loranahmes2

Durum: 949 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2013 01:18

Puan: 9678 - Sözlük Kezbanı

15 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

ve düşünürüm: belki hiç yaşamadım, ne öğrendin, ne sevdin, ne de inandın... belki de kuyruklu yalanlar mutlu etti bazı bazı... kahrolsun bağzı şeyler!!
  • /
  • 48

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

akabinde

arapça tekil 'akb "topuk; ökçe" kelimesinin çokluk şekli olan 'akâb kelimesinin bünyesindeki uzun a'nın kısaltılmış * şekline üçüncü teklik ve bulunma hali getirilerek oluşturulmuştur. aslında osmanlıca muadili der-akab imiş. öztürkçecilerin gözünden nasıl kaçmışsa... akab kelimesini türkçe sanıp ardında türkçe ek mi getirmişler ne... neyse... sevan nişanyan akıbet, müteakip kelimelerini de 'akb ailesine bağlamıştır.

ssk

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

şebnem ferah

sıkı bir takipçisi olmasam da (konser, albüm vs) hayatımdan çıkarmayacağım tek müzisyen, vokalist, tanrıça. diğerleri gidebilir ve yerlerine başkaları gelebilir. on yıllık bir geçmişimiz var onunla. şarkılarının ağır manası ve harikulade tahkiyesi bile onu mukaddesler listesine almaya kafi. seviyorum deli kızı. ayrıca mutlu zamanlarımda, şimdiki gibi, değirmenler yorumunu dinlerim. hoştur.

sen bunları hiç hak etmiyorsun gülistan

yalan dünyadaki orijinal ve bir o kadar on numara repliklerden. ve haliyle perçemi olduğum gülistan karakterinin repliği. hasibe erenin ailecek hastasıyız.

gündelik hayatta gülistan x gibi bir bilinmezdir. yerine kendinizi de koyabilirsiniz memleketi de. o kadar geniş.

abdullah gül üniversitesi

yüksek öğreniminin gelişmiş ülkelerin üniversiteleriyle değil de mantar türüyle yarıştığı tek ülkenin vatandaşı olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz. vursun davullar, çalsın zurnalar. gelinlik kızlar süslensin, güzel erkekler sürünsün, delikanlılar giysin iskarpinleri. maskeli balo başlasın ve menüsü de mantarlı tavuk sote olsun.

(bkz: sen bunları hiç hak etmiyorsun gülistan)

saat

sağa mı sola mı takıldığını bilmeyecek denli az kullanmışlığım vardır. güzel bir aksesuardır. ama bana gelmiyor. ya da taktığımda ikinci güne hurdası çıkıyor. buna rağmen üç vakte kadar zencefil kardeşlerimizden bir tane alıp takasım var.

pinokyo tipi bisiklet

çocukluğumun ilk ve son bisikleti. üç kardeşin sırayla tur atıp da hiç yorulmadığı güzel bisikletimiz. ve ardından da direksiyonun kırılmaları, kaynak yapmamız babamdan gizli derken abimin kaza geçirip başını yarması, direksiyonun tekrar kırılması ve babamın diğer kaynaklardan haberdar olmasıyla bir ay bile sürmeyen bir bisiklet sevdası... büyük olanımız almıştı bisikleti harçlıklarını toplayıp... babamın ise zaten bize bir şey olacak diye endişelenip kursağımızda bıraktığını hatırlıyorum... tek derdi kafa gözün yarılması olayıydı... endişesi güvercinleriyle zaman geçirmesini engelleyip sağlık ocağında pansumanla zaman geçirmesine sebep olmamızla direk ilgiliydi. ah baba çok hayal kırıcı/yıkıcıydın bazen. o kafalar her türlü yarılıp duruyordu zaten... bir daha da olmadı bisikletimiz. iyi bir çocuk olduk ama şirinleri göremedik...

osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur

dreamer

(bkz:#123179) numaralı entrisiyle hayata daha farklı bakmama sebep olan yazar. selamun aleyk!

yağmura şemsiyesiz yakalanmak

her ne hikmetse, her kadıköye gidip de kaybolduğum talihsiz günde * başıma gelen iğrenç ve ıslak kesit. sanki gökler ayak seslerimle hareket edip yağmur bulutlarını ben tam şemsiyecinin önünden geçerken yollar ve gerisi bilinen senaryo. yaz günü gitsem yine aynı! haksızlık. sonra neden gezmeyi sevmiyorsun diye soruyorlar. tabiatın bana söylemek istediği bir şey var da ondan mahmut!

adanalı karpuzcunun makatına giren şişe

tüylerimi ürperten haber. ohanzi biri hayatı dizginlesin ve sabunları yok etsin.

anime seyretmekten beyni yakan genç

her halükarda bozuk olduğunu düşündüğüm bir başlık, on numara video.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **

pazartesi sendromu

pazartesiler kaldırılsa, kanun hükmünde kararname ile ne güzel olurdu. gerçi benim pazartesi sendromum çarşamba oluyor ama fark etmez. * * *

el yazısı çok kötü olan insan

habil ve kabil

yapay zekada david, insan olmak için dünyanın sonuna, aslanların ağladığı yere *gittiğinde orada başından geçen olayın gerçek sahipleri; steven spielberg'ün ustalıkla filme yansıttığını düşündüğüm sahnelerin iktibas edildiği/tekrar ettirildiği hikayenin kahramanları.

--- çıplaklık ---

david diğer david'i görür. paylaşımı reddeder ve öldürür.

--- çıplaklık ---

kabil

dede korkut destanları

bugün üzerine yazılmış yedisi azerice on dört makaleyi okuduktan sonra arkasından rahmet dileyip bir daha yüzüne bakmayı istemediğim bir destan anlatıcı dedemizin hikayeleri.

mesela;
(bkz: dede gorgud kitabının yapısının iki planda öyrenilmesi)
(bkz: kitab-ı dede gorgud şe'rleri haggında bir neçe söz)
(bkz: dede gorgud kitabı dilinin iki sintaktik hüsusiyyeti haggında)*
  • /
  • 48
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 949

bir ülkeden bir iç ülkeye

yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali adlı(?) şiirnde geçer. bir ülke: türkiye, iç ülke: kürdistan kodlamasını sıradan biri de anlayabilir.

liseli eşcinsellere tavsiyeler

bir günlük tutun. kimse okuyamasın diye başka bir alfabeyle yazmak isterseniz kendi alfabenizi oluşturup yazın. önce arap harfleriyle yazdım, sonra kril. kardeşim cin çıktı, tıkır tıkır öğrendi. sonra bir alfabe yaptım, mübarek hint alfabesi. ben okumayı unuttum. sadece ve anlaşılır bir şey olsun. sekiz yıldır kullanıyorum, misler misi bakıp bakıp ne bu diyorlar. dünyayı kurtarma planları diyorum. yutar gibi yapıyorlar, başka çareleri yok. ama o alfabeyi de bir ansiklopedi, efendime söyleyeyim yastığının iç yüzüne falan yaz ki hem uzun aralardan sonra hatırlayasın hem de kimse göremesin. niye mi bu? kardeşim, açılmaya ihtiyacın olacak ve her zaman etrafında birileri olmayacak, olsa bile anlatacak kelimeleri bulamayacaksın, bulduğunda sabaha karşı dört olacak. bu yüzden ulaşılabilir bir kuyu olacak yanında. istediğinde su çekersin. ya da kuyuyu gözyaşınla doldurursun. haa orta birde aşık olduğum çocuğun sivilcelerini uzun uzadıya yazmış olmak bu senelerde kendimden utanmama sebep vermiyor değil. ama sen boş ver, bunu gelecekteki sen düşünsün.*

bakir erkek

yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.

aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.

peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.

yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?

neyzen tevfik

günümüde daha ziyade taşlamalarıyla tanınan oldukça yaratıcı bir şair. ayı sözlükte yazılan bu şiir doğru olmayabilir. sitedeki bu şiirin içeriği küçükler için uygun olmayabilir.

yürü be ehli deve endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadını sikeyim
mecnun gibi topmuyum bir am için öleyim
mecnunuda sikeyim leylayıda sikeyim
bana yar olmayan karının izzetini itibarını sikeyim
yansın karıların alayı su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim
düşmüşüz bir orospunun belasına
koymadık diye ta amının ortasına
kader böyle yazmış hatırasına
ben böyle hatıranın hikayesini sikeyim
kerem dağları deler bir amcık uğruna
aslı gitsinde ona buna vurdura
bir karı için değermi hiç bütün bunlara
her taraf amcık dolu mala iyi vurana
fuzuli am peşine düştün gurbete
am serindir, am derindir, şifa verir millete
ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte
bu gidişle yarrağımı gidersin cennete

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

yazmak

yazmak yıkanmaktır. yazmak özgürlük ve yazmak kimi zaman kusmak. yazmak kaçış, ardına bile bakmadan bazen. yazmak gün geliyor sessizliği bozmak belki de aksine sessizliğe boyun eğmek. yazmak mukaddes bir eylem ve yazmak masumiyet, naiflik ve bütün mevzuya inat nezaket. yazmak...

brokeback mountain

esasında roman falan değildir. annie proulx'un yazdığı kısa bir öykü. aralarında teorik bir ayırım olmasa da hikaye bile diyemiyorum bu öyküye.
everest'in film çıktığında popüler kaygılarla brokeback dağı diye türkçeye iğrencü'l-vahşet bir tercümeyle kazandırdığı öykü. bu kötü çeviriden olsa gerek -diye umuyorum- öykü hayli sıkıcı. onu okuduktan sonra kitabın başka hiç bir öyküsünü okumadım.

bu filmi sinemada izledim ben arkadaş. daha bir tane bile gay arkadaşım yokken. bir tane bile gay pornosu izlememişken. (aynı zamanda genel porno da izlememiştim.) bakırköy'de +18 mi ne yazıyordu o zaman. kimliğimi isteyecekler diye altıma sıçmıştım korkudan. ama bir kere beni kesmedi. sonraki hafta ikinci kez gittim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam. o zamana kadar yalnızca e2'de yayınlanan hollyoaks dizisinde gördüğüm eşcinsel sevgili muhabbetleri bir anda koca bir öykü olarak beyaz perde aracılığıyla gözümün önüne serilmişti. arkadaş o zaman ben de sonu böyle olmayan ama sevdiğimle güzel bir ilişki yaşayabilirim deyüpde sinemadan çıkararaktan eve koşmuştum. gözlerim de yaşlıydı efendim. ağlamamış değildim. son sahnede.

diğer yandan. sözlük, bu film sinemada izlediğim ilk filmdir. benim için önemini anlatabiliyor muyum? ve 2006 yılı benim için ne kadar mukaddestir. lise daha bitmemişken nihayet sinemaya gittim demek için sinemaya gitmeye çalışan ben'in -param olmazdı da gitmezdim, net zaten yoktu- gittiği ilk filmin brokeback olması hayli hoş bir tesadüf.

hastane

bürokratik aşamaları insana kan kusturan kurumlar. özeli ayrı dert devleti ayrı. refakatçi olarak yanında bulunduğunuz 'hasta' arkadaşınızla oradan kaçarcasına çıktığınızda ne olursa olsun hastalık illetinden kurtulamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.

ancak sadece bu değildir. irdelenmesi zaruri bir mevzu olarak:

(bkz: darüşşifa olarak hastane)

bdp milletvekili sırrı süreyya önder'in çevre duyarlılığı

gezi parkı eyleminin siyasal platforma taşınmasını sağlayan kişidir, sırrı süreyya. ne kadar bdp'yi sevmeseniz de kepçelerin önüne kendini atıp gezi parkı yıkımını durdurması aşkına saygıyı hak ediyor. taksim platformunun önceki gün ona konuşma fırsatı tanımaması tam anlamıyla nankörlüktür.

tanım: değinildiği üzere, çevreyi, onu korumak için kepçeyle burun buruna gelecek kadar sevmektedir. bu da çevre duyarlılığının gelişmiş olduğunu göstermektedir.

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **