açık bir şekilde hakaret içeren entrysini uçurmamla birlikte ortalıkta gereksiz tepkiler veren yazar. beyni nasıl çalışıyor gerçekten anlamak istemiyorum. bir dile ruhsuz, sıfatsız veya soğuk demenin birbirinden farkı yok zira. hadi şimdi daha da çocuklaş bekliyorum.
soruya soruyla cevap vermek gibi olacak ama paket halinde alamıyor muyuz? samimiyetsiz ilişki kurallarından sıyrılmış hem dost hem fakbadi hem sevgili çok mu ütopik? ütopik ise dost ile sevgili olmak cevabım.
alttaki yazar, gelecek planlarından bahseder misin bize?
küçük yaşlarda valar sevgimi pekiştiren silmarillion kursları ile başlamış, beni melkor'un gazabından kurtarmış eğitimlerdir. sonraları ergenlikle birlikte farklı tanrılara yöneldim tabi. paladine ile başladı bu dragonlance'te. sonra forgotten realms'de lathender'a taktım bir süre. ama adana'da güneş tanrısına tapası gelmiyor insanın pek, onu da bıraktım o yüzden. şu sıralar sorgulamaktayım acaba yok mu bu tanrılar? yaratılması bu kadar kolay bir kavrama neden tapıyoruz acaba?
(bkz: fantastik edebiyatın dinleri çürütmesi)
jesse artık aktroll değil, güzel. saint of killers'ın sahnelerini cehenneme bağlamak da yaratıcı olmuş. en önemlisi de deblanc ve fiore'un aşırı tatlı bir gay couple olması. dizi muhtemelen sezon finaliyle birlikte ikinci sezonda toparlayacak. annville'den kurtuluyoruz sonunda.
2014 yapımı bir romantik komedi filmi. daha doğrusu seks ve fetişler hakkında bir komedi filmi. avustralya'da yaşayan orta halli beş çiftin cinselliklerinin hayatlarına ve ilişkilerine etkisini inceliyor. tecavüz, telefon sapıklığı, rol yapma, birini uyurken izleme ve biri ağlarken tahrik olma fantezilerine değiniyor bu çiftler üzerinden. ilginç bir film olmuş, benzerini görmemiştim daha önce.
kaçınılmazdır çünkü cinsiyetler vardır, ne yazık ki. ve küfürler çoğu zaman cinsiyet ve cinsellik üzerinde gelişir. dünyanın her yerinde böyle bu. yapmamız gereken küfürleri şekillendirmek yerine hedeflerimize aynı muameleyi yapmak bence. bir kadına küfrederken orospu, erkeğe küfrederken orospu çocuğu demek yerine eşit davranalım bu arkadaşlara. küfrettiğim hetero arkadaşlarım bu cinsiyetçi kelimeler kendilerine yönelince küçük çaplı bir kalp krizi geçiriyorlar genelde. kim bilir belki böyle biter tüm bu kargaşa.*
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *