sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

lgbttiqq2sa

aleksis çipras

tanım: başbakanlıktan istifa ederken nazım hikmet ran'dan şiir okuyan adam.

kaynak: http://ayisozluk.com/lnk/acisti

--- spoiler ---
yunanistan başbakanı aleksis çipras, erken seçim yolunu açmak için istifa ettiğini açıkladı. televizyondan halka hitap eden çipras, “daha güçlü bir hükümeti kurmak için istifamı sunmak üzere cumhurbaşkanına gidiyorum. sizden de daha güçlü bir hükümet kurmak için destek bekliyorum" şeklinde konuştu.

çipras, nazım hikmet'in "en güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız" şiirini de okudu.

nazım hikmet'in şiiri şöyle:

en güzel deniz:
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür...
--- spoiler ---

kamome shokudo

kamome shokudô (2006), japon kadın yönetmen naoko ogigami'nin gülmece dozu kararında ayarlanmış, zen felsefesinin incelikleri ile örülü naif yapıtlarından birinin adıdır. kamome lokantası anlamına gelir filmin adı; ingilizce adı da kamome diner'dır. film, finlandiya'da açılan küçük bir japon kafe-lokantası üzerinden gider... filmi izler ve beğenirseniz, yönetmenin diğer filmlerini de izlemenizi öneririm. film, japonca ve fince'dir.

imdb : http://www.imdb.com/title/tt0483022/


japonya

japonca japonya, nippon demektir. halk arasında nihon da denir ama aslolan, nippon'dur. japonca'da nippon, "güneşin yükseldiği yer" demektir.

finlandiya

fince finlandiya, suomi şeklinde söylenir ve yazılır. suomi, fince'de "göller ülkesi" anlamına gelir.

güneşin oğlu

güneş tanrısı/tanrıçasının soyundan geldiğine inanılan imparator, kral ve rahiplerin bir ünvanıdır güneşin oğlu. tarihte eski uygarlıklarda, örneğin maya, aztek, inka gibi güney amerika uygarlıklarında ve günümüzde dahi, japon imparatoru'nda görülebilir bu ünvan.

10 sene vadeli kredi çekip ev almak

tanım: dezavantajları yeterince düşünülmeden yapılan eylem.

a) aldığınız ev, aslında aldığınız ev değildir.

b) evi, sizin için kullandığınız kredi miktarı oranında banka almıştır.

c) ev, son kredi taksitini siz ödeyene dek, sizin değil, bankanındır.

d) içine kiracı yerleştirip, banka kredisini gelen kiralarla ödeyip amorti edeceğini sanmak bir hayaldir.

e) ev, çok iyi bir lokasyonda değilse zamanla reel değerini yitirecektir; on yıl sonra başlangıçta sıfır binadan sıfır daire almış olsanız bile, on yıl eskimiş bir eviniz olacaktır.

f) evin gerçek sahibi banka olduğu halde, ev ile ilgili, bina ile ilgili çıkmış ve çıkabilecek emlak vergisi, bakım masrafları gibi giderler size ait olacaktır.

----

yukarıdaki maddeleri iyice okuyup anladıysanız ve hala kredi çekip ev sahibi olmak istiyorsanız, şansınız bol olsun.

asimetri saplantısı

simetrik olan ne varsa bozma isteği duyulan saplantıdır. örneğin bu saplantıya sahip bir kişi, düzgünce kurulmuş bir sofraya dahi tahammül edemez ve sofra takımlarının yerini değiştirmeye, aralarındaki simetriyi bozmaya uğraşır.

tersi için: simetri hastalığı

simetri hastalığı

müjdat gezen'de de olan hastalık. kendisinin yıllar içinde verdiği röportajlardaki, katıldığı televizyon programlarındaki ifadelerinden biliyoruz.

tersi için: asimetri saplantısı

vs

türkçe'de ve saire kısaltması*, latince üzerinden, çoğu batı dilinde, versus kısaltması.

alaturka vs alafranga

gerek alaturka (alla turca = a la turca = türk usulü) gerek alafranga (frenk usulü) sadece tuvalet için kullanılmaz. hatta tuvalet için çok sonraları kullanılır olmuştur. "(rondo) alla turca", aynı zamanda wolfgang amadeus mozart'ın türk marşı'na verilen isimlerden biridir.
frenk'ten kasıt, sadece fransız demek değildir. fransızlar'ın da dahil olduğu, osmanlı zamanının* tüm batılılar'ıdır. "alaturka müzik" gibi, giyimden kuşama, çok çeşitli kullanımları vardır; alafranga için de aynı şeyi söyleyebiliriz...

" versus"* için:

tuvalet meselesine gelince, oturma rahatlığı, konfor bakımından alafranga, hijyen açısındansa alaturka öndedir. bunun neden böyle olduğunu düşünerek bulabiliriz! geçmişten, daha eskilerden örnek vermek gerekirse, eski roma ve helenistik uygarlıklar, alafranga tuvalet yapabilecek kapasitedeydi ve arkeolojik olarak bulunan çok az örnekte de, bu kanıtlanmıştır. oysa hijyen açısından alaturka'yı tercih etmişlerdir. ben mi? askerliğim haricinde hiç alaturka tuvalet kullanmadım!*

yıkılan kule

--- spoiler ---alıntıdır-okultizm.net forumundan alıntıdır--

tarotta kule kartının anlamı

dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve babil'in asma bahçeleri içinde bulunan babil kulesi, tanrı marduk adına yapılmıştır. sümerliler, yükseklere taparlar ve yer ile göğü bağlayan kutsal bir ağacın varlığına da inanırlardı. sümerler yeri göğe bağlayan bu ağacı temsil eden ve tanrıdağı dedikleri kuleyi zamanımızdan 5.000 yıl kadar önce yapmışlardır.kule kartının simgelediği olay, babil kralı belşazar ' a görünen bir el tarafından duvara yazılan menetekel kehanetinidir. astroloji ' de ise uranüs ve satürn 'ün etkilerini ifade eder.

kartın tanımı: kartta, bir yıldırımın isabeti ile damı yıkılan bir kule görülür. aşağıya, insanlar ve ateş parçaları düşmektedirler. anlatılmak istenen, eskimiş düşüncelerin yıkılması, cahilliğin ve materyalizmin manevi gerçekler karşısında çökmesi simgelenmekte-dir. kulenin üzerinde görülen taç, materyalist düşünceyi belirler. bazı yorumlarda, bu karta, "yıkılan kule" yerine tanrının evi denmektedir. önceki kartın aksine, yani karanlıkların efendisi dionisos'a karşıt olarak, ışığın kaynağı ve tanrısı olan apollo'ya atfedilmiştir. arabik sayı sistemine göre, kartın toplam sayısı olan 7, kudretin ve pozitif gücün simgesidir. bir diğer tanımda, kulenin tepesine gelen yıldırımın tanrı'dan veya cennetten geldiği belirtilir. sonuç olarak, geçerli realiteye olan dinamizmin kaybedildiği anlatılmaktadır.

kehanet anlamı: anlaşmazlıklar ve beklenmeyen felaketler. sefalet, keder, rezalet, fakirlik. eski bilgilerin çökmesi. yararlı sonuçların, ancak kötü bir olaydan sonra ortaya çıkması. bu kart ters olduğu zaman kuvvetlidir.

ters anlamı: zulüm, sıkıntı, baskı, kendini bozma ve yıkma. hapis ve kaçınılmaz dert.

--- spoiler ---alıntıdır-okultizm.net forumundan alıntıdır--

gözlükte kalan gözyaşı lekeleri

yağmurlu havalarda şemsiyesiz ve korunmasız vaziyette dışardayken gerçekleşirse, gözyaşı içeriden, yağmur da dışarıdan gözlüğü ıslatır. gözlük, ortada "sandviç ekmeğinin arasına konulmuş kaşar" gibi kalıverir!

serra yılmaz

fransızca ve italyanca'sı mükemmel olup, simültane çeviri yapabilir. 2006'da papa 16. benedictus'un türkiye'yi ziyaretinde papa'ya mihmandar olmuş ve italyanca simültane çeviri yapmıştır. keza 2014'de de papa 1. franciscus'un türkiye ziyaretinde görev almıştır. çok sayıda ödülü olan sanatçının, sanatçılığının yanında, bilgi birikimi ve kültürü de göz doldurur; köklü bir aileden gelen serra yılmaz, 13.09.1954 doğumludur. çeşitli eğitim dereceleri olan serra hanım'ın aynı zamanda psikoloji diploması da vardır.

tanım: çok şey olan bir insandır serra yılmaz; kaliteli bir insan, sanatçı, tiyatrocu, çevirmen, psikolog, aktrist...

çek cumhuriyeti

"çek cumhuriyeti" varsa, "karşılıksız çek cumhuriyeti" de vardır!

gece gece akla saçma şeylerin gelmesi

sözlükte gezinirken hikikomori'lerin kodokushi olabilecekleri sorunsalının ayırdına vardım. en son zwei mütter filmini izledikten sonra alman lezbiyenlerin çocuk sahibi olması sorunsalı ile ilgili olarak, bu kadar derin düşüncelere dalmış idim... yatma vaktim gelmiş demek. uyuyayım.

makyavelizm

niccolo machiavelli'nin adından türeme sapkın bir sözde ideoloji veya "felsefik" hede! özetle, "amaca ulaşmak için her yol mübahtır" der hazret.
makyavelist açıdan bakarsak, ağaçları kesersiniz çünkü kestiğiniz ağaçları odun, kağıt yapar satarsınız. boşalan alana da avm olur, tarla olur, bir şeyler yaparsınız. olur ve biter. sorgulamaya gerek yoktur. mübah ya! yap gitsin! (bkz:#252604)'te yazdıklarıma ters bir inanış. asla savunamam.

niccolo machiavelli

"amaca ulaşmak için her yol mübahtır" sözüyle " makyavelizm" denen hedeyi insanlığın başına sarmış daha doğrusu, bir nevi formüle etmiştir.

uzun yazıp okuyanı çileden çıkarmak

doğaya engel olamamak

insan, kendini de doğanın bir parçası olarak göremediği için bir türlü, doğaya hakim olmaya çalıştı hep. doğa ise, direndi direnebildiğince. doğaya tamamen hakim olunabilirse, insan, insanlığından çıkacağının farkında bile değil hala. insanın, insanlığın yapması gereken, doğaya gem vurmak değil, doğayla barışık bir düzeni hakim kılabilmek olmalı. insanın bu salakça davranışının tek bir nedeni var: hırs.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.