Canlı Yayınlar
Canlı Yayına Git

arvellian

Durum: 1940 - 0 - 0 - 0 - 09.01.2017 17:05

Puan: 30168 - Sözlük Kaşarı

Live Seviyesi: Yayıncı

13 yıl önce kayıt oldu.
4.Nesil Yazar.

vampyre of time and memory
  • /
  • 97

siktim öldü

true blood

sonunda bitirdiğim dizi.
yedi sezon boyunca iştahımı açarak on sekiz günde üç kilo almama sebep olan dizi.
ergenlik bitirilmeden başlanmaması gereken bir dizi ayrıca. kimsenin anlamayacağını bilsem de true blood göndermeleri yapıyorum, milleti ısırıp duruyorum falan. içim geçiyor "vampir olmak istiyom ben!" diye triplere giriyorum kendi kendime.
saçma sapan olduğunun tamamıyla farkında olsam da devam edebildiğime şaşırdığım, sonunda sevdiğimi itiraf ettiğim dizi.
--- spoiler ---

-öncelikle dizinin eşcinsel alt metnini çok beğendiğimi söylemek istiyorum. x men'deki "mutant and proud" göndermesi misali burada da "god hate fangs" ve son sezondaki hiv çakması "hep v" virüsü mevcut. olduğu şey yüzünden baskı görenler ve nefret suçlarına maruz kalanlarla dolu dizi. tek bir farkı var, true blood'daki azınlıklar çok daha azılı ve bazen cidden nefret edilmeyi hak ediyorlar.
-karakterlere gelelim:
*sookie'ye başta kezban dedim, tipsiz dedim ama sonradan sevdiğime karar verdim. her şeyden önce güçlü bir kadın. önüne gelen üzerine titriyor, korumaya çalışıyor ama sallamıyor sookie bunu. kendi başının çaresine bakması gerektiğini biliyor. bu yüzden saygı gösteriyorum kendisine. son sahnede bill'i öldürmesi ve yoluna devam etmesi son kez kanıtlıyor tezimi. bence tatmin edici bir final oldu ilişkileri için.
*tara'nın ölümü ani ve saçma oldu. bir kere dövüştüğü vampiri yeniyordu, en azından iki sahne atsalardı zorlanırken de gerçekçi olsaydı ölümü. zaten bir kere öldürdüler, tekrar öldüreceklerine başta ölü kalsaydı anlamlı bir ölüm olurdu. yazarlar tara'nın hikayesine bir şey ekleyemeyeceklerinden böyle bir karar vermişler. bu kararın amına koyayım. hikayesine bir şey ekleyemedin diye altı sezondur ana karakter diye gösterdiğin, gerekli gereksiz bir sürü sahnesini izlettirdiğin karakteri öldüremezsin. bariz sıçıştır bu, beceriksizliktir. tara yerine annesi ölseydi çok daha mantıklı bir veda olurdu. alan ball'un burdan amına koyim.
*alcide de aynı şekilde. bir sürü hikayesini işlediler herifin, kaç sezon boyunca o aptal kurt adamlara katlandık. pat diye yıkıldı dağ gibi adam ya.
*sam'in hikayesi güzel bitti. aceleye geldi biraz ama ayrıldı sonunda lanet bon temps'dan.
*eric ve pam tam hayal ettiğim gibi yaptılar çıkışlarını. tek kelimeyle harikalar. ikisini de çok özleyeceğim. spin off gelirse onlara gelirmiş zaten. umarım gelir.
not: ginger'ın sonunda eric'e kavuşmasını kahkahalarla izledim. bin yıllık herif şaşkına döndü resmen.
*jessica ve hoyt'a çok sevindim. şu dizide sevecenlikle izlediğim tek çiftlerdi. jessica'nın hoyt'u glamourladığı sahne hala aklımda. çok ağır bir sahneydi, neyse ki mutlular şu an.
*lafayette ve james garip oldu, ani oldu ama güzel oldu. lafayette'in jessica'yı azarladığı sahne harikaydı. james cidden daha iyisini hak ediyordu. dönüştürülme hikayesi falan çok hüzünlüydü. sevdiği adamın babası "hippi faggot" diyerek beyzbol sopasıyla öldürmüş resmen. seviyorum böyle origin hikayeleri.
*son olarak jason şapşalı da buldu gerçek aşkı. cidden o anlamayan bakışları, "i ain't stupid" deyişlerini özleyeceğim.
-sadede geliyorum: fantastik tema çöplüğü üzerine karakter draması yaparak kendine özgü bir hava yarattı true blood. izlenmesi gerekli mi? değil. izlediğime pişman mıyım? kesinlikle hayır. hatta özlüyorum. elveda sookeh!

--- spoiler ---

arthanni

hoş gelmiş sözlük yazarıdır. drizzt do'urden gözümden kaçmadı bilsin isterim.

alttaki yazara soracaklarım var

yaşadığım en büyük sıkıntılardan biridir çünkü uyumayı anormal derecede çok seviyorum. genel bir zaman problemim var diyebiliriz bu yüzden. zaman kavramım ciddi ciddi alt üst oluyor kimi zamanlar.*
alttaki yazar: yalnız yaşamak mı biriyle yaşamak mı?

heryerde aynı nick kullanan yazarlar

aa benim o. google'a yazınca adresim çıkacak diye korkuyorum artık.

imdb puanına göre film izleyen insan modeli

ayıp eden insan modelidir. tabi 2-3/10 puan alan filmleri izlememekte haklıdır ama puanı 5 olan çok güzel filmler izledim ben. film seçerken önemli olan, tercihe göre ya oyuncu ya yönetmene bakarak karar vermektir. kişi iki kategori hakkında da bilgi sahibi değilse metascore puanına bakarak daha sağlıklı bir seçimde bulunabilir.

ayı sözlük yazarları dünyaya ne olarak gelmek isterlerdi

true blood

6. sezonunu bitirmek üzere olduğum dizi. 5. sezon fena değildi ya da 4 bok gibi olduğundan güzel geldi bilmiyorum. 6. sezon da iyi gidiyor.

--- spoiler ---

lütfen biri şu bill'i öldürsün artık. dizinin en iğrenç herifi.
(bkz: kill bill)
warlow'a diyecek söz bulamıyorum herifi görünce içim bi garip oluyor. jason'ın rüyası hele... sadece şu fairy kulübündeki elemanları öldürmeseydi keşke diyorum.
kurtadamlar çok gereksiz geliyor. akışını bozuyorlar dizinin. hepsi de mal.
sookie'yi sevdiğime karar verdim.
eric çok güzel ağlıyor.
terry ölünce ağladım.
ha bi de tara'ya çok yakışmış vampirlik.

--- spoiler ---

sanırım yazdığım en sığ dizi yorumu oldu bu.

eşcinsellik ve duyarsızlık

sözlükte paylaşılan bir seks hikayesinden yola çıkarak ahlak bekçiliği yapmak pek doğru değil. ben de o hikayenin sözlükte yeri olmadığını düşünüyorum fakat o yazının kişilerin cinsel hayatlarını nasıl yaşadıkları üzerine bir eleştiri hakkı doğurduğuna inanmıyorum. beğenmezsin, eksilersin, sallamazsın ama bu kadar ileri gitmeye gerek yok gibi. ayrıca batılı devletlerde eşcinsel hakları "cinsel özgürlük" temasıyla kazanıldı bildiğim kadarıyla. namuslu*, efendi eşcinseller görmedim batıda şu ana kadar pek. son olarak aşağıda yazan "ayı sözlükte yazılanlar doğru olmayabilir. site içeriği küçükler için uygun olmayabilir." uyarısını da hatırlatmak isterim. diğer sözlükler gibi burası da 18 yaşından küçükler için uygun değil. ekşi sözlükteki fuck buddy ilanlarının buradan pek bir farkı yok yani. seks bize özgü bir şey değil, namus da öyle olmamalı.

elf

fantastik edebiyatın vazgeçilmezlerinden olan ölümsüz ırktır. bulundukları alemin ejderhalardan sonra en yaşlı ırkları olarak kabul edilirler çoğu zaman. güzellikleri, bilgelikleri ve kulaklarıyla bilinirler. dragonlance gibi kimi evrenlerde kibirleri de ön plandadır. high elf, wood elf, dark elf (başka bir deyişle drow) hatta blood elf gibi birçok türe ayrılırlar kendi aralarında. tabi her evrende farklı oluyor bu türler. lord of the rings'de tek tip elf var mesela.
aynı zamanda vampir de olduysa tadından yenmeyecek ırktır ayrıca. skyrim'deki karakterim mesela kızıl saçlı soluk tenli dehşet bi elf abla.

batman v superman dawn of justice

teaser trailerı çıkmış film. cidden teaser olmuş son sahnesi dışında adam akıllı bir şey gösterdiği yok çünkü.



---spoiler---

"tell me, do you bleed? you will."

---spoiler---

beni bile heyecanlandırmadı açıkçası. wonder woman'ı görene kadar fanboyluğa başlamayı düşünmüyorum. darısı beş dakikalık bir trailera artık.

iki erkeğin başbaşayken yapabileceği şeyler

playstation'da bir dövüş oyunu* oynayabilirler ya da league of legends'da bot pre gidebilirler. çok mu sıkıcı geldi? o zaman tek bir şey kalıyor geriye.***

bizim milli içkimiz ayrandır

kılıçdaroğlu belgeseli

gerçekten büyük usta'dan farkı olmayan belgeseldir. kendi belgeselimi çeksem aynı değerde olur bunlarla. dünyaya bir yararı dokunmamış, hadi onu geçtim henüz ölmemiş bir insanın belgeseli neden çekilir ki? nasıl bir ego tatmini bu?

alexander skarsgard

1976 doğumlu isveçli aktör. iskandinav tanrısıdır gözümde. sarışın, renki gözlü ya da uzun boylu erkek hayranlığım yoktur normalde fakat başka bir boyuttan geliyor bu adam. ilk olarak melancholia'da gördüm kendisini. sonra disconnect'te ve the east'te çarptı gözüme. baktıkça bakasım geldi, son çare true blood'a başladım. zaten diziye devam etme sebebim gibi bir şey. birkaç fotoğraf alalım:



http://ayisozluk.com/lnk/ac691e



çok ciddi ve karizmatik bir duruşu var fakat gülünce tam bir goofy. ki çok tatlı bir şey bu.



bu da hornet profil fotoğrafı.*



bu da tüm tatlılıklarını özetleyen 34 madde:

http://www.buzzfeed.com/mackenziekruvant...

kısacası aşığım sözlük.

seks aramıyorum aşk arıyorum diyen aklı karışık insan

ikisini de aramayan insandan daha aklı karışık olamayacak olandır. seks gelip geçici, aşk çok kalıcı. arkadaşlarla geçemeyeceğiniz bir sınır vardır ya*, işte o sınırın ötesindekine ihtiyacı oluyor insanın bazen. kimse yokken orada olacak olana özlem duyuyor. tanımını yapamıyorum fakat görünce anlarım gibime geliyor. bekleyip göreceğim, belki görmeyeceğim ama hayalini kuruyorum.

kemal kılıçdaroğlu

malum desteğini bu konuyla çok gündeme gelmek istemediği için esprili bir dille gösterdiğini düşündüğüm siyasetçi. gerçekçi olalım ciddi bir dille lgbt'ye destek verdiğini söylerse rte bunu öyle bir kullanır ki "camiye ayakkabıyla girdiler"i mumla ararız. chp genel merkezinde gay orgy falan diyorum en az siz anlayın. sonra homofobik chplilerin oylarına elveda deriz. chp'ye oy vermeyi falan düşünmüyorum ama kemal kılıçdaroğlu'yla bir problemim yok. müsait bir ortam olsaydı elinden geldiğince lgbt'nin arkasında dururdu bence.

the elder scrolls v skyrim

bethesta sofworks'e ait the elder scrolls serisinin beşinci oyunudur. yılının en iyi oyunu seçilmiştir çoğu ortamda. kendi yılını geçtim gelmiş geçmiş en iyi rpg'lerden biri olmuştur. the elder scrolls iv oblivion'dan iki yüz yıl sonrasını anlatır. tamriel kıtasının soğuk toprakları ve soğuk insanlarıyla ünlü skyrim bölgesinde geçer oyun. skyrim'in yerel halkı nordlar, ataları olan ve sonradan tanrıların arasına katılan tiber septim'e tapınmalarını yasaklayan imparatorluğa karşı direniş göstermeye başlar. skyrim imparatorluk ve direnişçiler arasında çalkalanırken ejderhalar geri döner. biz de kendimizi tüm bunların içinde, dragonborn olarak buluruz. dragonborn ejderha ruhuna fakat ölümlü vücuduna sahip bir köprüdür. öldürdüğü ejderhaların ruhlarına sahip olabilir ve ejderha dilini konuşma yetisine sahiptir. shout diyoruz buna oyunda, seriye gelen yeni bir özellik. uyarmam gerekir ki başlamadan önce işiniz gücünüz varsa tekrar düşünün. çünkü o dünyaya bir girdiniz mi çıkması pek kolay olmuyor. ana hikaye, guild hikayeleri*, yüzlerce kaliteli yan görev, yüzlerce dungeon, yüzlerce npc, yüzlerce okunabilir kitap... bitmiyor yani. oynayış da inanılmaz zevkli olunca bırakası gelmiyor insanın. sırf yapabildiğiniz için uçurumdan aşağı atlamak, zenginlerden çalıp fakirlere dağıtmak, vampir olup millete dadanmak ve daha neler neler. şöyle diyim, oyunu bitirince asker anısı niteliğinde anlatabileceğiniz bir sürü anı birikiyor bünyenizde. çünkü gerçek bir dünyada gerçek bir macera yaşıyorsunuz. mesela bir anımı anlatayım:
whiterun'dan aldığım ilk görevin ardından şehirdeki hana uğradım. badass kadın hayranlığımdan mütevellit köşede bir başına oturan uthgerd adlı sert mizaçlı kadının yanına sandalyemi çektim oturdum. bana hikayesini anlattı, yanlışlıkla genç bir adamı öldürmüş kılıç dövüşünde. pişmanlığı hüznünü gizlemeye çalışsa da okunuyordu sesinden. bir kapışalım dedim yumruk dövüşü yapalım. büyü, silah kullanmak falan yok sadece yumruklar. tabi kıçı kırık bir büyücü olduğumdan ağzıma sıçtı kadın. rövanş dedim tüm parama mal olsa da. bu sefer yendim ve "sağlam yumruk atıyon kız" dedi bana. sonra yanımda savaşabileceğini söyledi. ben de kabul ettim ilk görevime çıktım. bir dungeona girdik haydutlarla savaştıktan sonra. baya ilerledik rahatız. sonra bir "tssss" sesiyle piç örümcekler tepemde bitti. örümceklerden inanılmaz korkuyorum zaten, grafikler falan da iyi olunca bildiğin gözlerimi kapadım iki büklüm dalmaya başladım neyim varsa. öleceğim kesindi, oyun da en son dungeon'ın başında autosave yapmıştı. boku yemiştim yani, o kadar emek boşa gidiyordu ki... kurtarıcım uthgerd abla kılıcıyla ortalığın amına koydu. göt kadar canla kurtuldum ve health potionlara abandım*. bir daha da uthgerd'i yanımdan ayırmadım. ben ayırmadım ama ilerleyen zamanlarda sinsi bir ejderha saldırısında beni korumak için canından oldu. evet, geçmişinde masum bir genci öldürmüştü fakat bir masumun* hayatını kurtararak affettirdi kendini tanrılara. fedakarlığını asla unutmadım ve o hana her girdiğimde eski köşesine bakıp şu sözlerini hatırladım: "wanna hear a bit of nord wisdom? you don't really know a woman until you've had a strong drink and a fistfight with her."

patates puresi

sözlükteki profil fotoğrafını görünce dakikalarca gülmeme sebep olan yazar. kendi mi yapmış onu merak etmekteyim.

ayı sözlük itiraf

gofrettin'e çok gülüyorum. eksileyin ulen!
  • /
  • 97
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1940

adem ve adem forum

ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.

çay içme bahanesiyle ilk buluşmada yapılabilecekler

bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.

dragon age origins

dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.

ankara

bir paralel evrende yaşadığım şehir. içimde özlemi var hep anlamsız bir şekilde.

lgbtli

gözlemlediğim kadarıyla sik kadar akıllarıyla bizi küçümseyen ya da hor gören insanların kullandığı bir tabir.

sözlüğün hdplilerden oluşması

hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.

eşcinsel aşk

kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.

eşcinsel evliliklerin abd'nin her eyaletinde serbest bırakılması

henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"

hornet kezbanlarından inciler

"no gay" yazan bir adam vardı.
burdan sesleniyorun ona, çok yanlış yerdesin dostum...

ayı sözlük yazarlarının game of thrones karakterleri

feminenlere ilgi duymayan gay

cinsellik konusunda kafası çok karışan insanları gösteren başlık. insan ilişkileri o kadar sığ boyutlara gelmiş ki yani... neyse.

sözlükteki türk kürt çatışması

öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.

halklailiskilerci

tuğçe kazaz'la bir akrabalığı olup olmadığını merak ettiğim yazar.

ayı sözlük itiraf

zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *

lgbt savunma birliği

benim aklıma da bunun süper kahraman birliği versiyonu gelmişti. tamam daha yerel de olabilir neden olmasın..