lys 3 * ve lys 4 * oturumlarına gireceğim sınav. hedefim yüksek fakat bünyem tembel. "kazanırım ya" mantığıyla hareket ediyorum mal gibi. mal gibi olduğunu da biliyorum ama öyle işte.
bu arada istanbul'daki iletişim fakülteleri hakkında bilgi sahibi olan yazarlardan tavsiye bekliyorum. bazı soru işaretleri var kafamda.
29 gün kalan sınav. alacağım puan şimdiden belli gibi. sınavlarda da hiç heyecan yapmam hatta erken bitirip kitapçığa resim yaparım. ama strese girdim son birkaç gündür. gecenin bir yarısı uyanıyorum kitap okuyorum falan. of sözlük geçsin şu salak sınav artık da adam gibi lys çalışayım.
oyunlarının yanında ilk filmini de çok başarılı bulduğum yapımdır. flashback sahnelerini düşününce hala tüylerimi diken diken eder.
yeni nesil oyununun adı silent hills olmuş ve the walking dead'den tanıdığımız norman reedus'ın yüzünü kullanmışlar ana karakter için. guillermo del toro bile yapımın içinde daha ne diyeyim.
özellikle ilk trailer çok korkunç. gözlerimi kapattım yarısından sonra:
lord of the rings online,
neverwinter online,
kısmetse seneye wow.* belki free2play olursa the elder scrolls online düşünürüm.
gönül ister ki şu oyunlara ayı sözlük olarak girelim; klanımızı, kinshipimizi, guildımizi* kuralım. sonra ortalığın amına koyalım.*
tayyip'ten sonra en nefret ettiğim liderler listesinde ikinci sırada gelen liderin beyanıdır. önerme sıçmak tabirine bire bir uygundur. mantıksal açıdan tutarsızdır.*
görmemle birlikte eski günlerin bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmesini sağlamış başlıktır. kocaman da sırıtmama sebep olmuştur çünkü bok gibi oynardım.*
insanlara neden bu kadar ağır geldiğini anlayamadığım eylem. her insan hata yapar ve affedilmeyi hak eder. o zaman neden köşe bucak kaçıyor herkes şu ifadeden? özür dileyeceği insanlar mı çok psikopat herkesin?
adana otogarı için,
(bkz: otogarda adam tarafından kaldırılmak)
şeklinde düzenleyebileceğimiz başlık.
not: kaldırılmadım allah muhafaza* edit: o adam sırt çantalı yakışıklı bir üniversite öğrencisi değil, yo.
kiminle tanışırsam tanışayım hiçbir şekilde aklıma gelmeyen sorulardır. düşünüp düşünüp bir şey soruyorum ya çok klişe oluyor ya çok aptal oluyor. saçmalıyorum kısaca. aslında "şimdi sen tanış benle ben sonra acısını çıkarırım onun" desem herkes için en hayırlısı olacak.
"ben erkeklerden hoşlanıyorum." dediğiniz an karşıdakinin sizi bağrına basacağını da bilseniz yaşadığınız duygu. pembe not kağıtlarına yazıp dağıtmak istiyorum artık şu açılma cümlesini.
yazın çalıştığım lanet yerde patronun genellikle çay veya kahve istemek amaçlı yaptığı eylem.
şu an okuyorsa burdan sesleniyorum: o çaylara kahvelere çok kötü şeyler** yaptım hanımefendi. paramı her hafta iki üç gün geç verip** bir de üstüne azarlamasaydın napim?
(bkz: 31 sonrası pişmanlık)
orta okul yıllarımı başıma yıkan yasaktır. 31'i bırakmaya çalışıyordum ben sigarayı bırakır gibi bu cümle yüzünden. "allam lütfen mekruh olsun bari, haram olmasın." diye dua ediyordum. hatta rekorum iki haftaydı. o da ramazan'a denk gelmişti o yüzden.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *