mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

iki ayı severin aynı evde kalması

fermuarın açık kalması

merakli birilerinin, "bi arkadasa bakip girecegim" demesine neden olabilir.

rusya ortodoks kilisesine dava açan ateist

pek yakında, ortodoks kilisesi tarafından şeytanın avukatı olmakla suçlanacak olan insandır. takdir ettim kendisini. tanrıyla zar atılmaz ama, yinede şeytanı bol olsun.

uğur kaymaz

bugün ölümünün üzerinden 8 yil geçti. ugur 21 kasim 2012 tarihinde mardin kiziltepe'de evlerinin önünde devlet güçleri tarafindan silahla taranarak öldürüldü. henüz 5. sinif ögrencisiydi. ugurun çocuk vücuduna 13, babasina 8 kursun isabet etmisti. öldürüldügünde ayaginda terlikleri vardi.

08 ekim 2012 günü görülen davanin son durusmasinda, katiller "mesru müdafa" yaptiklari gerekçesiyle beraat ettiler.

bize sadece, elini kolunu sallayarak aramizda gezen ugur'un katilleriyle ayni ülkede yasamaktan duydugumuz utanç kaldi.

lgbti temalı kitaplar

lgbti temalı kitaplar

attila ilhan

attila ilhan

bir zamanlar şiirleri milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş, sevgililere armağan edilmiş zannımca türkiye'nin en romantik, en güzel aşk şiirlerinin şairidir.

"ben sana mecburum bilemezsin,
adını mıh gibi aklımda tutuyorum"

gibi efsane olmuş dizelere imza atmıştır.

fena halde leman

attila ilhan'in bir üçleme olarak yazmayı planladığı romanlardan birincisidir. 1984'te yayınlanan haco hanım vay isimli kitabı , olayları ve kişileriyle 1. kitabı tamamlar niteliktedir. isminin iclal olması planlanan 3. roman ise, araya başka roman projelerinin girmesi nedeniyle gerçekleştirilememiştir.

12 eylül 1980 darbesi

köyden kasabaya yeni tasinmistik. 6 yasindaydim. kavak agaçlariyla çevrili, bir tarafi ana yola bakan tek katli bir evde oturuyorduk. kavak agaçlari yavas yavas yapraklarini döküyor, inceden inceye yagmur yagiyordu o sabah. komsumuz ve ev sahibimiz olan amca geldi erkenden. "ihtilal" oldugunu ondan ögrendik. babamla kapiya çikip duvarlardaki devrimcilerin yazmis oldugu sloganlari kireçle kapattilar. ne "ihtilal"in ne oldugunu biliyordum, nede büyüklerin yüzlerindeki endiseli ifadenin ne anlama geldigini..

sabah evden çikip okula giden, o siralarda lisede okuyan en büyük abim o aksam eve dönmedi. sonra kasabanin liselilerinden 14-15 gencin jandarma tarafindan karakola götürüldükleri haberi yayildi kasabaya... küçük bir kasabaydi ve kötü haber tez yayiliyordu..

babam, diger babalarla beraber karakola gitti. sabahtan beri yagan yagmur siddetlenmis, bardaktan bosanircasina dökülüyordu. elektrikler kesilmisti. evimizin dami her yerden akitiyordu. damlatan yerlerin altina konulmus bakir legenler, plastik kaplar hizla doluyordu. annem bizi odanin damlatmayan bir kösesine çektigimiz bir divanin üzerine toplamis, üzerimize, üsümeyelim diye bir yün yorgan örtmüstü. bize, daha önce defalarca dinledigimiz bildigi tek masali anlatiyordu. gaz lambasinin titrek isiginin duvarlara yansittigi gölgeler eski zaman devlerinin silüetleri gibi doldurmustu odayi.. korkuyordum... orada, yanibasimizda oldugundan emin olmak için durmadan dönüp annemin yüzüne bakiyordum. alacakaranlikta, yüzünden sessizce dökülen gözyaslarini görüyordum...

biz dört kardes öylece annemizin koynunda uyuya kalmisiz. babam sabaha karsi gelmis. abimi ve digerlerini birakmamislar. il merkezinden gelecek ve onlari sorgulayacak olan rütbeli askerleri bekliyorlarmis.. askeriye bütün anarsistlerden hesap soracakmis...

15 sene gibi geçen bir 15 günün ardindan abim çikip geldi. lise 3. sinif ögrencisi 6 ögrenciyi il merkezine götürmüsler, abiminde içlerinde oldugu lise 1. ve 2. sinif ögrencisi olan digerlerini birakmislardi. o alti kisinin hepsi muhtelif cezalar aldilar. sol dergileri okumak, duvarlara yazi yazmak ve dersleri boykot etmek, terör örgütlerine üye olmak olarak degerlendirilmisti. en son hüseyin abi çikti içeriden 1992 yilinda. 12 yilini, gençligini, ideallerini ve bir böbregini
içeride birakmisti.

abim ve arkadaslari, kaba dayak, falaka, üzerlerinde sigara söndürülmesi ve tirnaklarinin kerpetenle çekilmesi disinda ucuz atlatmislardi. abimin eve geldigi günkü perisanligini, gözlerindeki umutsuzlugu, korkuyu ve nefretini unutmam mümkün degil.. ve tabiki annemin dizlerini döverek bunu yapanlara ettigi beddualari...

istatistikler

mini etek gibi olduğu iddia edilen hede. çok şeyi gösterir ama görülmesi gereken şeyleri göstermez... yani işin içine yine hayal gücü giriyor....

bitmek bilmeyen diziler

pisuvardaki siyah kil dizisi. su anda 3. sezonu oynuyor ve biz ailecek bu diziyi severek izliyoruz. ask, nefret, entrika, hüzün, kahkaha......
"bir ankara entrikasi" alt basligiyla ayi sözlükte yayinlanan ve yayinlanmaya basladigi ilk günlerden itibaren rayting rekorlarini alt üst eden, bünyelerde adeta bagimlilik yaratan bu harika dizi hiç bitmesin istiyoruz.....

kenan evren

bugün 12 eylül cuntasinin diger generallerinden hayatta kalan sonuncusu olan tahsin sahinkaya ile birlikte yargilanmasina ankarada devam edilen darbeci. ancak her iki sanikta sorulara cevap vermeyi redderek, "bizi tarih yargilar", "bizi halk yargilar" gibi demagojik açiklamalarda bulundular.
evet, tarihin ve türkiye halklarinin vicdaninda zaten yargilandiniz. bir zamanlar caddelere, okullara, meydanlara verilen isimleriniz artik birer lanet gibi aniliyor ve bir bir kaldiriliyorlar verildikleri yerlerden. kalan 2 günlük ömrünüz belki bu sembolik yargilamanin sonunu görmeye bile yetmeyecek. ama 17 yasinda astirdiginiz erdal eren, ve "asmayalim da besleyelim mi? " diyerek mesrulastirdiginiz diger ölümler, iskenceler ve katliamlar için sanık sifatiyla bugün hesap veriyor oldugunuzu görmek bile o kadar sevindirici ki.. ne kadar ceza alip almayacaginiz, o cezayi çekip çekmeyeceginizin, buna ömrünüzün yetip yetmeyeceginin artik hiç bir önemi yok. zaten magdur ettikleriniz hiç bir zaman intikam pesinde kosmadilar.. onlar sadece adalet istediler...

(bkz: gizli sanık)

git gide aşık olmak

bir yolculuk esnasında olacağı kesin. sonra arkadaşlarınıza anlatırsınız.

" bayağı uzun bir yolculuktu.. birde bayram öncesi, yollar ana baba günü.. az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik.. bolu'yu, derken ankara'yi geçtik... işte böyle erzurum'a doğru yol alırken laf lafı açtı.. git gide aşık olduk..."

no gay no cry

escinsel oldugunu kabullenemeyip, ortalikta "ben full aktifim" diye gezinen bir gizli escinselin, tamda bu sebeplerle sevgilisi tarafindan terkedilmesinden sonra diline dolayacagi sarki olacaktir.

çocuğunun eşcinsel olduğunu kabullenen baba

bir şam babası değildir. gerçek babadır. sarılıp kokusu doya doya içe çekilecek babadır.

(bkz: baba kokusu)

ayı sözlük

ileride bir gün ünlü falan olursam söyle bir demeç yumurtlamama sebep olacak olan sözlüktür.
"bir sözlüge yazar oldum hayatim degisti"

20 kasım 2012 galatasaray manchester united maçı

goooooooooooooolllllll.....
buraktan müthis bir kafa gölü ve maç 1-0

israil

israil'in eski basbakanlarindan "beyrut kasabi" lakapli ariel sharon'un oglu gilad sharon, jarussalem post gazetesinde, "kesin sonuç gerekli" baslikli bir makale yazdi. makalesinde "gazze'de tas üstünde tas birakmamaliyiz. orayi dümdüz etmeliyiz. japonlar çabuk teslim olmadiklari için, amerikalilar hirosima ile durmadi, nagazaki'yide vurdu" diyerek, katliamci israil devletinin fasist politikacilarina akil verdi.

demekki bu gerizekali fasist, holocoust kurbani yahudi halkiyla degil, "kesin çözüm" önerileri yapan nazilerle empati yapiyor. yahudi olsaydim, böyle bir yavsakla ayni din den, ayni milliyetten oldugum için utanç duyardim. ellerinde sabra ve satilla kamplarinda katlettigi, çogunlugu kadin ve çocuk 3 bin filistininlinin kani olan babasi,
geçirdigi kalp krizi sonucu bitkisel hayata girmisti.simdi hayatini bir lahana olarak sürdürüyor. kendiside baska bir bitkisel yasam formu olan bir hiyar olarak babasinin oglu oldugunu gösteriyor.


20 kasım 2012 galatasaray manchester united maçı

2-1 galatasaray'in kazanacagini tahmin ettigim maçtir.
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah