünceler. az önce lol'de de feedledim ve şimdiyse uyuyamıyorum. abdest alsam geçer mi acaba diye düşünüyorum.
exogenesis symphony üçlemesini ard arda dinledikten sonra bünyede çok ilginç hisler bırakan grup. özellikle üçüncü bölümdeki veda teması gözlerimi dolduruyor her dinlediğimde.
kendini benim değerimin ne olduğunu belirleyebileceğine inandırmış beyin yoksunu yöneticileri ortaya çıkaran haber. besle devleti oysun gözünü yani. her boka karışınca başları göğe erecek sanki.
twist yapmaktan başımı döndüren dizi. game of thrones'da yok bu kadar entrika. sezon finalini nefessiz izleyeceğim bu gidişle. bu arada üçüncü sezon kadrosuna rome'un titus pullo'su, yani ray stevenson blackbeard olarak katılmış. gittikçe büyümeye başlıyor dizi gözümde.
bugünden itibaren çalışmaya başladığım edebiyat kolu. enderunlu fazıl da bizdenmiş mesela. erkeklere yazdığı bol miktarda şiiri var. enderunlu delikanlılarla yaşadığı aşk maceraları yüzünden saraydan kovulmuş hatta.
sanırım asla beceremeyeceğim şeylerden biri. ne desen saçma duruyor öyle gıcık bir durum. ben en iyisi birinin teklif etmesini bekleyeyim 99 yaşıma kadar.
(bkz: ayı sözlükte erkekler teklif ediyormuş)
4. sezon finaliyle "be the walker, not the dog" diyerek feminizmi sonuna kadar hissettiren dizidir. tüm kızlarımız kendini aşmış, üzerlerindeki erkek etkisinden kurtulmuşlardır. marnie'nın solo çıkması, shosh'un iş teklifini kabul etmesi, jessa'nın terapist olma isteği, hannah'nın "i can't" deyişi... six months later muhabbeti olmasa dizi için harika bir final olabilirdi ama 5. sezon onayını da almış. hayırlısı ya ne diyelim. bu arada şu mimi rose ve ace zımbırtısı olmasa daha güzel bir sezon olabilirdi 4. sezon. resmen öylesine girdiler diziye, hiçbir etkileri olmadı.
bu arada (bkz: babanızın ilk aşkının bir erkek olabileceğini düşünmek)
hannah ölümüne liberal ve açık fikirli bir kadın olsa da pek bir etkilendi babasının gay olmasından. elijah'nın "full-on anal!" demesi ve hannah'nın tepkisi çok güldürdü.
direk ufo demesek de uzaylılara inanmamanın mümkün olmadığı bir devirde yaşıyoruz. contact'de çok güzel değilmişti buna:
the universe is a pretty big place. if it's just us, seems like an awful waste of space.
çok eğlenceli bir çizgi roman uyarlamasıdır. michael cera, anna kendrick, alison pill ve daha birçok tanıdık oynuyor filmde. yeni sevgilisinin kalbini kazanabilmek için kızın yedi eski sevgilisini yenmesi gereken scott pilgrim'ın macerasını anlatır. wallace adlı inanılmaz cool ve komik olan gay bir karaktere sahiptir ayrıca film.
hiç beceremediğim eylem. anlamıyorum ben kıskanan kişiyi, empati falan da yapamıyorum. ilişkim olmadı belki ondandır diyeceğim ama aşık olduğum ya da hoşlandığım kimseleri de kıskanmadım şu ana kadar. seven adam kıskanır muhabbetine karşıyım dolayısıyla. seven adam güvenir daha doğru bir çıkarım.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
arkadaşlar inanmayın buna, a4 kağıtta fotoğrafla olmaz bu işler. platoniğinizin tükürüğü, saç teli, tırnağı falan lazım. çok daha güçlü olmasını istiyorsanız bir damla kan hatta, bakın bu da yılların vampirinden tavsiye size. ah bu günümüz büyücüleri... 3d printerla voodoo doll yapacaklar utanmasalar.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
bugün yürüyüşe başlayayım dedim, gittim bir yürüyüş parkuruna yürümeye başladım emekli amcalar gibi. emekli amca demişken üç-dört tur attıktan sonra eşofmanlı bir amca jet hızıyla yürüyerek yanımdan geçti. ben de gaza geldim tabi, kaç yaşında amca bana parkurun tozunu attırıyor. hızlandım, deli gibi yürümeye başladım ve sonunda yetiştim amcaya. bi yan gözle baktı bana ve "hmpf"* efektiyle bastı yine gaza. iyice dellendim bu sefer, ride the lightning'i açarak yürüyüş atletine bağladım hemen. evet amcayı geçtim baya fakat vücudumu hissetmiyorum sözlük.
özet: spordan nefret ediyorum.
istabul'daki ilk günümde katıldığım (ve ilk katıldığım) zirve oldu. bu kadar tatlı insanı bir arada görmek gerçekten mutlu etti. dark bear'a teşekkürlerimi borç bilirim.*
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *