take me downtown
use my body all night
make me feel like last time
make it taste like love
take me downtown
yours until my heart dies
give it up one last time
give it up for love
trans pop star kim petras'ın pek sevdiğim, seksenler esintili tatlı bir şarkısı. nakaratı çok naif ve tatlı özellikle. ayrıca şimdi kaydolsam kesinlikle "heart to break"i kullanıcı ismin yapardım. kahrolsun içimdeki drama queen.
yani hakkını vereyim şimdi yurt dışına çıkmışlar onu anlattı da bir saat telefonda bundan bahsedilmez. o arada dergi okudum, çay içtim, çamaşır topladım ama hala biz teksas'ta şuna gittik, vizemi böyle aldım, teyzesiyle yemeğe gittik diyordu ki başım dönmüş, yığılmışım kanepeye.
bu kadar öküz olmayın lan. asıldığım belli, hani kovalasın diye yapıyorsan ben üşengeç adamım anasını satayım. uyurum daha iyi.
a star is born'un son sahnesinde lady gaga'nın mükemmel bir şekilde performe ettiği ve filmin muhtemelen en duygusal anlarından birinin soundtrack'i olan, modern "ı will always love you" ya da "my heart will go on" tadında mükemmel bir ballad. soundtrack albümünde iki versiyonu bulunmaktadır. benim tercih ettiğim son nakaratını bradley cooper'ın söylediği film versiyonu olandır zira daha duygusaldır filmde olanlar göz önüne alınırsa.
bir kere flört aşamasındayken evli olduğunu bildiğim ama o sırada bunu çok umursamadığım bir adamla konuşurken kolunda kızının isminin yazdığı dövmeyi göstermişti de yerin dibine girmiştim kendi kendime. kimseyi yargılamak bana düşmez ama asla yapmayacağım bir şey olduğuna karar verdim o andan sonra.
dört yılı dolduruyorum burada ve en az üç sene daha kalacağım ama zerre kadar sevemediğim şehir. insanları da bir soğuk ve tekdüze geliyor, engel olamıyorum kendime.
an itibariyle serinin ikinci oyununu bitirmekte olduğum japon visual novel ve daha sonra da animeye genişletilmiş oyun serisi. çok detayına girmeden bir "killing game" e maruz bırakılan ve okul, ada vs gibi yerlerde lise öğrencilerinden birini oynadığımız ve işlenen cinayetleri çözüp, kendimizi ve diğer masum arkadaşlarımızı kurtardığımız boş kalan zamanlarda da romantik ilişkiler kovalamaktır olay kısaca. monokuma diye baş belası bir oyuncak ayı, maskotudur.
ikinci oyunu bitirirsem (ki sondan bir önceki, 5. oluyor, bölümdeyim) yazacağım daha uzun birşeyler. zira muhteşem bulduğum ilk oyunun aksine bu bayağı özensiz yarım yamalak bir iş geldi.
lars von trier'in iilk başta dizi olarak planlanılmasana rağmen daha sonra uzun metraja dönüşen son filmi. filmekimi kapsamında izmir'de izledim cumartesi.
yönetmenin artık klasik olmuş film teknikleri ve alışılagelmiş misantropik bir atmosferle yapılmış bir seri katil filmi. etkileyici, sinir bozucu (özellikle yönetmene aşina olmayanlarca) ve rahatsız edici bir film. cannes'de gösterimde insanlar yine belli sahnelerden sonra sinemayı terk ederek filmi boykot etmiştir.
toplumda çerez kitap, ben roman liseden bu yana okmuyorum algısı var. geçen gün iş yerine bir stephen king kitabı getirdiğimde geldi başıma bu saçma yargılamalar. dışarıdan nasıl göründüğüne bakmadan sevdiğin tarzda sürükleyici bir roman almak bence bunun için yapılacak ilk adım. ister young adult, ister polisiye, ister korku ya da romantik fark etmez. önemli olan o hissi, tadıp havaya girmek.
bir diğer önerim de sesli kitaplar özellikle okurken sıkılanlar için. çok çok kaliteli uyarlamalar var bu formatta. bunun için ingilizce'yi iyi bilmek gerektiğinin de altını çizeyim.
ayrıntı ya da kitap önerileri için ise mesaj kutum her daim açıktır.
ya bu uygulamada takipçi kasanlar sadece bana mı itici geliyor? bu ihtiyaç nereden doğuyor yani anlamıyorum cidden? çok beğensem bile yazasım veya cevap veresim gelmiyor ama bir yandan da sayıları giderek artıyor bu arkadaşların. yakında herkes bir takipçi bağımlısına dönüşecek diye korkmuyor da değilim.
en son profilime takipçi kasanlar yazmasın yazdım ama zaten onlar anladığım kadarıyla kendilerine yazılmasını bekliyor çoğunlukla jdfskl
bide uzun zamandır girmediğim için web horneti özlediğimi farkettim. telefondan yazmak zor oluyor.
kilonun tamamen kisinin oz iradesinde oldugunu anladigindan beri bu konuda merhametli olamayan insanlara not düşmek istiyorum :)
şubat'tan beri kilo vermeye çalışıyorum fakat metabolizmamdaki dengesizlikler ve kan değerlerimdeki sorunlar yüzünden veremiyorum. merak etmeyi midemi de kandırmayı denedim.deneyimlemediğiniz bir durum için en azından bunu yaşayanlar karşısında ahkam kesmeyin :)
dün benim için bittin dediğimde umursamayıp asıl sen benim için bittin çok da fifi diyen adam bugün her mecradan özür dilerim çocukluk ettim diye mesaj atıyor. önce whatsapp dan sonra telegramdan ve sırasıyla instagramdan ve facebookdan aynı mesajları alıp engellendikten sonra dün yeni açtığım hornet profilinden aynı zırvaları yazmaya devam etti. normalde hiç cool olmayı beceremeyip mutlaka cevap verirdim şimdi hiçbir yazdığına cevap vermedim.
zaten aldatıldığımdan çok adamın pişkin tavırlarına bozulmuştum. en azından şimdi egom biraz tatmin oldu. tişikkirler :p
şimdi biraz demet akalın dinleme zamanı jdfskl
kilonun tamamen kisinin oz iradesinde oldugunu anladigindan beri bu konuda merhametli olamayan dangalaklara bir soru sormak lazım
senin merhametine ihtiyacı olan kim?
minnacık beyninle oluşturduğun önermeden bilim adamlarının haberi var mı?
bakın bunun eşcinsellik tercihtir diyenlerden hiçbir farkı yok. tercih se de sana ne gerizekalı dediğimiz adamlara söz konusu kilo olunca da sessiz kalmamalıyız yoksa bu dangalaklar haddini aşmaya çok meyilli ve ben haddini aşmanın kişinin tamamen öz iradesinde olduğunu anladığımdan beri merhamet gösteremiyorum bu iq mahrumlarına. uzun bir cümle oldu ya iq nuzun yettiği parçalara bölüp parça parça sindirebilirsiniz.
sen o kadar uğraş et kursa kaydet paşam haftada bir gün yedi saatlik kursa çok uzun, sıkılırım, girmek istemiyorum diyor. bir vasıf kazanması için ne yaparız ne ederiz diye düşünüyorum ama bu çabamdan ötürü de beni kötü bilsin istemiyorum.
en sevmediğim "onun iyiliği için ona karşı" ebeveyn hatasının içine girmek rahatsız etti beni.
sonra tabi pişman oldum. aldım karşıma
'ben seni düşünüyorum' adı altında sana istemediğin bir şey yaptırmaya hakkım yok ama madem istemiyorsun neden uğraştırıyorsun beni?
hem hiçbir şey kolay olmuyor armut piş ağzıma düş yok öyle bir dünya. daha hiç gidip görmeden sıkılırım diye bırakır mı insan?
gitmeyeceğim diyorsan gitme tabi. kendine bir şeyler katmayı ancak sen istersen mümkün olur, bunu istediğin zaman ben sana destek olurum sadece, bundan ötesi zorbalık yapamam
herkes dilediğini yazmakta özgür ortada bir hakaret olmadıkça. parti bazında da bir entry yok en azından kendi adıma bunu belirtebilirim. üzerine alınıp neresinden tutmak istersen tut. yeri gelmişken bende senin seks hikayelerini görmekten haz etmiyorum. okumadan geçiyorum sende öyle yap.
lgbt'nin b'si. gay kültürünün içindeler yani. biz nasıl seksbağımlısıdelikçierkekler isek heteroseksüel düzenin gözünde; onlar da delikfarketmezdiyenabazalar. bir de kendi içimizde saçma salak ön yargılarla daha fazla marjinalleştirmek yerine farklılığı kucaklasak. o tiksindiğimiz nefret söylemlerini, genellemeleri biz kullanmasak. savaş falan da olmasa ve pizza yiyince kilo versem. dünya daha güzel bir yer olur.
ablamla asansörün kalacağından çok korkardık onun için daha az ağırlık binsin diye tek ayak üstünde dururduk hep ta ki bir komşu görüp salaklığımızı düzeltene kadar.
lgbt'nin b'si. gay kültürünün içindeler yani. biz nasıl seksbağımlısıdelikçierkekler isek heteroseksüel düzenin gözünde; onlar da delikfarketmezdiyenabazalar. bir de kendi içimizde saçma salak ön yargılarla daha fazla marjinalleştirmek yerine farklılığı kucaklasak. o tiksindiğimiz nefret söylemlerini, genellemeleri biz kullanmasak. savaş falan da olmasa ve pizza yiyince kilo versem. dünya daha güzel bir yer olur.
biseksüelleri her fırsatta aşağılayıp genellemeler yapmaktan çekinmeyen ama kendisi hakkında yapılan aynı davranışlara nevrotik bir şekilde cevap veren kullanıcı. hayat güzel gemiler falan.
yani hakkını vereyim şimdi yurt dışına çıkmışlar onu anlattı da bir saat telefonda bundan bahsedilmez. o arada dergi okudum, çay içtim, çamaşır topladım ama hala biz teksas'ta şuna gittik, vizemi böyle aldım, teyzesiyle yemeğe gittik diyordu ki başım dönmüş, yığılmışım kanepeye.
bu kadar öküz olmayın lan. asıldığım belli, hani kovalasın diye yapıyorsan ben üşengeç adamım anasını satayım. uyurum daha iyi.
1. my dad wrote a porno: dinlediğim en komik podcast. babasının yazdığı pornoyu okuyan bir adam ve iki arkadaşının tepkileri kısaca ama inanılmaz eğlenceli ve samimi. benim depresyon ilacım oldu diyebilirim.
2. serial (özellikle 1 ve 3. sezon): true crime çok sevdiğim bir janr değil ama serial gerçekten bir gazetecilik şaheseri. ilk sezonunda 80lerde öldürülen bir genç kızın davası ve bu davada suçlu olarak yargılanan erkek arkadaşının yıllar sonra süren suçsuz olduğu iddialarını inceleyen sunucu sarah birşey gerçekten mükemmel bir şekilde ilerletiyor tüm davayı.
3. caliphate: bu da yine bir gazeteci podcast'i. bu sefer true crime yerine bir işid köstebeğiyle yapılan röportajlar çerçevesinde işid'de yaşam, organizasyona kabul süreçleri vs işleniyor. gerçekten sürükleyici
4. lore: bir ara netflix ya da amazon prime özel dizisi de çıkacaktı bu podcastin. lore korku temalı hikayelerin ya da söylentilerin işlendiği, cadılar bayramında güzel gidecek, cheesy olmayan bir podcast.
5. my brother, my brother and me: gene oldukça eğlenceli, bayağı nsfw espriler içeren, aile arası dinamiklerin asıl komedi öğesi olduğu tatlış bir podcast. 3 erkek kardeş her bölümde hayata dair öğütler veriyor ama evet, onlar da bir bok becerememiş tipler
6. you must remember this: oo bu podcast yine bir gazetecilik podcasti ama bu sefer tema: eski hollywood. hal böyle olunca inanılmaz bir yelpazede konular: kayıp giden aktörler, intihar eden aktrisler, ilginç ve ürpertici tarikatlar. sunucu karina longworth mükemmel ve kendisinin instagramda beni "acknowledge" etmişliği var
7. you are dead to me: tarih sevmeyenler için tarih podcasti. bir tarihçinin her bölüm iki alakasız insanı davet edip onlarla tarihi bir ismi tartıştıkları güzel bir podcast
eyyorlamam bu kadar. birkaç tane daha var, ama önerebileceğim ilk etapta bunlar. ben de diğerlerine bakayım.
bir kere flört aşamasındayken evli olduğunu bildiğim ama o sırada bunu çok umursamadığım bir adamla konuşurken kolunda kızının isminin yazdığı dövmeyi göstermişti de yerin dibine girmiştim kendi kendime. kimseyi yargılamak bana düşmez ama asla yapmayacağım bir şey olduğuna karar verdim o andan sonra.
zedd'le yaptığı yeni single'i 365 bugün itibariyle çıkmıştır. klibi bayağıı bayağı black mirror tadında, bol a.ı.'lı, alttan alta melankolili güzel bir video olmuş, bu yalnız şubat gecesinde beni hüzünlendirip sonra da buruk gülümsetmiştir.