kuvvetle muhtemel olarak narsisttir, intihali sever, hırsızdır, komplexlidir . kısacası başkalarının yaptıklarını kendine mal eden bir aforizmadır. tanımak kolaydır ne olduğunu sormanız yeterlidir. olduk olmadık tüm maharet kırıntılarını ustaymışçasına sıralar. aynı 2 akorla şarkı çalmayı öğrenip kendini gitarist ilan eden ergenler gibi.
birkaç dakika sonra başlayacak ödül törenidir. kırmızı halı geçişinde twitter oylaması neticesinde jennifer lawrence ın kıyafeti en güzel kıyafet seçilmiştir.
not: üstte tam aday listesi üzerinde kazananlar yıldız ile belirtilmiştir.
milletimizde son 10 yıldır süregelen bir söylemdir. belli başlı bazı uygulamaların birebir kopyasını yapmak bir yana dursun ama dünyada örneği olan şeylerin fikir olarak uyarlanması kopya değildir. örneğin: yabancı müziklere türkçe söz yazmak ya da daha önceden yapılmış bir işi tekrar yorumlamak işinin adı uyarlamadır. yıllar önce ajda pekkan, nilüfer... gibi sanatçılar bize o kadar güzel şarkılar seslendirmişlerdir. ve bunlar dilimize kültürümüze çokta yakışan şeylerdir. **
aziz valantin in bize yadigar bıraktığı sevgililere sevişme bahanesi, yalnızlara hiçlik prangası bir gündür. popüler kültürün alışveriş manyaklığına hizmet etmesi en çok karşı çıkılan konular arasındadır ama o gün geldiğinde alışverişe çıkan sevgililerin bolluğuna anlam verilemeyen gündür.
sözüm meclisten dışarı dostlar
bu günlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum
hani dilim dilim doğrasalar beni
marmara, ege, karadeniz
ve hatta akdeniz cacık olur diyorum
dedim öylesine büyük ki dostlar
kırka yarıp yine kırka bölseler
ve kırk bostana gübre diye serpseler
kırkbin tane ot biter de
kırkbin derde deva olur diyorum
ne oldu bana böyle durup dururken
oğlan aldı başını gitti
kız zaten lafımı dinlemezdi
düğmem kopkuk paçam sökük
oramda buramda çengelli iğneler
bir de çengelli iğne
nazar bozar derler
hanımın çorabı kaçık başında bigudiler
karabaş bile karabaş bile
yüzüme bakıp bakıp havlıyor
övünmek gibi olmasın ama dostlar
kendimi hıyar gibi hissediyorum
hani ince kıyım doğrasalar beni
akdeniz cacık olur diyorum
ve hatta atlas okyanusu
ve hatta hint okynusu
ve hatta hatta büyük okyanus bile
cacık olur diyorum böyle cacığa rakı mı dayanır
çivi çiviyi söker derler
soğuktan donanı buzla ovarlar
ben zaten yanmışım dostlar
peki beni fırınamı koysalar
zeytin suyuna kuru ekmek
böyle gelmiş böyle gidececek
kendisinin ayısözlükte yazdığını söyleyip, ilgi çekmeye çalışan kimliği belirsiz bir yazarcan, kameraların açılmasıyla bunu hemen yalanladı. soruları cevapsız bırakarak beyoğlunun arka sokaklarında kaybolan ayımız topuklarını götüne, kafasını tabelalara vura vura kaçtı. *
bölgedeki lider etihad'a kafa tutmaya çalıştıkları zaten biliniyordu ama hostesler ne alaka. * daracık kabinde bu kıyafetlerle ne hizmeti yapacaklar ya da acil durumda bu kıyafetlerle nasıl başa çıkacaklar göreceğiz. mesleğe uygun olmayan birilerinin mantığına göre yapılmış oldukları çok belli.
bir yael naim şarkısıdır. dönüp dolaşıp ve çalmaya başlandığımda sonuna kadar dinlediğim lost soul albümünün içerisinde yer alan parçasıdır. parçada suçun kimseye atılmadığı çocukça bir aşk anlatılmaktadır.
sözleri ise şöyledir:
she was a boy, it wasn't easy for her
i was a child to see it
she came alone to build her story
i was so young and loved her
go on you'll see
all that you want to be
while everybody's saying
hold on, you'll see
you'll never be free
but we just kept on growing
she was a boy with some feelings for me
i was too wild and missed it
i came alone to hear her story
while no one else was worried
go on she said
or else you will grow said
while everybody doubted
hold on, they say
one day you'll have to pay
but i was so afraid to go
hold on you're scared
you only need to dare
while everybody's laughing
go on, you'll see
one day you'll be free
and you will understand why
she was a boy, she was a boy, she was a boy
hiding in herself but
she was a boy, she was a boy
she knew that everyone was saying it
how much you want to see
how much you want to be
how much you want to live, see her growing
how much you want to see
how much you want to be
how much you want to live feel like falling
how much you want to see
how much you want to be
wishing everyday you could see her face again
how much you want to give
how much you want to live
she was a boy
she was a boy
but she was there for me
i was a child and
she was a boy
bir çocuktu, bu da onun için kolay değildi
öyküsünü yaratmaya yalnız gelmişti
onu görmek için bir çocuktum
çok gençtim ve onu sevdim
devam et, olmak istediğin herşeyi göreceksin
herkes söylenirken tutun, göreceksin
göreceksin asla özgür olmayacaksın
ama biz öylece büyümeye devam edeceğiz
bana duygu besleyen ile bir çocuktu
ben ise çok vahşiydim ve terk ettim .
halbuki hikayesini duymaya yalnız gelmiştim
kimse endişe etmezken.
devam et, herkes şüphe ederken tutun, bir şekilde büyüyeceksin dedi
onlarsa, bir gün bunu ödeyecek derdi
ama ben gitmekten çok koruyordum.
eğer korkuyorsan tutun
herkes gülerken
sadece meydan okuman gerekir
devam et göreceksin
bir gün özgür olacaksın
ve nedenini anlayacaksın
bir çocuktu, bir çocuktu, bir çocuktu
ama kendinden saklanıyordu
bir çocuktu, bir çocuktu
herkesin böyle dediğini biliyordu
ne kadar görmek istiyorsun?
ne kadar olmak istiyorsun?
onun büyüdüğünü gömek için ne kadar yaşamak istiyorsun?
ne kadar görmek istiyorsun?
ne kadar olmak istiyorsun?
dipte yaşamayı ne kadar istiyorsun?
ne kadar görmek istiyorsun?
ne kadar olmak istiyorsun?
hergün yüzünü tekrar görebilmeyi diliyorsun
ona ne kadarını verebilirsin?
ne kadar yaşamak istersin?
bir çocuktu...
bir çocuktu
ama benim için ordaydı
ben ise bir çocuktum ve...
o bir çocuktu
sony mobile ın son zamanlarda çıkarttığı telefonlardandır. 4 yıllık telefonumun bana daha fazla dayanamaması ve yarı yolda bırakması üzerine kullanmaya başladığım telefondur. özellikleri söyledir:
olumlu özellikleri:
-kulanılış açısından oldukça temiz bir arayüze ve pürüzsüz geçişlere sahip orta düzey ama üst beklentilere de cevap verebilen bir telefondur.
-telefonda takılma problemi yaşanmamaktadır. ancak animasyonlu duvar kağıdı kullanıldığı zaman fazla olmasada performans kayıpları yaşanmaktadır.
-almadan önce 512 mb ram'in yetip yetmeyeceğini bilmiyordum ama kullandığım kadarıyla ona da söylenecek laf yok.
-ekran ayarları iyi bir şekilde yönetildiği vakit şarj sıkıntısı yaşatmayacaktır. gün içerisinde konuşma, internet bağlantısı ve nadirende oyun oynadığımda şarj dayanma süresi 24 saat civarındadır. bunun dışında sade bir kullanımda şarjı 36 saate kadar çıkmaktadır.
-android ice cream sandwich güncellemesi ile şarj dayanma süresi artıyor, performansı iyileşiyor ve daha kullanılışlı bir hale geliyor. mart ayından itibarende jelly bean güncellemesi alacak bir telefondur.
-telefonun en cezbedici özelliğinden biriside toz ve su dan etkilenmemesi. bir çok kez denedim ve kusursuz. (1 metreye kadar suyun altında 30 dk dayanmaktadır)
-telefonu aldıktan sonra da google play'den box uygulamasını indirdiğinizde 50 gb, süresiz ve ücretsiz depolama alanına sahip oluyorsunuz.
-fotoğraf makinası ve müzik konusunda zaten sony'den kötü bir şey beklenemez. daha iyileri elbette vardır ama mobil için gayet güzel hatta yeri geldiğinde mükemmel.
olumsuz özellikleri:
- şarj süresi biraz daha geliştirilebilir.ama ne olursa olsun tatminkar ve yarı yolda bırakmaz.
- ekran çözünürlüğü düşük olmasına rağmen sıkıntı yaratacak cinsten değil hatta benim için gayet güzel. ama hd kalitesinde mükemmeli arayanları memnun etmeyecektir.
-fotoğraf için galaxy note misali bir kopyala yapıştır özelliği telefonda yoktur. olması da şart değildir ama benim görebildiğim kadarıyla güncel teknoloji açısından telefondaki tek eksiktir. (fotoğraf üzerinde bu özellik haricinde gerekli kırpma, düzenleme özellikleri alasıyla mevcuttur)
kısacası günün ihtiyaçlarına fazlasıyla uygun ve bir telefona servet ödemek istemeyenler için oldukça ideal ve beklentilerin ötesine çıkan bir telefondur.
kendi adıma hangover soslu, kes yapıştır usulü , romantiği az, komedisi yerine göre iyi ya da vasat bir film. arkadaş grubuyla gidildiğinde keyif alınabilecek ama onun dışında fazla beklentili olunmaması gereken bir filmdir. ezgi mola ve celal karakterinin ev arkadaşını oynayan psikolog vari dialogu olan ev arkadaşı filme ayrı bir keyif katmaktadır. bunun dışında celal karakterinin sakallı ve katıksız ayı timsali arkadaşı da camiamızda dikkat çekecektir. sahne geçişleri ve sahne geçişlerindeki karakter bütünlükleri pek olmamış bir parodi kurgusu olarak nitelendirilebilir*. kısacası tatminkar bir komedi.
son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.
bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.
şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.
her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.
gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.
* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.
neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *
neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.
* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.
sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.
neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.
neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.
aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:
- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.
-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.
ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.
buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.
yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.
not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .
not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...