iğrenç olmasına rağmen en az bir üç ay sürse keşke dediğim uyku hali. yazı yaşamak istemiyorum, güneşe küsmüş adanalı bir vampirim ben. kuzeye gönderin beni. kutup ışıkları altında öleyim.
drew barrymore ve adam sandler'ın ikinci ve en iyi filmleri. izlediğim en iyi romantik komedilerden biri.
hawaii'de geçiyor film. henry'nin bir restoranda tanıştığı lucy'ye aşık olması, ardından lucy'nin kısa dönem hafızasının olmadığını öğrenmesi ve onun her gününü unuttuğunu keşfetmesiyle gelişiyor. böylelikle henry pes etmeyerek her gün tekrar kazanmaya çalışıyor lucy'yi.
çaresizliği bu kadar tatlı anlatan başka bir film görmedim açıkçası. bazı yerlerinde üzse de kocaman bir gülümsemeyle hatırlıyorum bu filmi ben.
drew barrymore ve adam sandler'ın birlikte ilk filmi. 1998 yapımı klasik bir romantik komedi. nostalji olarak izlenmeli, parçaları dinlenmeli, içinizi ısıtmalı.
drew barrymore ve adam sandler ikilisinin the wedding singer ve 50 first dates'ten sonraki üçüncü filmi. filmde başkaları oynasa muhtemelen yerden yere vururdum, fakat o kadar tatlı bir çiftler ki içimden gelmiyor. evet klasik adam sandler şakaları, bazen komik olamayan absürt durumlar ve garip sahne geçişleri mevcut ama sıkılmadım. hatta mutlu oldum onları bir daha gördüğüm için. umarım dördüncü bir film çekerler ve çok daha kaliteli olur.
--- spoiler---
filmin sonunda the wedding singer'da do you really want to hurt me'yi söyleyen adam görünüyor, muhtemelen aynı karakter. tatlı bir cameo olmuş.
--- spoiler ---
barbara gordon* tarafından kurulan; black canary, huntress ve catwoman önderliğindeki kadın süper kahraman grubu. gelecekte dceu'da yer alacağı söylenmekte. filmde muhtemelen harley quinn'i de dahil ederler takıma.
dceu'da wonder woman'ı canlandıran oyuncu. diana'nın akdenizli egzotik havasını çok başarılı yansıtıyor. fanların kalbinde taht kurmuş durumda şu an, zeus'una kurban onun!
16 kasım 2017'de çıkacak filminden ilk görüntüler geldi. söyleyecek bir şey bulamıyorum, justice league animated izliyormuş gibi hissettim. evrenden rica ediyorum şu filmi izlemeden ölmeyeyim.
2014 meksika yapımı gey temalı bir drama filmi. aynı zaman diliminde eşcinselliği dört farklı nesil ile inceliyor: ergenliğe henüz girmiş bir çocuk, üniversitede kendini keşfeden iki arkadaş, otuz yaşlarında iş güç sahibi bir gey çift ve çoluğa, çocuğa karışmış yaşlı bir adam. kabul edilmek, aldatılmak, sevilmek, keşfetmek gibi birçok konuya parmak basıyor. gerçekçi bir havası var, çoğu gey temalı filmde olduğu gibi vıcık vıcık romantizme girmiyor. yine de ortak deneyimleriniz aklınıza geldikçe duygulanabileceğiniz sahneler mevcut. başarılı buldum ben, tavsiyedir. bir de izlediğim en gerçekçi seks sahnesine sahip, belirtmeden geçmeyeyim.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *