daha o zamanlardan benim mora çaldığımı, zaman içinde bana morarta morarta anlatan şarkıdır. mor ve ötesinin 1997 yılında çıkardıkları ilk albümlerinin çıkış parçasıdır.
http://kisalt.be/diyf1q
olasılıklar, şanslar
olaylar neden hep senin tersine
bunu hala sorma
yanlış yer ve yanlış zaman
bunlar hep aldatmaca
bunu artık anla
belki bir gün güneş doğar
mezarının üstünden, sen sessizce uyurken
uyanınca üzülme gerçek bu işte
tesadüfen yalnızsın, henüz yolun başındasın
tesadüfen yalnızsın, gerçeklerin farkındasın
kelimeler sokaklar ve evler
ne kadar da boş şeyler
sen gizlice ağlarken
biraz umut biraz sevgi
ne çok şey demek oysa
senden uzakta
ama kim bilir belki bir gün
o yaşarken sen ölmezsin, acılar akıp gider
uyanınca üzülme gerçek bu işte
jay jay johansondan bir baş yapıttır. kendisinden beklendiği gibi acı ve melankoli yüklü bir parçadır. * ilk kez queer as folk dizisinde dinlemiştim. david ve michael karakterlerinin ayrıldığı sahneye çok pis monte edilmişti. *.
sözleri:
autumn is here inside my heart
when theres springtime in the air
loneliness is tearing me apart
being lost makes me scared
ı keep on asking the gods above to send my love back to me
oh please let these days and weeks
pass by so quickly
nobody suffers like ı do
nobody else, oh no
nobody suffers like ı do
nobody else but you
you had to leave, ı know
and we knew it would be tough
you said you would be back soon
soon is not soon enough
ı keep on asking the gods above to send my love back to me
oh please let these days and weeks
pass by so quickly
nobody suffers like ı do (nobody suffring)
nobody else, oh no
nobody suffers like ı do (nobody suffring)
nobody else but you
through this waiting in vain
all this darkness and pain
ıve been crying for you, now ım dying
when this test is at the end
ı hope youll understand
that youre all that ıve got
oh darling
(nobody suffring) (nobody suffring)
autumn is here inside my heart
when theres springtime in the air
nobody suffers like ı do (nobody suffring)
nobody else, oh no
nobody suffers like ı do (nobody suffring)
nobody else but you
nobody suffers like ı do (nobody suffring)
nobody else, oh no
nobody suffers like ı do (nobody suffring)
nobody else but you
----------------------------------------
nacizane tercümesi:
sonbahar burada kalbimin ta içinde
havada bahar olduğu zaman
yalnızlık benim içimi ayrı bir parçalar
kaybetmiş olmak beni çok korkutur
sevgimi bana geri göndermesi için
tanrıların katında sürekli soruyorum
ah! izin ver günler ve haftalar kolayca geçip gitsin.
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez
hiçkimse ah! hayır
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez
hiçkimse ama ya sen
terk etmek zorundaydın, biliyorum
ve bunun çetin olacağını da biliyorduk
pek yakında geri geleceğini söylerdin
yakında olması yeteri kadar yakın değildi
sevgimi bana geri göndermesi için
tanrıların katında sürekli soruyorum
ah! izin ver günler ve haftalar kolayca geçip gitsin.
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez (hiçkimse zarar veremez)
hiçkimse ah! hayır
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez (hiçkimse zarar veremez)
hiçkimse ama ya sen
gururlu bu bekleyiş sırasında
bütün acılar ve karanlıklar var
senin için ağlamaktayım ve şimdi ölüyorum
bu sınama bittiğinde umarım beni anlayacaksın
ama elimdeki tüm varlığım sensin
ah! sevdiğim
(hiçkimse zarar veremez)
sonbahar burada kalbimin ta içinde
havada bahar olduğu zaman
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez (hiçkimse zarar veremez)
hiçkimse ah! hayır
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez (hiçkimse zarar veremez)
hiçkimse ama ya sen.
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez (hiçkimse zarar veremez)
hiçkimse ah! hayır
hiçkimse bana kendim kadar zarar veremez (hiçkimse zarar veremez)
hiçkimse ama ya sen.
hayal kırıklıkları malesef gururu zedeler. ama gururda insanı. bu sebepten gurur insanın gözüne bir perde çeker. fedakarlıkları biriktirir ve perdeleri kapatır. aslında güzel olan fedakarlıkları gönülden yapmak değil midir? yine olsa yine yapacağımızı bilmek değil midir? neden hayallaerimizin teminatı gurur olsun ki...? hayaller kırıldı mı iz bırakmaması beklenmez. kırık haliyle sevmeye devam edilir. sebat etmek ve kırıklarda kırılan ışığın yaydığı renklerle yaşamak apayrıdır aslında.
adele adlı muhteşem sesten dinlemeyi en çok sevdiğim şarkılardan biridir. http://kisalt.be/3a3138
ıve been walking in the same way as ı did
missing out the cracks in the pavement
and tutting my heelstrutting my feet
ıs there anything ı can do for you dear? ıs there anyone ı can call?
nothank you, please madam. ı aint lost, just wandering
round my hometown
memories are fresh
round my hometown
ooh the people ıve met
are the wonders of my world
are the wonders of my world
are the wonders of this world
are the wonders of my world
ı it in the city when the air is so thickopaque
ı love to see everybody in short skirts, shortsshades
ı it in the city when two worlds collide
you get the peoplethe government
everybody taking different sides
shows that we aint gonna stand shit
shows that we are united
shows that we aint gonna take it
shows that we aint gonna stand shit
shows that we are united
round my hometown
memories are fresh
round my hometown
ooh the people ıve met
are the wonders of my world (4x)
---------------
aynı yolda yürüyorum, eskiden yaptığım gibi
kaldırımdaki çatlakları gözden kaçırıyorum
ve topuğuma tühleyip,ayağımı sürüyorum
senin için yapabileceğim birşey var mı canım? çağırabileceğim biri?
hayır ve teşekkürler, lütfen bayan. kaybolmadım sadece boş boş geziniyorum.
doğduğum şehrin dolaylarında
hatıralar taptaze
doğduğum şehrin dolaylarında
ah, tanıştığım insanlar
dünyamın harikaları
dünyamın harikaları
bu dünyanın harikaları
dünyamın harikaları
şehirde havanın bu kadar kalın ve ışık geçirmez oluşunu seviyorum
herkesin kısa etek, şort ve gölgelikle oluşunu görmeyi seviyorum
şehirde iki dünyanın çarpışmasını seviyorum
insanlar ve devleti anlarsın
herkes farklı taraflara geçiyor
ayrılmayacağımızı gösterir
tek yürek olduğumuzu gösterir
katlanmayacağımız gösterir
ayrılmayacağımızı gösterir
tek yürek olduğumuzu gösterir
doğduğum şehrin dolaylarında
hatıralar taptaze
doğduğum şehrin dolaylarında
ah, tanıştığım insanlar
en sevdiğim yorumculardan biridir. amy winehouse*un açtığı yoldan ilerleyen, nadide güzel seslerden biridir. malesef bu sene yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle bütün konserlerini iptal etmiştir.* şu an amerikada ses telleri ile ilgili tedavisinin sürdüğüne dair haberlerde yer almaktadır. yaptığı açıklamalarda ses telleri ile ilgili problemin zaman içerisinde daha büyük problemlere yol açmaması adına şu anda tedavi olduğunu söylemiştir. 3. solo albümünü tamamlamak için gün saymaktadır. tabi bizde merakla dinlemeyi beklemekteyiz. allah şifa versin... çınlasın yer gök o nameleriyle.
hometown glory
2000 yılında senin gibi adlı parçayla bize sesini duyurmuş ve daha sonrasında da güzel işlere imza atmış besteci ve yorumcudur. o yıllarda daha çok elektronik alt yapılar kullandığı eserleriyle dikkat çekmiştir. daha sonraları rock müzik adına yaptığı işler de takdire şayandır. van için rock kampanyasının fikir annesi ve bu olaya ön ayak olan kişilerdendir. gerçektende severek izlenecek biridir.
hmm! geçtiğimiz zamanlarda bana hep küçük denk gelmişti ama bu sefer büyük hissediyorum... gibisinden dialogların geçtiği var mısın yok musun yarışmasını akıllara getirir.
doğarken acı cığlıklarla başlarız bu hayata. sonrasında da bu cığlıklar dilimizi, bedenimizi ve ruhumuzu sarar durur. vakit geldiğinde bir süreliğine bu acıya biraz daha katlanmamız gerekir. ardından son nefesimizle başka bir dünyaya onu da yanımızda taşırız. acı bize verilmiş en önemli histir. acıyı öğrenmek daha doğrusu acıdan kaçmak için öğrenmek en değerli öğütlerden biridir. ama acıyı kesmeye yetmez. asıl amaç acı ile yaşamayı öğrenmektir .
doğuda halen devam eden bir . onca zaman kız evlada yapılan ötekileştirme ve köleleştirme hareketinin ardından, bir damada verildiğinde bundan çıkar sağlamaya çalışmaktır. ancak o zaman bir değeri olduğu anlaşılır ama doğru olmayandır. insan yetiştirmenin, kendi ayakları üstünde durmanın ne kadar önemli olduğunu gösteren, az eğitimli ve gelişmiş bir toplum davranışıdır.
annen seni doğurmamış sıçmış! sıçmış! (söyleyişe göre annen derken e harfini açık bir şekilde söylemek gerekiyor. ardından doğurmamış derkende ğ ve u harflerini görmezden gelip, o harfini uzatmanız yeterlidir. son olarak sıçmış derken mış ekindeki ı harfınden sonrada a harfi ile ş ye bağlarsanız tam anlamıyla seslendirmiş olacaksınızdır. örnek: annien seni dooooormamış sıçmıaş sıçmıaş. hızlı okuyum başaracaksınız)*
kesinlikle hem fikir olduğum bir konudur. bunun için ispiyon et butonunu kullanmamız gerekmektedir. hatta bu konuyla ilgili olarak birkaç kişiden oluşan bir karar mercisininde olmasını talep etmekteyim. ancak böyle sözlüğün karakterini koruyabileceğimizi düşünüyorum.
entry yazarken kompoziyon kurallarının biraz daha dar bir hali geçerlidir. kısaca önce girizgah yapılmalı (ki bu tanım oluyor), ardından gelişme ( baştan geçen olaylar, akla gelenler olabilir) ve en sonunda da sonuca bağlanmalıdır (empati kurularak herkese mzgü bir bakış açısı yansıtılabilir). elbette her entryi bu kefeye koyamayız
.
mesela kamuoyu yoklaması yapmaya yönelik entryler buna dahil edilemez. (bkz: kaç cm) (bkz: seninki kaç cm) (bkz: ayısözlük yazarlarının kot bedeni)
yada hali hazırda tanımı yapılmış bir entry var ise ve yeni bir tanım yapılmayacaksa yorum eklenebilir (bkz: çanakkale) (bkz: misafir sigarası)
herşey bir tarafa kişi veya kişilerin yaşayışlarına yada kişisel haklarına tecavüz eden, şahsi küfürler ve hakaretler içeren başlık ve entryler görmekte mümkündür. işte bu gibi zamanlarda bu başlığın kılavuz olmasını gerekmektedir. kısa ve öz olarak eline beline diline hakim ol.
nuray teyzenin yaptığı mantar çorbası, karnıyarık , şehriyeli pilav ve cacık. bugün pek sevdim öğle yemeğini. bu sebepten yemekhanede gittim adile naşit misali kollarını mıncıkladım ve birazda kıkırdattım kendisinin.
son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.
bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.
şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.
her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.
gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.
* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.
neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *
neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.
* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.
sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.
neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.
neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.
aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:
- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.
-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.
ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.
buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.
yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.
not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .
not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...