en aydınlık tim burton filmidir, en iyi tim burton filmidir. umutla, sevgiyle doldurur insanın içini. masalın ve hayal gücünün güzelliğini anlatır. okuduğum fantastik kitapları, izlediğim fantastik filmleri görüp "çocuk musun" diye çemkirenlere karşı en büyük savunmamdır. uzun yıllar en sevdiğim film özelliğine sahip olmuştur bu yüzden. hala "bir gün ed bloom olacağım" demeyi sürdürürüm. bir de şu ana kadar beni mutluluktan ağlatan tek şeydir.
not: ewan mcgregor'un kocaman gülümsemesi hiç eksik olmuyor filmden. aşık ediyor kendine şerefsiz.
çoğumuzun lise hayatında yaptığı eylemdir. evet hiç içimden gelmiyor, "ibneyim lan bi yerine mi battı" demek istiyor insan bağıra bağıra ama çok farklı sebeplerden olmuyor işte. birinin "gey misin?" sorusuna en çok "gey olsam sana mı söylerdim?" diyebildim. üniversite için planım farklı ama.
benden ayrılacak kişinin uzatmadan yapmasını isteyeceğim yol yordamdır. bir iki hafta bekleyip bahane bulmaya çalışmasına, geceleri "nasıl ayrılsam?" diye kendini üzmesine gerek yok. olmuyorsa olmuyordur, üzülürüm, duruma göre kahrolabilirim ama ilişkinin tek kişi için devam etmesinden iyidir. zaten ayrılmak değer vermeyi bırakmak anlamına gelmiyor.
özellikle fantastik romanlarındaki uygun fiyatlarıyla dikkatimi çeken online kitapçı. birkaç kez alışveriş yaptım ve hiçbir sorunla karşılaşmadım şu ana kadar. sadece puan sisteminin ne işe yaradığını çözebilmiş değilim, o kadar.
benimdir. tamamen pragmatik yaklaşıyorum kıyafet seçimime. mezuniyette ne giyeceğini bilmediğinden panik atak geçiren insanlar çok garibime gidiyor mesela.
annemle oturdum, dedikodu eşliğinde yemek yapıyorum sözlük. bu kadar eğlenceli olabileceğini tahmin etmemiştim daha önce. içimden de "bilse böyle sever mi oğlunu" diye geçmedi değil. neyse yeter gey draması maydonoz temizlemeye devam!
deneme şansım olmasa da bana mantıklı gelen uygulamadır. fazla yakınlık yıpratır bir ilişkiyi sanki. ben düşünemiyorum kendimi her an her saniye biriyle geçirirken. yalnızlık da bir ihtiyaç.
kaliteli bir altyapıya sahipse, hikayesi özgün ve dünyası genişse, bir de oyuncu yaş grubu biraz yüksekse tadından yenmeyecek oyun türüdür. duyduklarıma bakılırsa gamer bir arkadaş grubuna sahipseniz yaşanacak maceraların haddi hesabı yoktur. benim öyle bir grubum olmadı ne yazık ki, solo takıldım yıllarca. bakalım yazın the elder scrolls online'a başlamayı düşünüyorum belki sözlükten bir grup çıkar, gaymer bir arkadaş grubu oluruz.
"darkness" fısıltısıyla ulti atınca elimi ayağımı dolaştıran league of legends şampiyonu. kaç yıldır alışamadım şuna, panik yapıyorum adam team fighta böyle girince.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *